Çerçeve Yasa’ya neden HAYIR oyu verdiğimi, hangi noktalara itiraz ettiğimi anlattığım Genel Kurul konuşmamı aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.
Demokrat Parti olarak toplumsal bütünleşmeye ve terörün sona ermesine karşı değiliz. İtirazımız, yasanın mevcut hali ve yöntemedir!
🎥👇
https://t.co/FezhvFap0b
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti olarak sadece terör ve şiddete muhatap değiliz!
Terörü propaganda aracı olarak benimsemiş PKK’nın ETNİK BÖLÜCÜ SİYASETİ ile karşı karşıyayız!!!
Biz Milletimize söz veriyoruz; bu ihanetin 'kök' salmasına, o 'çerçeve'nin başka ihanet fotoğrafları ile dolmasına engel olacağız.
Adeta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti PKK ile bir savaşa girmiş ve kaybetmiş gibi siyasi sonuçlara sebep olacak bu yasaya karşıyız.
Bugüne kadar siyasal olarak emellerinden taviz vermediklerini, vermeyeceklerini her aşamada beyan eden, üstüne işledikleri cinayet ve katliamlardan pişman olmadıklarını söyleyen, iktidarın verdiği cüretle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni mağlubiyete uğratmış gibi meydanlarda naralar atan bir örgütü muhatap almak devletimizin itibarına, Milletimizin onuruna, şehitlerimizin hatırasına hakarettir, ihanettir.
Tarih, bugün keyfi iktidarlarını sürdürmek hedefiyle ‘Yeni Anayasa’ ve ‘Seçime’ ayarlı yürütülen bu sürece ortak olanları, Türk Milleti ve Devleti'nin yanında duranları not edecek.
DEMOKRAT PARTİ OLARAK BİZİM DE ÇERÇEVEMİZ BUDUR
“PKK Terör Örgütünün, ülkemizin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşayanlar başta olmak üzere Kürt kökenli vatandaşlarımızın üzerindeki vesayetini kaldıracağımıza, bu gibi vesayeti kurumsallaştıracak her teşebbüse karşıyız”
Aziz Milletimiz,
Bugün Türkiye, demokrasi ve hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek bir süreçle karşı karşıyadır.
İçeriği milletvekillerinden ve Aziz Türk Milletinden gizlenen bir ‘çerçeve yasa’, henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesine sunulmadan İmralı’nın onayına 'arz edilmiştir.' Bu tablo, millî egemenlik ilkesini zedeleyen, Gazi Meclis’i devre dışı bırakan ve millet iradesini gölgeleyen vahim bir anlayışın göstergesidir.
AKP-MHP ortaklığının alışık olduğu düzene uygun biçimde Milletimizin vicdanında ve Cumhuriyetin ruhunda kabul bulamayacak her mesele önce tartışmaya açılmakta, sonra yaratılan fiili durum torbalara doldurularak yasalaşmaktadır.
Bugün de böyle olmuştur. Bebek Katili'ne 'statü' arayışı 'Çerçeve Yasa' meclise gelmeden kendisine sunulması ile nihayete ermiş, Milletvekilleri dahi içeriğine vakıf olmamışken Bebek Katili vakıf olmuş, onay vermiş bu hali ile Bebek Katili Öcalan Yasama erkinin bir üyesi haline getirilmiş, hatta bu uygulama ile yasamanın da üzerine çıkarılmıştır.
Bu, bir terör hükümlüsünün, elebaşının Gazi Meclis’in iradesi üzerinde etkili bir siyasi özne hâline getirmeye çalışmaktır. Bu, sadece hukuka değil, şehitlerimizin aziz hatırasına ve millet vicdanına da ağır bir saygısızlık, hatta Milletimize ihanettir.
PKK terör örgütünün kırk yıldır silahla, bombayla ve kanla başaramadığı siyasi sonuçlar, bugün AKP-MHP ortaklığının yürüttüğü süreçle fiilen hayata geçirilmektedir.
