Onur Öncü: "Başaran Aksu, cezaevinde süresiz açlık grevine başladı. Bir sendikacı açlık grevine girdi, DİSK ve TÜRK-İŞ sessiz. isim bile anmıyorlar. Utanmazlıklarını her fırsatta haykırarak hatırlatabiliriz."
Yani Adli Yıl başladı. Eşzamanlı olarak Eski TCMB başkanı Hafize Gaye Erkan'ın Bodrum'daki tatil sitesinde terör estirdiğini öğrendik. Komşuları şikayetçi olmuşlar. Erkan sitede yaşayanları "Ben Maliye Bakanı olacağım İçişleri Bakanı olacağım sizi içeri attırırım" diye tehdit ediyormuş.
Erkan devlet mekanizmasının içinde bulunmuş görev yapmış birisi. Görev süresince bakanların keyfi olarak insanları tutuklatabildiğine dair izlennim edindi herhalde ki böyle ifadeler kullanmakta beis görmedi.
AKP Hükümeti kamuoyunu aydınlatmalıdır!
📌Şu ana dek kamuoyu ile paylaşılan, Ankara'daki Pakistan büyükelçisinin de teyit ettiği üzere, Mekke İttifak Anlaşması'na ilişkin tek belge, bir sayfalık bildiriden ibarettir. Anlaşmanın askeri, teknik ve kurumsal yönlerini düzenleyen başka bir metin var mıdır?
📌Zira bu anlaşma, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan ilgilendiren, NATO'nun 5. Maddesi benzeri bir ittifak hükmü içermektedir. Buna rağmen, Anayasa'nın 90. maddesinin açık hükmüne aykırı olarak TBMM'ye getirilmemiş ve onaylanmamıştır. Bu, başlı başına anayasal bir ihlaldir.
📌Anlaşma metninde komiteler, sekretarya gibi hiçbir kurumsal yapıya dair hüküm bulunmamaktadır. Bu alt birimlerin hangi maddelere dayanarak kurulduğu sorusu belirsizdir. Tek bir uluslararası metin içinde bu denli kurumsal ve hukuksal belirsizliğin varlığı, anlaşmanın ciddiyetini de tartışmalı hale getirmektedir.
📌TBMM onayı olmaksızın anlaşmayı kurumsallaştırma çabası, Türkiye'nin imzalayacağı gelecekteki uluslararası anlaşmaların onay süreçlerini sakatlayacak bir yöntemin önünü açmakta ve iktidarın keyfî uygulamalarını dış politikaya taşımaktadır. Bu, iç politikada devam eden hukuksuzluk pratiğinin, dış ilişkilere sirayet etmesi anlamına gelir ve hukukun üstünlüğünü zedeleyen yeni bir aşamadır.
📌TBMM tarafından onaylanmamış, Resmî Gazete'de yayımlanmamış bir anlaşma metni uyarınca, bu metin yürürlüğe girmiş gibi İstanbul'da bir alt komite toplantısı icra edilmesi hukuka açıkça aykırıdır.
📌Uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri, bir anlaşmanın bağlayıcılığına ilişkin usul kurallarıdır. Bu metin, eğer uluslararası bir anlaşma niteliğindeyse, Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilmesi zorunludur. Ne var ki, bugüne kadar böyle bir tescil işlemi yapıldığına dair herhangi bir kamu kaydı bulunmamaktadır. Bu durum, anlaşmanın hukuki varlığına yönelik temel soru işaretlerini daha da derinleştirmektedir.
📌İttifak anlaşmaları, devletlerin güvenliklerini karşılıklı olarak birbirine kefil kılan metinlerdir. Bu anlaşma ile Türkiye'nin güvenliği, tedricen Ortadoğu'daki gelişmelere endekslenmekte ve dolayısıyla Türkiye, bölgesel çatışmaların doğrudan bir tarafı haline getirilme riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.
📌Anlaşmanın hiçbir maddesinde, Türkiye'nin bu taahhüt karşılığında somut olarak ne kazanacağına dair bir açıklık yoktur. Stratejik belirsizlik, diplomaside güvenlik açığıdır.
📌Türkiye'nin yönünü değiştirmek isteyen iktidarın, izlediği siyasetin bir uzantısı olan bu anlaşmaya ve zihniyetine, bu millet izin vermeyecektir. Gizli taahhütlere, geleceğimizi ipotek altına alacak her türlü girişime karşı olduğumuzu açıkça beyan ediyoruz.
📌Türkiye Cumhuriyeti, şahsi tercihlerin veya kısa vadeli hesapların oyuncağı olamaz ve olmayacaktır.
