•Dr. •Yeni Türk Edebiyatı -Bir duvarın arkasında gibi yaşıyorum. Şurası da var ki, bu duvarın freskleri, kabartmaları bazen çok güzelleşiyor. -Tanpınar
Nişantaşı’nda Orhan Pamuk’un aile apartmanının önündeki ağaç devrildi. Kıl payı yırttım. Bu travmanın tazminatı olarak kendisinden kahramanı ben olduğum 100 sayfalık bir novella bekliyorum.
İLK KEZ
📚 Orhan Pamuk'tan Ayşe Şasa'ya:
"Senin içine girdiğin, kendini evinde hissettiğin bütün bu konulara ben hâlâ eşikten ya da pencereden bakıyorsam bu benim kişiliğim yüzündendir: Bende sendeki cesaret ve işin içine atılma gücü yok."
Ayşe Şasa'nın terekesinden, çoğu ilk kez yayınlanan mektuplar...
@eray_saricam hazırlamış.
@ketebe'den👇
Başarı sevincinin tam ortasında “ekran görüntüsünü al da çık, başkaları da girsin” diyebilmek…
İslam ahlakı hakkı, karşı tarafa karşı sorumluluğumuz üzerinden kurar.
En mutlu anında bile insanı yalnızca kendisiyle meşgul etmeyen, başkasının hakkını hatırlatan bir ahlak.
Yolda otururken “yolun hakkı”nı gözetmeyi, akan bir nehir kenarında abdest alırken dahi suyu israf etmemeyi öğreten bir Peygamber’in (SAV) ümmetiyiz.
Müslüman, alacaklarından önce vereceklerini; kendisine ne yapılmadığından önce kendisinin ne yapması gerektiğini düşünen insandır. Bu küçük cümle bu yüzden çok kıymetli.🌿
Fatma Aliye Hanım'ın torunu Suna Selen'e aldatılmasıyla ilgili bir soru sorulunca bunu problem etmediğini, çünkü babasının annesini aldatmalarına şahit olarak bu duruma alıştığını söylüyor. Zaten baştan sona falsolarla, ortalamanın bile hayli altında soru kalitesi ve bilgisizliğiyle konuşan sunucu da “Osmanlı'dan hemen sonra olduğu için mi aldatması sorun teşkil etmiyor?” gibi sığ bir soru soruyor.
Bu tamamen ayrı bir tartışma konusu ama konuşma bana 1896'da yazılmış Muhadarat'ın şu satırlarını hatırlattı:
“Sizin eğlenmekte olduğunuzu öğrenmekliğimle indimdeki kadr ü itibarınıza halel gelmez, çünkü yalnız siz değilsiniz ya herkes eğleniyor. Yalnız haremi ile oturan kim var? Ben o kadar insafsız değilim fakat sizi yalancı görürsem işte o zaman indimde değeriniz azalır.”
Aradan bir yüzyılı aşkın zaman geçmiş, Osmanlı yerini Cumhuriyet'e bırakmış ve kadınlara sözde birçok açılım getirilmiş. Buna rağmen kendisini cesur ve feminist olarak tanımlayan, ailesine karşı gelerek önce ressam, sonra tiyatrocu olan bir kadının bile en nihayetinde bu konuda önceki kuşaklardan çok farklı bir yerde duramaması; erkek sadakatsizliğini aynı şekilde olağanlaştırması bana çok çarpıcı geldi.
Cumhuriyet'in ortasında bile yalnızca aynı aldatmalar değil; bunların olağan karşılanması da devam ediyorsa mesele pek de “Osmanlı'dan hemen sonra” olması değilmiş demek ki.
@EmelNalcacigilC Bence de 7/24 çalışma ve buna talip olma hâli çılgınlık hocam. Ama daha keyif aldığımız başka bir şey yok ki hep aynı yere dönüyoruz:)
Yarınlar yokmuşçasına makale yazarken gelecek hakem raporlarını ve yaz tatilini hesaba katmamışım. Dün aylardır uğraştığım bir çalışmayı (sürüne sürüne) teslim ettim. İnsan aylarca çalışınca zannediyor ki, yüzü gülecek; çalışmanın sonunda bir nefeslenecek.
Hayır, sadece Ağustos ayında hakemlerden aynı gün gelen iki makaleyi revize etmeli; kitap revizyonunu tamamlamalıyım. Evet, yaz tatilinde, çocuklarla ve evde😄
Bir de "house" da bana çok indirgemeci geldi. Yalı çoğu zaman "waterside mansion" diye tercüme ediliyor ama o da tam manayı karşılamıyor. Çünkü yalı sadece su kenarındaki bir konut tipi değil; Boğaziçi'ne özgü tarihsel, toplumsal ve kültürel manaları taşıyan bir mekân. Bazı kelimeler çevrilmektense olduğu gibi bırakılmalı. Once a yalı, always a yalı.
Aşk-ı Memnu'nun İngilizce bir çevirisi daha önce "Forbidden Love" ismiyle çevrimiçi olarak yayımlanmıştı: https://t.co/A0wrUeAB1w
Halid Ziya'yı Türkçe okurken bile zorlananlar varken onu İngilizceye çevirmek illaki zordur ama bu çevirinin bazı bölümleri bana fazla literal gelmişti. Umarım Penguin baskısı bu açıdan daha başarılı olmuştur.
Ama bence de kitabın adının çevirisi isabetli olmamış; hatta eksik olmuş. Çünkü Aşk-ı Memnu'nun sadece ismi bile romanın ahlakî ve toplumsal gerilimini daha en baştan okuyucuya verdiği için düzgün bir başlık, eserin ruhunu yabancı okura daha güçlü aktarabilirdi.
Üzerinde çalıştığınız makalenin/eserin bitiyor olmasında zalim bir ferahlık var.
Bitti zannederken bitmiyor. Üzerinden kaç kez geçiyorsun, bitmiyor. Dipnotları, kaynakçayı düzenliyorsun. Hâlâ bitmiyor.
İçerisinde "Alanla Yüz Yüze: Dinî Bir Grup Üzerine Araştırma Deneyiminden Notlar" başlıklı çalışmamın da yer aldığı, editörlüğünü kıymetli hocam Prof. Dr. Birsen Banu Okutan'ın üstlendiği kitap yayımlandı.
Başta editörümüz Prof. Dr. Birsen Banu Okutan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür eder, kitabın alana katkı sunmasını temenni ederim.🌿
Eşinizin yaratıcı bir işe girişmesinin en güzel tarafı böyle güzel hediyeler almak. Nazlı ve şürekası bu topraklardan ilham alan bir marka kurdular. Yolları açık olsun.
https://t.co/ztb5CLeijR
Bugün İsam'a gidecekken bir farklılık olsun diye Büyükada'daki Taş Mektep'e geldim. Koca kütüphanedeki tek kişi olmama sevinsem mi, üzülsem mi bilmiyorum ama çalışmak için İstanbul'daki en muhteşem kütüphanelerden biri😍