‘’Şer şer e îro li meydanê şer e’’
Şer di navbera şêr û roviyan de, di navbera hêzen ronahî û tariyê de, di navbera alîgirên azadî û dîlitiyê de ye.
Wê ronahî û azadî bi ser bikeve...
Barış karşıtlığını örgütleyen, bu network'ü kuran, yayan organize edenlere, Kürt nefretini ince ince yazıya, söze, yayınlara, programlara akıtanlara karşı, barıştan yana bakan, düşünen, akıl yürüten gazetecilerin, medya alanında birbirini büyüten, besleyen olması elzem görünüyor.
Bu yanıyla egoları durumun önüne koymadan, güçlü ve etkili olmanın yolunu bulunmalı ki geç kalınmasın.
Bu sadece şoven ve milliyetçi çizgiyi geriletmez, sadece var olan boşluğu doldurmaz, aynı zamanda barışın aklını, duygusunu ve entelektüel zeminini de güçlendirir.
Birbirinizi gerilettiğinizde, büyümüyorsunuz, aksine durduğunuz yeri de boşaltmış oluyorsunuz ve maalesef bu konuda çok masum olunmadığı açık...
"Ben"den "Biz"e geçiş becerilmeli ki yan yana durmanın aklı güçlenebilsin ama hala bu konuda "ben" diyen yaklaşım önde görünüyor.
Bu nedenle, sürekli karşıtını kıskanan, onu konuşarak büyüten, şikayetlenen ve şikayet ettiğiyle zaman içinde benzeşen bir ruh hali hakim...
Kendisini merkeze koyan her yaklaşım tüketicidir ki bu tüketicilik uzun zamandır medyada hakim bir anlayış...
Özetle, yarına çıkmanın, yarının içinde olmanın, kalabilmenin yolu "Biz" i kurmaktan geçiyor...
Ödenen bedel, bedeller bunu hak etmiyorsa, boşuna uğraşıyoruz demektir. Kendimize hatırlamakta fayda var bence bunu her daim...
Eşbaşkan personeline Kürtçe dersi vermeye başladı
Kulp Belediyesi Eşbaşkanı Murat İpek, meclis üyeleri ve personeller için gönüllülük esasına dayalı Kürtçe dersi vermeye başladı.
İpek Kürtçe dersini ise belediyenin hizmet binasında haftada iki gün öğle mesaisinde veriyor.
Herkesin ana dilinde hizmet alma hakkı olduğunu ifade eden İpek, yaptığı açıklamada amaçlarının yurttaşlar ile belediye personeli arasındaki iletişimi güçlendirmek olduğunu vurguladı ve uygulamanın çok dilli belediyecilik hizmetini geliştireceğini söyledi.
#Sondakika #Haberler #Diyarbakır #Kürt #Kürtçe
Kürtleri "yenildiler" parantezine almak üstüne...
Rojava ile Şam anlaşmasının öncesinde başlamıştı "yenildiler" tartışması. Kimi iştahı kabararak, kimi üzüntü duyarak, kimi anlamaya çalışarak yaptı bunu.
Oysa olayın geçtiği yer Ortadoğu'ydu.
Ulus-Devlet merkezli bir anlayışla yol yürümek isteyen ABD güvenlik stratejisi yaklaşımı, Suriye'de burnunu karıştıran bir tiksinti uyandırıyor lakin bu durum bir şaşkınlık yaratmıyordu Ortadoğu için.
Her şeyin uluslararası güçlerin isteğine göre şekilleneceği ön kabülü erken bir kabuldü bana göre. Tıpkı "yenildiler" diyerek ortalıkta koşanların tavrı gibi.
Türkiye tehlikeli bir oyun oynadı. Değişen pozisyonları, SDG'yi imha etmek ve Öcalan paradigmasının çöktüğünü ilan ederek büyük bir kırılma yaratmak ve Kürt bölgesel yönetimini de kapsayan bir bozgun üretmek istedi ki saklamadı da bunu.
SDG'nin direnemeyeceğini, Kürt bölgesel yönetiminin, arkasında ABD olmadan duramayacağını ve nihayetinde bir teslim olma anlaşmasıyla bu işin biteceğini olası gördü muhtemelen.
