FON SÜRECİNİ YÖNETEN ANKARA’DAKİ KADROLARA SESLENİYORUZ
Milletimiz, hukukun ve beklentilerin karşılanmasına odaklanan bir modelle sürecin yönetilmesini beklerken, birilerinin birbirini koruyup kollamaya, süreci unutturmaya ve yatıştırmaya dayalı bir modelle toparlamaya çalıştığı görüntüsünün sokakta karşılığı olmadığını bilin.
Geciken her günün, Erdoğan’ı devirmek isteyenlerin önüne yeni fırsatlar açtığını görün.
Derhal Sayın Cumhurbaşkanımızı doğru bilgilendirin.
Kamuoyu, bu süreçte adı geçenlerin kimler olduğunu haklı olarak merak ediyor ve bilmek istiyor.
Kuralsız ve hukuksuz biçimde milletin hakkı üzerinden servet edinenlerin kim olduğunu MİLLETİN BİLME HAKKI VARDIR. Buna saygı duyulmalı ve gereği yapılmalıdır.
Fon skandalında adı geçenlerin tamamı ekranlarda kayıtlıdır; DEVLETİN EKRANLARINDA KAYITSIZ HİÇBİR ŞEY YOKTUR. Bugün açıklanmazsa yarın, sızıntı unsurları içerideki bağlantıları veya teknolojik casusluk yoluyla elde ettikleri bilgileri kullanarak bunu Türkiye’ye karşı bir operasyona dönüştürecekler.
SIZINTI UNSURLARINI (!)GÖRMÜYOR MUSUNUZ? Kimden, neden saklanıyor?
Bu mesele şu anda doğrudan Türkiye’nin millî güvenliğini tehdit edecek bir noktaya doğru evriliyor.
Sayıları belli olan küçük bir kesimin, bulundukları konumun gücünü kullanarak haksız kazançlarını koruyup kollamasına TÜRKİYE KURBAN EDİLEMEZ.
Bu, sokağın haklı sorusudur.
Siyasi otorite bu listeleri açıklamazsa, karanlık odakların listeleri farklı yöntemlerle servis ederek fon sürecini hükümete, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bir darbe girişimine dönüştürmeye çalışması ülkemizi çok ağır sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir. Bugün dolaşıma sokulan SIZINTI BİLGİ (!) bunun en belirgin göstergesidir.
Ankara’da sürecin yönetim sorumluluğunu üstlenenler, vakit kaybetmeden gerekli bilgileri Sayın Cumhurbaşkanımıza arz etmelidir. Listeler, hukukun ve soruşturmanın gerekleri gözetilerek siyasi otorite tarafından ŞEFFAF BİÇİMDE AÇIKLANMALIDIR.
Kimlerin sorumluluğu varsa adalet önüne çıkarılmalı; mal varlıklarına hukuki usuller çerçevesinde tedbir konulmalı ve elde edildiği tespit edilen sıra dışı kazançlar iade alınmalıdır. DEVLETİN GÜCÜ, BU SÜRECİ HUKUK İÇİNDE SONUÇLANDIRMAYA YETER.
Bu adımlar atılmazsa karanlık unsurlar yaşananları Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak için kullanabilir. AÇIKLAYIN BU LİSTEYİ; SÜRECİN KARANLIKTA KALIP KARANLIKLARIN ÜLKEMİZİN ÜZERİNE ÇÖKMESINE İZİN VERMEYİN.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@hbasriakdemir@medreyata@Nalan_Kocak@malikejder@muhtesem0640@69rizemamus@Av_FerdaErturk@filizcemill@yenisafakwriter
#fon
Güne Merhaba.
Yetmedi mi bu SENTETİK ayrılıklar.
Duralım ve düşünelim birlikte nasıl bir büyük güç olacağız.
O halde:
BİR MİLLETİN İKİ AZİZ YURDU
Tarihi bir, dili ve kültürü ortak olan kardeş halkların ayrılıklar üzerinden parçalanmışlığın hüznünü ve acısını yaşaması ne büyük bir yaradır. Bir zamanlar milletleri ve devletleri parçalara ayıran anlayış, bugün de yetinmiyor; aramıza yeni ayrılıklar sokmak istiyor.
