DİL, DİN, IRK, MEZHEP TARTIŞMALARINA GİREN, AHLAKI CİNSEL YAŞAMDAN İBARET SANAN, GÖZÜ VE SÖZÜ BAŞKASININ ÜZERİNDE OLUP KENDİNİ MÜKEMMEL GÖREN ZATLAR UZAK DURUN!
ODA
Odamda tehdit edildiğimi belirterek dilekçe verdim. Olayın araştırılmasını talep ettim.
Daha sonra bu başvuruma ilişkin dilekçenin bulunamadığı tarafıma bildirildi.
Ben de bulunamadığı belirtilen dilekçenin görüntüsünü ve evrak sayı numarasını ekleyerek yeniden yazılı başvuruda bulundum. Bu başvuruma ise henüz cevap alamadım.
Sonra odamı boşaltmam istendi. Gerekçe olarak sözleşmemin bulunmadığı ifade edildi. “Elbette; yer gösterin ve işlemi hukuki/idari usulüne uygun yapın” dedim. Sürecin sonunda odadan çıktım.
İlginç olan bundan sonra başladı.
Boşalttığım oda üzerinden hakkımda tutanak düzenlendi ve mesaiye gelmediğim iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Bildiğim kadarıyla bu soruşturma yaklaşık onuncu ayında ve henüz sonuçlandırılmış değil.
Oda demişken bir de Tabip Odası var.
Orada da hakkımda yaklaşık üç yıldır kamuoyunda “aşı karşıtlığı” olarak ifade edilen paylaşımlarım nedeniyle yürütülen bir disiplin süreci bulunuyor. O da henüz sonuçlanmış değil.
Çalışma mekânı meselesini TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna da bildirdim. Sonrasında çalışma odam İlahiyat Fakültesinde tahsis edildi.
Böylece tıp fakültesinde başlayan oda hikâyem, ilahiyat fakültesinde devam ediyor.
Dosyalar, dilekçeler, tutanaklar, soruşturmalar…
Ben artık “Odam nerede?” diye sormuyorum.
Çünkü anladım ki bu memlekette bazen odasızlık da mesele, odalı olmak da.
2010 civarı Borneo Adası'ndaydım. Orangutanları ve pigme filleri doğal yaşantısında görmek için Kinabatangan Nehri'ne gittim. Nehirden 10 metre sonra yağmur ormanları bitiyor ve yağ palmiyesi ağaçları başlıyordu. Rehberle tartıştık. halk çok mutlu çünkü iş sağlıyor hatta kuşlar palmiye ağaçlarına da konuyor demişti. Adamlar dünyanın ciğerini söktüler.
Kurutma makinesi aldık @BoschHomeTR ‘den. Fabrikadan gelen makinenin tahliye borusu takılı değilmiş, makine kendi pompasını kısa devre yaptırıp bozuldu, her yere su akıttı.
Şimdi bu yüksek bütçeli paralar verip X’te haber hesaplarına reklam yaptıran @BoschHomeTR , makineyi değiştirmiyor, benim 1 defa kullandığım makineye parça değişimi teklif ediyor.
Be utanmazlar, fabrikadaki boruyu ben mi takmadım? Ben neden bunun derdiyle uğraşıyorum? Önce “değişim yapılacak” diye arayıp sonra “değişim onaylanmadı, 1 defaya mahsus pompa değişebiliriz” demek nedir?
Ben mi bozdum da bir de bana lütfedip “1 defaya mahsus” pompa değişiyorsun?
Yemin ederim ki kansere ne zaman odaklansam onun bir hastalık değil aslında çöken bağışıklık sisteminden kişi aniden ölmesin diye,onu hayatta tutmak için bedenin son savunma savaşı olduğunu https://t.co/c4aWYkFNXU bu gördüğümü şu adamdan duymak...
Bir sosyal medya kullanıcısının Kahve Dünyası'nda yaşadıklarını böyle paylaştı:
"Az önce Kahve Dünyasına 2 arkadaşımla kahve içelim diye gittik. Soğuk tahinli latte istedim. Buz istemiyorum dedim. Bardak yarım olur cevabı aldım. Nasıl yani dediğimde içerik bu şekilde cevabı aldım.
Özetle bardağın yarısına kadar buz koyarız tam olur. Buz istemezseniz yarım olur diyorlar. Yani ödediğiniz paranın yarısına buz satın almış oluyorsunuz."
Yıllardır böyle mi satış yapıyordunuz?
