@Burakeren_1987 Hem Çeki Çelik, hem de Arda Okan alınmalı...
Singo ile üç alternatifli olmalı sağ bek...
Sağ bekte keza Jakobs, Eren ve Kazımcan ile üç alternatifli tutulmalı...
Bu sene kadro genişliği ve rotasyon sorunu yaşanmamalı...
@GalaMercato Taraftarın yoğun istediği ismin fiyatı artar...
PSG ikna olmak için 30'u 40 yaparsa şaşırmam...
Siz de keşke bu gizli girişimi görmezden gelseydiniz...
Bu paylaşım zarar verecek...
Bu bir; “Ya kaza değilse” analizidir.
Jeopolitik Fırtınanın Tam Ortasında: “Cephe Suriye, Araç Libya, Mesaj Ankara.”
Genkur. Baş. Org. Selçuk Bayraktaroğlu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gelen Libya Genkur. Baş. Org. Muhammed Ali Al-Haddad, MSB Bakanı Yaşar Güler ve diğer üst düzey Türk askeri yetkililerle görüştükten sonra ülkesine dönerken, uçağı Ankara yakınlarında düştü.
/
Libya Genelkurmay Başkanı uçağının Ankara semalarında düşmesi ve yakın geçmişte yaşanan (havada olanlar dahil) ardışık olaylar birer kaza ve tesadüften mi ibaret? En baştan söylemek zorundayız. Evet, mümkün? Ama biz bunların sadece birer kaza ve tesadüften ibaret olmadığını da düşünmek zorundayız. Çünkü dizilim son derece sıra dışı ve tam bir jeopolitik mücadelenin ortasında yaşanıyor.
Bütün bunların raslantısal olduğunu düşünüyorsanız, bu yazıyı okumanıza gerek yok. Ama raslantısal olmadığını düşünüyor ve ne olduğuna dair muhakemenizi-bakış açılarınızı geliştirmek istiyorsanız; biraz zihniniz yorulacak, ama eminim okumanıza da değecek.
/
Hadi başlayalım:
- Türk C-130’unun Azerbaycan’dan dönerken Gürcistan üzerinde düşmesi.
- Türkiye 4 savaşın ortasında kalmış, merkezde ve kenar kuşakta doludizgin yaşanan doğrusal etkiler, asimetri ve manipülasyonlar.
- Karadeniz başta denizlerde yaşanan istikrarsızlığın/ardışık olayların havada da gözükmesi.
- En son Türk Hava Sahasında görülen menşei belirsiz S(İHA)lar.
- Ve son olay: Libya Genel Kurmay Başkanının uçağının Ankara semalarında düşmesi…
Benzeşen bağlam; yakın geçmişte İran Cumhurbaşkanının helikopterinin Güney Kafkaslarda düşmesi.
///
Bütün bu olaylar raslantısal mı, komplo mu, bir etki/mücadele biçimi mi?
Tekil olarak mı okunmalı, bağıl mı?
Gerçekte nedir; bir baskı/manipülasyon mimarisinin katmanları mı?
///
Libya’da 3 günlük yas ilan eden Libyalı yetkililer olayın ilk saatlerinde ‘uçağın bir kaza kırıma uğradığı’ açıklaması yaptı. Oysa bu dakikada olayın bir kaza kırım olduğunu tespit etmek mümkün değildi. Bu açıklama/ön alma çabası, durumun Libya için de kadar hassas olduğunu gösteriyor.
TC. İletişim Başkanlığı ise; “Bu süreçte kamuoyunun sadece resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalara itibar etmesi; bunun haricinde sosyal medyadaki teyitsiz bilgi, spekülasyon ve komplo teorilerini dikkate almaması, dezenformasyon girişimlerine prim verilmemesi adına oldukça önemlidir” açıklaması yaptı. Bu açıklama da Türkiye’nin; ‘daha kontrollü, daha az konuşur, daha az görünür’ bir yaklaşımla, daha kapalı, daha sert, daha sıkı bir faza geçtiğini gösterir.
