The most interesting part of the red card saga isn't the ruling. It's how differently Americans and Europeans process the idea that they might have been wronged.
Europeans are fundamentally different from Americans in one particular way: they expect life to be aggravating and at times unfair. It's just a fact of moving through the world. I joke that in Europe, the customer is always wrong. You didn't read the fine print. The only pharmacy in town is closed every other Tuesday for three hours, and even if the times weren't posted, that's still your problem. Too bad if you want the bill, because the waiter's on his union-mandated half-hour smoke break, and you're just going to have to wait.
To quote the great Mark Knopfler: sometimes you're the windshield, sometimes you're the bug. There's something freeing in that. Things are less in your control, so there's less angst in managing your expectations.
In America, things couldn't be more different. We simply can't accept a wrong left unrighted.
The flight attendant sneezed handing you a drink on your one-hour flight? 15,000 frequent flyer miles. Didn't like your appetizer? A replacement is on the way, and the whole course comes off the bill. There's a reason our interstates are lined with trial lawyer billboards.
Europeans have turned complaining into a continental pastime with no expectation that the universe owes them a remedy for their grief. You gripe about the train being late, your friends nod solemnly and everyone goes back to their apéro. In America, we launch a full-blown investigation of the train system, sue the government (and its contractors) that allowed for the tardiness and hold a Congressional hearing on the state of national infrastructure.
So to an objective observer, the red card shouldn't have happened, and VAR was a travesty. To Americans, our star player shouldn't be unfairly banned from a match we couldn't afford to lose for a card he so obviously didn't deserve.
Who cares that FIFA used a little-used reversal to fix it. Who cares that other people are mad about it. We. Were. Wronged. It was unjust. It must be corrected. We would accept nothing less.
Europeans waxing poetic about the sanctity of the game are, of course, talking about a governing body whose last tournament host was decided via confirmed cash bribes — one that imposed dress codes on women, shrugged off widespread allegations of modern slavery and reconfigured the entire tournament calendar to suit the host country. Which is exactly the point. If you've made peace with all of that, at least enough to watch the tournament four years later, a probationary suspension isn't actually a scandal.
Maybe that's the real divide. Over millennia, Europeans have made peace with being the bug. Americans have never once considered it, and apparently, we're not about to start now.
TRT Spikeri meselesi sürekli önüme düştüğü için bir örnekle katkıda bulunmak istedim. 1994 Amerika'da ülkeyi üçe ayırdık. Doğu yakasında Levent Özçelik, Hüseyin Başaran, Batı yakasında Erdoğan Arıkan, Aydın Köker, Atlanta'da Murat Ünlü vardı. Ankara'daki ekip de çok güçlüydü. Ercan Taner, Melih Gümüşbıçak, Melih Şendil, Gökhan Telkenar, Kerem Öncel tüm programları götürdüler. Dallas'taki ana merkezde Tansu Polatkan, Barbaros Talı, Okay Karacan, Yalçın Çetin, Orhan Ayhan, Güven Göktaş görevliydi. Ana merkez ile maçların oynandığı stadlara ve Ankara'ya bağlı bir ses hattı kuruldu. Tüm maçları biz Dallas merkezde ekrandan izleyip, maç günleri statta anlattık. Zaman zaman doğu ve batı ekibine destek için seyahatler yapıp Dallas'a geri döndük. Misal Boston'da biri anlatıyorsa hep beraber izliyor, gerektiğinde destek veriyorduk. Kimse ekran karşısından ayrılmıyordu. Ankara da bazen devreye girip bilgi ve son dakika desteği atıyordu. Ankara, Dallas ve maçın oynandığını şehir bir ay boyunca online olarak yaşadık. Amerika gündemini, Türkiye gündemini her sabah gözden geçirdik. Eleştiri notlarını okuyup değerlendirdik. Tansu Polatkan oyunun kuralları, takım oyunlarının inceliklerini sürekli anlatıp uyarılarda bulunuyor rehavete girmemize izin vermiyordu. Barbaros Talı ekip lideri olarak iç ve dış koordinasyonu sağladı. İnanılmaz bir işi yüklenmişti tek başına. Ben Newyork'tan Erdoğan Arıkan'ın arayıp bazı telafuzları sorduğunu, bizim onu arayıp tanıdığı bir oyuncunun özelliklerini sorduğumuzu hatırlıyorum. Tabi şimdiki gibi İnternet yok!
Bu sistem böylesi büyük bir ülkede nasıl iş yapılacağını çözmek için TRT Spor servisi tarafından kurgulandı.
Özetle Dünya Kupası yayıncılığı bir kültür yayıncılığıdır. Maç anlatmakla futbol anlatmak farklı şeylerdir... Maçı herkes anlatır, futbol anlatmak sanattır.
Kadıköy'de kapatılan barların kapanma sebebi narkotik operasyonundan ziyade siyasi sebeplermiş.
Kusura bakmayın ama birçok mekanın içi, insanların yanına koko ister misin diye soran tiplerle dolu. Bir de mekanların önünde bodyguarddan bozma ahlak polisleri var.
Bu mekanların kapanmasına da üzülmedim, darısı apartmandan bozma oksijen olmayan yerlerin kapanmasına.