Her şeyden önce ifade etmek gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörle mücadelesini hukuk devleti ilkesi çerçevesinde, insan haklarına saygılı fakat kamu düzeninden asla taviz vermeyen bir anlayışla sürdürmüştür ve sürdürmektedir. Bu mücadele yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda anayasal düzenin, toplumsal barışın ve Türk Milleti'nin ortak geleceğinin korunması meselesidir.
Buna en başından itibaren itiraz ettiğimizi, 'komisyon' toplantılarında, öncesinde ve sonrasında yaptığımız açıklamalarla belirtmiştik, yine üstüne basa basa belirtiyoruz.
Milli birlik ve kardeşlik kavramları, silahlı yapıların gölgesinde değil; ortak vatandaşlık bilinci, eşit hak ve sorumluluk anlayışı ve hukukun üstünlüğü zemininde inşa edilir. Devlet ile terör örgütünü aynı düzlemde gösteren ya da dolaylı biçimde muhataplaştıran yaklaşımlar, toplumsal barışa hizmet etmez.
Terör örgütü PKK’yı Kürt kökenli vatandaşlarımızın hamisi vasisi yapacak her teşebbüsün karşısındayız.
Demokrat Parti olarak;
•Terörle mücadelede kararlılığın zayıflatılmasına,
•Terör örgütlerinin herhangi bir toplumsal kesimin temsilcisi gibi gösterilmesine,
•İnfaz düzenlemesi adı ve perdesi arkasında binlerce insanımızın katline, ülkemizin güvenliğine, mücadele için harcanan büyük bütçeler nedeniyle garibin lokmasına sebep olmuş teröristlerin salıverilmesine karşı olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz.
Türkiye’nin demokrasiyi işler kılmak, bir terör örgütüne imtiyaz sağlayarak, katilleri serbest bırakmaya kalkarak, etnik bölücülüğü ‘eşitlik’ olarak satmaya çalışarak değil, eşit vatandaşlık hukukunu tüm siyasi ve itikadi aidiyetlerden ari biçimde işleterek mümkündür.
📌 Ankara’ya İz Bırakanlar: Gültekin UYSAL
Türk siyasi hayatına yaptığı katkılar, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve uzlaşı kültürüne yönelik çalışmalarıyla kamu hizmetini sürdürmeye devam eden Sayın Gültekin Uysal’a teşekkür ediyor; üstlendiği görevlerde sağlık, başarı ve ülkemiz adına hayırlı hizmetlerle dolu bir çalışma hayatı diliyoruz.
🔗 Yazının tamamını okumak için tıklayınız: https://t.co/spR1Nprjz7
#GültekinUysal #AnkarayaİzBırakanlar #AnkaraKentKonseyi #Ankara #DemokratParti @DpGultekinUysal@_DemokratParti
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, bir anayasa değişikliği provasıdır.
Kamuoyundaki tartışmalara ve Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda gündeme getirilen taleplere kıyasla profili düşük tutulan bu teklifle kamuoyunun ve Meclis aritmetiğinin kritik değişiklikler içeren bir anayasa değişikliğine hazır hale getirilmesi amaçlanıyor.
Bu kanun teklifine de, olası bir anayasa değişikliğine de peşinen HAYIR diyoruz!
Haluk Levent’in kurduğu yardımlaşma derneği AHBAP konusu açılmışken hafızayı tazelemek adına sormak lazım;
yine yardımların amacı dışı kullanıldığı (gemiciklerin satın alındığı, Türkiye’de bir ulusal Tv kanalıyla ilgili kişilerin hesaplarına para aktarıldığı)
Alamanya’nın baskın, soruşturma ve yargılamalarıyla ortaya çıkan DENİZ FENERİ DERNEĞİ YOLSUZLUK DAVASININ akibeti Türkiye’de ne olmuştu!!!