Bu yapılan mevzuata uygun mu?
https://t.co/OlGht7Wjk9
@ticaret@kahvedunyasi
Küresel Tıp Baronlarının 'Kolesterol' Oyunu Çöktü
ABD hükümetinin finanse ettiği kapsamlı araştırmalar, tereyağı, sade yağ, iç yağı gibi doymuş yağların ve kolesterolün, kalp hastalığına yol AÇMADIĞINI gösterdi; ancak verileri gizlediler!
Kolesterolü düşürmek erkeklerde ölüm oranını artırdı İşte tıp tarihinin gizlenen ve unutturulmak istenen o çelik gibi sağlam, itiraz edilemez somut gerçekleri:
Gizlenen Minnesota Deneyi (9.000 Denek): Tam 4,5 yıl süren bu dev araştırmada, kolesterol seviyesindeki her 30 miligramlık düşüşün, her türlü nedene bağlı ölüm riskini %22 oranında artırdığı saptandı! Kolesterolü ne kadar düşürdülerse, insanların kalp krizinden ölme ihtimali o kadar yükseldi ve bu acı gerçeği tam 16 yıl boyunca insanlıktan gizlediler!
Ölüm Saçan Tohum Yağları (Sidney Çalışması): 5 yıl boyunca izlenen erkeklerde, tereyağı gibi doymuş doğal yağların yerine mısır ve soya gibi bitkisel yağların konulmasının, kalp hastalığına bağlı ölümleri %62, genel ölüm oranını ise %70 artırdığı ham verilerle kanıtlandı!
Düşük Kolesterol ve Felç Tuzağı (Kailuan Çalışması):96 bin kişinin 9 yıl boyunca izlendiği dev takibe göre, kötü huylu denilen LDL kolesterolü 70'in altına düşen insanlarda, kanamalı inme (felç) riski tam %169'a varan şok edici bir oranda fırladı!
Yüksek Kolesterol ve Uzun Ömür6 milyondan fazla katılımcıyı kapsayan 19 farklı bilimsel çalışmanın derlemesi gösterdi ki; ileri yaşta kolesterolü yüksek olan insanlar, düşük olanlara göre çok daha uzun ve sağlıklı bir ömür sürüyor! Bu veri, milyarlarca dolarlık kolesterol hapı (statin) mitini kökünden çürütüyor!
Doymuş Yağlar ve Kolesterol Neden Hayattır?
Çoban Mehmet Efendi’nin tenceresindeki o hakiki tereyağı, sade yağ, iç yağı ve kaz yağı sadece birer besin değildir; bedenin siber kalkanıdır! Tıp dünyasının teyitli verilerine göre doğal yağlar ve kolesterol; beyin sağlığımız için mutlak zorunluluktur (beynin%30 kolesterol ve %60'ı yağdır), bağışıklık sistemini enfeksiyon ve virüslere karşı bir kalkan gibi korur, kanser ve depresyon riskini azaltır, A, D, E, K vitaminlerinin emilimini sağlar ve felç ile bunamayı önler.
Soya, mısırözü ve kanola gibi fabrikasyon, toksik tohum yağları vücutta paslanmaya ve iltihaplanmaya neden oluyor! Çözüm basittir: Okyanus ötesinin yapay dayatmalarından uzak durun, özünüze ve doğal yağlarımıza dönün!
Sorumluluk Notu:
Bu metinde sunulan tüm veriler genel bilgilendirme amaçlı olup, saygın tıp dergilerinde yayımlanmış bilimsel makalelerin deşifresine dayanmaktadır. Kronik kalp, damar, karaciğer veya metabolizma rahatsızlığı olan okuyucularımızın beslenme düzenlerinde yapacakları köklü değişikliklerden önce, kendi fiziki sağlık durumlarını teyit etmek adına kişisel uzman hekimlerine danışmalarını ve ürün etiketlerini dikkatle doğrulamalarını tavsiye ederiz.
Tuz Hayattır, Sudan Sonra Vücuttaki En Önemli İkinci Bileşendir.https://t.co/RBB7dCdsLC
Az Tuzlu Beslenme, Yüksek Tansiyon ve Diğer Birçok Hastalıklara Neden Olan İnsülin Direncini Tetikler!
Tuz, Doğada tek başına serbest halde bulunmayan, vücudun sıvı ve elektrolit dengesini, sinir iletimini ve kas fonksiyonlarını düzenleyen hayati bir mineraldir.
Tabuları yıkan Dr. Ben Bikman tuzun önemini şöyle açıklıyor: "Bir doktor hastasına asla 'tuzu azaltmasını' söylememelidir... Bu durum, insülin seviyelerinin yükselmesine ve tansiyonun artmasına neden olur."
