Okan Bayülgen'in sosyal medya fenomenlerine ve modern şöhret anlayışına dair ağır eleştirileri:
🔶 Hiçbir yeteneği ve vasfı olmayan insanların sadece video çekerek milyonlarca takipçiye ulaşması çağımızın en büyük trajedisidir.
🔶 Eskiden şöhret olmak için bir sanat dalında ter dökmek gerekirken şimdi sadece ekranda şaklabanlık yapmak yetiyor.
🔶 Sosyal medya fenomenlerinin gösterişli hayatları aslında devasa bir cehaleti ve kültürel boşluğu örtmek için kullanılıyor.
🔶 Gençlerin artık bilim insanı veya yazar olmak yerine kısa yoldan fenomen olmayı hayal etmesi korkunç bir çöküştür.
🔶 Ekranda gördüğümüz o kusursuz ve lüks hayatların arkasında inanılmaz bir sahtelik ve ruhsal çöküntü yatıyor.
🔶 Gerçek sanata ve sanatçıya değer vermeyen bir toplumun çöp içeriklerle beslenmesi kaçınılmaz bir sondur.
Bir içerik üreticisi, gemi tatili deneyimini esprili şekilde anlatarak beklentilerinin tam tersini yaşadığını söyledi.
“Her şey dahil konsepti yüzünden kilo almamanın imkanı yok.” diyen içerik üreticisi, geminin neredeyse hiç sallanmadığını da anlattı.
Sürekli etkinlik düzenlenmesinden yakınan içerik üreticisi, “Dinlenmeye geldik ama sürekli eğlenmek zorunda bırakılıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Gemi turlarının düşündüğü kadar pahalı olmadığını söyleyen içerik üreticisi, her bütçeye uygun seçenekler olduğunu sonradan öğrendiğini belirtti.
200 yıllık biyoloji kitabı bir hafta sonunda öldü.
birisi oturmuş, hücreleri 3d gezdiğin bir app yapmış. video oyunu gibi. nöronu döndürüyorsun, aksonun içine giriyorsun, organeli tek tek ayıklıyorsun.
> arayüz: gpt image 2
> kod: gemini 3.5 flash
iki model. bir hafta sonu. matbaanın 1450'den beri yapamadığı şey.
birkaç yıla okullarda standart bu olacak. bizimkiler hala "tablet mi defter mi" tartışıyor.
oğlum çocuk hücreyi elinde çeviriyor artık. sen neredesin?
Bazı kadınlar buna "haklısın" demiş, diğerleri "ne nankör kadın" demiş. İkisi de yanlış. Çünkü bu video, basit bir haklı-haksız tartışması değil günümüzde çok sık gördüğümüz, "Narsist" etiketinin asıl açıklaması olan tipoloji.
Ne olduğunu açayım.
Önce videonun ne söylediğine bakalım. Çünkü asıl analiz, kadının söyledikleri ile yine kendi söyledikleri arasındaki çelişkide gizli.
Kadın "kocam çocuğa bakmıyor" diye başlıyor. Sonra
Adam akşam 7'de geliyor, 9'a kadar çocuğu uyutuyor. Çocuğu uyutan o. "Hafta sonu babasına vericem, dinleneceğim" diyor. Yani hafta sonu çocuğa bakan da o.
"Ne duşu bitiyor, ne traşı bitiyor, ne tuvaleti bitiyor, dinlenemiyorum."
Kadın aslında "Eşimin fizyolojik bir vücudu olduğu için bile öfkeliyim. Adamın 5 dakikalık temel ihtiyaçları benim rahatımı bozuyor." diyor.
Şimdi zaman dilimlerine bölelim
Haftaiçi Sabah - Akşam 7 arası
Adam çalışıyor, kadın çocuğa bakıyor.
Haftaiçi Akşam 7'den 9'a kadar
Kadın yatıyor, adam çocuğa bakıyor.
Haftasonu, adam çocuğa bakıyor
Adam çocuğa bakıyor, kadın yatıyor ama adamın tuvaleti duşu gibi insani ihtiyaçlarında rahatı bozuluyor. Kadının nefreti tetikleniyor.