///
Olayın değdiği noktalar:
- Akdeniz, MEB-deniz yetki alanları, kaynak ve alan mücadelesi,
- Gazze savaşının başlangıcından beri Türkiye-İsrail arasında başgösteren gerginliğin bölgesel ve teopolitik rekabete, sürtüşmeye dönüşmesi,
- İsrail-GKRK-Yunanistan yakınlaşması,
- İsrail-YPG/PYD yakınlaşması,
- Suriye’nin üniterleşme arayışı ve Türkiye’nin olası Suriye Harekatı,
- Libya iç dengeleri, Afrika geçidi, enerji ve üsler,
- Kafkaslarda Orta Koridor mücadelesi,
- Türkiye yaşanan operasyon ve güç kavgalarının temas ettiği uluslararası ayaklar.
///
Bu olay bir kaza değilse, Yüksek Düzey Askeri-Diplomatik Güvenlik Olayı (High-Level Military-Diplomatic Security Incident) sınıfa girmiştir:
Bu sınıfın özellikleri:
- VIP askeri hedef,
- Devlet merkezinde gerçekleşme,
- Kritik görüşme sonrası zamanlama,
- Alınan kararları manipüle etme potansiyeli,
- Ve çoklu aktörü; devleti/alanı/güç odağını etkileme potansiyeli.
Bu tür olaylar kazayla başlar, ama kazayla bitmez.
///
Kim kazandı sorusu en önemli ipucu:
Stratejik analizde ilk soru “kim yaptı?” değil, “kimin işine yaradı”dır.
Peki bu olay kimin işine yarar?
///
Türkiye-Libya hattından rahatsız olanlar:
- Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya deniz yetki alanları,
- Trablus merkezli meşru askeri yapı,
- Türkiye’nin Akdeniz’de kalıcı askerî varlığı,
Bu hatta istikrar değil, belirsizlik isteyen herkes için bu olay kazançtır.
///
Libya’da “komuta boşluğu” isteyen aktörler:
Libya’da hala ciddi bir komuta boşluğu var. Ülke, siyasi olarak parçalanmış ve askeri yapılar arasındaki bütünlük hem iki başlı ve hem de eksenler içi bağlar oldukça zayıf. Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Al-Haddad, yalnızca bir asker değil, aynı zamanda Libya'da dengeyi sağlayan önemli bir figürdü. Bu tür kritik bir liderin kaybı, iç politikada gerginlikleri artırabilir ve dış müdahalelere zemin hazırlayabilir.
///
Türkiye’de iç güç mücadelelerini uluslararası zeminlerde nasıl kullanıldığı, örnekleriyle tarihsel olarak bilinir. Bu konuda hiç polemik yapmayacağım, hiç de girmeyeceğim. Sadece şunu vurgulayacağım: Yakın dönemde kamuoyunun da yakından ilgilendiği sansasyonel medya-fuhuş-uyuşturucu operasyonlarında, iç siyasi rekabet ve eksen içi güç mücadelelerinde ayak izi görülen uluslararası bağ nedir? Olan ve olası iç operasyonlar ile olası Suriye harekatının etkilenme potansiyeli nedir? Bu tür olayların caydırıcılığa psikolojik saldırı modu vardır. Algı artık harp unsurudur, sessiz ama derin etkilidir.
///
Şimdi en hayati, en dikkat çekmek istediğim nokta: Ya da en tehlikeli senaryo: Yanlış okuma:
Bu tür olayların en tehlikeli sonucu, yanlış aktöre yanlış anlam yüklenmesidir.
Yanlış bir okuma:
- Yanlış diplomatik tepkiyi,
- Yanlış askeri pozisyonu,
- Yanlış cepheleşmeyi,
- Yanlış geri dönüşsüz tırmanmayı getirir.
Yani “Yanlış savaş/yanlış mücadele ihtimali” tam da bu eşikte doğar.
