İşi gücü bırakıp çocuklarla uğraşmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Hiçbir kariyer haritası ebeveynlikten daha önemli değil. Çünkü şeytanın bu kadar şık giyinip nazik olduğu bir dönem yaşanmadı. Okul saldırısı da sadece bugünün meselesi değil. Narkozda geçen son yirmi yılın sonucu. Neler oldu neler biz uyuklarken!
Dijital okuma platformlarında popüler olmuş kitaplara bakın mesela. Çoğunda kötü çocuk ve ailesiyle arası bozulmuş mağdur kız var. Bu hikayelelerde kötülüğe meyilli, şeytani karakterler parlatıldı. Efendi, dürüst ve kendi halinde çocuklar sahnenin dışına itildi. Uyuşturucu kullanımı, cinsel şiddet ve sapkınlık dolu hikayeler çocukları zehirledi.
Sonra rap şarkıları yayıldı birden ortalığa. Notalardan yükselen uyuşturucu dumanı, nakarata yerleşen küfürler ve illegal yoldan para kazanma mesajı her yere yayıldı. Kaşarlı, kaltaklı ve buraya yazamayacağım daha birçok çirkin kelimeli senfonik anarşi, kadın düşmanlığını körükledi.
Utanma duygusunu etkisiz hale getirmek için sosyal medya araçları suç aleti olarak kullanıldı. Daha çok tanınmak, daha çok beğeni almak için “yapılmayanı yapmak” gerektiği zihinlere kazındı. Her türlü rezalete alkış tutan popüler kültür, anormali normalleştirdi. Evin perdeleri ardına kadar sıyrıldı, mahremiyet ve mahcubiyet ayıp sayıldı. Anadolu coğrafyasında bir erdem olarak görülen yüz kızarması, büyük bir zafiyet olarak algılandı.
Bu arada kişisel gelişim dalgasıyla sınırları aşmak, çerçevenin dışına çıkmak ve prangaları parçalamak özendirildi. Kurtlar “Sürüden ayrılın” pankartları taşıyarak gösteriler düzenledi. Çakallar özgürlük sloganları atarak şehre indi. Kibir, özgüven sosuna bandırılıp servis edildi. Tevazu, ezik sıfatıyla yerle bir edildi. Sonuçta özgüven zehirlenmesiyle herkese kin kusan bir gençlik peydahlandı.
Narsisizmle başlayan bu dalga nihilizm sahiline vurunca “anı yaşamak” moda oldu. Bu slogan gençleri geçmiş ve gelecekten kopararak tek bir anın içine hapsetti. Sonsuz bir hayatı içine sindiremeyenler, birkaç yıllık dünya hayatına bile katlanamayan zihinler ürettiler. “Anda kal” sloganı, yapılan eylemin gelecekte ne tür sonuçlar doğurabileceği düşüncesini öldürdü. Feraset hamasete yenildi. İtidal üzere yaşama fikri, “Just do it!” türünden sloganlarla yere serildi.
Özgürlük temalı kampanyalarda “Sen seçmedin!” sloganıyla bütün değerlerin yeniden değerlendirilmesi için gençlere ek tercih dönemi sunuldu. “Aileni, cinsiyetini, milliyetini, dinini sen seçmedin” diyerek gençlerin zihinlerinde soru işaretleri oluşturuldu. “Özgür olun, hiçbir dayatmayı kabul etmeyin” diye bağıranlar, gençlere kendi doğrularını dayattılar ama fark eden olmadı. Anormali hoş görmekle başlayan bu hikâye, normali hor görmeye kadar geldi.
Sonuç olarak kitapla, müzikle, sanatla, filmle çocuklarımızı dört bir yandan kuşattılar. Bize de çocuklarla ilgilenmeyelim diye sosyal medyada memleketi kurtarma rolü biçtiler.
Çocuğumuzu iyi yetiştirmek için harcamamız gereken zamanı, sosyal medyada ona buna laf yetiştirmek için harcadık. Boşa harcanmış zamanların faturaları birikince de toplum huzuruna haciz geldi işte.
4/1 Bright future Turkish engineers, first entrants to new Turkish - Japanese Science and Technology University, bet on '#Japan' factor for quality education, internship, overseas education and employment prospects. @turkjaponuniv https://t.co/W4lwx2uSb1 via @NikkeiAsia
Bir yatırımcı düşünün…
Elinde 1 milyon lirası var.
