KADİM VAKFI VE KÜLÜNKOĞLU AİLE DERNEĞİNDEN “KUVÂY-I AİLE KONGRESİ”
“Aileyi İhya Etmek, Geleceği İnşa Etmektir.”
Toplumun temel taşı olan aile kurumunun güçlendirilmesi, milli ve manevi değerlerin gelecek nesillere aktarılması ve güçlü aile bilincinin yeniden ihyası amacıyla Kadim Vakfı ile Külünkoğlu Aile Derneği iş birliğinde “Kuvây-ı Aile Kongresi” düzenlenmektedir.
2 Ağustos 2025 Pazar günü saat 12.00’de Kütahya Kadim Konağı’nda gerçekleştirilecek kongrede; akademisyenler, eğitimciler, sosyologlar, araştırmacılar ve yazarlar aile kurumunun karşı karşıya bulunduğu güncel sorunları, çözüm önerilerini ve geleceğe yönelik vizyonu farklı yönleriyle ele alacaktır.
Kongrede; aileyi ayakta tutan değerler, neslin korunması, eğitim, kültürel miras, toplumsal dayanışma ve medeniyet perspektifinde aile konusu kapsamlı biçimde değerlendirilecektir.
Kuvây-ı Aile Kongresi yalnızca bir günlük bir program değil; Türkiye’nin farklı şehirlerinde devam edecek “Büyük Aile Kurultayı” hareketinin ilk adımıdır. Kütahya’nın ardından Diyarbakır, Muğla, Rize, Şanlıurfa, Sivas, Kayseri, Konya ve diğer illerimizde de benzer kongrelerin düzenlenmesi planlanmaktadır.
Kadim Vakfı ve Külünkoğlu Aile Derneği olarak hedefimiz; aileyi yeniden toplumun merkezine alan, birlik ve beraberliği güçlendiren, köklü medeniyet değerlerimizi yaşatan kalıcı bir aile hareketi oluşturmaktır.
Bu vesileyle başta Külünkoğlu ailesi mensupları olmak üzere, aile kurumuna değer veren tüm vatandaşlarımızı eşleri ve çocuklarıyla birlikte Kuvây-ı Aile Kongresi’ne davet ediyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Kadim Vakfı
Külünkoğlu Aile Derneği
@arif_kulunk@caydercay@klkiso@mkulunk@muratokcu32@mustafaonsay@KadimVakfi@anadoluajansi
11 Temmuz 2026’dan 7 Eki.m 2023’ten 11 Temmuz 1995’e…
Hüzünlerimizle Merhaba…
Bugün, Avrupa’nın tam ortasında yaşanan ve insanlık tarihine kara bir leke olarak kazınan Srebrenica Soykırımı’nın yıl dönümündeyiz.
Tıpkı son üç yıldır Gazze’de yaşanan yıkım ve kitlesel sivil ölümleri katliam ve soykırım karşısında dünyanın büyük bölümünün sessiz kalması gibi, Srebrenica’da da insanlık, göz göre göre işlenen bir felakete sessiz kaldı.
Hani sürekli dillendiriyorlar ya;
İnsan hakları…
Hukukun üstünlüğü…
Eşitlik…
Demokrasi…
İnanç özgürlüğü…
Unutulmasın…
11 Temmuz 1995’te, Avrupa’nın orta yerinde, Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenica’da dünyanın gözleri önünde bir soykırım yaşandı. Binlerce Boşnak Müslüman kardeşimiz canımız sistematik biçimde katledilirken, uluslararası toplum bu trajediyi engellemedi.
Sessizliğiyle ise insanlığın vicdanında derin bir yara bıraktı.
İşte bu nedenle bugün şu soruyu sormak zorundayız:
Avrupa’nın orta yerinde yaşanan bu insanlık suçuna sessiz kalan Batı kimdir?
Son dönemde kamuoyuna yansıyan ve uluslararası düzeyde geniş tartışmalara neden olan Epstein dosyaları, Batı’nın ta kendisidir
Batı uygarlığı;
Epstein’dır, Srebrenica’dır, Gazze’dir.
Hâlâ İslam dünyasını ve Türkiye’yi yalnızca Batı merkezli bir perspektifle okumaya çalışanlar…
Özellikle dindarlık kisvesi altında Batı uygarlığının Truva atı olan FETÖ yapılanmasını anlayamayan, görmezden gelen veya koruyanlar…
Kalemleriyle ve söylemleriyle Türkiye’ye hâlâ Batı uygarlığının değerleri üzerinden rol biçmeye çalışanlar…
11 Temmuz 1995 sizin için gerçekten ne ifade ediyor?
Ne acıdır ki son iki yüzyılda; insan hakları, demokrasi ve özgürlük söylemlerinin arkasına sığınılarak kültürel soykırımlardan işgallere, sömürgecilikten kitlesel katliamlara kadar sayısız insanlık suçu işlendi.
