Çocukken yaşadığımız bazı anlar vardır; o anlar geçip gider ama içimizde bir yerde sessizce büyür. Yıllar sonra korku olur, travma olur, fobi olur… ya da kimsenin görmediği sert kabuklara dönüşür. Benim hikayem de böyle bir yerden başlıyor.
Babam aşçıydı. Ben küçükken çoğu zaman başka şehirlerde çalışırdı. Evde vardık ama eksiktik. Akşam sofralarında bir sandalye hep boştu. Herkes için "normal" olan bu durum, benim için hiç normal değildi. Çocuk aklımla şunu düşünüyordum: "Bir baba neden çocuğunun büyümesini uzaktan izler?" Bunun bir kader değil, çözülebilecek bir sorun olması gerekiyordu. O yaşta bunu çözecek gücüm yoktu ama içimde ağır bir duygu vardı: eksiklik. Ve o eksiklik, beni erken yaşta düşünmeye zorladı.
Bilgisayarın her eve girmediği zamanlardı. Atari'de Mario oynardım. Oyun benim için sadece bir oyun değildi. Prensesin olduğu yeri ev gibi hayal ederdim. Mario ise babamdı. Engelleri aşan, düşen, tekrar kalkan ve sonunda eve ulaşmaya çalışan biri… Ben de süre tutardım. "Daha hızlı nasıl bitiririm?" diye düşünürdüm. Çünkü ne kadar hızlı biterse, Mario o kadar çabuk eve dönüyordu benim dünyamda. Bilinçaltım, zamana karşı yarışıyordu. Her engel, babamla aramıza giren bir mesafe gibiydi.
Ama oyun acımasızdı. Prenses kurtarıldığında her şey başa sarıyordu. Ne kadar çabalarsam çabalayayım, hikaye değişmiyordu. Rekorlarım birbirine yaklaştı, saniyeler önemsizleşti. Bir noktada şunu fark ettim: Daha hızlı olsam bile mutlu olmayacaktım. Çünkü sorun hızda değildi. Sorun, döngünün kendisindeydi. Oyunu oynamamak en kesin çözümdü belki ama bu, vazgeçmek demekti. Vazgeçemezdim. Çünkü bu oyun, benim babama ulaşma çabamdı.
Yıllar geçti, ortaokuldaydım. O dönem herkesin bağımlısı olduğu bir bilgisayar oyunu vardı. Ben de oynuyordum ama içimde bir huzursuzluk başlamıştı. Sürekli aynı tuşa basıyor, aynı yaratıkları öldürüyordum. Saatler geçiyor, hiçbir şey değişmiyordu. Tıpkı çocukluğumdaki gibi… Zaman akıyor ama sonuç aynı kalıyordu. Bir gün bir arkadaşım geldi ve oyunda benim yaptığım işleri otomatik yapan bir program kurdu. Bilgisayar başında durmama gerek kalmamıştı. Program benden daha hızlı, daha hatasız çalışıyordu.
İşte o an bir şey kırıldı içimde. Bu, sadece bir oyun hilesi değildi. Bu, yıllardır içimde taşıdığım sorunun ilk gerçek cevabıydı. İnsanların zamanını alan, onları sevdiklerinden uzaklaştıran işler otomatikleşebilirdi. Döngüler kırılabilirdi. Babamın evden uzak olmasının "kaçınılmaz" olmadığını o gün hissettim.
O günden sonra kararım netti: İnsanların zamanını çalan işlere çözüm üretecektim. İnsanlar çalışmak zorunda kalsın ama sevdiklerinden kopmasın diye. Benim çocukluğumda eksik kalan o sofralar başkalarının hayatında eksik kalmasın diye.
Yaşadığımız travmaları normalleştirip üzerini kapatabiliriz. Ya da onları sorgulayıp, bir gün çözebilme umuduyla yaşayabiliriz. Yöntemler değişir, imkanlar gelişir ama amaç aynı kalırsa insan yolunu kaybetmez.
Belki bugün seçtiğin amacın maddi karşılığı yok. Belki kimse anlamıyor. Ama bu dönemler geçici. Amacından vazgeçmeyenler için Güneş mutlaka bir gün doğar. Asıl soru şu: O Güneş doğduğunda, sen hala o yolda olacak mısın?
Dünya bazen fikirlere, bazen teknolojiye, bazen insana ihtiyaç duyar. Sıra sana geldiğinde hazır olacak mısın?
Yaşamın amacı, bir amacı yaşamaktır.
İnternet tarihinin en önemli olaylarından biri yaşanacak.
Bu güncellemeyle birlikte tüm sektörlerde büyük sıralama değişimleri yaşanabilir. Büyük fırsatlar kapıda.
AI agent tarafında son dönemde izlediğim en ilgi çekici Türkçe içeriklerden biri.
Armağan Amcalar @dashersw , bu videoda vibe coding yaklaşımıyla akıllı bir AI agent'ı sıfırdan geliştiriyor. Sadece fikir anlatmıyor; mimariyi, akışı ve pratik tarafı da gösteriyor.
Openserv girişimi de Web3 ve yapay zekayı harika bir şekilde monetize edilebilir hale getirmiş.
SKILLS,hooks,rules ve birçok agent özelliklerini de bu videoda bulabilirsiniz.
Agent geliştirme tarafını merak edenler baksın.
Linki aşağıya bırakıyorum.
Havaalanından video paylaşan wtcN, mahkeme kararıyla yurt dışı çıkış yasağı kaldırılmış olmasına rağmen yurt dışına çıkmasına izin verilmediğini söyledi.
"İşin garip yanlarından biri, pasaportumun falan iptal olduğunu söylüyorlar.."
@_shadowintel_ Context gerçekten hissedilecek kadar geniş olursa olabilir tabii. Bence his dediğimiz şey de, bir olay karşısında ne olacağını tam netleştiremesek bile bazı bağlantıları içten içe kurabilmek gibi bir şey.
1 haftadır Kick platformunda dolanıyorum, top yayıncıların çoğu kafayı sıyırmış.
Jahrein isimli yayıncı 10 bin kişinin izlediği bir yayında kasa açma sitesinin reklamını yapıyor, ardından da izlediği youtube platformundaki içerik üreticilerini linçletiyor, bunu neden milyon kişi izlemiş vs diyor,insanlara sponsor olmuş firmaları hedef göstererek "bunlara mı sponsor oluyorsunuz" tarzında saldırıyor. Seni izleyip kumarcı olsunlar değil mi?
Valla artık timeline'a girince insanın hevesi kaçıyor.
Daha ne olduğunu anlamadan model övenler, AI ile uydurma hikaye yazıp "motivasyon" diye paylaşanlar…
Bir yerden gördüğü uyduruk yöntemi alıp "ben buldum" gibi anlatanlar…
Bir de "hiçbir şey bilmeden bilmem kaç bin dolar para kazandım" diye övünen tayfa var, o ayrı bir seviye zaten.
İnsan diyor ki ben şimdi gerçekten işe yarayan bir şey paylaşsam,
ya bu gürültünün içinde kaybolacak
ya da biri alıp sündüre sündüre başka bir şeye çevirecek.
Böyle olunca da insanın içinden hiçbir şey paylaşmak gelmiyor açıkçası.
Ne zaman düzelir bilmiyorum…
Ama galiba millet bu tip şeylere prim vermeyi bırakmadan pek de düzelmeyecek gibi.