Bir gün TERA hissesine giriyor.
Hisse yükseliyor.
Biraz daha yükseliyor.
Sonra biraz daha…
Derken ekranda gördüğü rakam inanılmaz bir noktaya geliyor:
1 milyon TL, yaklaşık 21 milyon TL olmuş.
%2.099 getiri…
Bakınız, %2.099!
Bir insanın yıllarca çalışarak belki de hayatı boyunca biriktiremeyeceği bir para.
Ayda 50-60 bin TL maaşla çalışan birinin karşısında duran rakam artık sadece bir yatırım getirisi değil; hayatını değiştirebilecek bir servet.
Ev alınabilir.
Borçlar kapatılabilir.
Çocukların geleceği hazırlanabilir.
Belki çalışmayı bile bırakabilir.
Belki gerçekten emekli olabilir.
Ama insan zihninin garip bir tarafı vardır.
Kazandığına değil, daha ne kadar kazanabileceğine bakmaya başlar.
21 milyon TL artık ona büyük gelmemeye başlar.
Çünkü kafasında yeni bir hedef vardır:
“%10.000 olsun, öyle satarım. Sonra da emekli olurum.”
Bir zamanlar 1 milyon lirası olan adam, artık 21 milyon lirayı yeterli görmemektedir.
Çünkü açgözlülük paranın miktarıyla ilgili değildir.
İnsan zihninin sürekli “biraz daha” diyebilmesiyle ilgilidir.
Sonra gün gelir işler değişmeye başlar.
Fiyat geriler.
Önce önemsemez.
“Düzeltmedir.”
Biraz daha düşer.
“Buradan döner.”
Biraz daha…
“Nasıl olsa tekrar çıkar.”
Ama düşüş devam ettikçe artık hayallerin yerini endişe almaya başlar.
Bir zamanlar %10.000’i bekleyen adam şimdi telefonlara sarılır.
Birini arar:
“Ne olacak?”
Başkasını arar:
“Buradan çıkar mı?”
Bir başkasına sorar:
“Nasıl satabilirim?”
“Bekleyeyim mi?”
“Tekrar eski yerine gelir mi?”
Artık bütün gününü hisseyle ilgili bilgi arayarak geçirmeye başlar.
Bir zamanlar ekrana bakıp emeklilik hesabı yapan adam, şimdi aynı ekrana bakıp çıkış yolu arıyordur.
Ve hikâyenin en acı tarafı burada başlar.
Adamın cebinden 21 milyon TL çıkmamıştır.
Çünkü o 21 milyon TL hiçbir zaman cebine girmemiştir.
Ama zihni o parayı çoktan kendisinin kabul etmiştir.
Hayallerini ona göre kurmuştur.
Geleceğini ona göre planlamıştır.
Belki alacağı evi düşünmüştür.
Belki arabasını…
Belki artık çalışmayacağı günleri…
Bu yüzden ekrandaki rakam küçüldükçe yaşadığı acı, gerçek bir servet kaybı gibi hissettirmeye başlar.
Uyuyamaz.
Telefon sürekli elindedir.
Her fiyat hareketine bakar.
Her düşüşte kalbi biraz daha sıkışır.
Her gün yeni birilerini arar.
“Bir haber var mı?”
“Ne olacak?”
“Dönecek mi?”
Hayatın normal stresi yetmezmiş gibi bir de hiç harcamadığı, banka hesabında hiç görmediği milyonların stresini yaşamaya başlar.
Ve öyle bir noktaya gelir ki…
İnsan, eline hiçbir zaman geçmemiş bir paranın kaybının üzüntüsüyle hastanelik olur.
İşte piyasanın insana öğrettiği en pahalı derslerden biri budur:
Ekranda gördüğünüz servet ile cebinize koyduğunuz para aynı şey değildir.
Kâr etmek sadece doğru hisseyi bulmak değildir.
Kâr etmek;
nerede satacağını bilmek,
ne kadarının sana yeteceğini bilmek
ve en önemlisi,
“biraz daha” diyen açgözlülüğe nerede DUR diyeceğini bilmektir.