Artık bu gerçeği görmeli;
Aklımızla, vicdanımızla ve medeniyet iddiamızla bu barbarlığa karşı ahlaki bir duruş geliştirmeli; insanı merkeze alan yeni bir dünya tasavvurunu konuşmak ve yaşamak zorundayız.
Aksi hâlde yeryüzü; savaşları, işgalleri ve insanlığın ortak değerlerini hiçe sayan küresel güç mücadelelerinin içerisinde yaşanmaz bir cehenneme dönüşecektir.
Bugün, uluslararası mahkemeler tarafından soykırım olarak hükme bağlanan Srebrenica Soykırımı’nın yıl dönümüdür.
Gazze’de son yıllarda yaşanan ağır sivil kayıplar katliamlar ve yıkımlar uluslararası hukuk ve insan hakları bakımından birçok devlet, uluslararası kuruluş ve hukukçu tarafından soykırım olduğu açıkça ilan edilmiş ve tarihe kayıt düşülmüştür
GAZZEDE OLAN SOYKIRIMDIR.
Bugün kendimize şu soruları sormalıyız:
Unutmamak mı?
Unutturmamak mı?
Hatırlamak mı?
Hatırlatmak mı?
Bizim cevabımız nettir:
Unutmayacağız.
Unutturmayacağız.
Hatırlayacağız.
Hatırlatacağız.
Srebrenica’yı…
Epstein’ı…
Gazze’yi…
🕊️ 11 Temmuz – Srebrenica
🦋 Mavi kelebekleri takip etmeye devam edeceğiz…
Ve Aliya İzzetbegoviç’in hafızalara kazınan şu sözünü asla unutmayacağız:
“Ne yaparsanız yapın, soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”
— Aliya İzzetbegoviç
EPSTEIN SİYONİZMİ ODAKLI BATI UYGARLIĞI VE KÜRESEL DAYATMALARI KARŞISINDA TÜRKİYE’NİN SORUMLULUĞU
Epstein Siyonizminin insanlığa dayattığı; LGBT merkezli politikalar, ailenin çökertilmesi, kadın ve erkek cinsiyetinin tasfiye edilmesi, Lut Kavmi’nin ötesine geçen sapkınlıkların küresel ölçekte normalleştirilerek devletlere ve toplumlara yaşam tarzı olarak dayatılması karşısında, Türkiye’deki siyasal muhafazakârlığa şu soruyu sormak zorundayız:
Gerçekten biz, Hazreti Âdem ve eşinden başlayıp kıyamete kadar devam edecek insan neslinin hukukunu koruma noktasında kararlı mıyız?
Kur’an-ı Kerim’de yasaklanmış ve insanlığın büyük hangi anlayış hangi inanç olursa olsun büyük kısmı tarafından ahlaksızlık olarak bilinen ve de kabul edilmeyen sapkınlıkların; insanımızı, değerlerimizi, ailemizi, nesillerimizi ve milletimizi çürütmek amacıyla yürütülen saldırılar karşısında, medeniyet değerlerimiz ve insanlığın ortak ahlak temelinde insan ve toplum inşa etme iradesine sahip miyiz?
Epstein Siyonizmi ve onun temsil ettiği küresel güç odaklarının; eşcinsellik, ensest, pedofili ve zoofili gibi sapkınlıkları ve de insan soyuna açılmış savaşı normalleştirmek amacıyla yürüttüğü çalışmalar ve sahip oldukları finansal ve siyasi güç aracılığıyla milletleri sosyolojik olarak çökertme ve devletleri çökertme girişimleri karşısında, bizler Anadolu’nun değerleri be insanlığın ahlak odaklı değerli temelinde parlamentomuzda güçlü bir irade ortaya koymak zorundayız?
ÇÜNKÜ SIYASAL MUHAFAZAKÂRLIĞIN İKTİDARA YÜRÜYÜŞ SÜRECİNDE BESLENDİĞİ ANA KAYNAK; ANADOLU DİNDARLIĞININ ŞEKİLLENDİRDİĞİ AHLAK MERKEZLİ, AİLE MERKEZLİ VE İNSAN MERKEZLİ DEĞERLER DÜNYASIDIR
BUGÜN YAŞADIĞIMIZ BİRÇOK SOSYAL, KÜLTÜREL VE AHLAKİ TARTIŞMANIN MERKEZİNDE DE BU DEĞERLERDEN UZAKLAŞMA SORUNU BULUNMAKTADIR.
