Güç istiyorsan, sabah namazı kıl. Berrak bir zihin istiyorsan, Kur'an oku. Mucize istiyorsan, teheccüt kıl. Bereket istiyorsan, salavat getir. Rızık istiyorsan, istiğfar et. Kolaylık istiyorsan, sadaka ver. Allah'ın sevgisini istiyorsan, anne babana iyi bak.
İbn Abbâs (ra) anlatıyor:
Bir gün Peygamber’in (sav) arkasında bulunuyordum. Bana şöyle söyledi:
“Delikanlı, sana birkaç cümle öğreteyim: Allah’ın emirlerini ve yasaklarını gözet ki, Allah da seni gözetsin. Evet, Allah’ı gözet ki, O’nu yanında bulasın. Bir isteğin varsa Allah’tan iste, yardım dileyeceksen Allah’tan dile ve bil ki bütün insanlar sana bir fayda sağlamak için çalışsalar, ancak Allah’ın senin için yazdığı şeyi sağlayabilirler.
Eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalkışsalar, ancak Allah’ın yazmış olduğu zararı verebilirler. Kalemler kaldırılmış, yazgı tamamlanmıştır.”
(T2516 Tirmizî, Kıyâmet, 59)
cuma gecesi… dilin salavatla güzelleştiği, kalbin dünya telaşından sıyrılıp rabbine yöneldiği mübarek bir gece. Allah’ın bizlere ikram ettiği bu kıymetli vakitleri gafletle geçirmeyelim. peygamber efendimiz ﷺ’e çokça salât ve selâm gönderelim, gönlümüzde taşıdığımız bütün hayırlı muratlarımızı Allah’a arz edelim. kendimiz için, anne ve babalarımız için, ailemiz, sevdiklerimiz ve bütün ümmet-i muhammed için dua edelim. yıllardır içimizde taşıdığımız ne varsa rabbimize anlatalım. kırgınlıklarımızı, korkularımızı, bekleyişlerimizi, ümitlerimizi, kimseye söyleyemediğimiz hâllerimizi ve dilimizin ifade edemediği bütün niyazlarımızı o’nun rahmetine bırakalım. cuma gününde duaların kabulünün umulduğu o kıymetli vakti arayalım. dua etmekten usanmayalım, aynı muradı yıllarca istemiş olsak da ellerimizi indirmeyelim. dua, gönlün rabbiyle kurduğu en mahrem bağlardan, insana verilen en güzel yakınlık nimetlerinden biridir. kimi zaman istediğimiz şey henüz gelmeden dua bizi değiştirir. kalbimizi inceltir, tevekkülümüzü derinleştirir ve bizi Allah’a biraz daha yaklaştırır. öyleyse bu gece ellerimizi semaya, gönüllerimizi Allah’a açalım. içtenlikle isteyelim, ısrarla dua edelim ve Allah hakkında hüsnüzannımızı muhafaza edelim. kim bilir, yıllardır göğe yükselen bir duanın icabeti, uzun zamandır beklediğimiz bir muradın kavuşması, gönlümüzü yoran bir meselenin ferahlığı bu mübarek vakitlerin bereketine yazılmıştır. Allah’ım, bu cuma gecesini bizlere rahmet, mağfiret, afiyet, bereket ve icabet gecesi eyle. günahlarımızı bağışla, kusurlarımızı ört, gönüllerimize sekînet indir, dertlerimize ferahlık, hastalarımıza şifa, rızıklarımıza genişlik ve işlerimize kolaylık ihsan eyle. gönüllerimizde taşıdığımız bütün hayırlı muratları en güzel vakitte nasip et, bekleyişlerimizi hayırlı müjdelerle tamamla, dualarımızı kabul buyur ve bizleri peygamber efendimiz ﷺ’in şefaatine mazhar olan bahtiyar kullarından eyle. âmin.