Ama John Lennon’un sözünden hareketle uyarlarsak siyaset “siz plan yaparken başınıza gelenlerdir” ki süreçte bunu doğruladı bana göre.
Direnme kararı ve ulusal birlik temelli saha yaklaşımı ile bunun masaya taşınması arasında kurulan bağ, oluşan kamuoyu, tüm dünyada ayağa kalkan Kürtler ve enternasyonel dayanışma, batılı güçler arasındaki çelişkiler, İran'da yükselen halk direnişi ve Irak seçimi gibi bir çok şey, yeni bir pozisyona sahip olmasını sağladı SDG'nin.
Asıl mesele, ortaya çıkan tüm bu durumları doğru okuyup, sahaya ve diplomasiye yansıtmaktı ki bu yapıldı ve evet Kürtlerin, demokratik ulusal tutumu ve halkın inatla Rojava'yı savunma direnci belirleyici oldu.
Kendisini ipten alıp yeniden aktör yapan ve statüsüne büyük katkı sunan bir siyasal zafer olduğu net.
"Yenildiler" söylemi ile Kürt siyasal haraketine yön veren Öcalan'ı yan yana koyma ve buradan haraketle "Öcalan yüzünden yenildiler" algısı kurma hali, bana hiç iyi niyetli görünmüyor bu yüzden.
Hamas "yok" edildi. Gazze yok artık.Lübnan Hizbullahı çıkış arıyor. Esad, Rusya'ya iltica etti. Şam cihadistlere teslim edildi. İran kan kaybediyor. Bunun anlamını bilmemek mümkün mü?
Kurucu liderin, yukarıda tarif ettiğim durumu önceden görüp, tüm örgütünü yeni bir paradigma ile dönüştürme kararı alması manasız mı?
Kurduğu paradigmanın elbette zorlukları vardı ve zorluklar sahaya da yansıdı lakin kurduğu demokratik entegrasyon ve özgürlükçü dönüşüm paradigması, bugün tüm dünyada Kürtleri omuzda taşıyan bir güç haline getirdi.
Peki tüm bu zorluklar ve zorlukları aşma pratiği ortadayken neden hala Kürtlerin direnerek kazandıkları pozisyonları "yenilgi" olarak konuşuluyor ve neden faturalandırılıyor?
Bunun temel sebebi, barış masasından kalkmaması ve bunca şeye rağmen süreci taşıma iradesi. Bu çok açık...
Rojava saldısıyla son bulacağı düşünülen sürecin son bulmayışı hayli can sıkmış görünüyor ve bu yüzden Rojava için "yenilgi" ve sebep olarak "kurucu lider" işaret ediliyor.
Oysa, Kürt siyasetini takip eden herkes, masayı terk eden olmayacaklarını ve ucuz kahramanlıklara soyunmayacaklarını bilir/di.
Çünkü artık masada kazanmanın döneminde Kürtler. Bunun üstüne kurulan paradigma, bölge perspektifine ve bir stratejik akla tekabül ediyor.
Masada savaşmayı, mücadele etmeyi öğrenen bir haraket var karşımızda şimdi ve evet bu başka bir saha ve deneyimlenmeden yol yürümek mümkün değil. Şimdi bunu deneyimliyor Kürt siyaseti...
Eksiklik, tüm bunlar yaşanırken, kurucu lider yaklaşımını ve perspektifini öne çıkaralamayışı ve bunun planlanamayışında bence ve bunda herkesin hatası olduğu açık.
Siyasal liderlerin rolü konuşulurken, Öcalan'ı "tutanak" ve "kilim" üzerinden tartıştıran karşıt tutuma dair pasif yaklaşım, sanırım yeni dönem için tartışmayı ve sonuçlar çıkarmayı hak ediyor.
İmralı için, sözcülük makamının kurulması ve kurumlaştırılması dahil, kurucu lideri yansıtan bir hat önemli bir ihtiyaç gibi gözüküyor yeni süreçte...
Barış ve demokratik toplum inşasında emek vermek hepimizin ortak sorumluluğudur!
