BEBEK YUNUSLARA DİKKAT!
Son bir haftada Marmara Denizi kıyılarında 3 bebek yunusun karaya vurduğu, duyarlı yetkililer ve vatandaşlar tarafından kurtarıldığı bilgisi basına yansıdı. Marmara Denizi yunusları için Temmuz ve Ağustos ayları belli ki doğum zamanı.
Bebekler doğduklarında yön bulma ve sesle yer belirleme (ekolokasyon) yetenekleri tam gelişmemiştir. Annelerini yüzme izlerinden takip ederler. Kıyılardaki tekne hareketleri, gürültü, balıkçı ağları, hastalık, sert dalga ve akıntılar annelerini kaybetmelerine neden olabilir. Bu durumda yavru yönünü bulamaz ve karaya sürüklenir.
Kıyılarda boyu 1 m civarında bir yunus görürseniz büyük ihtimalle bir bebek yunusla karşı karşıyasınız. Lütfen müdahale etmeden önce şunlara dikkat edin:
- İlk iş olarak 112’yi arayarak yetkililere haber verin ve onların gelmesini bekleyin.
- Yüzgecinden, kuyruğundan çekiştirmeyin. Henüz bir bebek olduğu için omurlarına zarar verebilirsiniz.
- Tek başınıza çekiştirerek derine sürüklemeyin.
- Büyük ihtimalle annesi yakınlardadır. Kıyıdan açığa doğru yüzmesine nazikçe yardımcı olun.
- Derine götürmeyin, eğer annesi yakınlarda değilse bebek boğulabilir.
- 112’den yetkililere haber verin.
- Eğer tamamen kıyıya vurduysa nefes almasını sağlayan solunum deliğini kapatmayın, kafasına su dökmeyin.
- Derisine su dökün veya ıslak bir havlu örterek yetkililerin gelmesini bekleyin.
Daha fazla bilgi için üniversitelerimizde bulunan deniz memelisi uzmanlarına kulak verin.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Deniz Göktaş: “Kaldığım cezaevi ‘Kuyu Tipi’ olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim.
Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz.
Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.”
Henüz Şehir Hatları Gen. Müdürüydü. Tanışmıyorduk. Emirgan İskelesi’nin bakımsız olduğunu tadilat beklediğimizi yazdım. Bir ay içinde yenilendi. Teşekkür için götürdüğüm kazağı kabul etmedi. “O zaman İskeleye bir saat alayım” dedim “O olur ve onu birlikte asalım” dedi. Geldi, birlikte astık. Hayatımda bürokratlardan gördüğüm en zarif davranıştı. Sanırım suçu da budur . #SinemDedetaş
Türkiye’de,bazen hangi partinin Muhafazakâr olup olmadığı anlaşılmıyor
Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli,Ardahan’da bir bisiklet festivali düzenliyor ve kendisi de bisikleti ile öncülük yapıyor
CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp “Ardahan Valisi bisiklet kullanırken tayt giydi” diye TBMM’de gündeme getiriyor ve Valinin tayt giymesi devlet ciddiyeti ile bağdaşmaz görevden alınmalı demiş. Vali ne yapsın? Takım elbise ile mi bisiklet festivaline katılsın? Yarışta bin kişi var,şikayetçi olan da yok
Günlük bisiklet kullanımlarında da istediğiniz kıyafeti giyebilirsiniz ama bisiklet festivali,yarışlarında bisikletçiler tayt giyer. Tayt kullanımı konfor ve sağlık açısından zorunlu
Bundan dolayı mı bilmiyorum? Vali görevden alınmış
Çadırla geldi, çadırla gitti:
Ahbap dosyasında tutuklanan Zafer Yay, teknik takibe takılmış, Şaziye Kutlu adlı bir kişinin SMS’leri de dosyaya eklenmişti. Yay ifadesinde, Kutlu’nun da Levent’e borç verip alamayan mağdurlardan biri olduğunu söylemişti.
Ankara’nın bir dönem sayılı emlak zenginlerinden olan Enver Kutlu ve eşi Şaziye Kutlu ile konuştum. Haluk Levent 2000’lerin başında bir ortak tanıdık vasıtasıyla aileye ulaşıp “99 depreminde çadır aldım, tefecinin eline düştüm, beni öldürecekler” demiş. Ailenin servetine mâl olan, Levent’le 25 yıllık sınavı böylelikle başlamış… Röportajın tamamı şurada 👇🏻
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Deniz Göktaş, Kılıçdaroğlu'nun kendisiyle emrivaki yaparak görüştüğünü açıkladı:
"Sabah, Kemal Bey'in burada olduğu ve görüşmek istediği haberi geldi. Görüşmek istemediğimi söyledim.