Yani adamın dinlendiği, kendine ayırdığı tek bir dakikası bile yok, kadın haftaiçi akşam 7den sonra dinleniyor, haftasonu dinleniyor ama adam bu kadına yine de yetemiyor.
Tipolojiye gelelim şimdi, toplumda direkt Narsizm ile ilişkilendiriliyor ama bu klinik narsizm değil. Şımartılmış yaşam stili. Klinik narsizmden çok daha yaygın, çok daha "normal görünen" bir yapı.
Bu tipolojide birey şu temel beklentiyi taşır:
"Benim rahatsızlığım anında giderilmeli, başkasının rahatsızlığı önemsizdir."
Çocukken bu, bağırarak elde edilen bir oyuncaktı. Ağlayarak elde edilen bir tablet. Yetişkin bir kadında, evlilikte bu mekanizma şöyle çalışır,
Kendi konforu mutlak öncelik, partnerinin konforu yalnızca kendi konforunu engellediği ölçüde dikkate alınır. Partnerin yorgunluğunu, ihtiyacını, fizyolojisini bağımsız bir gerçeklik olarak hesaba katmak.
Bu kişide kapasite olarak vardır, ama seçim olarak yapılmaz. Çünkü yapmak rahatsızlık verir, hak gördüğü konforu sarsar.
Adler'in başka bir kavramı da var Entwertungstendenz, değer düşürme eğilimi. Bu kişi, kendi katkısını yüceltmek için partnerinin katkısını sistematik olarak küçümser.
Kadın diyor ki: "Ben de çalıştım, biliyorum. İşe gitmek çocuk bakmaktan kolaydır. Adam sanki gezmeye gidiyor gibi geliyor."
Birkaç katmanlı bir çarpıtma var burada. Eşinin gittiği iş, gezmek değil kendisi de bunu biliyor, kendisi de daha önce çalışmış. "Ofiste oturmak gezmektir" gibi bir kıyas yapıyor, ama eşinin işinin ne olduğunu, ne kadar strese girdiğini, ne kadar fiziksel ve zihinsel yük taşıdığını hesaba bile katmıyor.
Bütün kıyas, "ben daha çok çekiyorum, o az çekiyor" sonucuna varmak üzere kuruluyor. Bu, partneri küçük göstererek kendini büyük göstermenin mekanizmasıdır.
Adler'e göre bu mekanizma, kişinin kendi yetersizlik duygusunu kapatmak için kullanılır. Yani bu kadın derinde "ben yeterince iyi bir anne değilim" hissediyor olabilir ve bunu örtmek için "o yetersiz bir baba" diye haykırıyor.
Burada modern feminizmin asla tartışmadığı şeyi de tartışalım. Bu kadın çalışmıyor. Eve geliri tamamen eşi getiriyor. Ekmek, kira, fatura, çocuğun bezi, kadının kendi giysisi, hepsi eşinin emeğinden çıkıyor.
Ev içi emek gerçek emektir, evet. Çocuk bakımı yorucudur, evet. Bunlar tartışmasız. AMA bu, şu anlama gelmez "Adam dışarıda her şeyi taşısın, eve gelince de senin çocuk bakım yardımcın olsun, üstüne hayatı bile olmasın."
Kooperasyon iki taraflıdır. Adam dışarıda finansal stresi, sektör belirsizliğini, mental yükü ve zamanını taşıyor. Kadın bunu yok sayarak "asıl yorulan benim" mantığını kuruyor.
Bu eşitlik değil partnerin emeğinin sistematik olarak inkarıdır. Ve bu inkar, modern dijital feminizm tarafından "haklı şikayet" diye etiketleniyor.
Modern feminizm ve algoritma bu tip kadınlara "Sorununu çözme. Sorununu sergile. Sergilersen ödüllendirilirsin." diyor. Çünkü diğer kadınlardan destek görüyor, kurban psikolojisine giriyor.
Bu sorunu çözmek yerine sergileyerek sempati ve dikkat toplamaktır. Eskiden bu strateji bir komşuyla, kuzenle, kayınvalideyle sınırlıydı. Sosyal medya bunu endüstriyel ölçeğe çıkardı.