-Tuz (Sodyum Klorür), vücuttaki en önemli ikinci bileşendir ve ona her zaman ihtiyaç duyarız.
Pratik hayatta sodyumu azaltmak, tuzu azaltmakla mümkün olduğu için bu iki kavram günlük dilde sıkça birbirinin yerine kullanılır. Yemeklerle aldığınız sodyum klorür, sindirim sisteminde sodyum ve klorür olarak iki ayrı iyona ayrışır.
-Tuz alımı kısıtlandığında vücut, sodyumu tutmak ve insülin direncine yol açmak üzere hormonal sistemleri devreye sokar:
-Sodyumun kısıtlanması, vücudun sodyumu tutmaya yardımcı olmak amacıyla renin, aldosteron ve anjiyotensin II gibi hormonları salgılamasına neden olur. Bu durum insülin direncini artırır.
-Stres hormonlarında artış: Düşük sodyum alımı, vücuttaki norepinefrin gibi stres hormonlarının seviyesini yükseltir. Bu hormonların yüksek seviyeleri insülin direncine neden olur.
-Kaslara giden kan akışında azalma:Sodyum kısıtlamasına bağlı kan hacmi düşüşü, iskelet kaslarına giden kan akışını azaltır. Bu durum, insülin ve glikozun kas dokusuna iletilmesini engelleyerek insülin direncini kötüleştirir.
-İnsülin seviyelerinde artış: Vücut, tuz kısıtlamasına bir telafi mekanizması olarak açlık insülin seviyelerini yükseltip sodyumu tutmaya çalışarak cevapt verir. Bu durum, tip 2 diyabet gelişimi açısından bir risk faktörüdür.
İnsülin direncinin yüksek tansiyona yol açmasının 5 yolu:
-Sodyum ve su tutulumu: İnsülin direnci oluştuğunda, pankreas kan şekerini dengelemek için aşırı miktarda insülin üretir. Yüksek insülin seviyeleri, böbrekleri daha fazla sodyum ve suyu geri emmeleri için aşırı uyarır; bu da kan hacmini artırarak tansiyonu yükseltir.
-Damar işlev bozukluğu:Sağlıklı insülin sinyalizasyonu, kan damarlarını gevşeten ve kan akışını iyileştiren bir molekül olan nitrik oksit (NO) üretimini destekler. İnsülin direnci durumunda bu süreç durur ve tansiyon tehlikeli seviyelere çıkar.
-Sempatik sinir sistemi aktivitesinde artış:Yüksek insülin seviyeleri, vücudun "savaş ya da kaç" tepkisini kontrol eden sempatik sinir sistemini aşırı uyarır. Bu durum kalp atış hızını artırır, kan damarlarını daraltır ve RAAS sistemini aktive ederek sodyum ve su tutulumunu daha da tetikler.
-Kronik inflamasyon ve oksidatif stres:İnsülin direnci, vücut genelinde düşük dereceli kronik inflamasyona ve oksidatif strese neden olur. Bu süreçler, kan damarlarının iç yüzeyine (endotelyuma) zarar verir.
-Damar sertleşmesi:Zamanla, kronik inflamasyon ve diğer problemler atardamardayeniden yapılanmaya ve sertleşmeye yol açar. Bu durum atardamarların esnekliğini azaltıp kan akışına karşı direncini artırarak kalbin daha güçlü pompalamasına ve kan basıncının yükselmesine neden olur.
Her tuz aynı değildir;sofra tuzu yoğun işlem görmüştür. Sofra tuzuna uygulanan kimyasal işlemler, tuzun tüm minerallerini yok ederek geriye yalnızca izole edilmiş sodyum klorürkalmasını sağlar. Mümkünse kaya tuzu tüketin.
İster rafine sofra tuzu olsun, ister deniz tuzu, ister kaya tuzu; hepsinin ana maddesi sodyum klorürdür (NaCl). Kaya tuzunun da yaklaşık %85 ila %98'i sodyum klorürdenoluşur.
Sağlıklı tuz, rafine edilmemiş mineral tuzudur; yani 80'den fazla eser mineralini bünyesinde barındıran, işlenmemiş kaya tuzdur. Mikroplastik, ağır metal ve kirletici maddeler içermeyenleri tercih edin.