İnsanlık tarihi boyunca savaşların ve yıkımların en ağır bedelini halklar ödedi. Sermayenin, ulus-devletlerin, emperyalist güçlerin ve silah tekellerinin çıkarları uğruna yürütülen savaşlar; milyonları yoksulluğa, göçe, ölüme ve toplumsal çürümenin içine sürükledi. Bugün de Filistin’den Suriye’ye, Ukrayna’dan Kürdistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada süren savaşlar, halkların geleceğini karartmaktadır. Oysa halkların iradesi savaştan değil, barıştan yanadır. İnsanlığın birikimi, farklı kimliklerin, halkların ve inançların özgürlük ve eşitlik temelinde bir arada yaşamasını zorunlu kılmaktadır.
Kürt halkı, yıllardır büyük bedeller ödeyerek varlığını korumuş, iradesini her türlü baskıya rağmen sürdürmüş ve bugün çözüm ve özgürlük talebini daha güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır. Kürt halkının mücadelesi, yalnızca kendi özgürlüğü için değil, bu topraklarda yaşayan bütün halkların barış ve demokrasi içinde bir arada yaşayabilmesi için verilmiş bir mücadeledir. Bu nedenle Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü, sadece Kürt halkı açısından değil; Türklerin, Arapların, Lazların, Çerkeslerin, Alevilerin, Êzidîlerin ve tüm halkların ortak geleceği açısından kritik önemdedir.
Bu bağlamda Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı barış çağrısı ve sonrasındaki adımları, bu topraklarda yaşayan bütün halklar açısından yeni bir tarihsel kapı aralamıştır. Öcalan’ın çözüm ve demokratik toplum eksenli bu çağrısı, kalıcı barışın ve birlikte yaşamın mümkün olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu çağrının karşılık bulması; Kürt halkının varlığının ve haklarının yasal güvenceye alınması, anadilde eğitim ve kültürel hakların tanınması ve Öcalan’ın özgür koşullarının sağlanmasıyla mümkündür.
Türkiye’yi savaş eksenine mahkûm eden anlayışa karşı, barış ve demokrasi zemininde mücadeleyi büyütmek toplumsal bir sorumluluktur. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde çağrımızdır: Gelin, savaşa ve yıkıma karşı omuz omuza duralım; demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütelim.
Halkların ortak geleceğini barış temelinde kuralım. Ortadoğu’dan dünyaya yayılan savaş politikalarına karşı, barışı hep birlikte kazanalım.
1 Eylül Dünya Barış Günü Kutlu Olsun!
https://t.co/RvAgZOX96H
Öcalan, Süreç ve "her dağın karı" üzerine bir kaç cümle...
"Öcalan, gerçek anlamda bir barış emekçisi ve kurucusu olarak sahnede" dendiğinde, buna bozulanlar oluyor, "bilerek parlatıyorlar" diyerek hiddetlenip, surat ekşitenler oluyor ve daha anlamsız olanı, bu hali politik tavır sanan bir lümpen tutum da gelişiyor.
Peki Öcalan neler yapıyor özetle?
Öcalan örgütle görüşüyor, binlerce gerillayı ve yüzlerce kadroyu ikna edecek verilerle konuşuyor, sesleniyor ve aklın yolu için "somut koşulların somut tahlili"ni yapıyor.
Tüm rasyonelliğiyle kadroları yeni sürece hazırlayacak anlayışı programlıyor.
Öcalan devletle görüşüyor, hükümetle görüşüyor, heyetlerle görüşüyor, Dem'le görüşüyor, raporlar yazıyor, çözümün tarihsel, ekonomik, kültürel, siyasal zeminini kuruyor ve yüzlerce sayfa döküman üretiyor.
Konjonktürün siyasi analizini yapıyor, öngörülerde bulunuyor, halkı ikna etmenin ve sürecin güvenini sağlamanın adımları atıyor.
Yol haritasına ve aşamalarına dair kafa patlatıyor, risk alıyor, riskin sonuçlarından çıkacak riski de üstüne alıyor.
Sorunları tartışıyor, çözümler üretip, çoğaltıyor, provakasyonlara karşı önlemler geliştiriyor.