Bu kadın eşine söylese, bir süreç başlar. Konuşma, müzakere, kavga, anlaşma, değişim. Belki çatışma çıkar, ama bir çözüm vektörü doğar.
Ama instagrama çıkıp anlattığı anda, 200 bin kadın "haklısın" yazar. Kurban kimliği taşa kazınır. Artık eşine daha az tahammül edebilir, çünkü "200 bin kadın da haklı diyor, demek ki haklıyım." düşüncesi oturur.
Modern dijital feminizm bu kadına çözüm sunmuyor. Daha iyi bir kurban statüsü sunuyor. Çünkü kurban statüsünde tutmak, sistem için karlıdır, daha çok video, daha çok engagement, daha çok satılacak duygu.
Bu kadın evliliğini onarmıyor. Evliliğinin sigortasını yakıyor ve yangının ışığında alkışlanıyor. Boşanmayla bitmeme ihtimali yok bunun. Çocuğun da büyüyünce aynı nevrotik davranışları sergileyeceğinden ben eminim.
Aile kurmak bir aşk görevidir. Görev kelimesine dikkat. Romantik bir his değildir; iki kişinin birlikte üçüncü bir şey (çocuğu, hayatı, anlamı) inşa ettiği bir kooperasyon görevidir.
Aşk görevinin temel kuralı, eşitlik üzerinden kooperasyon. Eşitlik "her şey 50-50" anlamına gelmez. Eşitlik, iki tarafın değerinin de tanındığı anlamına gelir.
Bu kadın eşinin değerini tanımıyor. Eşi çalışıyor, değersiz. Eşi çocuğu uyutuyor, yetersiz. Eşi hafta sonu çocuğa bakıyor, duş alıyor diye rahatlık bölünüyor. Eşi "kendini yorma" diyor, kadın dalga geçiyor.
Hiçbir şey yeterli olamaz. Çünkü mesele eşinin ne yaptığı değildir. Mesele, kadının ne kadar dünyanın merkezi olduğu hissidir. Bu his giderildiğinde eş ne yaparsa yapsın "yeterli" olur. Giderilmediğinde eş ne yaparsa yapsın "az" kalır.
Bu yüzden bu kadının kocası "düzelse" bile, bir süre sonra şikayet yine başlar. Çünkü mesele kocada değil, yapısal beklentidedir.
Bu video, bir kadının haklı şikayeti değil. Bu video, şımartılmış yaşam stilinin, değer düşürme eğiliminin ve kurban kimliğinin sosyal medya çağında nasıl viral içerik olarak paketlendiğinin örneğidir.
Bu video, bir insanın eşinin tuvalete gitmesinden bile rahatsız olmasının normalleştirilmesidir. Ve modern dijital feminizm bu normalleştirmeye alkış tutmaktadır.
Şikayet eden kadın da, alkışlayan binler de aynı tipolojinin farklı yansımalarıdır. Ve hiçbiri çözüm üretmez, sadece yeni bir video çıkana kadar bekler.
Ya düşünsene; evlisin, eşin var, çocuğun var, çalışıyorsun, hayatında her şey rutininde gidiyor gibi görünüyor ve bir gün işteyken internetten karının şöyle bir videosu düşüyor önüne. Sonra erkeklermiş, evlilikmiş, bilmem neymiş, falanmış filanmış. Peki.
Nobel ödüllü Geoffrey Hinton, 10 yıl önce artık radyoloji uzmanı yetiştirmeye gerek kalmadığını, 5 yıl içerisinde yapay zekânın radyolojistlerin yerini alacağını savunuyordu.
Hinton'un bu varsayımının aksine, ABD'de son 10 yılda radyoloji uzmanı sayısı yaklaşık %20 artış gösterdi ve yıllık ortalama kazançları 500.000 doları buldu. Bu durum için artık yeni bir kavramımız var; radyoloji paradoksu.
ABD'de radyoloji uzmanlarının %48'i yapay zekâ modellerini görüntü yorumları için kullansa da, bu modeller farklı hastane verilerinde %20 başarı düşüşü gösteriyor. Bir uzman tarafından yönetilmediklerinde aşırı teşhis yaparak sorunlara yol açıyor.