Bu tür durumlarda devlet, aceleci kararlar almaktan kaçınarak, “Ya Sabır” çekip stratejik sabra yönelir. “Aceleyle alınan kararlar, yanlış sonuçlar doğurabilir” diye düşünür. Ancak bu stratejik sabır da kendi içinde büyük bir risk taşır.
Çünkü bu süreçte de;
- 2014 Kobani olayları merkezli 2013-2015 yanlış odaklanma,
- “2019’dan beri olduğu gibi” durağanlık ve zaman tuzağına düşme olasılığı vardır.
Yavaş ilerlemek, bazen gereksiz yere duraklamaya ve fırsatları kaçırmaya yol açabilir.
///
Bu olayın Libya üzerinden görünmesi ama Ankara’da olması, bana şunu söylüyor:
Hedef coğrafya başka, mesaj verilen merkez Türkiye.
Suriye dosyası şu an Türkiye’nin askeri olarak en sıcak, diplomatik olarak en kırılgan ve uluslararası alanda en ağır baskıyla karşılaştığı dosya.
Ve bütün şu başlıklar aynı anda masada:
- Türkiye’nin “bekle-gör”den çıkma hazırlığı,
- Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri harekat,
- YPG/PKK terör örgütünün varlığı, statüsü,
- Suriye (YPG/PKK-HTŞ-Dürziler-Nusayriler) + Gazze üzerinden yeniden şekillenen Türk-ABD-İsrail-Rusya-İran-Arap denklemi,
Bu ortamda Türkiye’nin karar eşiklerini etkilemek isteyen biri, doğrudan Suriye hattına dokunur.
Ama doğrudan vurmak pahalıdır, o yüzden dolaylı vurur.
Libya bu denklemde kullanılıyor olabilir mi? Evet, hem de sadece bir tek mermiyle birkaç kuşu vurabileceği için tekrar tekrar evet.
Son sözü Türkiye’nin aklı, caydırıcılığı ve caydırıcılığını kullanma iradesinin belirleyeceğini çok iyi biliyorlar. O yüzden bütün oyun da; Türkiye’nin stratejik aklı ile caydırıcılığını kullanma iradesini etkileme üzerine dönüyor.”
///
Libya Özeli:
Libya, Türkiye için meşru ve savunulabilir bir angajman alanı. Türkiye'nin Libya'ya müdahalesi, meşru hükümeti destekleyerek dengeleri lehine değiştirti. Ayrıca, Türkiye'nin Libya'daki rolü, Hafter ekseniyle kurulan ve gelişen ilişkiler de, Libya'nın üniter yapısının korunması açısından da çok önemli. Türkiye, burada açık bir siyasi ve askeri inisiyatif kullanıyor, ancak bu durum bazı dış aktörler tarafından hazmedilemiyor. Özellikle AB-Yunan-İsrail-BAE hattında.
Yani Libya’ya dokunmak, Türkiye’ye önce “başka dosyalar da yanar” mesajı veriyor. Bu aslında çapraz bir baskı tekniği: Suriye’de hamle yaparsan, bedelini Libya’da, Akdeniz’de, hatta merkezinde üretsin demek istiyor.
///
Ankara’da olması: Karar merkezine, karar merkezinde mesaj:
Bu çok kritik. Eğer konu sadece Libya olsaydı: olay ya Libya’da olurdu ya Akdeniz üzerinde ve gelirken. Ama olay Ankara kalkışlı, Ankara yakınında, stratejik kararların alındığı bir görüşme sonrasında yaşandı.
Bu; “Tek mermiyle çoklu atış yapıyorum: Sahada değil, masada verilen kararlara mesaj veriyorum” demektir. Bu, Türkiye’nin geliştirdiği/geliştireceği inisiyatifleri, özellikle de harekâtı önlemek isteyen irade(lere) ait bir sinyaldir.
