Introducing Applied Electrodynamics.
What would the world look like if we could see beyond visible light, across the entire electromagnetic spectrum?
The way waves interact with matter, at every wavelength, encodes far more than just shape and color. It reveals internal structure, temperature, chemical composition, and more: a whole layer of the physical world that's invisible to us today.
That's what we're building at Applied Electrodynamics: the infrastructure to fully perceive the physical world.
WaveSight is the first piece of the puzzle. It brings radio frequencies into human perception, revealing the internal structure of objects behind opaque layers. Designed for construction crews, industrial inspectors, and security personnel.
See through walls: https://t.co/Fae9wad4oW
@hepdurgunsu Ben de 2007’de silkelenen öğrencilerden biriyim. İşin garibi ailelerimiz tazminatlarımızı “çatır çatır” öderken 15 Temmuz sonrası ilişiği kesilen askeri öğrencilerden tazminat talep edilmedi.
Merak edip google’ladım. Atatürk Anadolu Lisesi + ODTÜ çıktı altından. “Eski Türkiye”nin derdimizi bu kadar berrak anlatması pek şaşılacak şey değil ama bu kadar “görünür” olması 🤷🏼♂️
Türkiye'de son yıllarda bu kadar akıcı ve iyi İngilizce konuyu ifade edebilen, Türkiye'nin pozisyonunu anlatabilen bir diplomat/devlet görevlisine medyada denk geldiğimizi hatırlamıyorum. Çok güzel!
Yunan tarihinde Osmanlı/Türkiye hattına yönelik üç büyük hesap hatası ve kırılma noktası var ve zannediyorum şu an dördüncüsü yaşanıyor. Bu üç kırılmada da Yunan karar vericileri dış destek beklentisini fazla büyüttü. Başka aktörlere çok fazla güvenildi. Bugünkü tabloda da durum çok farklı görünmüyor.
Birincisi 1897 Savaşı’dır. Yunanlar bu savaşa Ατυχής πόλεμος, yani “talihsiz/uğursuz/bahtsız savaş”, yahut Μαύρο ’97, yani “Kara 97” derler. Zira Yunanistan, Girit meselesi üzerinden Osmanlı’yla savaşa girmiş fakat Teselya cephesinde ağır yenilgiye uğramıştır. Osmanlı ordusu Teselya’nın önemli kısmını işgal ederek Domokos hattına kadar ilerlemiş ve Atina yolu fiilen açılmıştır. Bu aşamada Büyük Güçlerin müdahalesiyle savaş durdurulmuş ve Osmanlı sahada kazanmasına rağmen Girit meselesinde stratejik sonucu engelleyememiştir. 1898’de Girit, Osmanlı hükümranlığı altında özerk hâle gelmiş, fiilen Osmanlı idaresinden kopmuş, 1913’te ise Yunanistan’a katılmıştır.
Bu süreçte Yunanistan askerî mağlubiyet yaşasa da hedeflediği sonuca, yani Girit’in özerkliğine yaklaşmış ve doğrudan toprak kaybetmemiştir. Bu nedenle 1897 yenilgisi Yunanistan’da 1922 veya 1974 ölçüsünde büyük bir iç hesaplaşmaya dönüşmemiştir.
İkinci ve çok daha büyük kırılma 1919-1922 Anadolu Seferi’dir. Yunanistan, Sevr sonrasında İzmir ve Batı Anadolu’daki varlığını kalıcılaştırabileceğini, hatta Megali İdea’nın Anadolu ayağını gerçekleştirebileceğini düşündü. Fakat herkesin bildiği üzere Yunan ordusunun Anadolu içlerine ilerleyişi Sakarya’da durduruldu ve 1922 Büyük Taarruzu sonrasında ise Yunan kuvvetleri Anadolu’dan tamamen çıkarıldı. Yunanlar buna Μικρασιατική Καταστροφή yani “Küçük Asya Felaketi” diyorlar.
Felaketin ardından “Altılar Davası” dedikleri hadise yaşandı. Eski başbakanlar Dimitrios Gounaris, Petros Protopapadakis ve Nikolaos Stratos; Dışişleri Bakanı Georgios Baltatzis; Harbiye/Askerî İşler Bakanı Nikolaos Theotokis ve Küçük Asya Harekâtı’nın son Başkomutanı Korgeneral Georgios Hatzianestis idama mahkûm edilerek kurşuna dizildi. Böylece Anadolu hesabı askerî yenilginin ötesine geçti ve Yunan iç siyasetinde kanlı bir hesaplaşmayla sonuçlandı. Yunanistan Yüksek Mahkemesi’nin 2010’da Altılar Davası mahkûmiyetlerini hukuken bozması da bu yargılamanın adaleti üzerindeki tartışmanın hâlen sürdüğünü göstermektedir.
Anadolu yenilgisi, Yunanistan’da uzun süreli bir rejim ve hükümet krizini de tetikledi. 1922-1936 arasında başbakanlar, kısa ömürlü kabineler, askerî müdahaleler, cumhuriyet-monarşi gerilimi ve darbeler birbirini izledi. Bazı çalışmalarda bu dönem için “26 büyük kabine değişikliği”nden söz edilir. Bu nedenle 1922, Yunanistan’da hem Megali İdea’nın Anadolu ayağını kapatan hem de iç siyasal düzeni uzun süre istikrarsızlaştıran kurucu bir travmaya dönüştü.