KKTC'DEKİ FACİANIN NEDENLERİNE IŞIK TUTAN BİLGİLER...
Okyanusta uzakyol vardiya zabitliği yapmış eski bir denizci olarak, Girne açıklarında Filo Jet katamaranının alabora olmasını büyük bir üzüntü ve öfkeyle takip ediyorum…
Çünkü bu facia, denizcilik kurallarının çiğnendiği, göz göre göre gelen bir felakettir.
"High Speed Craft" (Yüksek Hızlı Gemi) sınıfı tekneler, klasik tek gövdeli ağır gemilerden çok farklı çalışır; Suyu kolayca yaran iki ince paralel gövde sayesinde sürtünmeyi minimuma indirip 35-40 knot gibi yüksek süratlere ulaşırlar. Su Jeti (Waterjet) Sistemi ile çalıştığından Pervane veya dümenleri yoktur. Suyu dipten emip arkadan yüksek basınçla püskürterek ilerlerler.
Bu teknoloji sakin denizde avantajlı olsa da fırtınalı denizde zaafiyeti büyüktür. Klasik bir gemi yalpalasa da omurgası sayesinde kendini doğrultabilir. Katamaranlar ise geniş yapıları nedeniyle kritik bir yatma açısını geçtiler mi alabora olurlar ve bir daha asla düzelemezler.
Dalgalı denizde kıç taraf havaya kalktığında su jetleri hava emer (ventilasyon), itme gücü aniden biter ve gemi dalgaların kucağında kontrolsüz kalır. Bu günde bu olmuştur. Denize açılma kararı köprü üstü mantığıyla tamamen hatalıdır…
KKTC de bir gün önce fırtına vardı, fırtınanın bitmesi demek denizin düzeldiği anlamına gelmez; fırtınadan kalan o sinsi ve yüksek enerjili "ölü dalgalar" (swell) devam eder, 3-3.5 metrelik bu dalgalarda hızlı bir katamaranı seyre kaldırmak felakete davetiyedir ve böyle de olmuştur, baş taraftaki kapaklar patlamış içeri su dolmuş, gemi hızla alabora olmuştur.
Ancak buradaki en büyük skandal sadece kaptanın kararı değildir. Bu kaza, KKTC'deki liman denetimlerinin, gemilerin tam kontrolünün ve denize elverişlilik (seaworthiness) süreçlerinin neredeyse sıfır, yani tamamen işlevsiz olduğunu açıkça gözler önüne sermiştir. Uluslararası standartlarda titizlikle yapılması gereken sörveyler ve hava muhalefeti kontrolleri KKTC'de layığıyla uygulanmamıştır.
Eğer uygulansaydı 26 yaşındaki bu yorgun jet gemisinin limandan çıkışına asla izin verilmezdi.
Suçluların bir an önce adalete hesap vermesi en büyük arzumdur ama sadece gemi personelinin değil, kimin hatası varsa…
Son olarak;
Yüksek Denizcilik Fakültesinde öğretilen ilk şey şudur:
“Deniz şakaya gelmez; kuralları hiçe sayan sisteme bedelini er ya da geç canla ödetir."
Bilin istedim…
(Cem Aykut)
If you have a Gmail account, you need to read this.
Google's AI now scans your emails and attachments, bank statements, tax files, medical letters, all of it. It turned on by default, and there's a class-action lawsuit over how.
Here are 5 moves to shut it off, the switch is hidden in two places:
1. The Main Switch
This is the main setting Google shows you, but it's not the only one.
Gmail (Desktop):
⚙️ Settings → See all settings → Smart features and personalization → Uncheck "Turn on smart features in Gmail, Chat, and Meet" → Save Changes.
2. The Hidden Switch
Turning off the first setting isn't enough. Most people stop there.
On the same settings page: Google Workspace smart features → Manage Workspace smart feature settings → Turn off both checkboxes → Save.
Both settings need to be turned off.
3. Your Phone
The settings don't always sync between devices, so check the Gmail app separately.
Gmail app → Menu (☰) → Settings → Select your account → Turn off "Smart features and personalization" → Confirm.
4. Delete Gemini History
If you've used Gemini before, your chats may be saved, and some could be reviewed by humans.
Go to https://t.co/L7GOsTS1wM
→ Turn off Gemini Apps Activity → Delete Activity → All Time.
This removes your past Gemini chat history and stops future conversations from being saved.
5. Move Sensitive Emails
Turning off Gmail's smart features helps, but for truly private emails, consider using a separate service.
For medical, legal, or financial emails, use a free Tuta Mail account. It offers end-to-end encryption and doesn't use AI to scan your emails.