GÜÇLÜ BİR TOPLUM, GÜÇLÜ BİR EKONOMİ VE GÜÇLÜ BİR DEVLET ANCAK SAĞLAM BİR AHLAKİ ZEMİN ÜZERİNDE YÜKSELEBİLİR.
ANADOLU’NUN MAYASINDA BULUNAN VİCDANI, MERHAMETİ, ADALETİ VE DAYANIŞMAYI YENİDEN HATIRLAMAK; GELECEĞİ İNŞA ETMENİN EN ÖNEMLİ ŞARTLARINDAN BİRİDİR.
Yıllarca bu ülkede “Camiler açık” denilerek milletin değerleri aşındırıldı, itibarsızlaştırıldı ve toplumun manevi temelleri zayıflatıldı.
Bugün ise siyasal muhafazakârlığın en güçlü olduğu dönemde, gençlerin cinsiyet değiştirme süreçlerine mevcut hukuk düzeni içerisinde kolay erişebilmesi ve eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bazı sivil toplum kuruluşlarının yurt dışından aldıkları desteklerle ülkemizde yürüttükleri faaliyetler karşısında yeterli farkındalığa ve irade koyma gücüne sahibiz.
Hiç kimse kusura bakmasın.
Malazgirt demek, Çanakkale demek, Çaldıran demek, Kuvâ-yi Milliye demek; önce insanın hukukunu, aileyi ve milletin değerlerini korumak demektir.
Bir taraftan bu büyük tarihî mirası ve medeniyet iddiasını dile getirirken, diğer taraftan aileyi korumaya yönelik düzenlemelerin ve LGBT ile ilgili yasa tekliflerinin sürekli ertelenmesini izlemek ciddi bir çelişkidir.
Olmuyor beyler, olmuyor.
Bir yanlışın içerisindeyiz.
Hayvanların itlafı için yasal düzenlemeler yapılırken gösterilen hassasiyet ve kararlılık, insanın yaratılış cinsiyetinin yok edilmesine yönelik cinsiyet değiştirme adı altındaki yürütülen süreç insanı yaşarken yok etmek değil mi?
İnsanın yaratılış hukukunun ve ailenin korunmasına yönelik düzenlemeler söz konusu olduğunda neden aynı ölçüde irade kararlılığı ortaya konulamıyor?
Biz insanı yaşat ki devlet yaşasın ruhu ile insan ve toplum ve devlet anlayışımız inşa etmiş bir tarihin çocuklarıyız
Oysa bugün adı geçen bu sapkınlıklar ve dayatmalar üzerinden insanımız yaşar kem çürütmek ve de yaşarken tüketilmek isteniyor
Ve bugün devletin gücü üzerinden demokrasi adı altında hukukun üstünlüğü adı altında ülkemiz sosyolojik olarak çöküşe götürülmek isteniyor fark etmeyecek miyiz.
Psikolog Hüseyin Kaçın, “Devletin yapması gereken ilk iş trans ameliyatlarını engellemektir. Her trans ameliyatı devlet eliyle işlenen cinayettir” diyor.
Çok şükür.
Hakikat, insanın dünyasını damlaya damlaya deryaya çevirir. Söylediklerimizdeki ihlas, aklımızdaki idrak ve zekânın dinamizmiyle varlık arasında kurulan ilişkinin adresi, yazmak…
Üç kitaptan oluşan “Velev Kâne Yüz Seksen” serisi, akıllarınızda var olmak üzere 📌online kitapçılarda ve 📌raflardaki yerini aldı.
İnsanımıza, milletimize ülkemiz ve insanlığa faydalı olması duasıyla…
KÜLÜNKOĞLU AİLESİ.
KÜLÜNKOĞLU ailesi, Anadolu’da yaklaşık 20’ye yakın ilde, 30’a yakın farklı soyadıyla yaşayan; tarihsel olarak bu topraklarda yaklaşık bin yıldır varlığını sürdüren, hanif bir Türk ailesidir.
Kökleri çınar ağacı gibi derinlere uzanan, kimliğini hanif olmak üzerine inşa eden ve bu değerlere güçlü bir şekilde bağlı olan KÜLÜNKOĞLU ailesi; bu anlayışı hem hisseden hem de yaşatan bir yapıya sahiptir.