Çünkü bazen insan piyasada parasını kaybetmeden önce,
“YETER” deme yeteneğini kaybeder.
Ve unutmayın:
Kâğıt üzerinde herkes zengin olabilir.
Asıl servet,
masadan kalktığınızda cebinizde kalan paradır.
İyi bir haber:
Türkiye ekonomisi borca batmış değil, borçlanma kapasitesini henüz büyük ölçüde koruyan bir ekonomi. Dünya büyümeyi yüksek borç stokları üzerinden sürdürmeye çalışırken biz, doğru para ve maliye politikalarıyla kullanabilecek önemli bir bilanço avantajına sahipiz.
@Beach_Roy33 Bu anı canli yayında izlemiş ve şoka girmiştim. Televizyondaki sunucu carpma anını bir daha gösteriyorlar gibi birşey söylemişti. Canlı yayında olan bu olayı ancak bir kaç dakika geçtikten sonra idrak edebilmişlerdi.
İspanyol devlet televizyonu, PISA sonuçlarını verdiği haber bülteninde muhteşem bir kapanışa imza attı.
Kamera spikere döndüğünde önce bir sessizlik oldu. Sonra konuşmaya başladı:
Merak ettiniz değil mi? Sadece 6sn öylece durdum. Çok uzun geldi değil mi? Gözümüz devamlı ++
Bugün iki tane sorunumuz olduğunu düşünüyorum.
Bir tanesi, İslam'ın ehli sünnet adıyla bilinen, adeta altı şeritli otoban gibi geniş bir yol olan, ümmetin kahir ekseriyetini içine alan mezhebimizin müdafileri olduğunu düşünen bazı ilim adamlarının, tekfirde selefiliğe bile rahmet okutacak şekilde davranmalarıdır. Ehli sünneti savunma iddiası ile ehli sünnete muhalif olduğunu düşündükleri insanları tekfir ederek, tekfir kelimesini kullanacak kadar özgüvenli olmalarıdır. Kıymetli dostlar ehli sünnet savunulmaz yaşanır. Yaşarsanız yaşatırsınız. Bu yol bizim hafsalamızın almayacağı kadar geniştir. Elbette sınırları vardır fakat bu sınırlar her önümüze geleni dışarı itecek kadar bizim keyfimize ve kıt anlayışımıza kalmamıştır.
İkincisi de genç hocaların üst kuşaklarından devraldıkları geçmiş meseleler üzerine tartışmalar çıkarması, bu tartışmalarda bel altı-bel üstü her türlü kavgayı mübah saymalarıdır. Bu kavgalarında ayetleri, hadisleri, selefin muhterem alimlerinin değerlendirmelerini sırf tartışmada haklı çıkmanın şehvetiyle zemin ve zaman gözetmeksizin muhataplarının üstlerine fırtlatmalarıdır. Müslüman gençliğin geleceği açısından ümit kırıcı bu yaklaşım. Postmodern zamanlarda nasıl müslümanca yaşayacağız ve yaşatacağızı dert etmek yerine asırlar öncesinde tartışılmış, katlanıp bir köşeye kaldırılmış, bugün de bir karşılığı olmayan konuların ısıtılıp tekrardan gündeme getirilmesi beyhude uğraşlardır. Bilhassa genç hocalar kesinlikle böyle olmamalılar. Ondan sonra niye bu durumdayız diye dertleniyoruz. Yeni meselelere kafa yormak ve çözüm üretmek yürek ve cesarat isteyen işlerdir. Geçmişin konforlu tartışmalarını yeniden yeniden gündeme getirmek ise sadece keyif alanıdır.
Herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi, muhasebesini ve murakabesini de ona göre yapması lazım.
20 milyon takipçili Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın twitini @x 1 saatte sadece 86 bin alakasız kişiye gösteriyor, dolayısıyla RT sayısı 20 milyonda 1k’ya ancak ulaşıyor! BU SANSÜRÜ NE ZAMAN REİSE RAPORLAYACAKSINIZ? BU X’e NE ZAMAN HAD BİLDİRECEKSİNİZ? @UABakanligi
Kamu Diplomasisinde Bir Başarı Hikâyesi: Türk Dizileri 📺
Hikâyesi bitmeyecek bir coğrafyada yaşıyoruz…
RTÜK olarak sektörümüzle iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğiz.
