Zamanında dededen arsa, dükkân, ev kalmadığı için entelektüellikte ve sanatçılıkta sermayeye takılanlar. Herkesin bir dönem fark ettiği gerçeklerden biridir bu
Başaran Aksu’nun savunması:
“Bir direniş süreci yönetiyoruz.
Sabahatin Yıldız üç bakanlık huzurunda verdiği sözü tutmadı.
İşçilerin sorunu bir an önce çözülsün. Aileler geliyor çoluk çocuk Ankara’dalar. Bu paralara muhtaçlar.
Ben işçilerden yana devletin tutumunu, işçilerden yana bakanlıkların tutumunu, holdinglerin zenginleşmesini, halkın yoksullaşmasını işlemek zorundayım. Eğer bu suçsa ben bunu seri bir şekilde işledim.
Bizim bu irademiz cezalandırılmak isteniyor. Böyle bir şey için seve seve yatarım. Ömrümün 35 yılını gece gündüz işçi mücadelesine verdim. Eşim akademisyendir. Ailem hopada çaycıdır. Annem kanser hastasıdır. Ben bu hakikatın içerisinde kalktım buraya geldim. Şu an yaptığım işlerden onur duyarım.
Gökay Çakır’ın yargı dışı bırakılması lazım.
Cezalandırılması gerekecek birisi varsa benim. Halkı birleştiren, halkı bilinçlendiren bir davranış biçiminde oldum ömrüm boyunca. Asgari ücretin 28 bin lira olmasına, emekli ücretine ses çıkarmayan sarı sendikalar alkışlanacak, yatlarda katlarda ağırlanacak, işçilerle emekçilerle oturup kalkanlar cezalandırılacak…
Ben böyle bir seyin parçası olduğum için onur duyarm.”
Yakup Kadri’nin Yaban’ında bir yerde “İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa’dan yana olmaz?” diyordu. Bu çağda insan insan olur da nasıl maden işçisinden yana olmaz? Anlamıyorum. Depremde, yangında yardıma ilk çağrılan; dünyanın en çileli, en riskli işinin emekçi insanları bunlar.
Borges, “Bir insanın hayatı boyunca attığı adımlar onun otoportresidir” diyor. "Gerçekten öyle mi" diye sordum yürüyüşçü David Le Breton'a. Arjantinli üstadın doğumgünü (24 Ağustos 1899) münasebetiyle paylaşayım:
"Bu cümleyi çok seviyorum. İnsanın kökleri değil bacakları vardır. Hepimiz göçebeyiz. Yürüyen, ülke değiştiren, seyahat eden bireyleriz. Ama bu daha çok antropolojik bir söz. Politik olarak işler çoğu zaman tersi biçimde yürür. Toplumlar çoğu zaman göçebelerden korkar. Başka yerden gelenlerden, başka bir dini, dünya görüşünü taşıyanlardan korkar." #gelecekfikirler
Çocukluğumuzun kahramanı, Galatasaray’ı bize sevdiren adam…
Burdaki sosyal medya farelerine bakmayın, onun gibisi gelmedi gelmeyecek…
İnşallah hocalığında da yuvasına döner…
Bugün birçok alanın teori gibi davranmasının nedeni açıklama üretmeleri değil, duygulanım mobilize etmeleri. Psikoloji, tarih, sosyoloji, kimlik söylemleri vb. neden çok güçlü? Çünkü bunlar artık bilgi alanı değil, duygusal yönelim makineleri: mağduriyet üretir, öfke organize eder, aidiyet kurar, ahlaki pozisyon sunar. Yani teorinin yerini “duygulanım mimarisi” aldı. Bu yüzden günümüzde bir metnin gücü açıklayıcılığından çok, kişiyi bir pozisyona yerleştirme kapasitesinden gelir.
Güvenli alanda haddinden fazla kalmak güvensizliği tetikler.
Kaygıyla da olsa güvensiz addedilen dünyaya adım atmak güvende hissedebilmenin tek yoludur.
@eczozgurozel@gokhanyucel bAşkım site kitlenmiş yarın atcam para. Otobüsle giderken eğer önünüzü labutla(n)rla (Bu bir metafor aslında her anlamda) kapatmaya çalışan olursa benim attığım parayla yıkıp geçerken tamponun parası benden. 😉