Mektuplar yazıyor, gelen her mektuba cevaplar yazıyor, muhataplıkları çoğaltıyor, kimle, nasıl ve neden görüşülmesi gerektiğini anlatıyor, kendisine getirilen devasa sorunlara çözüm önerileri sunuyor, durumu anlamak için yazılan her şeyi okuyor, takip ediyor, sürecin yol haritasında yaşanan tıkanmaları aşacak formüller geliştiriyor, onları hayata geçirmenin iknasını örgütlüyor...
Parti içi dengeleri değenlendiriyor gözlemliyor, okumalar yapıyor, notlar alıyor ve aklında geliştirdiği ve kurduğu modeli, en gerçekçi şekilde planlıyor.
Kurduğu devasa yapının, devasa sorunlarını ve handikaplarını analiz edip, her aktörü doğru yere oturtup, en verimli şekilde konumlandırmaya çalışıyor...
Bir gözü hep bölgede ve bölgedeki gelişmelere dair uzun değerlendirmeler yapıyor, olasılıkları gündeme getiriyor ve hemen, hepsini kurduğu stratejiye ve oluşturduğu paradigmaya oturtuyor...
Kolay mı görünüyor bu gerçekten?
Devlet de bu sürecin yükünü, kurumlar aracılığıyla taşımaya çalışıyor. Ulusal, bölgesel ve uluslararası dengeleri bir zeminde tutmaya çalışıyor. Her gün değişen durumların analizini yapıyor, siyasal, askeri ve hukuksal boyutlarını organize ediyor ve devlet içi çatışmalar riskini minimuma indirmeye, kurumlar arası sorunları halletmeye ve daha da önemlisi hem örgütü, hem tarafların dalgalanmalarını hem de güvenliğini, istediği zeminde tutmaya çalışıyor.
Meselenin toplumsal, hukuksal ve psikolojik ayağını boşluk bırakmayacak şekilde doldurmaya çalışıyor ve tarihsel bir sürecin her an provakasyonlarla başka yere sürüklenmesinin önüne geçmek için önlemler geliştiriyor ama sonuçta o bir devlet ve tüm bunları taşıyabilecek kadrolara ve imkana sahip...
Öcalan ise tek başına bir Devlet/miş gibi düşünüyor, haraket ediyor ve organize olup, organize ediyor.
Büyük bir yük ve sorumluluk farkı olduğunu görmek çok mu zor gerçekten? (Ben de bunu anlamakta zorlanıyorum bazen.)
"Her dağın kendine göre karı olur" ve işte Öcalan'ın dağındaki devasa kara bakarsanız objektif olarak, onu taşımak için nasıl bir çaba içinde olduğunu da anlarsınız.
Bu durumun hakkını teslim etmekten köşe bucak kaçanların, neden "böyle barış olmaz", "burdan barış çıkmaz", "kandırılıyorlar" vb gibi gram sorumluluk taşımayan tutumlar aldıklarını da anlayabilirsiniz.
Çünkü onların dağında kar yok...
Televizyon programlarında, köşelerinde, bulundukları mahalle ortamında ahkam kesenlerin, geniş geniş yaslandıkları koltuklarından söylediklerine baktığınızda, barışlar yapmış, barış masalarında aylarca, yıllarca dirsekler çürütmüş, risklerle, sorunlarla, provakasyonlarla boğuşmuş, binlerce gerillanın, on binlerce askerin, milyonlarca insanın geleceğinin yükünü sırtlamış, devletlerle, bölge ülkelerle boğuşmuş ve yüzlerce, binlerce sayfa duruma, sürece dair kafa patlatmış, yazmış, çizmiş sanırsınız.
⬇️
“Bir son değil, dönüşüm.
Bu bir sona erme hikayesi değil; tersine, yeniden doğuşun, yeniden örgütlenmenin, yeni bir çağın eşiğinde yükselen bir yürüyüştür.”
Kürt halkının mücadelesi ve iradesi size kaybettirecektir.
Bugün sabah saatlerinde Mardin Büyükşehir, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesine kayyım atanma kararı Kürt halkı nezdinde hukuki olarak da siyasi olarak da yok hükmündedir. 8 yılı bulun kayyım gaspının ardından 31 Mart Yerel Seçimlerinde halk demokratik yollarla tercihini yaparak irade beyanında bulunmuştur. Ancak AKP-MHP iktidarı bir kez daha kayyım eliyle halkın iradesini yok sayarak, halkın iradesini gasp ediyor.