Kazakistan’ı Azerbaycan’dan, Kırgızistan’ı Türkiye’den ayıran bir öz yoktur. Kazak, Kırgız, Azerbaycan Türkü ve Türkiye Türkü; aynı ulu çınarın dalları, aynı kökün evlatlarıdır. Ne acıdır ki Orta Doğu halkları gibi Türk dünyası da tarih boyunca bölünme ve parçalanma siyasetlerinin ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmıştır.
Azerbaycan Türkü deriz; “Azeri” demeyiz. Azerbaycan’daki kardeşlerimizin de bu hassasiyeti taşıdığını biliriz. Biz biriz. Bu birliği zedelemek ve bizi birbirimizden uzaklaştırmak isteyen anlayışlara karşı dikkatli olmalı; kardeşliğimizi güçlendirmeliyiz.
Çünkü biz aynı kökün dalları, aynı dilin ve kültürün evlatlarıyız. Kafkas İslam Ordusu’nun 1918’de Bakü’ye uzanan kardeş eli de Millî Mücadele günlerinde Anadolu’ya ulaşan Azerbaycan desteği de ortak hafızamızdadır. Kardeşliğimiz, zor günlerde ekmeğimizi, umudumuzu ve kaderimizi paylaşmaktır.
Aras’ın iki yakasında, iki bayrağın altında aynı yürek çarpar: Türkiye ve Azerbaycan, bir milletin iki aziz yurdudur. 🇹🇷🇦🇿
🇦🇿 AZERBAYCAN’DA NELER OLUYOR?
Bu akşam saat 20.00’de, siyaset bilimci yazar Murat Bahadır Akkoyunlu ile Azerbaycan’da yaşanan gelişmeleri konuşacağız.
📅 21 Ekim Çarşamba
📍 Instagram, Facebook ve YouTube’da
🎙️ Metin Külünk sayfalarında canlı yayın
Tüm dostlarımızı canlı yayınımıza bekliyoruz.
🎥 Mutlaka izlenmesi gereken bir söyleşi!
Arnavutluk'ta neler oluyor? 🇦🇱
Aktivist yazar Osman Atalay ile Arnavutluk'un gündemini konuştuk. 60 dakika boyunca zihnimizle Tiran'a gidiyor, ülkede yaşananları yakından öğreniyoruz.
Değerli katkıları için Sayın Atalay'a teşekkür ederiz. 🙏
▶️ İzlemek için: [link]
#Arnavutluk #Tiran #OsmanAtalay #Söyleşi #Balkanlar
X (Twitter) için kısa versiyon:
Arnavutluk'ta neler oluyor? 🇦🇱 Aktivist yazar Osman Atalay ile konuştuk. 60 dakikada zihnen Tiran'a gidiyoruz. Teşekkürler Sayın Atalay! 🙏
▶️ [link]
#Arnavutluk #Tiran
https://t.co/teZK34SZRZ
@atalay_osman@SelimAtalayNY@_Devletci_@YmustafaKeskin@Caferazakli54
Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanları mutabakat muhtırasını oy birliğiyle kabul etti.
Bu önemli kararın hayırlı, uğurlu olmasını diliyor; Libya Temsilciler Meclisindeki tüm kardeşlerime selamlarımı yolluyorum. 🇹🇷🇱🇾
İSTANBUL, AFFET BİZİ.
İlk söz:
Su akar yatağını bulur.
Tanrının değirmeni ağır işler ama iyi öğütür.
Toplumların hak ve hukukuyla oynama gözyaşları çok ağır cevapların ortaya çıkmasını sebep olur.
Şimdi.
İstanbulluyuz…
Canımız İstanbul’umuz,
iki gözümüzün nuru,
ruhumuzun başkenti…
Sana bakmaya kıyamadığımız,
gözlerinin içine baktığımızda
kendi varlığımızı unuttuğumuz İstanbul’umuz…
Tepelerinden Topkapı’ya,
Eminönü’nden Beşiktaş’a,
Beykoz’dan Sarıyer’e,
Fatih’ten Galata’ya,
Beyoğlu’ndan İstanbul’un dört bir yanına
her baktığımızda içimizi başka bir heyecanın kapladığı şehrimiz…
Sana çok zulmetmişiz
Senin hukukunu yok sayarak.