Tabii ki üstü kapatılmış, beraat ettirilmişti!!!
Güvenpark'ta eşit özlük hakları talebiyle günlerdir oturma eylemi yapan Şehit Erlerimizin Ailelerinin ve Gazilerimizin haklı taleplerine destek olmak için yanlarındaydık.
Vatan için can veren kan veren Kahramanlarımızı eylem yaparak seslerini duyurmaya zorlayan anlayış utansın!
AKP iktidarının bir çok meselede yapmaya alıştığı, mağduru ayıran, aynı mağduriyete başka yerlerden bakarak aslında yeni mağduriyet yaratan anlayışının sancısını çeken Gazilerimiz ve Şehit Erlerimizin Ailelerinin seslerine kulak verdik.
'Vatani Görev' olduğunu söylediğimiz, buna inandığımız askerlik vazifesinde şehit düşen erlerimizin ailelerinin, gazi olan erlerimizin maruz kaldığı hakkaniyetsizliğin son bulması adına elimizden geleni yapacağımıza söz verdik.
Kurtuluşumuz için verilen mücadeleye Milli Ruhu oluşturan, Vatanımızın katiyen bölünmeyeceğini duyuran, Türk Milletinin hasletlerini bilip buna istinaden manda ve himayenin kabul olmayacağını, Milletin kurtuluşunun Milletin azmi ile mümkün olacağını beyan eden Erzurum Kongresinin yıl dönümü bugün.
#ErzurumKongresi'nde vatanın kurtuluşu için kararlılığını ortaya koyan ve en büyük sermayesi azmi ile bu "hürriyet heyeti"nde yer alan başta Kurucu Liderimiz Atatürk olmak üzere Aziz İsimleri saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Birliğimiz daim, vatanımız kaim, devletimiz baki olsun.
"Hacı amca caminin avlusunda ağlıyor: 'Ben içeride namaz kılarken oğlum bizim evi kumara verdi' diyor."
Kamuoyu Araştırmacısı Mehmet Ali Kulat:
"Niğde, Nevşehir ve Şereflikoçhisar’da madde kullanımı ve sanal kumar ilk üç sorun arasında çıktı. Şok oldum; 10 yıl önce aynı coğrafyada ilk 10 sorun arasında bunlar yoktu.”
Geleneksel Bayram kutlamamızı İzmir Milletvekilimiz sayın @DPHaydarAltints İl Başkanımız @GurcanOtegengil ilçe başkanlarımız ve partililerimizin katılımıyla kutladık
Kurban Bayramı’na bir kez daha ağır bir yükün altında giriyoruz.
Yaşamanın yalnızca karnını öyle ya da böyle doyurmak kabul edildiği, iktidarın topluma reva gördüğü bu düzende evladını okula aç göndermek zorunda kalan, evladı doysun diye bir simit almaktan bile geri kalan milyonlar, bugün bayram kutlayacak.
Bir ebeveyn için, kalbinde bir insana bir cana dair zerre sevgi besleyen herkes için bir gerçek vardır bizim kültürümüzde; onlar gülerse güler, onlar doyarsa doyar insanımız.
Evladı, eşi, sevdikleri bu iktidarın ortaya çıkardığı ekonomik buhranda bir lokmaya ya da siyasi anlayışları sebebiyle özgürlüğe aç olan milyonlarca, yüz binlerce insan nasıl bayram edecek?
Evladına bayramda harçlık veremeyen ana, babalar, torunlarına harçlık veremeyen dede, nineler neyi kurban verecek?
Yirmi üç yıldır süren AKP iktidarı için sattıkları, savdıkları, alt üst ettikleri, bitirdikleri, peşkeş çektikleri için "dünümüzü çaldılar" demiştik, ancak bununla yetinmediler; arefe gecesinde heyecanından uyuyamadığımız bayramları, neşemizi çaldılar.