///
Bütün bu yaşadıklarımızda 2013-2015 terör kuşağında olduğu gibi ve/veya 2019’dan beri yaşanan jeopolitik engelleme-zaman kazanma süreçlerinde olduğu gibi, benzer şeyler görüyorum.
Ama koca bir fark eşliğinde.
O zaman Karabağ Savaşı, Ukrayna savaşı, küresel-teopolitik Gazze manipülasyonu ve İsrail karşı katliamları ile İran-ABD/İsrail savaşları yaşanmamıştı. Bütün bu olaylar dizisi, bu mücadelelerin bağlamında yaşanıyor.
O zaman yeni durumu kavramsallaştırmaya çalışalım: 2013-2015 terör saldırı kuşağının çok daha gelişmişi;
- Çok eksenli,
- Çok aktörlü,
- Çok devletli,
- Çok alanlı,
- Çok zamanlı,
- Çok daha tehlikeli, karar mekanizmalarını ve sosyolojik fay hatlarını hedef alma potansiyeli son derece yüksek bir asimetrik saldırı ve maniplasyon kuşağının içindeyiz.
///
Bu tür olaylar birkaç sonucu tekil ya da çoklu üretmek ister:
- Türkiye’nin kararlarını etkilemek,
- Türkiye’yi durdurmak,
- Durduramıyorsa oyalamak, zaman tuzağına düşürmek,
- Türkiye’yi yanlış yere savurmak.
///
Peki ben neden hala ısrarla olası Suriye harekatının peşinde koşuyorum?
- Türkiye’de Suriye ön koşullu “Terörsüz Türkiye süreci” çöker. YPG/PKK terör örgütünün Türkiye’ye bir tuzak kurduğu, oyun oynadığı, zaman kazanmaya çalıştığı ortaya çıkar.
- Türkiye Suriye harekatına hazırlandığını gösterir.
- Türk karar verici heyet (Fidan-Güler-Kalın) Şam’a gider.
- Bunlar bazı aktörlerin kırmızı çizgisine girer.
- Bu karar verici ziyaretle eş zamanlı Suriye’de çatışmalar çıkar, YPG/PKK ekseninden iddialı, yüksek perdeden tehditler ve mesajlar gelir.
- Türkiye’de YPG/PKK paydaşı açık ve kapalı bazı aktörler aktifleşir.
- Siyasetteki (iktidar kanadı içindekiler dahil); İran ve ABD eksenlerindeki Kürtçülerin ayrışması ve rekabeti ayak izleri kendini göstermeye başlar.
- Ve diğer İrancı ve Atlantikçiler devrededir.
- FETÖ devrededir.
- Dışarıdaki angajeler maliyetli olduğu için doğrudan karşı çıkamazlar.
- O nedenle dış kaynaklı dolaylı, flu, inkâr edilebilir olay-olaylar üremeye başlar.
- Bunlar peşi sıra olaylar dizisi şeklinde gelişir.
- Diğer radikaller (IŞİD vb) fonda rol alma peşindedir.
- Kimi yüksek profilli, merkezde, belirsizken, kimi kenar kuşaktadır.
Sonuçta; Türkiye bir karar verirken “arka planda başka dosyalar da açılır” duygusu üretilir. Konsantrasyonu bozulmak istenir, “özellikle zafiyeti olanlar başta” kişisel mesajlar ve etkiler üretilir.
Bu tam olarak: çok alanlı caydırma, çok dosyalı baskıdır.
Bugün güney merkezli yaşanan olayların kaynak kodunda bir terör devletinin inşaşı ve Türkiye’nin bunu engelleme iradesini kırma çabası vardır.
Kuzey merkezli olayların kaynak kodunda da Türkiye’yi savaşta taraf etme çabası.
///
Kaza değilse (-ki kaza olsa bile durum okuması çok değişmiyor) bu olay, Libya’dan çok “Suriye karar dosyasını” etkilemeyi amaçlamış bir ön-alıcı baskı ve uyarı hamlesidir. Bunu başarırlarsa amaca ulaşmış olurlar.