Keep Gmail for newsletters, promotions, and less sensitive messages - if you must.
More: https://t.co/WypCappyfa
SORAYA...
13 yaşındaki İranlı Soraya, küçük suçlardan sabıkalı 20 yaşındaki Ghorban Ali ile evlendirilir. 23 yıl süren evliliğinde yedi çocuğu olur. Kocasının dayaklarından dolayı iki bebeği de ölü doğar.
İran’da 1979 yılında İslam Devrimi ile her şey değişir.
Komşu kasabada gardiyan olarak çalışan Ghorban Ali, orada 14 yaşındaki bir kıza göz koyar. Soraya'yı boşamak ister ve nafaka vermemek için onu sadakatsizlikle suçlar ve yalancı tanıklar ayarlar.
Çocukluk arkadaşı Firuze'nin ölümünden sonra Soraya, Firuze’nin ortada kalan kocası Haşim ve çocuklarına ev işlerinde yardım etmeye başlar. Hain planı için bu durumu kullanan Ali, karısının onu Haşim’le aldattığını ileri sürer ve kısa süre içerisinde bunu küçük kasabada yayar.
Ali daha sonra Haşim’i tehdit ederek yalan söylemesini ister; çünkü hükmün gerçekleşmesi için 4 erkek şahide ihtiyaç vardır. Bunlar da bir şekilde bulunur ve Soraya’nın babası Morteza Ramazani de toplum baskısına boyun eğerek recm cezasını onaylar.
35 yaşındaki Soraya, 15 Ağustos 1986 tarihinde şeriat hükümlerine göre recm ile kurban edilir.
Soraya’ya son sözleri sorulduğunda verdiği yanıt şu olur:
“Bunu nasıl yapabilirsiniz? Sizler benim dostum, arkadaşlarımsınız. Birlikte aynı sofraya oturduk, aynı yemekten yedik. Sen benim babamdın, sizler benim oğullarımdınız, sen benim kocamdın!
Bunu bana nasıl yapabildiniz? Bunu herhangi bir insana nasıl yapabiliyorsunuz?”
Ağlamayacağına söz veren Soraya’ya ilk taş darbesi babasından gelir...
Daha sonra sırasıyla oğullarının ve kocasının, ardından da salyaları akan halkın attığı taşlarla katledilir.
Recm cezasının uygulanmaması için çaresizce çırpınan Soraya'nın halası Zahra, bu olayı tüm dünyaya duyuracağına dair kendisine söz verir. Katliam sonrası İran asıllı Fransalı yazar Freidoune Sahebjam'a anlattıkları yazar tarafından kitaplaştırılır. Bu gerçek yaşam öyküsü 2008 yılında beyaz perdeye "Soraya'yı Taşlamak" adıyla aktarılır..😥😥🙏🙏💖💖
______________________________ #Alıntı
Cehennem; insan yüreğinde sevginin
bittiği yerdir!..
__________________ #DOSTOYEVSKİ
Erkan Mumcu, hatırlamıyor olabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esad devrilmeden üç hafta önce ona görüşme ve normalleşme çağrısı yapmış ve el uzatmıştı.
İşte, Erdoğan’ın sözleri:
“Hâlâ Esad ile görüşmeyi umuyorum. Çünkü Suriye ile Türkiye arasındaki terör yapılarını yok etmemiz gerekiyor. Suriye’de adil ve kalıcı bir barışın temeli var. Bunu sağlamak için atılacak adımlar net ve açıktır. Normalleşme için Suriye tarafına elimizi uzattık. Bu normalleşmenin Suriye topraklarında barış ve huzurun kapılarını açacağına inanıyoruz.”
https://t.co/3DCA3EpY3H…
Bu yol var bu yol…
Aklıma ne geldi:
Yenifoça’da yazlığı olan pek çok Alman vatandaşı vardır. Eskiden daha fazla imiş şimdi tek tük..
Yıllar önce Foçalı yerel bir gazeteciyle konuşurken demişti ki; “Almanya’da yaşayan Türkler yazlık alınca Almanya’daki konu komşularına tavsiye ederlermiş. O zaman fiyatlar da ucuz. O komşular “biz de alalım yazları Türkiye’de tatil yapalım” deyip gelip Yenifoça’da ev bakmaya başlamışlar. Fakat bir uyanık emlakçı Almanları şimdi otoban oldu ama o yıllarda toz toprak olan Yenifoça’ya giriş yolu fabrikalar yolundan değil, dolandırıp bu iki Foça arası muhteşem sahil yolundan dolaştırıp evleri gösterince Almanlar bayılmış ve birer ikişer ev almışlar.