Sofraların bereketinin azaldığı, alın terinin karşılığının eksildiği, gençlerin umutlarını başka ülkelere emanet ettiği, emeklilerin ay sonunu değil haftayı bile çıkaramadığı bir dönemin içindeyiz. Bir yanda israfın ve gösterişin büyüdüğü, diğer yanda insanların en temel ihtiyaçlarını dahi hesap ederek yaşamak zorunda bırakıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Oysa bizlere öğretilen din; açın halinden anlamayı, yetimin başını okşamayı, kul hakkından korkmayı ve adaleti ayakta tutmayı emreder. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder” buyururken, bugün adalet duygusunun yara aldığı, hakkın güçlüye göre eğilip büküldüğü bir dönemi yaşıyoruz. İnsanlar yalnızca ekonomik değil; vicdani, ahlaki ve toplumsal bir yorgunluğun da içerisindedir.
Kurban; sadece bir ibadet değil, paylaşmanın, dayanışmanın ve kardeşliğin sembolüdür. Ancak bugün milyonlarca insan bırakın kurban kesmeyi, evine et götürmeyi bile düşünemez hale gelmiştir. Bir annenin mutfakta tencereyi kaynatma telaşı, bir babanın çocuklarının ihtiyaçları karşısındaki mahcubiyeti, gençlerin geleceğe dair kaygıları bu ülkenin en büyük imtihanlarından biri olmuştur.
Peygamber Efendimiz “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurmuştur. Bu söz yalnızca bireylere değil, toplumun yönetimine ve vicdanına da seslenmektedir. Çünkü adaletin olmadığı yerde huzur olmaz; liyakatin olmadığı yerde güven olmaz; merhametin kaybolduğu yerde ise bereket kalmaz.
Son dönemde yaşanan kutuplaşmalar, hukuka dair tartışmalar, toplumdaki gerilim ve insanların birbirine karşı tahammülünü kaybetmesi hepimizi derinden yaralamaktadır. Oysa bayramlar; kırgınlıkların değil kardeşliğin, ayrışmanın değil birlik olmanın zamanıdır. Fakat gerçek birlik, ancak adaletle ve hakkaniyetle mümkündür.
Bu Kurban Bayramı’nın; gösterişin değil samimiyetin, hırsın değil vicdanın, korkunun değil adaletin hâkim olduğu bir Türkiye’ye vesile olmasını diliyorum. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, hiçbir gencin umudunu kaybetmediği, adaletsizliğin son bulduğu günlere kavuşmak duasıyla…
Bayramımız mübarek olsun. Rabbim bu millete huzur, adalet, bereket ve feraset nasip etsin.
Allah bu memlekete yeniden kutlayacağı bayramlar nasip etsin, Milletimiz kaybettiği neşesine kavuşsun.
ABD Başkanı Trump İran'la barış sürecinin bir parçası olarak, Türkiye'nin de dahil olduğu bölge ülkelerinden İsrail ile normalleşme öngören İbrahim Anlaşmaları'nı imzalamalarını istedi
27 Mayıs bir askeri darbenin, Milletin adına vazife edenlerin görevi kötüye kullandığı, milletin rızasını alamayanların topla, tüfekle o rızayı gaspa kalkıştığı gün değil yalnızca. 27 Mayıs bir sui misal; 27 Mayıs kötülüğe, hainliğe cesaret vermiş bir tecrübe aslında.
Siyasetin bir 'er meydanı' olduğunu bilip o meydanda mücadele etmeye korkanların, korkakların o meydanı kendileri için 'rakipsiz' kılma çabasıdır 27 Mayıs.
O korkaklık öyle bir raddeye erişmiştir ki rakip addedttiklerini iktidardan indirmek yetmemiştir onlara. O hainler rakiplerini cezaevlerine doldurmuş, yetinmemiş bedenlerin fani olduğunu unutarak hukuksuzluklarına, memlekete tasallutlarına, keyfiyetlerine engel olmasınlar diye 'rakip' bildiklerini dar ağacına yollamışlardır.