Libya gibi görünen bu olay Ankara’da yaşanıyor, ama sadece Libya’yı değil Akdeniz’i, Gazze’yi, Suriye’yi, Suriye Harekatını ilgilendiriyor.
O yüzden bu mesajın bir özeli bir de geneli var:
Özeli: Cephe Suriye, mesaj Ankara, araç Libya.
Geneli: Cephe Türkiye’nin stratejik özerkliği, mesaj Ankara, araç Libya.
///
Türkiye için aşırı sert tepki de risktir, ama geri çekilme de risktir. Bence doğru olan kararı bozmayıp, yöntemi sertleştirmektir.
Bu yoğun asimetri, manipülasyon ve baskı ortamında Türkiye’nin hareket ekseni aslında çok belirgin ve masumdur.
İster İran; “Türkiye’yi İsrail’le savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin”, ister İsrail/ABD; “Türkiye’yi İranla savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin.”
İster AB-İngiltere Akdeniz denklemini bozmak, Karadeniz’i ısıtmak, ister Rusya Türkiye’yi karşısında değil yanında-yakınında görmek istesin.
Türkiye’nin geleceği yakın tehdidini yok etmekten geçer. Çünkü en büyük tehdit, en yakın tehdittir.
Bütün bu olaylar, en büyük yani en yakın tehdidi, uzak ve küçük bir tehdit olarak gösterme çabasının bir parçasıdır.
Hançer El bu Kemal-El Kaim hattına değdiği an…
Türkiye sadece çoklu cepheleri değil, çoklu ihtiras ve dogmaları da çökertmiş olur.
Aynı IŞİD ve dogmasını Dabık’ta çökerttiği gibi.
Bir ömür öğrenilenle-bir gece sabahlayarak yazılan yazılardan biri oldu.
Saygılarımla…
Abdullah Ağar
24 Aralık 2025
@MehmetDepremMED@UmitDikbayir Maşallah, zeka küpüsünüz, başkalarının zekasını da ölçebiliyorsunuz!
Size hayranlığım bir kat daha arttı!
Sizin bu "terörist" diye isimlendirilen ama asıl konunun dışında olması gerekenleride yakından tanıyor ve biliyorsunuzdur
Aslında "Cici!" çocuklar değil mi?
@MehmetDepremMED@UmitDikbayir Kimin haddine, bir yazı metnini anlamaktan uzak, hekim olmadan teşhis ve tedavi edebilen birisine sıkıntı vermek değil mi?
Ümit Dikbayır'ın yazısı üst seviyede olmuş, seviyesi düşüklerde karşılık bulamaz...
@MehmetDepremMED@UmitDikbayir İşin uzmanı olmamanıza rağmen "psikolojik teşhis ve tedavi" gayretinizi, perakendecilik üzerinden mi okumalı, hadsizlik üzerinden mi okumalı? Bilemedim! Gerçi siz daha iyi bilirsiniz, değil mi?
@Ankara_kusu1 Karayalçından sonra Ankarada Raylı sis yapan bel başk hiç olmadı
MGökçek döneminde yapılanları ise Ulaştırma Bak yaptı
Ulaştırma Bak MGökçek döneminde aldığı yetkiyi kullanarak devam ediyor diyecektim ama seçim vaadi olma ihtimalide kuvvetle muhtemel
NUR ile ALLAH'a kavuşasıcalar
PKK’nın Üçlü “Mahşer Bildirisi”: Bese Hozad–Serda Mazlum Gabar–Amed Malazgirt:
Bu ne anlama geliyor ve biz bu durumu nasıl okumalıyız?
PKK’nın Kandil mahreçli üç kirli kilit düğümü aynı anda konuşuyorsa, orada “tesadüf” değil sibernetik bir eş zamanlama vardır.