Hinton'un radyoloji uzmanlarının işlerini elinden alacağını düşündüğü yapay zekâ, aksine radyoloji uzmanlarına olan ihtiyacı artıyor. Fakat, tıpkı yazılım mühendisliğinde olduğu gibi görev tanımlarını değiştiyor.
Substack mail bültenim Yapay Gündemlerin 4. sayısı, radyoloji paradoksuna odaklanıyor.
https://t.co/smgHisSEoX
🚨22 yaşında bir genç, video oyunundan kazandığı parayla 2 ev aldı. Ve tek bir fotoğrafla Filipinler ekonomisini çökertti
Oyun adı: Axie Infinity
Oyuncular, yaratıkları savaştırarak SLP token kazanıyordu
Sıradan oyuncular ayda 155–195 dolar kazanıyordu. Bu, Filipinler’de neredeyse yarı zamanlı bir maaşa denk geliyordu.
Takım kurup oyuncu çalıştıranlar ise ayda 20.000 dolara kadar gelir elde ediyordu(sadece telefonla).
Günlük aktif oyuncu sayısı 2,7 milyon kişiydi ve bunların yarısı Filipinlerdendi
İnsanlar işlerini bıraktı. Aileler çocuklarını okuldan aldı. Geçim tamamen oyundan gelen gelire bağlandı.
Sonra her şey değişti.
22 yaşındaki genç, Facebook’ta iki yeni evinin önünde fotoğraf paylaştı.
Devlet bunu fark etti.
Ve hemen harekete geçti
Oyun içi kazançlar “vergilendirilebilir gelir” ilan edildi.
Oyuncuların vergi mükellefi olarak kayıt olması ve kazançlarını bildirmesi istendi.
Ama geç kalınmıştı.
$SLP, 6 ay içinde %99 değer kaybetti.
Devlet, artık var olmayan bir ekonomi için vergi yasası hazırlıyordu.
Ve insanlar…
Geri dönebilecekleri hiçbir şey bırakmamıştı.
Bir video oyunu milyonlarca kişilik bir ekonomi kurdu, ulusal çapta bir vergi krizini tetikledi, ve devlet tek bir peso bile toplayamadan çöktü.
P.çlerin başka taktiği yok, inanılmaz bir olay ya. Bi tek bunu bilsen yetiyor. Boşuna uğraşıyoruz.
Bu defa bari çalışmasın diyordum biliyosunuz. Tabi hala umut var da devam ederse düşmeye yuh dicem artık. #bitcoin
#BTC Tarihinin En Korkunç 60 Saniyesi 😱
10 Ekim 2025...(+ Binance soygunu)
Bitcoin 1 saniye içinde 115.000’dan 102.000’a çakıldı.
13 bin dolarlık serbest düşüş… 🔻
Satışlar o kadar sertti ki, birçok kişi o anı “kripto tarihinin en büyük likidasyonlarından biri” olarak hatırlıyor.
İşte 1 saniyelik chart… Hala izlerken midem bulanıyor.
Adıyaman’a tıp fakültesi açarsan olacağı budur…her yer tıp fakültesi oldu ambulans şöförleri bile Azerbaycan,Bulgaristan,Ukrayna vs parayla kayıt olup 1-2 sene sonra buralara yatay geçiş yapıp hekim oluyor.Maalesef her yer niteliksiz nasıl mezun olduğu bilinmeyen hekimle doldu!
Euro Truck Simulator 2 bağımlısı olduğu belirtilen bir adam, uzun yol otobüsünde şoföre “Kaptan, şu retarder sesini açar mısın?” diye rica edince şoför isteğini geri çevirmedi; adam da o sesi duyduğu anda adeta kendinden geçti.
Tıp öğrencisi: 6 yıl tıp, 4-5 yıl uzmanlık okuyacağım. Doktor olup insanlara yardım etmek istiyorum.
Vatandaş: Doktor yetiştirmek çok pahalı, her birinin ülkede kalması stratejik önem taşıyor.