Sulh Cezaya çıkmadan önce emrivaki bir şekilde görüştük. Geçmiş olsun dedi, teşekkür ettim. Bir ihtiyacım olup olmadığını sordu, yok dedim. Aslında kendisiyle görüşmek istemediğimi söyledim. ‘Madem geldiniz, milyonlarca gencin bir ricası var; lütfen CHP'yi salın’ dedim. Ben bunu söyledikten sonra başını salladı, sonra da gitti. 2023'te Cumhurbaşkanlığı için oy verdiğim insan, 2026'da yüz yüze nezaketsizlik yapmak zorunda kaldığım ilk insan oldu. Avukatımın söyledikleri doğrudur."
(Fatih Altaylı)
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde.
Mahkemedeki beyanında ‘kuyu tipi hapishane’yi şöyle anlatmıştı:
“‘Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen yükseklikte duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum”
Şimdi Deniz Göktaş da orada!
#DenizGöktaşYalnızDeğildir
#MizahıHapsedemezsiniz
Babam yaklaşık 18 aydır cezaevinde. Kolonların kesildiği, binaya kaçak kat eklendiği, taşıyıcı sisteme açıkça müdahale edildiği dosyaya sunduğumuz kanıtlarla ortadayken bütün sorumluluk yıllar önce projeyi hazırlayan babama yüklendi. Gerçek sorumluların ortaya çıkmasını ve adil yargılama istiyoruz.
Avrupa Komisyonu ayağımıza kadar gelip "gelin iletişimde sınırları kaldıralım" diyor, bizim operatörler "yok, biz vatandaşı kendi içimizde yolmaya devam edeceğiz" deyip kapıyı kapatıyor.
Düşünün ki uçağa biniyorsunuz, Berlin'e veya Roma'ya iniyorsunuz ve telefonunuzu tıpkı Kadıköy'de, Kızılay'da geziyormuş gibi hiçbir sürpriz fatura korkusu olmadan kullanıyorsunuz. İşin asıl can alıcı kısmı ne biliyor musunuz? Roaming sisteminin çift yönlü çalışması. Yani sınırlar kalktığı için, elin Avrupalısının ayda üç beş Euro'ya kullandığı o devasa, sınırsız ve ucuz GSM paketlerini burada, kendi ülkemizde şebeke sorunu yaşamadan kullanma şansımız olacaktı.
Peki bu devasa fırsat neden elimizin tersiyle itildi?
Çünkü bu topraklarda sıradan vatandaşın herhangi bir hizmete kolay, ucuz ve dünya standartlarında ulaşmasına karşı inanılmaz bir alerji var. Sizin sınırları aşmanız, cebinizden daha az para çıkması, fatura derdi düşünmeden internete girmeniz birilerini fena halde rahatsız ediyor. Kurulmuş bir sömürü çarkı var ve yerli operatörlerin o astronomik kâr marjları düşmesin, tekel düzeni bozulmasın diye 85 milyonun dünyayla arasına bir kez daha duvar örüldü.
Mesele sadece yurt dışına çıkınca harita açmak, fotoğraf atmak değil. Mesele halkın en ufak bir refah kırıntısına ulaşmasına sermaye sahipleri tarafından duyulan o derin tahammülsüzlük. Bize reva görülen tek senaryo belli: Her şeyin en kalitesizine, dünyanın en yüksek bedellerini ödemeye mahkum edilmek.
Bugünü tarihe not düşün. Sırf siz ucuza ve özgürce iletişim kurmayın diye Avrupa'nın altın tepside sunduğu fırsatı göz göre göre çöpe attılar. Kendi insanına reva görülen bu düzeni ve bugün alınan bu kararı asla unutmayın.
Kapitalizm için insan ürettiği sürece var. Tüketimin kapitalizmin ana ihtiyacı olduğunu düşünmek çok büyük bir yanılgı, tüketim üreticilerin daha fazla üretim yapması için motivasyon sağlayıcısı. Daha çok tüketebilmek için daha çok çalışmalı daha çok üretmelisin (üretmeliydin)
"Survivors need to name people!!"
Hi!
Epstein Island Survivor here!
I've been naming people for over 8 years.
However, we get HEAVILY retaliated against.
For example, in my case, I went public in October 2017.
In December 2017 when I gave birth to my daughter, CPS opened a Substance Exposed Newborn case, even though all tests came back NEGATIVE.
See below.
CPS didn't want follow up drug testing.
They didn't want parenting classes.