29-30 Kasım 2025: Önce Bese Hozat, Serda Mazlum Gabar ve Amed Malazgirt’in (uluslararası ajanslar dahil) yaptıkları açıklamalara bakalım.
- Bese Hozad’ın dediklerini ve ne anlama geldiğini yazmıştık, okumak isteyenler için aşağıdaki linkte var. https://t.co/R9QaE02itZ
- Şimdi YJA Star sözde merkez karargâh komutanlık üyesi Şerda Mazlum Gabar: O’nun ağzından; “Önderlik içeride olduğu sürece Kürt halkı özgür olamaz; biz gerillalar da kendimizi özgür hissedemeyiz. Özgürlüğe giden yolumuz, önderliğimizin özgürlüğünden geçer.”, “Biz mücadeleyi farklı yöntemlerle sürdürebiliriz; ancak gerilla bitmez.”
- Şimdi de PKK’nın silahlı kanat HPG’nin üst düzey elebaşı Amed Malazgirt kod Fehmi Atalay: Onun ağzından; “Silahlarımızı teslim etmedik ve bunu sembolik olarak yaktık. Hiç kimse Öcalan'ın gücünü inkar edemez. Devlet Öcalan'ın ayağına geldi; PKK’nin büyüklüğü buradan geliyor” dedi.
/
Ne kadar acı değil mi? “Devlet Öcalan’ın ayağına geldi!”
Ve bu terörist başı bunları nerede söyledi biliyor musunuz? PKK’nın kendini fes ettiğini ilan etmesinden sonra kutladıkları PKK’nın 47. kuruluş yıldönümünde! Hem de Kandil’de, ana karargah mağarası Zergele’de, saldırı tüfekli büyük bir show eşliğinde. Türkiye ile alay edercesine.
Paralel bir başka konuşmasında da Fransız AFP’ye röportaj vermiş: Oralarda da o da Bese Hozat gibi son derece tehlikeli şeyler söylüyor. “Bizim iki temel talebimiz var. Bunlardan biri Önder Apo'nun özgürlüğü ve bunun yasal güvencesinin olmasıdır. İkincisi ise Kürt halkının Türkiye anayasasında resmi olarak kabul edilmesidir.” “Öcalan serbest bırakılmadıkça başka adım atmayacağız, Türk devletini bekleyeceğiz; adım atması gereken taraf onlardır, atılması gereken ilk adım Önder Apo’nun özgürlüğüdür.”
- Son dakika: (6 Aralık 2025) Suriye’deki YPG/PYD’nin elebaşlarından İlham Ahmed’de benzer vaat-tehdit, havuç-sopa yaklaşımıyla bu “Apo’yu özgür bırakın” kervanına katıldı: Onun ağzından; “Eğer (Apo) özgür olsaydı, barış üzerindeki etkisi daha büyük ve daha hızlı olurdu. Tutukluluk durumunda hızlı adımlar atmak mümkün değildir ve bu durum barışın önünde engeller yaratmaktadır.”
///
(-5-)
Son Durum Okuması:
Şimdi de bu öne çıkan 3 Kandil ve bir Haseke piyonu üzerinden kısa ve bütünleşik bir değerlendirme yapalım: (Bunların neden öne çıkarıldıkları, Karayılan, Bayık, Kalkan ve Karasu gibi bildik terörist elebaşlarının bir anda ortadan kayboluvermesi, bu yeni nesil teröristlerin etkileri, güçleri, misyonları, vizyonları, özellikleri, bağları ve sorumlulukları başka bir analizin konusu olsa da buraya girersek, çok uzatıyor ve merkez konsantrasyonu kaybederiz.)
Kısaca toparlayalım:
Bu üçü sadece farklı rollerde değildir. Bu bir aritmetik dizilimdir.
Bese Hozat : Stratejik karar düğümü,
Serda Mazlum Gabar : Taktik ateş düğümü,
Amed Malazgirt : Algı ve meşruiyet geliştirme düğümü.