Aile, dernek çatısı altında; Allah’a karşı, kendi ailesine karşı, milletine, devletine ve tüm insanlığa karşı sorumluluklarını yerine getirmek amacıyla, klasik dernek faaliyetlerinin ötesine geçen, sosyolojik ve tarihsel değeri olan çalışmalar ortaya koymaktadır.
Bu çalışmalardan biri de; ailenin ve genel anlamda insanlığın karşı karşıya kaldığı küresel tehdit ve tehlikelerin tespiti ile bu problemlere çözüm üretme amacı taşıyan **“Kök Aile Güçlü Toplum Çalıştayı”**dır.
12 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen bu çalıştayda; münevverler ile aile mensupları bir araya gelmiş, 18 yaşındaki bir genç ile 78 yaşındaki bir büyüğün aynı masa etrafında buluştuğu; problemlerin tespiti ve çözümüne yönelik ortak aklın üretildiği kıymetli bir istişare zemini oluşturulmuştur.
Katılımcılar, birbirlerinin tecrübelerinden ve fikirlerinden beslenerek; hem mevcut sorunları analiz etmiş hem de çözüm yollarına dair fikirler geliştirmiştir.
Bu çalıştayın sonuç bildirgesi, Türkiye’deki tüm ailelere ışık tutma; aynı zamanda siyaset kurumuna ve devlete katkı sağlama amacı taşıyan, son derece kıymetli bir metin olarak ortaya çıkmıştır.
Söz konusu bildirgeyi, takdirlerinize sunarız.
@tcbestepe@RTErdogan@TBMMresmi@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@MA_FatihErbakan@rprefahpartisi@SaadetPartisi@tugvaTR@Ulku_Ocaklari@ulkucuresmitc@tcailesosyal@csbgovtr@ufukcoskunn@HuseyinLikoglu@MilatGazete@dilsadklnk@dirilispostasi@tcmeb@milliyet@mttborgtr@arif_kulunk@caydercay@klkiso@hsnklnk@ResulKlnk08@mkulunk
https://t.co/CWDEY6H2jG
Güne Merhaba.
Kahraman milletimiz, basiret ve feraset sahibi olduğu için, ülkesinin içinden geçtiği zorluklara rağmen onu daha büyük zorluklara sürüklememek adına –hani derler ya, kimi zaman kan kusup kızılcık şerbeti içmek misali
sabretmiş ve tahammül göstermiştir tarihin her döneminde
Yeter ki vatanımız, milletimiz ve devletimiz dimdik ayakta dursun diyerek geleceği gören, dirayetli bir duruş sergilemiştir sergilemektedir
Güne Merhaba.
Teknofaşizmin laboratuvar ülkesi: Çin
Çin’de dijital diktatörlüğün test çalışmaları yapılıyor. Küresel ölçekte sermayeyi kontrol eden ve teknoloji üzerinden egemenliklerini kuran aklın, Çin’de yürüttüğü bu laboratuvar çalışmalarını iyi tanımak zorundayız.
Bir müddet sonra, tüm dünyaya;
aklın ve zekânın tasfiye edildiği,
insanın yaratılışından gelen özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığı,
biyolojik olarak insanın cinsiyetsizleştirildiği ve zombileştirildiği
bir modeli dayatacaklar.
Şimdi buraya bir not düşelim:
Karayolları Trafik Kanunu, Meclis’te.
Trafik kazaları olmaması için elbette tedbirler,
ve trafikte gerçekleşen ve maalesef kabul edilmesi güç olaylar hepimizin canını sıkıyor
Ancak alınacak önleyici tedbirler, acaba Çin’de dayatılan sosyal kredi sisteminin ipuçlarını mı taşıyor?
Bu kanun teklifini hazırlayan İçişleri Bakanlığı, teknokratlar ve siyasi erk, konuyu bir de bu perspektiften değerlendirmelidir.
Çünkü “iklim sözleşmeleri” adı altında küresel ölçekte yürütülen politikalar, iklim değişikliği yalanı üzerinden topraklarımızı insana faydalı olamayacak hâle getirmeyi hedefliyor.
Hayatın merkezinde olan hayvanlar âlemi, bu yalanla yok edilmek isteniyor.
Bununla birlikte “sentetik insan”ın ve “sentetik hayat”ın esas alındığı bir model dayatılıyor.