27 Mayıs aslında Demokrat Parti iktidarına karşı değil Türk Milletine karşı yapılmıştır. Millete tam anlamıyla ölüm gösterilmiş, sıtmaya razı olması söylenmiştir. Had millete bildirilmiştir. Zira Millet darbeci eşkıyaların kendisi için çizdiği kadere kani gelmemiş, kendi kaderini tayin etmeye kalkmıştır.
Darbeciler, ayağa kalkan bir milleti çökertmeye, henüz kırk yıl evvel dünyaya meydan okumuş, savaşlardan çıkmış ancak yıkıma, yokluğa karşın ayağa kalkmış Türk Milletine inancının, azminin hesabını sormak istemiştir.
O hain sürüsü, 1919'da savaş meydanlarında başlayan, 1950'da fabrikalarda , tarlalarda, okullarda devam eden mücadelenin kazanılmasını istememiştir. Çünkü Milletin kazancı onların kaybıdır.
Bir tarafından, ülkenin demokrasi ve hürriyetler üzerine sarfettiği bir buçuk asırlık çabanın çalınması, bir tarafından ise siyasetin meşruiyetine dair algıları değiştirmiş olması nedeniyle çok boyutlu bir organize kötülüktür 27 Mayıs.
Her daim belirttiğimiz üzere darbelerle mücadelenin yolu daha fazla demokrasi ve işler bir adalet mekanizmasıdır.
Bir siyasal ve toplumsal dönüşüme değil maalesef zihni bir dönüşüme de sebep olan ve sonrasında yaşanmış darbelere 'zihin' hazırlayan 27 Mayıs bizlere mücadele etmemiz gereken şeyin bu zihinler olduğunu göstermiştir.
Bu zihin ve zihniyetle mücadele etmek geçmiş darbelerle hesaplaşmak, geleceğe dair hesapları toptan kapatmaktır.
Bizler, Türk Milletinin refahı, kalkınması, gelişmesi ve huzuru için "demokrasi" diyen "adalet" diyen, Bayar'ın, Menderes'in, Polatkan'ın, Zorlu'nun inandığı ve mücadele ettiği davanın murisi olan bizler, sadece 27 Mayıs'la değil darbeyi bir çıkar bilen, hukuksuzluğa bel bağlayan, şahsi menfaatlerini Türk Milletinin menfaatlerinin önüne koyanlarla ay i ruh ve azimle mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz.
O gün Milletimize ihanet eden, Milletimize had bildirmek için Milletin seçtiği Başbakanı, Bakanları idama göndermeyi bile göze alanlara karşı Menderes'in son sözleri bizlere kılavuzdur;
"Devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim. Hiç muğber (kızgın) değilim. Hiçbir iğbirar (Küskünlük) duymuyorum. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum”
Bu vesileyle 1960'taki suç şebekesini bir kez daha lanetliyor, başta partimizin kıymetli isimleri, darbenin gerçekten mağduru olmuş abide şahsiyetlerini rahmetle anıyor, çelikten bir irade ile darbeci çeteyi yok varsaymış 3. Cumhurbaşkanımız, kurucu genel başkanımız Celal Bayar'ı, darbecilere karşı verdikleri milli mücadelede milleti için korkmadan şehadete yürüyen Başbakanımız Ali Adnan Menderes'i ve aziz bakanları Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'ı şükranla, minnetle ve rahmet duaları ile anıyorum.
CHP ile ilgili ‘Mutlak Butlan’ kararı dahil olmak üzere yaşananlar 'rakipsiz kazanma ve muhalefetsiz Türkiye' stratejisinin bir sonucu.
Seçimlere girmenin serbest ama kazanmanın yasak olduğu, demokratik rekabetin boğulduğu bir Türkiye hedefi var.
Artık kimse, hiç bir kurumsal yapı güvende değildir.