Niye kapatıldığı belli değildi, niye tekrar “açıldığı” ise belli. Neyse, zararın neresinden dönülürse kardır.
—
Şehir Üniversitesi’nin kapatılmasına, Bilgi’ye verilen tepkinin 1/10’unu bile vermemişti, ne akademi ne de “muhafazakar camia.” Bu da tarihe düşülmüş bir not olsun.
Sanırım Bilgi Üniversitesi’ne dair, birbirine benzeyen ya da hiç benzemeyen pek çok insanın ortak duygusu budur. Bilgi, farklılıklarla bir arada yaşamanın yalnızca söylem düzeyinde kalmadığı, gerçekten yaşandığı bir yerdi hep. Öğrencisi olmak başlı başına ayrı bir deneyimdi ama örneğin yalnızca Murat Belge ile İsmet Özel’i ya da Nabi Avcı ile Aydın Uğur’u, yahut Toktamış Ateş ile Mete Tunçay’ı aynı koridorlarda yürürken görmek bile yalnızca akademik değil, zihinsel ve kültürel olarak da dönüştürücüydü. Tam da bu yüzden türlü kesimlerden hazzetmeyeni de çoktu Bilgi’nin her daim. Başörtüsü yasağını uygulamayan tek özel üniversiteydi mesela. İsmail Cem’in dersinde dönemin Hürriyet’inin çektiği fotoğraflarda başörtülü arkadaşları gören dönemin YÖK’ü okulu bastığında, Tuğrul Eryılmaz, Ferhat Kentel, Semra Somersan, Arusyak Yumul, Alper Görmüş, Kürşat Bumin aylarca “onlar okula giremiyorsa biz dışarı çıkarız” deyip Kuştepe’de okulun karşısındaki kahvehanelerde ders yapan isimlerden sadece bir kısmıydı.
Bir cennet miydi? Hayır. Eleştirilecek de çok şey oldu bitti. Hele ki el değiştirmelerle birlikte ortamın, özellikle çalışanlar açısından, tatsızlaştığı da doğruydu, evet. Fakat bir üniversitenin, hiçbir ön işaret, bilgilendirme ya da hazırlık olmadan, bir gece ansızın yayımlanan bir kararnameyle kapatılmasını anlamak mümkün değil. Öğrenciler, bugün işsiz kalan onca çalışan… Gerçekten çok yazık, baya da acı. #BilgiÜniversitesi
Bilgi Üniversitesi'nin kapatılması sadece siyasi-hukuki-teknik bir karar değil. Üniversiteler, düşünce kuruluşları, sivil toplum, basın çoğulcu ortamlarda var olabilir.
Siyasi partilerin tek anlamlı sivil toplum örgütleri haline geldiği, basının ya maddi baskı ya da kimlik aidiyeti üzerinden bir uca savrulduğu, sermaye güvenliğinin mahkeme kararına değil düzenleyici bir kurumun ve dolayısıyla siyasetin iradesine kaldığı bir ortamda bu kurumlar yaşatılamaz. Kalan üniversiteler istisnalar dışında yüksek meslek lisesi, teknik bilgi transferi merkezi, işsizliği öteleme ara durağı olmanın dışında anlam ifade etmiyor.
Ekonomi daralırken, siyaset idarenin ve yargının vesayetine girerken bağımsız güçlü üniversite beklemek zor. İlk bin üniversite arasında Çin hariç (onda da ekonomi belirleyici) sadece demokrasilerin olması tesadüf değil. Asgari demokratik ve gelişmiş bir ekonomi zora giren üniversiteleri yaşatmanın yollarını arar.
Şehir Üniversitesi kapatılırken -üstelik ekonomik olarak ayakta kalması hiç de zor değildi- sonrasının geleceği de belli idi. Dün yaşananlar bugünün, bugün olanlar yarının habercisi.
Böyle günlerde asıl olan bitenle ilgisiz paylaşım yapma yeteneğine şapka çıkarıyorum. Sessiz kalmak bile daha iyi tercih.
Bir de oksijen çadırındaymış gibi mevzunun siyasi, toplumsal, duygusal çerçevesini yok sayıp meseleyi iki satır yazıya indirgemek büyük yetenek.
Örgütün ayak sürümesine, atılan adımları yok sayanlara, iktidar içinde süreci yavaşlatmak için pozisyon belirleyenlere, jeopolitik gerilimlerin zirve yapmasına rağmen gelinen noktaya bakınca PKK'nın silahsızlandırılması süreci sona kadar götürülmeyi hak ediyor.
Türkiye okyanusu geçip derede boğulursa yazık olur.
https://t.co/3A218L2i4b
PanaromaTR’nin Mayıs ayı araştırmasının sonuçlarına göre;
Ülkemizdeki mahkemelere güven azalırken AİHM’e güven yükseliyor.