Hanif Türk insanına ve yaratılmış her şeye düşmanlık besleyen bu şeytani aklın hedeflerine teslim olunmamalıdır.
https://t.co/YhSxgp4ssA
ÇOK DİKKAT
Suriye’de Esad’ın devrilmesinin ve Şara’nın Suriye halkı ile birlikte yönetimi çok net bir şekilde gösteriyor ki; , Siyonist-Evanjelist blokun planı bozulmuştur.
Büyük İsrail hayali peşinde koşan, küresel ölçekte insanlığı tüketmek isteyen bu akıl, Suriye’de ellerinde patlayan bir senaryonun sancısını yaşamaktadır.
Tebliğ ettik.
İklim Kanunu, milletimizin itirazlarına rağmen parlamentoda kabul edildi.
Yani bu, bir inatlaşmanın eseridir.
Teknik olarak,
kamu bürokratlarının merkezde olduğu, uyum sağlamış bir kısım STK’nın kanaat bildirme adı altında kanun teklifinin hazırlanmasında yer aldığı bir model ile hazırlanan bir teklif söz konusudur.
Ancak köydeki çiftçiden hayvancılıkla uğraşanlara, şehirdeki vatandaşlarımıza; velhasıl hayatın bütününü ilgilendiren bu kanun, milletimizle konuşulmadan, apar topar;
İsrail’in İran’a saldırısı sürecinde ve dünyanın başka bir şey konuştuğu bir dönemde, bir anlamda Leman dergisinin alçakça saldırısı ve provokatörlüğünün tartışıldığı bir süreçte Meclis’ten geçirilmiştir.
Şimdi ne olacağını hep beraber göreceğiz.
Soruyoruz: Bu kanun kime, nasıl bir kazanç sağlıyor?
Türkiye’de bu kanundan kazananın halkımız olmayacağı kesin; çünkü ek yükler getirecek, kazanan yine sermaye olacaktır.
Küresel ölçekte bu kanun ile kaybeden ülkemiz Türkiye’dir; peki kazanan hangi küresel güçtür?
Gazze’de soykırım yapan güç mü kazanmıştır?
LGBT ile insanı çürütüp aileyi çökertmek isteyen güç mü kazanmıştır?
Sanayide,Tarımda,
özellikle hayvancılıkta “karbon salınımı çok” diyerek bu ülkeyi dipsiz bir uçuruma sürüklemeye çalışmanın anlamı var mı?
İklim yasası, bu vatanın her gelişim hamlesinin önüne takoz koymaktır.
Türkiye mi iklim değişikliğinin sebebi olmuştur?
Sorumlu olmadığımız bir konuda bu küresel dayatmaya “evet” demenin ne anlamı vardır?
İstanbul Sözleşmesi Meclis’ten geçtikten sonra sekiz yıl boyunca bu memleketin evlatları, bu kanunun şemsiyesi altında emperyalizmin taşeron örgütü olan LGBT örgütlerinin operasyonlarına kurban gittiler.
O gün, o yasa teklifine Meclis’te “evet” diyen herkes bu sorumluluğun paydaşı haline geldi.
Şimdi de ısrar ediliyor; Dünya Bankası, 3 milyar dolar kredi verecek.
Umarım bu kredi uğruna iklim sözleşmesinin şartlarının yerine getirilmesi istenmiyordur.
3 milyar dolar üzerinden bu memleketin iradesine ipotek koyma riski vardır.
Küresel ölçekte hiçbir sorumluluğumuzun olmadığı iklim değişikliği yalanının arkasına saklanarak dünyayı tek tipleştirmek isteyenlerin, “uluslararası sözleşme” diyerek dayattığı Paris İklim Sözleşmesi’ne eklemlenecek olan içerdeki İklim Kanunu’nun, ülkemizin hayatında ve insanlarımızın yaşamında nasıl etkileri olacağını hep beraber göreceğiz.
Şimdi sırada yapay et dayatması mı gelecek?
Yapay et dayatmasının zeminini hazırlamak için şap salgını tartışmaları başlatarak köylerde hayvancılığın öldürülmesi mi hedeflenecek?
Bir müddet sonra bu milletin evlatları koyun eti, inek eti, tavuk eti yiyemez hale mi getirilecek?
Beraberinde bu milletin attığı her adımda “gaz salınımı” adı altında ek vergiler mi konulacak?
Havaya karbon salınması için izin alınması mı gerekecek?
Tekelleşmiş karbon şirketleri kimler olacak?
Biz tebliğ ettik; Allah da şahittir, milletimiz de şahittir.
