john berger ‘kelime dağarcığımız çok fakir olduğu için hayatta başımıza gelen pek şey isimsiz kalır’ der. doğru kelimeyi bulamadığımız için yarım kalan hiç yaşanmamış sayılan ne çok anı var. sanki hissettiklerimiz bir dil bulsa her şey birden hafifleyecek ve nihayet iyileşeceğiz.
Bir mektup aldığını düşün; gönderen kişi dünyanın en önemli şahsiyeti ve sana hayatını nasıl yaşaman gerektiğini anlatıyor. Sen bu mektubu orijinal dilinde, harika bir melodiyle okuyorsun ama içinde ne dendiğini bilmiyorsun.
Cuma Suresi 5. ayette de şöyle der: 'Tevrat’la yükümlü tutulup da onun hakkını vermeyenlerin durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumuna benzer.' Merkep, eşek demektir. Kusura bakmayın ama çoğu kişi bugün koca koca kitaplar taşıyan 'merkeplik' yapıyor.
Kur’an’ın birçok ayetinde geçen temel bir çağrı vardır: 'Akletmez misiniz?', 'Tefekkür etmez misiniz?' veya 'Anlamanız için onu Arapça bir Kur'an kıldık.'
Kur’an tarih boyunca o kadar 'yüce' bir yere konuldu ki; insanlar ona dokunmaya veya anlamaya çalışırken 'Yanlış anlarım da dinden çıkar mıyım?' korkusu yaşamaya başladı. Bu da metni 'anlaşılacak bir mesaj' olmaktan çıkarıp, 'okunduğunda sevap kazandıran kutsal bir ses' haline getirdi.
Sadece Arapçasını okumak 'ibadet' kabul edilse de ne dediğine hiç bakmamak, Kur'an'ın kendi 'anlaşılma' talebiyle çelişiyor. Türkiye'deki 'okumak ama anlamamak' durumu, Kur'an'ı dini bir rehberden ziyade bir ritüele dönüştürmüş durumda.
Köşeleri sivri arkadaşlar bu yazdıklarıma kızacak muhtemelen ama benim düşüncem böyle. Bu durumun birilerinin 'eliyle' yapılmış olma ihtimali falan da konuşulabilir ama kimse neyi anlatacaksın, herhangi bir konuda fikrini söylediğin an saldırıyorlar, sorunu bile soramıyorsun ki.
başına korkunç şeyler geldiyse, bilgeleşmeliydin. başına olabilecek en kötü olaylar geldiyse en bilge kişi sen olmalıydın. ama çoğu insan bilgeleşmek yerine, yaralanır.
sadhguru
Bir türlü bulamadığınız kelime bu olabilir mi?
Müteferriç; derdini sıkıntısını gezerek atan kimse, yürüyerek rahatlayan, dolaşarak sıkıntısından kurtulan kişidir. Teferrüç “ferahlama, gezinti” kelimesiyle aynı kökten gelen sözcük, dilimize Arapçadan girmiştir.
sessizlik içinde kendi ritmini bulmak, başkalarının telaşına kapılmadan ilerlemek. kendi içindeki düzeni keşfetmek, dış dünyanın karmaşasında kaybolmadan kendini inşa etmek. her adımında derin bir özgürlük ve huzur taşımak.
yaşamak budur.
Bir işi bitirince hemen diğerine koyul, ayeti, anlıyoruz ki insana şifa olsun diye inen bir ayetmiş. Hakikaten insan kimyası boşluğu kaldırmıyor; hemen kalbinde kaygılar zuhur ediyor, tembellik hâsıl oluyor, umut kırılıyor. Öyleyse bir işi bitirince hemen diğerine koyul.