Askeri ve siyasi operasyonlarla Kürt halkına yönelik soykırım politikalarını yeni bir konsepte taşıyan Erdoğan-Bahçeli iktidarı, bugün bir siyasi tükenmişlik yaşıyor. Bu tükenmişlikten çıkışın yolunu da Kürt halkına yönelik topyekün bir savaşta arıyor. Çöktürme Planı kapsamında gelişen siyasi ve askeri saldırılarla Kürt halkının kültürünü, doğasını, kimliğini ve bir bütünen varlığını hedef alan AKP-MHP rejimi, kayyım politikalarıyla da Kürt halkının iradesini bir kez daha hedef almıştır.
Kürt halkının iradesinin kayyım eliyle üçüncü kez gasp edilmesinin 4 Kasım 2016 siyasi darbesinin yıldönümüne denk getirilmesi de bu anlamda tesadüfi değildir. Kürt halkının demokratik siyaset mücadelesini 30 yılı aşkın bir süredir siyasi operasyonlarla tasfiye etmeye çalışan iktidar aklı, 2014 Çöktürme Planı kararlarıyla darbe saldırı konseptini güncellemiştir. Bugün yaşananlar da bu güncellemenin bir sonucudur. Siyasi çöküşün eşiğine gelen AKP-MHP rejimi böylelikle darbe mekaniğini de işletmektedir.
Ankara’da sözde “çözüm ve barış” söylemleri dile getiren iktidarın Kurdistan’da siyasi darbeler gerçekleştirmesi, AKP-MHP rejiminin Kürt halkı için ajandasında neye yer verdiğini açığa çıkarıyor. AKP-MHP faşist bloğunun ajandasında Kürt halkı için savaş yer alıyor, siyasi ve kültürel kırım yer alıyor.
Kayyım politikalarında ısrar Kürt sorununda çözümsüzlük ısrarı demektir. Bir kez daha açığa çıktı ki, Erdoğan-Bahçeli iktidarı Kürt sorununu siyasi darbeler, askeri operasyonlar, kültürel ve kimliksel kırımla ele alma arayışı içindedir.
Bu doğrultuda bir kez daha vurguluyoruz; Kürt halkının iradesini temsil eden belediyelere kayyım atanması halkın demokratik siyaset talebini yok saymayı hedef alan bir karardır. Siyasi bir darbedir! Bu karar ile AKP-MHP iktidarı Kürt halkına "hiçbir şekilde sizi ve iradenizi tanımıyorum" mesajı veriyor. Bu mesajla iktidar aynı zamanda "ben bir darbe hükümetiyim" itirafında bulunmuştur. Gelinen aşamada açık ve nettir ki; AKP-MHP iktidarı meşruluğunu yitirmiştir! Meşru olmayan bir iktidarın verdiği kararların halkımızca da bir hükmü yoktur!
Bu kararı tanımadığımız gibi kayyım gaspına da geçit vermeyeceğiz! Demokrasi ve özgürlük mücadelemizi sürdürdüğümüz gibi halkın iradesine de sonuna kadar sahip çıkacağız. Bu zorbalığa karşı asla boyun eğmeceğiz, sonuna kadar direneceğiz. Varlığımızın gerekçisi olan halkımızın iradesine sahip çıkma kararlılığını sonuna kadar sürdüreceğiz. AKP-MHP iktidarına sesleniyoruz; Kürt halkının varlığına kast eden, gayri ahlaki, hukuka ve demokrasiye aykırı bu uygulamalarınızdan vazgeçin!
Daha önce de denenmiş bu yöntemler artık iktidarınızı ayakta tutamayacaktır. Kürt halkının mücadelesi ve iradesi size kaybettirecektir.
DBP Merkez Yürütme Kurulu
4 Kasım 2016 siyasi darbesinin yıldönümünde Mardin, Batman ve Halfeti’ye atanan kayyum ve bunda ısrar eden anlayış bilmeli ki halklara diz çöktüremezsiniz! Yerel seçimlerde sandıktan çıkan irade halk iradesidir ve unutulmasın ki antidemokratik uygulamalar ve baskılar ne kadar artarsa artsın Kürt ve Türk halkı bu düzene, bu gidişata muhakkak dur diyecek! Kayyuma geçit yok!