Sonra gelip gittikçe mecburi fabrikalar yolundan geçmek zorunda kaldıklarını anlamışlar ve sonra bir çoğu satmış gitmiş”
Tabi o zamanki o yol feciydi şimdi İzmir-İstanbul otobanı direkt Yenifoça’ya giriyor.
Yenifoça o yıllarda böyle değildi tabi. Biz sahile bile inmezdik. Şimdi lüks arabalar, Paul Shark giyen insanlar görüyoruz :)
Pandemide 330 yat kapasiteli çok estetik bir Yat Limanı yapıldı, ardından komple alt yapı değişti ve doğalgaz deken son 6 yılda level atladı.
Bizim çocukluğumuzda köy gibiydi.
Şimdi uzun mavi bayraklı sahilleriyle, doğasıyla özellikle ailelerin tercihi oldu. İstanbul ve Anlaralılar sın yıllarda Yenifoça ve Bağarasına yatırım yaptılar.
Yapanlar çok karlı çıktı zira İzmir’in en çok prim yapan bölgesi Yenifoça.
Eskifoça 1. derece tarihi sit alanı olduğu için eski kalmaya devam ediyor ama Yenifoça çok tatlı oldu.
Şimdi ise iki Foça’nın tam ortasında yer alan Bağarası yatırımcıların gözdesi. Yatay mimaride genişleyen bölgedeki müstakillerin çoğu Foça taşından imal ediliyor.
TOKİ’nin son projesi de Bağarasında yer alıyor. Gerekli şartnameye uygunluğu olanlar TOKİ Bağarası projesini kaçırmasınlar pişman olmazlar.
Çeşme Şifne’deki TOKİ ilanlarına ve mimariye bakarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Kiii o mimari bile yıllar öncesinin.
Unutmayın; Foça geleceğin Çeşmesi. Koyları muhteşemdir.
Çok uzak değil 3-5 yıl..
Şehrin merkezine 55 km.
Hem yazlık hem kışlık konuta uygun. Şehirdeki orta halli 2+1 daire fiyatına Yenifoça ve Bağarasında dubleks müstakil alabiliyorsunuz. Küçük de olsa adı taş villa üstelik bahçeli :)
Yatırım tavsiyesidir 😁
Dürüst görünen dürüst değil, zeki görünen zeki değil, vatansever görünen vatansever değil, milli görünen milli değil, dindar görünen dindar değil, milliyetçi görünen milliyetçi değil.
Herkesin maske taktığı, her şeyin tepetaklak olduğu sahte bir dünya...
1 yıldır cezaevinde olan Tunç Soyer Hacıbektaş törenleri için özel izin mi almış:) Eski görüntü yayınladınız bari yapay zekayla onu silseydiniz sahtekarlar
Mekke Allah'ın evi değildir.
Allah kişi değildir ki evi olsun.
O ev Hz. İbrahim'in Hacer ile ondan doğan İsmail için yaptığı evdir.
Hiçbir kutsallığı yoktur.
Peki, Hacer kimdir...?! Kur'an'da ismi geçen Mısırlı kadındır.
Çocuğu olmayan Sare tarafından İbrahim'e sunulduğunda henüz genç yaştaydı, İsmail'i doğurdu.
İslam kaynaklarına göre, Mısır firavunlarından Senan bin Ulvan'ın İbrahim'in karısı Sare'ye hediye ettiği bir köledir. İbrahim, çocuğu olmayan Sare'nin izniyle Hacer'le evlenir.
Peki, İbrahim kimdir...?!
Urfalı bir Aramidir.
Hz. Muhammed'den 2500 yıl önce yaşamış Yahudilerin atası, İsrail'in kök kurucusudur.
O dönemde İslamiyet yok ki Müslüman olsun.
Putperestti.
Peki, herkesin ona tapmasını istediği putunun adı neydi?
El-ilah (Allah).
Peki, erkeklerde sünneti çıkaran kimdi?
İbrahim.
Peki, sünnet olmayan kişi kimdi?
İbrahim? (Abraham)
Peki! Sünnet ne anlama gelir?
"Ben de İbrahim'in putuna inanıyorum" demektir.
Peki, biz kimiz?
Türk.
(Neden sadece Yahudi ve Müslüman erkekleri sünnetlidir?)
Hani namaza dururken "döndüm kıbleye" diyorsun ya kardeş, işte o aslında "döndüm Kibele'ye" demektir.
Gerçi namaz da İslamiyet'ten binyıllar önce pagan dinlerinde yapılan bir tür tapınma ayinidir de o konuya hiç girmeyeceğim şimdilik.