The ONLY thing they wanted from me?
"Stop posting on Social Media".
What was I talking about?
How I was trafficked among Epstein's ilk as a child.
Even though her bloodwork was almost perfect (Posted Below), CPS and Dr Mengele (Michelle) Chudow used @GBMCHealthcare to medically abuse my daughter, take her, and traffick her.
In fact, less than 24 hours after she was removed, "In case of neglect," there's a SEVERE decline in her health, as shown below.
Pictures of bruises were included to show how she needed IVs after said removal.
We STILL don't know what caused the severe decline, as @GBMCHealthcare testified in open court that they were directed not to document everything done to my daughter.
In violation of both State and Federal Law.
My daughter was in Foster Care for over 5 years, with Foster Parents who became "Best Friends" with my father, who raped and trafficked me throughout my childhood - and she started showing symptoms of enduring similar abuse.
I started to put together that if *I* was adopted and trafficked among Epstein's Ilk, how many other children who have been through the CPS/Foster/Adoption industries have gone through something similar?
This enraged CPS, and they extorted my husband into filing a Police Report against me, and I was held a political prisoner, with no trial, and all charges essentially dropped, for about 2 and a half years.
My daughter is home now -
After being violated and molested in Foster Care for over 5 years...
All thanks to @GBMCHealthcare and their refusal to report child abuse to the proper authorities, as they are required to do, by law.
On top of all that?
When I talked about the way @GBMCHealthcare abused and trafficked my daughter, they sent "Cease and Desist" letters, attempting to threaten me into silence.
So, while I completely understand the Public's desire for all of the names, we've known about Epstein for decades.
And some of us have been public for quite a few years...
But we were by ourselves, with no support, and massive, corrupt enterprises using any means they could to silence us.
Heck, since then, my former life coach has been lying about my testimony to bring FALSE child trafficking allegations against President Trump / Biden, General Flynn, and others.
As seen below.
They've done this to multiple other Survivors before me, as well.
This is done with the intent and purpose of silencing Survivors by inciting violence against us, and encouraging calls to CPS to have our children taken and trafficked.
So, while I appreciate your newfound interest in the Epstein Files, we've been dealing with their crimes for far longer than you have.
You don't know the retaliation we deal with.
But we ARE here.
We ARE talking.
Some of us have been for quite a while...
Unfortunately, our voices fell upon deaf ears.
But, not for much longer...
Thank you for finally starting to listen! <3
23 yıldır kültürel hegomonia’yı kuramadık demişlerdi. Şimdi yeni bir hamleyle sadece kendilerine yakın ailelerin çocuklarını iyi okullara almanın yolunu yapıyorlar. Çocuk girdiği sınavda Türkiye’nin ilk yüzde 1’lik dilimine girmişse dahi ailesi iktidarın tasvip etmediği bir siyasi görüşe, inanca, kimliğe sahipse mülakat yoluyla elenecek. Bu okullar zeki çocuklara kapatılacak. Yoksul olanların tüm şansları ellerinden alınacak. Varlıklı bir aile ise ister istemez çocuğunu yurtdışına yollayacak. Bugüne kadar işe alımlarda ve atamalarda yaptıkları mülakatlara bakınca sonucun böyle olacağını tahmin etmek zor değil. Eğitimde fırsat eşitliğine de, adalet önünde ve gelirde eşitliğe de, kısaca her türlü eşitliğe de karşılar. Orwell’ın “Animal Farm” kitabında yazdığı gibi…Bize “Herkes eşittir, ama bazıları daha eşittir” diyorlar ve itiraz ermezsek demeyede devam edecekler.
Kaz Dağları'nda mahkeme Cengiz Holding'i durduruyor, hemen ardından tekrar izin alabiliyor. Olayın hukuksuz olduğunu mahkeme de teyitliyor ama yıkım sürüyor. Mesela Kaz Dağları'nı yok olmasın diyenler ne yapmalı? Ne yapılması gerek. Size soruyorum. @csbgovtr
Yer altı, yer üstü ne varsa talan ediyorlar.
Tvler bu haberi vermiyor, Muğla yok ediliyor.
Akbelen'in tam 16 kilometrelik bir talan kuşağına dönüşmüş hali, adeta bilimkurgu filmlerinin karanlık sahnelerini andırıyor. Yerlilerin zeytin bahçelerini ve ekili topraklarını gaspederek, toprağı zehirlemekle kalmıyor, üstüne bir de bölgenin su kaynaklarını bedavaya sömürerek su kıtlığını daha da vahim hale getiriyor. Bu termik santraller derhal kapatılmalı.