Êlih (Batman) Belediye Eş Başkanı Gülistan Sönük ve halk gasp edilen belediyenin önünde: O belediyeler halkındır, gasp edemezsiniz. Bu kayyım zihniyeti, beyaz tülbentli analara ve iradesine sahip çıkan halkın kararlılığına yenilecek mutlaka.
https://t.co/LATFNJPWLS
Halkımızın iradesine göz dikenler bilmelidir ki tarih boyunca diz çökmemiş bir halkız biz.
İktidarınız bile meşru değilken halkın iradesine göz dikmeniz ancak ve ancak gelmiş olan sonunuzu hızlandırır.
Halkı yok sayan kayyum uygulaması bir tedbir değil bir DARBEDİR.
Daha önce nasıl darbelere boyun eğmediyse bu halk bundan sonrada boyun eğmeyiz.
XELFETÎ BELEDİYE EŞBAŞKANI KARAYILAN: GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ
Yerine kayyım atanan Xelfetî Belediye Eşbaşkanı Mehmet Karayılan, "Sonuna kadar halkın yanında olacağız. Geri adım atmayacağız" dedi
https://t.co/TbsdBH1Kmf
Vê êvarê dildarê zimanê kurdî û wêjeya kurdî mamoste Rifat Ronî ji ber xebatên xwe yên bi kurdî hat girtin.
Em girtina mamosteyê xwe Rifat Ronî şermezar dikin û dibêjin demildest wî berdin.
Bijî kurdî!
Bijî zimanê kurdî û wêjeya kurdî!
Her dem kurdî her der kurdî!
Kürt dili ve kültürüne tahammülsüzlük, bu iktidarın ruhudur. Dil ve kültür çalışmaları yapan kurumlara polis baskınını gayrimeşru buluyoruz. Size rağmen bu coğrafyanın anadilleri var olmaya devam edecek.
Vê sibehê li ser saziyên zimanê Kurdî êriş hat pêkanîn. Desthilatê neyartiya xwe ya li hember zimanê me careke din nîşan da. Ev êriş û zordarî me ji rêya heqîqetê venagerîne. Em doza zimanê xwe dikin û em ê têkoşîna zimanê xwe mezintir bikin.
Rejîma AKP-MHP’ê ku li dijî ziman, govend, muzîk, bi giştî jî li dijî çand û hunera Kurdî xwedî hestên dijmin e, her wiha hewl dide bi êrîşên nijadperest û bi polîtîkayên ku civakê tîne beranberî hev du, bi serdegirtinên polîsan ên li dijî saziyên me yên çan û zimanê hebûna xwe didomîne. Di vê çarçoveyê de di saetên serê sibê de polîsan bi ser Komeleya Lêkolîna Çand û Ziman a Mezopotamyayê MED-DER’ê ku li dijî bişavtina li ser zimanê Kurdî têdikoşe de girt. Di vê serdegirtinê de rêvebirên komeleyê hatin binçavkirin û hevdîtina bi parêzeran jî ji wan hat qedexekirin. Her wiha, bi heman rengî polîsan bi ser Pirtûkxaneya Payîz de jî girt. Dîsa duh jî dibistana Zarokîstan a ku bi zimanê Kurdî perwerdeyê dide jî ji aliyê mufetîşan ve rastî êrîşan hat. Em baş dizanin ku di hedefa van êrîşan de bi çand û ziman ve hebûna me cih digre. Bi van êrîşên ku ji feraseta yekperest û nijadperest hêza xwe digrin, hewl didin di hişê civakî ya gelê Kurd de paqijiyeke çandî û dîrokî pêk bînin. Lê, bila baş bê zanîn ku; li gel tevî êrîşan em ê li her qadên jiyanê xwedî li çand, ziman û nirxên hebûna xwe derbikevin û hebûna xwe biparêzin.
Meytekî biçûk û êşeke mezin.
Heyfa te, Narîn.
Melayîketa ezmanan,
Berxika nav baxçe û dehlan...
Tu xistin kîsan û avêtin çeman.
Xwedê heqê te ji wan re nehêle,
keçika xweşik.
#Narîn