* AK Parti seçmenin yüzde 46.6’sı da iktidarın yargıya müdahale ettiğine inanıyor. * Ülkemizin yüzde 76’sı “mahkemelik olursa haksızlığa uğrayacağından” korkuyor. Bu teknik bir yargı sorunu meselesi değil; vatandaşın yargı ile kurduğu güven ilişkisinin kırılmasıdır.
Yüzde 48 ülkemizdeki muhalif kesim diyelim, iktidar tabanının yüzde 28’i Türk mahkemelerine güven duymuyor, haksızlığa uğrayacağına inanıyor.
* Ülkemizin yüzde 76’sı mahkemeye giderken hakkının teslim edileceğini değil, başına yeni bir haksızlık gelebileceğini düşünüyorsa. Hadi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleriyle söyleyelim ‘o ülkenin yargısında, devletinde ciddi bir sorun var” demektir.
* Yine yüzde 42’si, hâkim ve savcıların kararlarını adaleti sağlama arzusuyla değil, iktidarın yönlendirmesiyle verdiğine inanıyor. Bu oranda bir yıl içinde 4 puanlık artış olmuş.
Devam edelim, adalet ve yargı sistemine güvenmeyenlerin oranı yüzde 72, üstelik bu oran son bir yılda daha da kötüleşmiş, 2025’te güvenmeyenlerin oranı yüzde 62 iken 2026’da bu oran yüzde 72’ye çıkmış.
Hadi size on puanlık soru:
Bir yılda yargıya güvenenlerin oranında yüzde 6 gerilemenin sebebi nedir? Bir yıldır ne oluyor ülkemizde? Bu oran ortada durağan bir memnuniyetsizliği değil, derinleşen bir meşruiyet erozyonu olduğunun göstergesidir.
PanoramaTR’nin en önemli bulgularından biri de ülkemizde iktidar yargıya müdahale eder diyenlerin oranının yüzde 71 olmasıdır. Bu oran 2025’te yüzde 58 imiş, bir yılda 13 puanlık artış var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından önemli bir veri ise AK Parti seçmenin yüzde 46.6’sı da iktidarın yargıya müdahale ettiğine inanıyor.
Katılımcılara adalet sisteminin en önemli sorunu açık uçlu olarak sorulduğunda, her üç vatandaştan biri “adalet yok” yanıtını vermiş. Adalet sisteminde kapsamlı reform yapılması gerektiğini söyleyenlerin oranı kaç dersiniz?
Yüzde 85.
İzmir'de meme kanseri nedeniyle tedavi gören 40 yaşında bir hasta yoğun bakımda. Nedeni kanser değil, internetten kansere şifa diye görüp kullandığı parazit ilacı... İvermektin etken maddesi kemoterapi ilaçlarıyla etkileşime girmiş ve karaciğerine zarar vermiş. Kanser gibi zorlu hastalıklarla mücadele edenler bir de çaresizliği sömürenlerin hedefi haline geliyor. Kanser hastalarına köpek balığı kıkırdağı hatta kaplumbağa kanı dahi önerenler var. Prof. Dr. Bülent Karabulut: "İbni Sina bugün olsa bizim okuduğumuz okulları okur. Gelenekselliğe, tarihe saygı duymaya evet, tarihte kalmaya hayır..."
@osmansrt Νarrow angle is only the turkish angle that wants everything in the planet for theirs like typical nazis. Cyprus and the rest of the EU act according to international law not invasions and genocides like Turkey that invaded and illegaly occupies Cyprus since 1974.
A crystal clear picture of the EU’s entrapment within the Cypriot hollow vision. European leaders are talking about the Middle East with regional leaders, and guess who is missing? Good luck with seeing the world from the narrow angle of Cyprus.
Today in Cyprus, at the crossroads of continents and cultures, we are reaffirming our firm solidarity with our Middle East partners.
Times like these call for stronger partnerships.
We will deepen our ties across the board, from defence and security to investments.
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) 2025 Hikâye Ödülü ile Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) 2025 Kültür Sanat Ödülü sahibi Dr. Hâle Sert, İZÜ öğrencileriyle bir araya geldi.
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ile Türk Dili ve Edebiyatı Kulübü iş birliğinde Tarihi Bina, Seminer-2 Salonunda gerçekleştirilen programa, Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Erhan İçener'in de aralarında olduğu akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Doç. Dr. İbrahim Özen moderatörlüğünde ilerleyen programda akademik ve kişisel yolculuğunu anlatan Dr. Hâle Sert; edebiyatın mahiyeti, insan hayatındaki yeri ve metin kurma süreci üzerine değerlendirmelerde bulundu.