Âlimler şu üç şeyin tecrübe ile sâbit olduğunu söylüyor:
1. Ne kadar çok sadaka verirsen rızkın o kadar artar.
2. Namazı ne kadar huşû ile kılarsan mutluluğun o kadar artar.
3. Anne-babana ne kadar iyi davranırsan işlerinde o kadar başarılı olursun.
Mel Gibson:
- Üç arkadaşım var. Üçünün de dördüncü evre kanseri vardı... ve üçünün de şu anda hiç kanseri yok.
Joe Rogan:
- Ne aldılar? İvermektin ve Fenbendazol mü?
Mel Gibson:
- İsa’ya yemin ederim…
Konfora düşkünlük vücuda ve zihne yayıldığında her şey katlanılmaz hâle gelir.
Karşılaşılan durumlar güç olduğu için değil, karşılaşan kişi artık çok güçsüz olduğu için.
Nasıl çalışıp çabaladıkça zihnimiz ve vücudumuz gelişiyorsa tam tersine yattıkça yatasınız gelir ve gün geçtikçe uyuşuk bir insan olursunuz.
Her gün gelişim sünnet değil farzdır.
Hâlâ anlamadın mı?
Düşüncen bir frekans yayar.
O frekans bir titreşim doğurur.
O titreşim, çevrende bir enerji oluşturur.
Ve o enerji, sana geri döner.
Bunu hâlâ idrak edemedin mi?
Şimdi kendine sor.
Kendinle nasıl konuşuyorsun?
Çünkü ağzından çıkan her kelimeyi, beynin duyuyor.
Ve bilinçaltının bir özelliği var şaka ile gerçeği ayırt edemez.
Sen "ben zaten beceremem" dediğinde, o bunu bir espri olarak değil, bir emir olarak alır.
"Ben salağım" dediğinde, o bunu bir bilgi olarak kaydeder.
O yüzden kendinle, şaka olsun diye bile kötü konuşma.
Bu, sandığından çok daha önemli bir mesele.
(İlginç bir ��ey söyleyeyim. Sen başkası hakkında kötü konuştuğunda da aynı şey olur. Birine "salak, aptal, beceriksiz" dediğinde, beynin o kelimeleri kimin için söylediğini tam ayırt edemez sadece o kelimelerin senin ağzından çıktığını bilir. Yani başkasını yargılarken, aslında kendi zihnine zehir akıtıyorsun. bu yüzden dedikodu ve yargı, sandığından daha pahalıya patlar: attığın çamurun bir kısmı, hep senin elinde kalır.)
Şimdi tekrar düşün.
İnsanları yargılamak, dedikodu yapmak neden kötüymüş?
Sadece ahlaki bir mesele değil doğrudan senin zihnine yaptığın bir şey.
Sen, düşüncelerinden ve eylemlerinden ibaretsin.
Başka bir şey değilsin.
O zaman şu soruyu sor?
Düşüncelerin kirliyse, karanlıksa, sürekli negatifse sen nasıl pozitif eylemler yapıp aydınlık bir yerde kalacaksın?
Kirli bir kaynaktan temiz su akmaz.
Akıllı ol.
Çünkü kendi kendine söylediğin her kelimeyle, aslında bir kehanet yaratıyorsun.
Dedemin sevdiği bir laf vardı büyüyünce anladım ne demek istediğini: "Bir şeyi kırk defa söylersen olur."
Sen kırk defa "ben şanssızım" dersen, şanslı olamazsın.
Kırk defa "ben yapamam" dersen, gerçekten yapamaz olursun.
Çünkü söylediğin şey, önce zihnine yerleşir zihnine yerleşen şey, davranışına dönüşür davranışın da kaderini yazar.
Kelimeler süs değildir.
Kelimeler tohumdur ne ekersen, hayatında o biter.
O yüzden kendinle kötü konuşma.
Çünkü içindeki savaşçı, senin kelimelerini duyar ve onlardan öğrenir.
"Bir gün, gereğinden fazla endişelendiğini anlayacaksın. Oysa Allah, senin için her şeyi, senin dilediğinden çok daha hayırlı ve daha güzel şekilde planlamıştır."