İstiyoruz ki milletimizin ve gençlerimizin geleceği ile devletimiz, bu tür dayatmalarla ipotek altına alınmasın.
Bu sorumluluğu üstlenenler şunu unutmasınlar ki tarih sayfaları hiçbir şeyi unutmaz ve zamanı geldiğinde önümüze koyar.
TARİHE NOT.
Bu nasıl bir ısrar?!
Tüm tepkilere rağmen geri çekilen İklim Kanunu tekrar Meclis'te.
Bölgemiz ateş çemberi altında ve tüm ülkeler teyakkuz halindeyken İklim Kanunu bir oldubittiye mi getirilmeye çalışılıyor?
Bir önceki teklifte olduğu gibi bu teklifte de, "Her ilde vali başkanlığında, İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu oluşturulacak. İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından Emisyon Ticaret Sistemi kurulacak, karbon piyasası kurulu oluşturulacak.
Teklif, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler, bu Kanun doğrultusunda kamu
yararı gözetilerek alınacak tedbirlere ve düzenlemelere süresinde uymakla ve bunları
uygulamakla yükümlüdür" diyor.
Bu yükümlülüğün şartları nelerdir?
Ayrıca, kurulacak ETS(Emisyon Ticaret Sistemi) ile ne tür cezalar kesilecek? Bu cezaların toplumsal karşılığı hesap edildi mi?
Bu türden bazı sorulara cevap verilmeden bu konuda gösterilen ısrara dikkat etmek zorundayız.
Dikkat!
Güne Merhaba,
Topyekûn el ele vererek, bireysel ve toplumsal anlamda yaşanan sosyolojik çöküşü durdurmak ve yerine sosyolojik barışı inşa edecek model ve modeller üzerine çözümlemeler ile pratikler üretmek zorundayız.
Merak ediyoruz:
Bu konularda üniversitelerin en çok konuşması gereken zaman dilimindeyiz.
Yapılacak sempozyumlar araştırma çalışmaları konferanslar ve üretilen sonuçların raporlanarak siyasete ve kamu yönetimine aktarılması noktasında daha aktif olmaları gerekmiyor mu?
Sivil toplum kuruluşları,toplumun temel meselelerine çözüm arayan ve bu çözüm arayışlarını siyaset üzerinde yapıcı baskıya dönüştüren bir refleks geliştirmelidir.
Aynı şekilde, çalışmaların merkezinde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da çok daha proaktif bir rol üstlenmelidir.
ŞİMDİ.
Tanrı’yı kıyamete zorlayanların en stratejik hedeflerinden birisi insanı, aileyi, toplumu, milleti ve devletleri kaosa sürüklemektir.
Bu kaosa sürükleme sürecinde kullandıkları en stratejik yöntemlerden birisi haram psikolojisi, haram sosyoloji ve haram ekonomisidir!
Bu anlamda ülkemizde son yıllarda sıkça yaşanan yasa dışı bahis ve kumar bağımlılığının yaygınlaşması Tanrı’yı kıyamette zorlayanların ülkemizde bireyi, milleti ve devleti çökertmek, kaosta tutmak, toplumu bunalıma itmek ve aşağı çekmek için kullandıkları en stratejik yöntemlerdir.
Peki!
Birey ve toplum yapısı, sanal bahis, kumar ve uyuşturucu üzerinden çürürken bu işlerden para kazananlar ve çıkar amaçlı siyaset yapanlar kara para üretme modellemesi ile ne yapmak istiyorlar?
Kime hizmet ediyorlar?
📌Siyasetin gündeminde bu hayati konular neden yok ya da cılız sesler çıkıyor?
📌Siyasi konumlarını ya da siyasetten elde ettikleri gücü çıkar amaçlı suç yapılanmaları oluşturma ve kullanma yolunda sarf edenler yaşanan sosyal çürümenin farkında değiller mi acaba?
Kamu bürokrasisi neyi ve kimi bekliyor, atılan adımlar yeterli mi?
Reşit olmayan çocuklara hesap açtırmalar, borçlandırmalar yetmiyor, yabancı şirket ya da markalar Oyun Görünümlü Kumar için sürekli reklam yapıyorlar.
Çocuklarımızı ve gençlerimizi 'oyun' adı altında yıllardır kumara teşvik ediyorlar, aileler dağılıyor…
Milli Piyango mobil uygulaması üzerinden şans oyunlarının yanında artık slot oyunlar oynatılıyor.
Her cepte bir kumarhane var. Borç batağına düşenler, boşananlar, çaresiz aile bireyleri, kaybedilen gencecik fidanlar.