Bu dizinin senaristleri kendi hayal dünyalarına göre Fatih dönemi yazıyor. Gerçekteki Fatih bırak bu sahnedeki gibi yeniçerilerle yemek yemesini paşalarla sadrazamlarla beraber bile yemek yemezdi. Kendini Roma İmparatoru olarak ilan etmiş, kendini ulaşılmaz ve ulaşılmaması gereken yüce bir varlık gibi gören bir adam oturup askerleriyle gardaşlık yoldaşlık diye takılacak tipte biri hiç değildi.
Adamın kendi yazdığı Kanunname'de bile şu geçiyor ya
"Cenâb-ı Şerîfimle kimesne taâm yemek kanunum değildir, meğer ehl-i beytimden ola. Ecdâd-ı izâmım vükelâsiyle yerler imiş, ben kaldırmışım."
Ayrıca Kurtçu Doğan ne alaka? Fatih'in ilk saltanatında isyanda başı çekmiş bir adam, Fatih'in yetişkinliğinde nasıl hala yeniçeri ağası lan? İkinci saltanatta Kurtçu sürgüne gönderildi, ondan sonrasında ona ne olduğu bilinmiyor ama bu sahnede Fatih sanki ondan sensei gibi bahsediyor XD Fatih söz konusu padişahlık ve devlet olunca merhametsiz bir adamdı, tamamen mantığıyla hareket ederdi. Kendi küçük kardeşini bunun için katletmiş bir adam yeniçeri ağasına mı acıyacaktı?
Adamlar Fatih'i saf iyilik timsali herkesle anlaşan bir süper kahramana çevirmişler XD Yıllardır laf attıkları Muhteşem Yüzyıl bile bu diziden daha çok tarihe bağlı kalmıştır.
Mauro Icardi: "Bakıyorum, ağlayan insanlar var, büyüklerde de var. Gol atıyorum ve o kadar duygulanıyorlar ki… Onlara yaklaşıp karşılık vermek istiyorum. China da bazen ağlayanları görüyor, bu defa o da ağlamaya başlıyor. Okula giderken, sokaklarda ellerini kulaklarına götürüp Icardi olmak isteyen çocuklar… İnanılmaz bir şey bu. Sezon bitiyor tabi şimdi daha rahat konuşabiliyoruz ve sevgimizi karşılıklı gösterebiliyoruz ama zor zamanlarımda da oldu; sakatlığımda ağlayan insanlar gördüm. Ailem değiller, yakınım değiller ama benim kadar üzülüyorlar. Buna kelimeler yetmez. Gurur duyuyorum bundan. Bunca insanın duygularını yansıtmaktan gurur duyuyorum."
Daha önce de yazmıştım. Türkiye’deki ücretli yıllık izin yokluğu, bayramların manevi değerini düşürüyor. Avrupada mesela herkesin bolca yıllık izni var. Kafasına göre uygun zamanlarda tatil yapıyor. Noelde de ailesiyle zaman geçiriyor.
Bizde yıllık izin yok. Onun yerine uzun bayram tatili var. O yüzden insanlar bayramı mecburen tatil fırsatı olarak görüyor.
Ben inançlı biri değilim ama kültürel olarak bayramları ve aileyle zaman geçirme ritüellerini anlamlı ve gerekli görüyorum. Bunun içinin boşalması beni rahatsız ediyor.
Fatih Bey, statlardaki ruhu 'çalınan listeler' değil, o an sahada yazılan senfoni belirler. Bizimkisi 'eski şarkı' değil, her hafta güncellenen bir 'şampiyonluk marşı'. Müzisyen olarak söyleyeyim: Bazı kulaklar sadece gürültüye odaklanır, biz ise zaferin akustiğine! 💛❤️🦁
Hepimizin dedesinin İstanbul dışında köyü olduğu varsayımıyla, kaç nesil geçirdiğimiz semtlerimizde eşek gibi çalışsak da oturmakta zorlandığımız gerçeğinden bihaber bir rahatlıkla... nasıl bir kendinden emin ve keskin hal:( Sorumlu yerine yine mağdura yüklenme, yine...
Görevli aracınız (34 FPU 085) ışıklardan sadece 45 saniye fazla dolanmamak için 5 arabaya huzursuzluk çıkardı. Beyefendinin savunmasını isteyip, emniyetin trafik birimine iletir misiniz? Teşekkürler.
@kadikoybelediye
Meryem Atmaca Sk.
20 Şubat 2026,
Saat 12:14.
Geçtiğimiz hafta sol diz çapraz bağlarını koparan ve özel bir dizlik ile beşinci Olimpiyatları'na katılan Lindsey Vonn, #MilanoCortina2026'daki ilk yarışında çok büyük bir talihsizlik yaşıyor.
Kanada Başbakanı mükemmel bir Amerika özeleştirisi vermiş. Cidden çok iyi bir uyarı ve konuşma. “Kurallara dayalı düzen hakkındaki hikayenin kısmen yanlış olduğunu biliyorduk... Uluslararası hukukun, sanığın ve mağdurun kimliğine bağlı olarak değişen bir titizlikle uygulandığını biliyorduk. Bu kurgu [Amerikan hegemonyasının sağladığı faydalar nedeniyle] işimize yarıyordu... Bu yüzden tabelayı pencereye astık. Ritüellere katıldık. Ve söylem ile gerçeklik arasındaki boşlukları dile getirmekten büyük ölçüde kaçındık. Bu pazarlık artık işe yaramıyor. Açık konuşayım. Bir geçiş değil, bir kopuşun ortasındayız...."