@rihsaneliacik ��rtbas edilen ne? Yolsuzlukla suçlayıp tutukladıkları adamların iddianamelerini bile elle tutulur yolsuzluk bulamadığı için yazamayan bir mahkeme varken siz İmamoğlu-Özel tarafının hangi yolsuzluğu örtbas etmeye çalıştığını iddia ediyorsunuz?
@bilgesto@bagimsizmadenis Arkadaşlar herkes bir kere #KiremitçiyeHuzurYok yok yazıp @bagimsizmadenis ‘i etiketleyebilir mi bir de az çok demeden dayanışma madenciler ve aileleri için 👇
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası TR45 0006 4000 0013 5260 841437
Most people watch the World Cup from cafe or a couch. Türkiye fans watch it at 6:00 AM from a 2,000-year-old ancient theatre facing the sea. 🇹🇷🌅
Football with a view like this hits different. 😮
@harungunduz_ “Halkın plajlarının işletmelere peşkeş çekilmesini o kadar normalleştirdiler ki” kısmı çok acı ve çok doğru. Yunanistan da dahil her yerde paralı plaj var maalesef ama bizdeki oran çok çok yüksek. Hiçbir sahilde ücretli bölüm m2 olarak bedava bölümden çok olmasa razıyım artık ben
Ya inanılmaz bir “hata” diyeceğim fakat MASAK nasıl böyle bir hata yapar?
“Fatoş Türker'in MASAK raporunda kardeşi Vehbi Türker ile herhangi bir para transferi yok. Ancak çocuklarının eğitimi için Vehbi Koç Vakfı Koç Lisesi'nin hesabına 146 ayrı işlemde yolladığı toplam 2 milyon 198 bin TL'lik para, abisinin de isminin Vehbi olması sebebiyle hakkında düzenlenen MASAK raporunda abisine gönderdiği para olarak, şüpheli işlem biçiminde yazılmış.”
Bu hataların İBB davasında olması nasıl oluyor. Sayın Bakan’nın asrın yolsuzluk davası dediği bir davada. Nasıl MASAK bu basit fakat önemli hataları yapıyor…
@Akingurlek_
@murattolga Hay ağzınıza sağlık!
Bunların bazılarının ileride geleneksel mahalle kahvesi ile hiç de geleneksel olmayan bahsettiğiniz türde kahveciler arasında yeni bir Türk tipi iş modeline dönüşeceği hayalini kuruyorum. Bu arada, sayenizde Değirmendere’m geldi. İlk fırsatta gideceğim 🙏
@iremafsin Onlar da ağızlarını açıp 3-5 kelime etseler ya. Kurbanlik koyun gibi gidip onur kırıcı bir muameleye tabi tutulup tırıs tırıs dönüyorlar. Neyse, biz de en azından kimin sadece sanatına kimin aynı zamanda kişiliğine de saygı duyacağımızı öğreniyoruz.
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.
İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Alıntı
@samiltayyar27 Hangi eski dönem ruh iklimi? Ülkeyi 24 yıldır aynı zihniyet yönetiyor. Bir kuşak değişti; devlet içinde çalışanların neredeyse tümü bu dönemin ürünü. İhmal veya beceriksizlik, eğer işkence hâlâ devam ediyorsa bu mevcut iktidarın hesabına yazar.
Hukuk devletinde özellikle “hakim” sıfatı taşıyanlarda zerre kadar vicdan ve cesaret olmayınca o dediğinizin hiçbir önemi yokmuş; sayenizde bunu öğrendik.