Bir de şimdi bunlara Suriye’deki İlham Ahmed’i eleyeceğiz: İlham Ahmed, Suriye’de PKK’nın siyasi arayüzü olarak tasarlanmış, ABD’nin bölgesel algoritmasına bağlanan, Ankara’yı kuşatmak için kurulmuş hatların ana düğümünü yöneten proxy-operatördür.
Terör Örgütü PKK ve ardılı akıl, bu 4 proxy aktör üzerinden;
- Teröristbaşı Apo’nun özgür bırakılmasını dayatıyor. Başarabilirlerse büyük bir zafer kazanacaklarını düşünüyorlar. Düşünsenize birkaç ucuz show (silah yakma-kendimi fes ettim açıklaması), üç beş teröristin ancak saklanarak tutunabildiği “Türkiye dağları ve Pençe hrk alanlarından çekildik” açıklamasıyla stratejik algı oyunu ve kan akmasın umudunu silaha dönüştürmeyle, hiçbir şey kaybetmeden ve süreci bir fırsata çevirip sayısız kazanım elde ederek (bunları yazacağım) Apo’yu ve diğer teröristleri serbest bıraktırmak. Evet, bu olursa PKK gerçekten büyük bir zafer kazanmış olur ve bunu çok iyi kullanır.
- Devletle statü, denklik istiyorlar.
- Devletin içine otorite virüsü atıyorlar.
- Önceden Kürt’le-Türk’ü birbirine düşman etmek isterlerdi, şimdi oynadıkları oyunla Türk’le-Türk’ü birbirine düşman ediyorlar. Yetmiyor, siyasi eksen değiştirip Türk’le-Türk’ü düşmanlaştırma oyununda ortalığı altına üstüne getiriyor, sorunu istedikleri gibi derinleştiriyor ve şimdi bunları da kullanarak derinleştirmeye, bir sonuca ulaşmaya çalışıyorlar.
- Uluslararası alanda meşruiyet arıyorlar.
- Aramızdaki “taraflar arasındaki savaştır” kabulü istiyorlar. (-terörle mücadele değil-)
- Türkiye için çözüm umudu, PKK için ise çözülme arayışı anlamıma gelen ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini manipüle etmek, derinleştirmek istiyorlar.
- Apo’yu masaya geri sürmek istiyorlar.
- Suriye’deki PKK’yı kotarmak, gözden ve etkiden kaçırmak, özellikle orada devletleşmek istiyorlar.
- Zaman kazanıyorlar. (PKK süreci-çatışmasızlığı kullanarak artık çok farklı katmanlarda/alanlarda hazırlanıyor, kabiliyetlerini geliştiriyor.)
- KDP-Barzani’yi zayıflatmak istiyorlar.
- ABD’ye “Asıl işlevsel-karar verici ve güç merkezi olan benim” mesajı veriyorlar.
- İran’a da “denge unsuruyum” diyorlar.
Bu, Kandil’in stratejik alarm modudur. Terör örgütü PKK’nın bugünkü stratejik hedefi sadece Türkiye’yi sıkıştırmak değil; Türkiye’nin karar mimarisini, toplum psikolojisini, güvenlik refleksini ve devlet içi dengelerini eşzamanlı olarak manipüle etmek ve bir iç yarık oluşturmaktır.
Türkiye bu yarığı kapatamazsa, yarığı kapatacak hiçbir dış politika zemini kalmayacaktır.
O yüzden esas soru artık şudur:
Biz, çoklu merkezli bir PKK’ya karşı tek merkezli bir irade gösterebilecek miyiz?
Yoksa çoklu saldırıya tek hat üzerinden mi karşı koyacağız?
Bu olur mu?
Cevap; sadece sahada değil, anlayışımızın, gücümüzün ve gücümüzü kullanma irademizin saflığında yatıyor.
///
İşte böyle arkadaşlar. Artık başımıza aldığımız belanın ağırlığını görmemiz gerekiyor. PKK’nın çoklu “mahşer bildirisi” sadece bir propaganda değil; çok merkezli bir yönetim mimarisinin eşzamanlı çalıştığının ilanıdır.