Geçtiğimiz günlerde Bursa çevreyolunda karşılaştığım bu kamuflajlı otomobillerin hangi modelin öncülü olduğunu uzun bir araştırmadan sonra buldum. Sonuca ben de şaşırdım.
Tahmini olan var mı?
RTÜK Medyametre 2025 Araştırmamız, toplumumuzun medya kullanım alışkanlıklarına ilişkin önemli veriler ortaya koyuyor.
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer sonucu ise katılımcıların yüzde 28,1’inin yani yaklaşık her 4 kişiden bir kişinin medya kullanırken zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğini söylemesi.
Bu bu veriyi özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz açısından önemsiyoruz.
RTÜK olarak; medya okuryazarlığı çalışmalarımızı güçlendirmeye, Akıllı İşaretlerle ailelerimize rehberlik etmeye ve Çocuk Dostu Yapımları desteklemeye devam edeceğiz.
Çocuklarımızı ekranların olumsuz etkilerinden korurken, bilinçli ve güvenli medya kullanım kültürünü yaygınlaştırmayı sürdüreceğiz.
Medyametre 2025 Medya Kullanım Alışkanlıkları Araştırmamıza göre;
Televizyon, güvenilir haber alma kaynakları arasında 1. sırada yer alıyor.
26 ilimizde, 20 bin 200 vatandaşımızla yüz yüze ve dört dönem hâlinde gerçekleştirdiğimiz araştırma, televizyonun toplumumuzun haber alma alışkanlıklarındaki güçlü konumunu koruduğunu ortaya koyuyor.
Vatandaşlarımızı dezenformatif bilgilere karşı doğru ve güvenilir haberle buluşturan geleneksel medyamızı desteklemeye; sorumlu ve güvenilir yayıncılık anlayışını güçlendirmeye devam edeceğiz.
Süleymancılar olarak bilinen yapının Almanya Köln'de yapılan merkezinin maliyeti açık kaynaklardaki bilgiye göre 70 milyon avro.
Kamuoyundaki yaygın iddia, Alman devletinin gizli şekilde bu devasa tesisin inşaatına ciddi maddi destek sağladığı yönünde.
Sözüm ona İslami çalışmalar yapan bir yapının Almanya gibi bir ülkede böyle bir tesis yapabilmesi sizce de şaşırtıcı değil midir?
Tarihlerinde Müslümanlarla hiçbir birlikteliği olmayan ayrıca fitneden başka bir şeye hizmet etmeyen bu yapının asıl amacı nedir?
Bu arada fetö ile dirsek temaslarına dair emareleri de hayret etmeden izlemekteyiz. Meğer birbirine rakip ve bağlantısı yokmuş gibi bildiğimiz bu yapılar flört halindeymiş!
Yapının beynine ev sahipliği yapacak olan Almanya bu kıyağın karşılığında neler almaktadır/alacaktır?
Bu yapı devletimizin aleyhine de faaliyetlerde bulunmakta mıdır?
Merak ettim doğrusu.
@TC_icisleri@TC_Disisleri
Avrupa Yayın Birliği EBU, kadın sporcuların kamera açılarında aşırı cinselleştirmeye yol açmadan nasıl sergileneceğine dair resmi yönergeler yayınladı.
https://t.co/JBJg8NZOnq
U.S. President Donald Trump:
"Senator Lindsey Graham, one of the greatest people and Senators I have ever known, is dead! He was always working, and was a true American Patriot. Lindsey will be greatly missed!!! DETAILS AND ARRANGEMENTS TO FOLLOW. So sad!President DONALD J. TRUMP".
Anne babalar için çocuklarının büyüme yolculuğuna eşlik etmek ne kadar paha biçilemezse, çocuklar için de bir ailenin parçası olmak o kadar eşsizdir.
Bu farkındalıkla evlatlarımıza koruyucu aile olan her bir vatandaşımız, değerlerimizi geleceğe taşıyan gönül elçilerimizdir.
Aile hikâyelerimizi çoğaltan ve çocuklarımıza gönlünü açan tüm koruyucu ailelerimize minnettarız.
30 Haziran Koruyucu Aile Günü'nü içtenlikle kutluyorum.
#KoruyucuAilem