“Savaş bitince senin için taze incirler toplayacağım
seninle kalacağım
seninle okuyacağım
ve seni güneşli hayranlığında öpeceğim
eğer bulutlar izin verirse..."
Yaşadığım semtin xxxx caddesi üzerindeki Migros'tan alışveriş yapıp, kasada sıra bekliyordum ki, kasiyerin su içmesine sinirlenen görevli kadın gelip "bir kere de şu kurallara uysan" diyerek kasiyere bağırdı. Merak edip neymiş o kural ? diye sordum utandığı yüzünden belli olan kasiyere, "su içmek" dedi. Gidip görevli kadına sayın köle sahibi dedim, çalışırken su içmeleri gerçekten yasak mı ? Bana müdürün talimatı olduğunu, iş aralarında içmeleri gerektiğini söyledi ve sonra mesela dedi, siz alışveriş yaparken pet şişeyi alıp içse önünüzde rahatsız olmaz mısınız ? Tabiki hayır dedim susadıysa bir kovayı bile kafaya dikebilir..
Kasada bekleyen müşterilere dönüp ( en az 10 kişi vardı) duyuyor musunuz dedim çalışırken su içmesi yasakmış ? Bir kişi bile umursamadı, bir ölüm sessizliği çöktü mağazaya, zaten köle sahibi meşruiyetini tam olarak bu istikrarlı sessizlikten türetmekteydi.
"Bu kültür başarısız oldu" diyerek derse başlayan Alman filozof geldi aklıma. O kültür başarısız olmuştu, bu kültür ise iflas etti..
Hegel’in en sevdiği Almanca sözcük aufheben sözcüğüydü. Aufheben aynı zamanda hem “saklamak” hem de “silmek” anlamına gelir. Bu zıtlığın birliği bana her zaman insanın ikiliğini anımsatıyor: Kendini yaratmak kendini yıkmakla eşdeğer.