D*vlet: 6 yıl okuyacaksın, güzel. Ama mecburi hizmet var, bitince 2 yıl Hakkari’ye gideceksin. Çünkü Hakkari’de Hakkarili doktor çıkaracak eğitim vermiyorum. O yüzden İstanbulluyu oraya göndereceğim.36 saat nöbet tutacaksın, 3 dakikada bir hasta göreceksin, hasta yakını seni dövebilir, “şiddete karşı yasa” çıkardık ama uygulamıyoruz. Ameliyatta bir komplikasyon olursa malpraktis davası açılır, 10 yıl mahkemeye gidersin. Ha bir de her gelen sağlık bakanı sistemi sıfırdan değiştirecek.
Öğrenci: Almanya dil kursu masrafımı karşılıyor, uzmanlık maaşı 6 bin euro, hasta beni dövmüyor. Gidiyorum.
Sonuç: Türkiye doktor yetiştirmek için kişi başı 1 milyon dolar harcar, sonra o doktoru Almanya’ya hediye eder. Sağlık sistemi çöker, randevu 3 ay sonraya verilir.
İdeolojik dangalak: Gidin gidin, vatan haini doktorlar. Biz Osmanlı’da İbn-i Sina ile tedavi oluyorduk. Şifalı bitki, hacamat, sülük tedavisi varken ne doktoru? Fatih’te bi hoca var hepinize bin basar.🤡🤡🤡
Otuzlarındaki bir erkek, yirmilerindeki bir kadın gibidir. ZİRVEDEDİR.
Erkek 20'lerinde görünmezdir, reddedilir, yok sayılır ama tırnaklarıyla kazıyarak kendini inşa eder.
Kadın ise 20'lerinde doğuştan gelen tazelik kredisini harcar.
Ve 30 yaş, terazinin kırıldığı o acımasız andır.
Erkek 30’unda artık pişmiştir. Ayarlanmış bir silah gibidir.
Ne umutsuzdur ne de dağınık. Sadece sabırlıdır.
Artık peşinden koşmaz, seçer.
Kadın içinse 30 yaş, partinin bittiği ve kapanış zilinin çaldığı yaştır.
O yüzden o özgür kız gider, yerine acil evlenmem lazım diyen paniklemiş biri gelir.
Çünkü biyolojik saat acımazdır. Biri değerlenirken, diğeri zaman aşımına uğrar.
35 yaşındaki statü sahibi bir erkek, 23 yaşındaki, hayat dolu bir kadını seçtiğinde denklem tamamlanır.
Biri gücünü, diğeri gençlik ve güzelliğini masaya koyar.
Kedi annelerinin çıldırması işte bu yüzdendir.
Ellerinde kalan son kozu, yani utandırma taktiklerini devreye sokarlar.
O senin kızın yaşında, yanında dedesi gibi duruyorsun, o yaşta biriyle ne konuşacaksın?
Bu ahlak bekçiliği değil, haset çığlığıdır.
Kendi gençliklerinde yaptıkları şımarık seçimlerin bedelini, yalnız kalarak ödediklerini o an anlarlar ama artık çok geçtir.
Erkek inşa eder, hak ettiğini alır.
Kadın tüketir, elindekini kaybeder.
Bu bir suç değil, doğanın kanunudur.
Kimseyi kandırma ablacım. 18-23 yaşlarında gençlik ve güzelliğinin zirvesindeyken, sana gelen o yoğun ilgiyi, dm kutunu patlatan mesajları hak görüyordun, sistemden şikayetçi değildin.
Şimdi duvara toslayıp, artık o ilginin 20'liklere kaydığını görünce, telefonların susunca mı akıllandın?
Gençliğini tüketip, 32 yaşında elinde kalan yalnızlığı bize minimalizm diye pazarlama. Sen sistemi reddetmedin, sistem seni emekliye ayırdı.
Şu manzaraya bakınca umut doluyorum.
Bu kadın hala bekar.
Demek ki erkekler artık kurtarıcı kahraman olmayı bırakmış.
Başkasının eğlendiği, yorup bıraktığı kadını kimse sırtlanmamış. Bu yalnızlık senin tercihin değil, erkeklerin zekasının zaferidir.
Doğru yoldasınız beyler.💪