Farkında mısınız!
Sanal bahis ve kumar ile gençlerimizi, geleceğimizi ve değerlerimizi kaybediyoruz.
📌Siyaset kurumu neden umarsız. Sanal bahis ve kumar bağımlılığı sadece illegal olunca mı sorun teşkil ediyor?
Bu suskunluk ve vurdumduymazlık kabul edilemez.
Siyaset kurumu acilen düzenleme yapmalı, erişim engelleri getirmeli ve bilinçlendirme çalışmaları yürütmelidir.
Hayırlı Sabahlar.
Netanyahu’yu harekete geçiren aklın hedefinde, nüfusun azaltılması var. 2019’da bir COVID denemesi yaptılar; bütün dünyayı eve kapatmak istediler.
Bununla beraber dijitale geçişi hızlandırmayı amaçladılar.
Dijital dönüşümle, yapay zeka üzerinden tüm dünyayı birbirine benzetmek istiyorlar.
Bugün kitap fuarında bir profesör hocamızla karşılaştık.
Bu konular üzerine sohbet ettik.
Yıllar önce Kuzey Irak seyahatimde, daha sonra Bosna-Hersek’e gittiğimde ve diğer bazı ülkelere yaptığım ziyaretlerde, üniversitelerin önünde durup öğrencileri gözlemlemiştim. Örneğin, Duhok Üniversitesi’nin önündeki öğrencilerin giyim tarzına, davranış biçimlerine, kullandıkları ayakkabı ve pantolonlara dikkatle baktım. Saraybosna Üniversitesi’nin kapısında durup öğrencileri izledim.
Daha sonra New York’a baktım.
Uzun süre Avrupa’da görevli olduğum dönemde, parti görevlisi olarak gittiğimde, oradaki üniversitelerin önünde yine aynı şekilde gözlem yaptım.
İnanılmaz bir benzeşme vardı. Ve bugün, dünya öyle bir noktaya doğru götürülmek isteniyor ki…
Netanyahu üzerinden Gazze’de soykırım yaptıran bu akıl, dünyayı tek tipleştirmek istiyor. Saç tipinden çorap giyme biçimine, yeme içme kültüründen gezme, eğlenme ve okuma kültürüne kadar her şeyi standartlaştırmak istiyor. Dünyadaki farklılıkların tamamını ortadan kaldırıp, herkesi birbirine benzetmeye çalışıyorlar.
Hayırlı sabahlar.
İran dağılırsa sıra Rusya ve Türkiye’ye gelir.
Unutulmasın Siyonist İsrail’in arka aklında hedef Türkiye’dir.
Yakın tarihi bu topraklardaki varlığımızın ilelebet payidar olma hedefine yönelik olarak karşı karşıya kaldığımız tehditleri anlama noktasında iki noktayı merkeze koymak gerek
Bu iki noktada kim nasıl tavır koymuş?
Bu iki noktada ortaya koydukları tavır insanların nerede durduklarını ifade eder
1-Türkiye ile Rusya’yı savaştırmak isteyenler ve Türkiye ile Rusya’yı sürekli karşı karşıya getirmek isteyenlere dikkat ediniz
2-Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmek isteyen ve sürekli Türkiye’de tek başına sadece ve sadece Şia ve İran düşmanlığı üzerinden hareket edenler.
Yakın tarihte Ukrayna Rusya Savaşı’nda Türkiye’yi Ukrayna’nın yanında Rusya’nın karşısına dikmek isteyenleri unutmayınız
Yakın zamanda Rus uçağının düşürülmesi üzerinden Türkiye ile Rusya’yı savaşın eşiğine getirmek isteyenleri unutmayınız.
İçeride hala bunu anlamamak için tek başına İran düşmanlığı odaklı Şia düşmanlığı odaklı, bir anlamda İsrail’in işine yarayacak psikolojik operasyon çekenlere dikkat ediniz
📌Şayet 15 Temmuz'da istediklerini elde etselerdi Türkiye'yi İran'a saldırtacaklardı. Bugün de İsrail saldırısının akabinde İran'da "rejimi" değiştirebilirseler İran'ı Türkiye'ye saldırtacaklar.
İran'ın siyonistlerin kontrolüne geçmesine karşı çıkmak Türkiye'yi savunmaktır.📌
Hayırlı sabahlar.
Bugün insan ve insanlığın meselelerini karşılıklı istişare ederek cuma vaktinde buluştuğumuz camilerde birbirimize selam verip paylaşma dayanışma bir ve beraber olma günüdür
Ve düşünme daha çok düşünme günüdür .