Ve şimdi şu soruyu tekrar soralım: Eğer Kandil ve Suriye Apo’yu dinlemiyorsa, kimi dinliyor? Bu dörtlü -Bese, Serda, Malazgirt ve Ronahi (İlham Ahmed)- çıkıp aynı güncede, aynı içerikte konuşması sadece bir iç refleks midir?
Değildir kesinlikle.
Bu durumda soru daha da derinleşiyor:
Kararları bunlar mı üretiyor, yoksa bunlar “üretilmiş kararları” taşıyan piyonlar mı?
Piyonlarsa onları kim güdüyor, kim hangi düğümü ne için yakıyor?
Ve en sarsıcı gerçek şudur:
Bu oyunda karşımızdaki asıl aktör PKK değildir.
PKK, asıl aktöre açılan kapıdır.
İşte gerçek çözümün anahtarı da burada gizlidir: “Terör örgütün tapusu kimdeyse, muhatap odur.”
Ama sorun da tam olarak burada başlıyor. Çünkü bugün artık PKK’nın tek bir tapusu, tek bir kutbu yok.
Tek bir düğüm yok.
Tek bir komuta yok.
Tek bir irade yok.
2015’ten sonra örgüt “çoklu merkezli bir terör aklına” evrildi.
Karşımızda artık: çok katmanlı, çok alanlı, çok aktörlü, çok bağlı, ÇOK KOCALI bir yapı var.
Bu, artık bir terör örgütünden çok teröre dair bir ağ mimarisi.
Ve bu ağ mimarisi sadece Kandil’de değil; Irak’ın uzak yakın dağlarında, Süleymaniye-Kerkük-Musul (Mahmur-Sincar) meskûn mahallerinde, Suriye’nin kuzeydoğusundaki sözde kantonlarda, İran hattındaki kapılarda, ABD-İngiltere rekabetinin tünellerinde, Avrupa’nın başkentlerinde, uyuşturucu ve kara paranın labirentlerinde, istihbarat servislerinin projelerinde ve Türkiye içindeki fay hatlarında aynı anda çalışıyor.
Artık bu coğrafya aşiretlerin değil; büyük güçlerin çarpıştığı bir düğüm bölgesidir.
Bugün Irak’ın kuzeyi ve Suriye’nin kuzeydoğusu artık “iki ayrı saha” değil; küresel ve bölgesel çekişmenin ortak sinir ağıdır.
PKK terör örgütü ise emellerinden, niyetlerin, eylemlerinden vazgeçmiş bir örgüt değildir kesinlikle.
Vazgeçtim görüntüsüyle, etkisini, etkinliğini ve varlığını pekiştirmeyi amaçlamış, form ve format değiştirmiş, Terörsüz Türkiye süreçlerinde çatışmasızlıktan yararlanıp kabiliyetlerini geliştirmeye soyunmuş şeytani bir yapıdır.
Çözüm nedir peki?
Bunun yanıtı aslında çok basit, ama uygulaması zordur.
Ama devlette budur işte…
Hayal değil gerçek, söz değil etki üreten…
/
Kocaları üzerinde jeopolitik gücünü kullan, bağını kır.
ALGI, AĞ, “ALAN”, BAĞ ve DÜĞÜM ETKİNİ YAP, HAKİMİYETİNİ SAĞLA.
Hem “Akıl ve Kalemle”
Hem de “Akıl ve Kılıçla.”
"SEMER SEÇİLİRKEN,
EŞEĞİN FİKRİ DEĞİL, ÖLÇÜSÜ ALINIR!.."
Eyyy! Türk Milleti!..
Bir dakika durun ve düşünün!
Fikriniz mi alınıyor, ölçünüz mü?
Başka sorum yok...
#TürkMilleti#SemerEşekFikirÖlçü