Bir arkeolog olarak, İlyada ve Odysseia’yı okumuş biri için The Odyssey‘yi izlemek bambaşka bir deneyim. Homeros’un binlerce yıl önce anlattığı dünyayı bu kez sinemada görmek… Üstelik Nolan’ın Interstellar’dan beri özlediğimiz o “sinemaya gitme” hissini yeniden yaşatmasıyla. Mitoloji, tarih, arkeoloji ve sinema… Hepsi tek bir filmde buluşmuş.
Hayatımın yarısını Kuzey Ege’de; özellikle Ayvalık, Cunda, Assos ve Bozcaada’da geçirmiş biri olarak söylüyorum: Son dönemde bir şey bilmeden, yırtık dondan çıkar gibi türeyen; izlenme uğruna, fenomen olurum, bu işten para kazanırım diye video çekenlerin “Yok şurada bunu yiyin, yok buraya gidin” diye milleti aynı yerlere yönlendirmesi acayip sinirimi bozuyor. Ege’yi keşfettirmiyorlar, milleti düdüklettiriyorlar.
Ben bu hayatta üç şeyi net öğrendim. Ne kimseyi kınarım Haluk Levent (Çoluk çocuğunuzu düşünün) , Güllü-Banu Alkan , Deniz Seki-Bayhan vs . Ne de kimsenin ahını alırım( İlahi adalet) Ne de büyük konuşurum. Hepsinden ders almış biri olarak söylüyorum. En günahsız yorum atsın.
⚰️ Mezara Gömüldükten Günler Sonra Doğum Yapan Kadın! Orta Çağ’ın En Ürpertici Arkeolojik Keşfi
Bir arkeolog olarak kazılarda beni en çok etkileyen buluntular, sessizce hikâyesini anlatan iskeletlerdir. Ama bazı mezarlar vardır ki, insanı yıllar öncesine değil, o ana götürür
Kaçmaya çalıştılar… Başaramadılar.
Son anlarında bileklerine vurulan demir zincirler, 2.600 yıl sonra bile hâlâ üzerlerindeydi…Arkeologlar,Phaleron Nekropolü’nde yan yana gömülü onlarca zincirlenmiş iskelet buldu.
Sanat tarihi basitmiş :) Arkeoloji okurken üniversite yıllarında dersleri slayt makinesinden görüyorduk. Hayliyle sınavlarıda slaytan makinasından hoca tahtaya yansıtır cevaplardık. Çoğu heykelin başı olmadığı için 4 yıl boyunca tüm imparatorların çükünden tanıdığım doğrudur.