İnsülin Direnci Şu Hastalıklara Neden Olur:
Tip 2 Diyabet (Şeker Hastalığı)
Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon)
Damar Sertliği ve Damar Tıkanıklığı
Kalp Krizi Riskinde Artış
Felç (İnme) Riski
Karaciğer Yağlanması
Trigliserid (Kan Yağı) Yüksekliği
İyi Kolesterolün (HDL) Düşmesi
Hızlı Kilo Alımı
Bel ve Göbek Çevresinde Yağlanma
Kilo Vermede Aşırı Zorlanma
Yemek Sonrası Ani Halsizlik ve Uyku Hali
Sık Yaşanan Tatlı ve Karbonhidrat Krizleri
Aç Kalındığında El Titremesi ve Soğuk Terleme
Boyun, Koltuk Altı ve Kasıklarda Cilt Kararmaları (Akantozis Nigrikans)
Vücutta Et Benlerinin Artması
Odaklanma Güçlüğü ve Beyin Sisi
Unutkanlık ve Kronik Yorgunluk
Adet Düzensizliği
Kadınlarda Tüylenme Artışı ve Kısırlık
Metabolik Sendrom
Polikistik Over Sendromu (PCOS)
ENFEKSİYON HASTALIKLARI CAMİASINA AÇIK ÇAĞRIMDIR:
BANA “HALK KONTENJANI” AÇIN.
Türkiye’nin iki büyük Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji derneğine sesleniyorum:
Hodri meydan.
Beni dernek üyesi yapmanız gerekmiyor.
Beni davetli konuşmacı yapmanız da gerekmiyor.
Önümüzdeki kongrelerinizden birinde bana “HALK KONTENJANI” açın.
Kongre masrafımı ilaç firmaları karşılamasın.
Sponsor istemiyorum.
Beni halk göndersin.
Ben de o salona halkın sorularıyla geleyim.
Aşıları konuşalım.
Antibiyotikleri ve direnci konuşalım.
Salgınları, hastane enfeksiyonlarını, ilaç politikalarını, bulunamayan ilaçları konuşalım.
Halkın bize sorduğu ama bilimsel kongrelerde yeterince tartışılmadığını düşündüğü zor soruları konuşalım.
Sorular önceden açık olsun.
Kaynaklar açık olsun.
Oturum mümkünse canlı yayımlansın.
Kimse kimseyi ikna etmek zorunda değil.
Veriyi verinin karşısına, çalışmayı çalışmanın karşısına, bilimsel argümanı bilimsel argümanın karşısına koyalım.
Çünkü bilimin gücü, kendisine yöneltilen zor soruları susturmasında değil; onlara cevap verebilmesindedir.
Bunun dünyada çok güzel bir tarihi de var. Michael Faraday’ın içinde bulunduğu Royal Institution geleneği, bilimi yalnız bilim insanlarının kendi aralarında konuştuğu bir alan olmaktan çıkarıp halkın önüne taşıdı. İki yüz yıl sonra hâlâ yaşayan bu anlayış bize basit bir şeyi hatırlatıyor:
Bilim halka kapısını açtığında küçülmez, büyür.
Ben bir devlet üniversitesi öğretim üyesi ve Enfeksiyon Hastalıkları akademisyeni olarak hazırım.
Şimdi soruyorum:
Türkiye’de bir bilimsel dernek, halkın finanse ettiği bir akademisyene “Gel, halkın sorularını getir ve bizimle bilimsel zeminde tartış” diyebilir mi?
Diyebiliyorsa ben geliyorum.
KLİMİK ve EKMUD’a açık çağrımdır:
İlk “Halkın Soruları” oturumunu birlikte yapalım.
Salonda kişileri değil, fikirleri ve verileri karşı karşıya getirelim.
Halk da izlesin.
Halk da sorsun.
Bilim cevap versin.
Var mısınız?
@EKMUD_TR@klimik_dernegi@saglikbakanligi@YuksekogretimK
Bolçi firmasının üretim tesisinde çalışan bir takipçimizin gönderdiği mesajdaki iddialar acilen ilgili kurumlar tarafından incelenmelidir:
"Bolçi'de çalışıyorum. Bu bozuk çikolataları eritip tekrar karıştırıyorlar ve bu çikolataları iç piyasaya dağıtıyorlar. Yurtdışına ise ıskartasız çikolata yapılıp gönderiliyor. Denetim olacağı zaman haber geliyor ve ıskarta tankları boşaltılıp kilitleniyor ve her yer temizleniyor. Habersiz denetim olmuyor."
https://t.co/cCxou0aEt5
@TCTarim@tcbestepe
Plakaya yazılan park cezası borcunu eşimin banka hesabından girerek ödedik.
%30 indirimli olarak.
E-devletten baktığımda hala vergi borcu görünüyordu.
Dijital vergi dairesinin 189 nolu hattını aradım.