❗️4 Yıl Kaybetmek Lüksümüz Yok!
Gençlerimizi yönlendirelim!
Bugün artık açık yüreklilikle konuşmamız gerekiyor:
Anadolu liselerinde 4 yıl boyunca hiçbir pratik beceri kazanmadan 18 yaşına gelen gençlerimiz, üniversiteyi de kazanamadıklarında sokakta, kafede, sosyal medyada “kayıp bir nesil” olarak savruluyor.
Ne meslek, ne iş, ne umut…
Üstelik bu 4 yıl yalnızca gençlerimizden değil, ailesinden de zaman, emek ve ciddi ekonomik kaynaklar çalıyor.
Hiçbir beceri kazandırmayan bu süreç, ülke ekonomisi için de atıl bir yatırım haline geliyor.
Gençlerimiz hayata hazırlanmak yerine, yıllarca erteleniyor.
Oysa meslek liselerimizde okuyan bir öğrencimiz, 9. sınıftan itibaren hem eğitimini alıyor, hem iş dünyasının tam içinde staj yapıyor.
Sektörü tanıyor, kariyerini planlıyor, asgari ücretin %30’unu alıyor, sigortalanıyor ve aynı zamanda ailesinin bütçesine katkı sunuyor.
İşte gerçek hayatla temas böyle kurulur!
Sayın Bakanımız Prof. Dr. Yusuf Tekin’in önclüğünde başlatılan Mesleki Teknik Ortaokullar projesi bu açıdan tarihi bir adımdır.
Sayın Bakanımıza çok teşekkür ediyoruz ve milletimizin iradesinin yanında olduğunu bilmesini isteriz bu konuda
Çocuklarımız erken yaşta beceriyle tanışacak, kendini tanıyacak, yolunu çizecek.
Bu vizyoner hamle için Sayın Bakanımıza yürekten teşekkür ediyorum.
Unutmayalım:
Mesleki ve Teknik Eğitim sadece gençlerimizin değil, ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel geleceğiyle doğrudan bağlantılıdır.
Nüfus politikamızdan üretim kapasitemize kadar her alanda nitelikli insan gücüne ihtiyacımız var.
Ve çok önemli bir gerçek:
Bugün birçok üniversite Avrupa Birliği tarafından tanınmazken, mesleki teknik eğitimde alınan meslek belgeleri Avrupa’da geçerlidir.
Bu belgelerle gençlerimiz Avrupa standartlarında iş bulabilmektedir.
Bir ülke, gençliğini üretimden, beceriden koparırsa geleceğini inşa edemez.
Anadolu liseleri artık her öğrenci için doğru adres değildir.
Lütfen gerçekleri görelim.
📢 Meslek Liseleri sadece bir okul değil, bir hayat okulu.
📢 Mesleki Eğitim, geleceğimizi yeniden inşa etmenin en sağlam yoludur.
📢 Bu ülkenin kalifiye, üretken, özgüvenli gençlere ihtiyacı var.
Bu konuda tüm velilerimize, eğitimcilerimize ve karar vericilere çağrımızdır:
Artık meslek liselerine farklı gözle bakma, çocuklarımızı yetenekleri doğrultusunda yönlendirme vaktidir.
🇹🇷 Gelecek, üreten gençlerin omzunda yükselecek.
Bir kez daha şapkamızı önümüze koyup düşünmek mecburiyetindeyiz; hiç kimsenin iletişim noktasında özgürlüğü yok!
Halen kullandığımız iletişim kanallarından
İran’ı bombalayanlara, Gazze'yi yok etmek isteyenlere gönüllü biçimde bilgi transferi sağlandığı tüm gerçekleriyle yeniden ayyuka çıktı.
Siyonist Evangelist çete, ücretsiz görünümlü altyapılarının sermayesi olarak dünya halklarını kullandığını yeniden tescilledi.
📌Kaynaklarımızı betona harcamak yerine çok hızlı bir şekilde yapay zekâ ve dijital devrim üzerinden, özellikle bilgi-iletişim teknolojileri alanında ülkemizi güçlendirecek adımlar atmalıyız.
📌Ve bu başlıklardan biri de sosyal medya platformları olmalı.
📌Şu an kullandığımız bütün mecraların güvensiz olduğu tümüyle açık!
✅O zaman bize ait olan ne varsa çok daha kaliteli hale getirmek zorundayız. Bize ait ne varsa...