bu adamın adına bakıp tavsiyelerini sakın dinlemeyin. senin adın bir kere YOLUNU BULMAYA ÇALIŞAN ADAM. sen yolunu buldun mu ki millete akıl veriyorsun. bodrum'da her şey dahil otelde de insan kafasını dinler, sarajevo'da bi cafe'de oturup sikteruşa içerken de dinler
İnsanlar henüz tatil yapmayı bilmiyor. En iyi dinlenebileceğin model “her şey dahil otel” değil. TR için araban varsa tut bütçene göre bir ev; otelde yiyeceğin yemek yerine Kaş’a mı gittin, Kaş’ın en güzel mekanlarında ye. Sürekli aynı yerden denize gireceğine koy koy gez. Her gün başka bir mavi tonunu deneyimle. Diyeceksiniz ki daha çok yorulmaz mıyız? Hayır abi. Sabah 7-10 arası kahvaltıya koşmayacaksınız. Gece 2’ye kadar eğlendin diyelim. Tatildesin ya… uyu öğlene kadar. Kalk bak Datça’da en iyi geç kahvaltı mekanı hangisi, kendine gelince git. Ya da sabah 7’de denize gir, o çarşaf gibi tenha koyu deneyimle. 14’e kadar yat, sonra yemeğe git. Zaten yemek parasını sen fazla fazla her şey dahil otele veriyorsun. Dinlenmek mi istiyorsun? Saçma sapan programlara uyma. Kendi programını yarat. Soft gezerek dinlen.
Lafı dolandırmaya gerek yok. Kimse kitap okumuyor, film bile izlemiyor. Seyahat, insta storyleri, kokoreç, midye ve kahve çok trend. Kozmetik, estetik ve giyimde müthiş bir tüketim var. Bu da böyle bir çağ deyip geçeceğiz.
Tüm Karadeniz’i gezdim.
Çevremde çok Karadenizli var ama bu kadar mikro milliyetçi bir topluluk görmedim. 😂
Herkes kendi şehrinin “Karadeniz’in en güzeli” olduğunu söylüyor.
Benim sıralamam net:
Ordu > Sinop > Samsun > Trabzon
Şimdi Karadenizliler kızacak… 😄
Sizce Karadeniz’in en güzel şehri hangisi?
Ve lütfen kendi memleketinizi değil, objektif olun. 👇
seni abdülhamit yalnızlığına terk etmeyeceğiz. milleti sadıkam. aramyan uncuyan ilköğretim okulu. moda'da bir cafe'de çayı sönderiyorum. ama sen de Atatürk'le barışacaksın. yoksa kurumlar sana böyle saldırır
I am not happy about the Economist’s article, which feels like a hit piece. There is also a background to it, which is more troubling (as I will share at some point). I asked them to allow me to respond. I am waiting for their answer. If not in the magazine, I will share my response here.
instagram'da bir videoya denk geldim. adam monarşi yanlısıymış. demokrasi berbatmış. kendisi kral olmak istemiyor bu arada. burayı kral yönetsin diyor. sünepe herif. sen kendine krallığı layık görmüyorsan neden monarşi yanlısı oldun
futbol maçları izlemeye harcadığım mesai yılda 8 güne tekabül ediyor korkunç MALAYANİ bir iş bu. bunu bırakacağım. maç sonrası yorumları ertesi gün yorumlarını falan saymıyorum
Sanayi kapitalizmi disiplinli ve itaatkar işçi istedi, davranışçılık yükseldi. Fordist üretim dayanıklılık ve süreklilik gerektirdi, klinik psikoloji genişledi.
Neoliberal dönemde ise tüm yük bireyin omuzlarına yıkıldı, kendini gerçekleştir, kendini optimize et, sınır koy, dayanıklı ol. Mindfulness, öz-şefkat ve benzeri akımlar bu zeminde patladı.
Yani her ekonomik dönemin terapisi, kendi insan tipini üretmek için çalıştı.
Bugün ise bu ilişki daha da çıplak hale geldi. İşsizlik, borçluluk, güvencesizlik, yalnızlık ve tükenmişlik gibi toplumsal krizler, psikolojik kategorilere çevrilerek kişiselleştiriliyor.
Yoksulluk “travma döngüsü” oluyor.
Aşırı çalışma “sınır koyamamak”.
Tükenmişlik “kendini ihmal etmek”.
Geçim sıkıntısı “değer şemaları”.
Sorunun maddi nedeni dışarıda dururken, çözüm reçetesi içeride aranıyor.
kendime bir seccade almışım var ya uffff saks rengi yumuşacık dizler falan masaj yapmış gibi oluyor üstünde. 250 tl'ye aldım. 2 kahve parası. ben genellikle double espresso içiyorum yaz kış sabah akşam
Şuan muhafazakâr dediğimiz kesimin büyük bir kısmı muhafazakâr değil. Çoğunun sekülerlerle aralarında çok fark yok. Yaşantılarında olan bir iki öğe dışında sekülerlerle hemen hemen aynılar. Türkiye çoğunluğu sekuler olan bir toplumdur.
Şuan muhafazakâr dediğimiz kesimin büyük bir kısmı muhafazakâr değil. Çoğunun sekülerlerle aralarında çok fark yok. Yaşantılarında olan bir iki öğe dışında sekülerlerle hemen hemen aynılar. Türkiye çoğunluğu sekuler olan bir toplumdur.