Kibele ise Friglerin bereket tanrısının adıdır.
"Cennetten gelmiş" diye ağlayarak kafanı içine soktuğun, Hacerü'l-Esved isimli taş da Kibele'nin vajinasını (doğurganlığını) temsil eder.
Şekline bakarsan anlaman zor olmayacaktır.
Sonra cehennem diye bir yerin varlığına inanıyorsun.
Yok öyle bir şey...
Senin cehennem dediğin şey, bugünkü İsrail topraklarında bulunan ve tabanından petrol ve metan gazları çıktığı için sürekli yanan Ge-Hinnom isimli vadinin adıdır ve "azap verici yer" anlamına gelir.
Sümerler döneminde ağır suçluları oraya atıp yakarlarmış.
Sonra bu vadinin ismi Sümerlerden Tevrat'a, oradan da senin inandığın kitaba kopyalanmış.
Zaten inandığın dinin tamamı Sümer, Mısır ve Yunan mitolojilerinden kopyalanmış.
Azıcık okusan, merak etsen anlayacaksın ama işte... Neyse...
Bir de Allah var tabii; İslamiyet öncesi Arapların çok tanrılı dinlerindeki en kudretli tanrısı olan El-ilah. Namıdiğer ay tanrısı.
Yani bugün senin Allah diye inandığın şey aslında ay tanrısı El-ilah'tan başkası değildir.
Hani şu minarelerin tepesindeki ay var ya?? Hah, işte o ay tanrısını temsil eder...
Muhammed çok tanrılı dinlere son verdi ve Kâbe'deki en kudretli put olan El-ilah'ı tek tanrı olarak kabul ettirdi yaşadığı topluma.
Allah diye bir yaratıcının olduğu Muhammed'e ayetlerle bildirilen yeni bir durum olsa babasının adı "Abdullah" olmazdı.
Aynı şeyi zamanında Mısır Firavunu Akhenaton da yapmak istedi.
Çok tanrılı dinleri ve firavunların kutsiyetini yok etmeye kalkıştı ama sarayın ileri gelen rahipleri ve yobaz halkı tarafından linç edildi maalesef...
Tüm firavunların ihtişamlı mezarları varken Akhenaton'un mezarı dahi yoktur.
Ha bir de Yahudilerden nefret ediyorsun, kullandığın isimler bile onların isimleri:
Josef - Yusuf
Jacob - Yakup
Abraham - İbrahim
Thutmose - Musa
Elisha - İlyas
Daha liste uzar gider...
Ne Arap ne de Yahudi soyuyla hiçbir ilgimiz yoktur.
Peki, neden onların efsanelerine uyup bu tür tapınma işlerini yapıyoruz?
Bir Arap ile Yahudi inancı ki Cumhuriyetimizi batırıyor.
Biz hâlen gerçekleri göremiyoruz.
Yerin dibine batsın kör cehalet.
Bir dinin ayakta kalabilmesi, onun ekonomik olarak da güçlü olmasına bağlıdır.
Çorak bir arazide olan Mekke’nin gelir kaynağı da kutsal olan Kâbe'nin tavaf edilmek için dünyanın her yerinden gelen Müslümanların ziyaretiyle sağlanıyor.
Devamı +
Başaran dışarı, Sebahattin içeri!
Kimin hırsız olduğunu, kimin madenciden çaldığını tüm Türkiye duydu. Başaran Aksu tüm Türkiye işçi sınıfına gözdağı vermek için rehin tutuluyor, tutuklanmak isteniyor. Asla vazgeçmeyeceğiz, Başaran Aksu derhal serbest bırakılsın!
Metin Oktay Denizler idam edilmesin diye imza kampanyası başlatır,imza atan ilk 3 isim Fenerbahçe’li Can Bartu,Galatasaraylı Metin Kurt ve Beşiktaşlı Yusuf Tunaoğludur
Can Bartu diğer ikisine göre daha rahattır futbolu bırakmış aktif sporcu değildir diğer ikisi ise hala oynamaktadırlar
GS,BJK ikisinede baskı yapar imzanızı çekin
Metin Kurt ve Yusuf Tunaoğlu sanki anlaşmış gibi cevap verir kulüplerine
“ Biz anti emperyalistiz kovacaksanız kovun çekmiyoruz imzamızı “
Lafta milliyetçi icraatta fıs Merih Demiral ve Ünal Karamanı gördükçe Metin Kurt ve Yusuf Tunaoğlunun ne kadar büyük karakter olduğunu anlıyor insan
Saygı,Özlem ve Rahmetle