Üçüncü büyük kırılma 1974 Kıbrıs darbesi ve onu izleyen Türk müdahalesidir. Bu defa mesele Türkiye’ye karşı doğrudan başlatılmış bir savaş değil, Türkiye’nin müdahalesine zemin hazırlayan yanlış bir enosis hesabıydı. Yunan cuntasının fiilî lideri ve Askerî Polis şefi Tuğgeneral Dimitrios Ioannidis, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos III. Makarios’u devirmeye yöneldi. 15 Temmuz 1974’te ana karadan gelen Yunan subaylarının yönlendirdiği Kıbrıs Millî Muhafızları darbe yaptı. Makarios öldürülmek istendi ancak kaçmayı başardı. Darbe sonrasında eski EOKA mensubu, gazeteci ve milletvekili Nikos Sampson cumhurbaşkanı ilan edildi.
Bu hamle, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama anlamına gelen enosis çizgisini fiilen açtığı için Türkiye açısından müdahale gerekçesini güçlendirdi. Beş gün sonra, 20 Temmuz 1974’te Türkiye adaya asker çıkardı. Harekât, Yunanistan’daki Albaylar Cuntası’nın çöküşüne sebep oldu. Ioannidis ve diğer cunta mensupları 1975’te yargılandı ve Ioannidis müebbet hapse mahkûm edildi. Kıbrıs’ta ise darbenin vitrin ismi Nikos Sampson 1976’da 20 yıl hapis cezası aldı.
Bugün geldiğimiz noktada tekrar bir hesap hatası yapıldığı kanaatindeyim. Yunan karar vericileri kendilerini sürekli olarak Türkiye aleyhine alan genişleten, Türkiye’yi denizden kuşatmaya çalışan ve Türkiye’yi boğarak stratejik kazanım elde edebileceğini düşünen bir pozisyona yerleştirdikçe, Ankara’nın güvenlik reflekslerini hafife alıyorlar. Oysa Yunanistan’ın tarihsel tecrübesi, Türkiye’nin yaşamsal gördüğü alanlarda baskı ve çevreleme siyasetinin Atina’ya kalıcı üstünlük değil, çoğu zaman ağır bir stratejik geri tepme ürettiğini göstermekte.
Böyle bir geri tepmenin yaşanması, ki umarım işler bu noktaya gelmez, Yunanistan’da yeniden ağır bir siyasi ve hukuki hesaplaşma doğurabilir. Böyle bir tabloda Dendias başta olmak üzere bugünkü güvenlik ve savunma karar alıcılarının Yunan kamuoyu önünde hesap vermek zorunda kalması şaşırtıcı olmaz. Çünkü ne Fransa’yla kurulan savunma ilişkileri ne İsrail’le yakınlaşma ne de eldeki birkaç modern uçak; coğrafi derinlik, demografik ölçek ve millî savunma sanayii kapasitesi eksikliğinden doğan yapısal dezavantajları tek başına ortadan kaldırabilir. Atina'da yazan çizen bazı isimler çoğu zaman Rusya-Ukrayna örneğine bakıyor. Türkleri tıpkı Ukrayna'nın Ruslara yaptığı gibi durdurabileceğini düşünüyor. Batı ve İsrail desteğinin de sürekli olacağını sanıyorlar. Oysa bakılması gereken örnek bu değil. Mesela İran-ABD hattı gibi dosyalar daha gerçek şeyler söylüyor. Zira coğrafi avantajın, demografinin ve stratejik dayanıklılığın askerî denklemde ne kadar belirleyici olabileceğini daha açık biçimde göstermekte.
Keşke bütün bu hesaplamalar ve üçüncü aktörlere güvenip atılan adımlar yerine karşılıklı iş birliği arayışında olunsa ve biz bunları hiç konuşmuyor olsak.
Thanks for your critique, Janet. We actually tried a couple of episodes where House (Hugh Laurie) (please put the brackets in the right place) gets it right first time, but they were only 6 minutes long. NBC weren’t happy. Then we tried some where House never gets it right and the patient dies. The audience wasn’t happy.
One could apply your trenchant analysis to other art forms: JS Bach wrote 30 Goldberg variations on the same chord structure; Frida Kahlo painted 50 portraits of herself; Henry Moore, what??
The point is, or was, variations on a theme; if all you see is hospital, medical blah blah, then it wasn’t meant for you.
Nonetheless, I look forward to your first novel!
Tarihin doğru tarafında duran, ülkesini ve partisini tereddütsüz savunan önceki dönemlerde görev yapmış 221 milletvekilimize teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekillerimizden programı uygun olanları yarınki grup toplantımıza davet ediyorum.
@mustafabbozkurt Efenim iştigaliniz icabı kablolu aktarımı tercih etmeniz faydanıza olur. Bilhassa data upload (yayın veren) tarafta olduğunuzdan kablosuz düzenek lâyetezelzel bir altyapı sağlamaz.