30 dk bekledikten sonra,
Telefondaki görevli şöyle dedi:
"Borç sizin. Araç sizin. Ödemeyi eşiniz hesabından yapmışsınız. Biz görmüyoruz. Nakil vasıtaları vergi dairesini arayin. Tel: 0216 613 2000"
Bahsedilen Nakil vasıtaları vergi dairesinin telefonunu aradım. Israrla bekledim.
Tam 43 dk bekledim.
Bekleyenler arasında sıranız 3 denildi.
Ve TAK diye hat kesildi.
😡😡😡
Bu güne kadar bu kadar sinirlenmemistim.
Millet vergi ödesin diye vergi affı yapılıyor düzenleme getiriliyor..
Biz vergimizi ödüyoruz Bir de görünmüyor Dahası bir muhatap da bulamıyoruz.
Muhatap telefonunu arıyoruz insanlara ulaşamıyoruz..
😡😡😡
@vdksosyalmedya@HMBakanligi@memetsimsek@tcbestepe
🔴 Kocaeli’den tatil için Nevşehir’e giden 18 yaşındaki Mehmet Yılmaz’dan altı gündür haber alınamıyor.
➖Acılı anne Canan Yılmaz, beyin kanaması geçirerek yoğun bakıma alındı.
Eşimin yeğeni , 15 yaşındaki Selin 2 gündür kayıp. Adana veya Mersin’de gören, duyan ya da herhangi bir bilgi sahibi olan varsa lütfen hemen iletişime geçsin.
Gerçekten çıldırmamak elde değil!
Göz göre göre yıllardır yasaklı zehirleri ülkemize sokuyorlar, ürünlerimize koyuyorlar, bir de utanmadan ihraç ediyorlar! Yurtiçinde bir tane bile haber çıkmazken, biz yine haberleri AB sınırlarından alıyoruz!
Bir tane sorumlu yok mu?
@TCTarim
Aynen öyle, 5 yılda konut fiyatları 30-40 hatta 50 kat yükseldi ki bunu enflasyonla ve diğer enstrümanlarla açıklamak mümkün değil.Bilinçli olarak yapılan ve kimsenin ev sahibi olamaması üzerine kurulan bir planlamaydı bu.Ancak son günlerde evlerini satıp paraya ihtiyaç duyan kişiler resmen istedikleri fiyatın %40 aşağısına evlerini satmaya başladılar.Bu demek ki ev alayım sonra 40 kat fazlasıyla satarım diye düşünenlerin sonu oldu..Biraz sabredip ev almazsanız inanın çok daha düşüp gerçek fiyatlamaya oturacaktır piyasa..
Tarla alıp Tiny House koyma hayali kuranlar... Geçmiş olsun. Paranızı az önce çöpe attınız.
Son 1 yılda kooperatif hissesi adı altında satılan arazilerin %80'i yakında dozerlerle tanışacak.
Neden mi? Emlakçıların size asla söylemeyeceği gerçeği açıklıyorum. 👇 1/6
Tuz tüketmek iyi mi? Kötü mü?
Görmezden gelinen bilimsel veriler👇👇
Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) günlük tuz tüketimini 5 gramın altında tutmamızı öneriyor (1 çay kaşığı).
Peki gerçek hayattaki veriler ne söylüyor?
European Heart Journal’da yayımlanan ve 181 ülkeyi kapsayan araştırmada, daha fazla sodyum tüketimi daha kısa değil, daha uzun yaşam beklentisi ve daha düşük tüm nedenlere bağlı ölüm oranıyla ilişkili bulundu.
En uzun yaşam beklentisi, günlük yaklaşık 10–12,5 gram tuz tüketilen ülkelerde görüldü. Bu miktar ESC’nin önerdiği sınırın iki katından fazla.
Türkiye’de kişi başına günlük tuz tüketimi yaklaşık 10,2 gram. Yani araştırmada en uzun yaşamla ilişkilendirilen aralığın içinde.
Yemeklerinizi ağzınızın tadıyla yiyiniz.
🔴 Dr. Berg, kanserin bir parazite benzer şekilde nasıl davranabileceğini açıklıyor.
Şaşırtıcı olan ne mi?
Fenbendazol ve ivermektin gibi ucuz antiparaziter ilaçların, bu mekanizmalardan bazılarını hedef aldığı iddia ediliyor.
Neden büyük araştırma merkezlerinden geniş çaplı klinik çalışmalar yok?
Bazıları, süresi dolmuş patentlerin, ilaç şirketlerinin pahalı klinik çalışmaları finanse etme konusundaki mali teşviklerini azalttığını savunuyor.