Kutsalsız ve kuralsız para kazanmak uğruna.
Seni para tapınanların tapınağı haline getirmek istediler el birliği ile.
İstanbul.
Sana çok haksızlık etmişiz.
Hukukunu korumak için
neredeyse hiç çaba göstermemişiz.
“Taşı toprağı altın şehir” demişiz.
Yoksulluğumuzu, imkânsızlıklarımızı sırtımıza vurup
bir umut, bir imkân buluruz diye sana koşmuşuz.
Sen merhamet dolu göğsünü açmış,
“Buyurun, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Altın olan taşımdan, toprağımdan
siz de nasibinizi alın,” demişsin.
Sana koşanlara yâr olmuşsun.
Ekmek demişler, ekmek olmuşsun.
Sevgi demişler, sevgi olmuşsun.
Aşk demişler, aşk olmuşsun.
Ama biz sana öyle kıymışız ki
betonlar bile isyan eder hâle gelmiş:
“Ben İstanbul’a zulmetmek istemiyorum,” demiş.
Sen zenginlik üretmişsin;
ama toprağına dikilmemesi gereken binalar dikilmiş,
kurulmaması gereken şehirler kurulmuş.
Seçilmiş olanlar,
seçilmiş olmayı her şey sanmış.
Koca İstanbul’un kaderi,
üç beş imar komisyonu üyesinin kararlarına bırakılmış.
Şehir isyan ettiğinde,
“Sen bilmezsin, biz seçildik,” demişler.
Oysa sen, İstanbul,
sana gelen hiç kimseyi geri çevirmedin.
Hiç kimseyi bağrından atmadın.
Şimdi Cumhuriyet tarihinin en yoğun yağmurlarından biriyle
bize bir kez daha gösterdin:
Sana kim zulmetti,
kim kötülük etti,
kim acımasız ve merhametsiz davrandı…
Hepsini bir bir deşifre ettin.
“İşte bunlar,” dedin.
Elbette masumlar da var.
Sen masumları da ayırdın;
bizim de ayırmamız gerekir.
Şimdi birbirimizi suçlama zamanı değil.
“O yaptı, bu yaptı, şu yaptı,” diyerek
meseleyi hakikatinden koparmanın da zamanı değil.
Doğanın kendine ait bir uyumu,
bir dengesi, bir düzeni vardır.
O düzeni zorlamanın bedelini
bir gün doğa insana ödetir.
Dere yataklarına evler yapılmasına izin verir,
suların önünü betonla keser,
dere çevrelerini beton yığınlarına dönüştürürseniz
bir gecede hayatlar altüst olur.
Doğa intikam almaz belki;
ama bozduğumuz dengeyi
bize en ağır biçimde hatırlatır.
Fakat İstanbul’a yaşatılan bu felaketlerin
en başta gelen sebeplerinden biri de
yıllardır süren imar anlayışıdır.
Bir belediye başkanı adayı ya da seçilmiş bir yönetici,
ilk açıklamasında şöyle diyor:
“İmar planlarındaki yanlışları düzelteceğiz.”
Alkış, alkış, alkış!
Hooop… Bir dakika!
Ne alkışı?
Bu cümleyi daha kaç kez işiteceğiz?
Daha üçüncü ayda başlıyor:
“Kat bahçesi” deniyor,
“çatı piyesi” deniyor…
Böl, çıkar, topla, çarp…
Say say bitmiyor.
Sonuç mu?
İmar emsalleri 0,25’ten 0,50’ye çıkıyor;
bazı yerlerde katlamalı emsal artışları ekleniyor.
Alkış, alkış, alkış!
Mesele, siyasi yelpazenin neresinde olduğun değil.
Mesele, İstanbul’u kenarından köşesinden
nasıl hançerlediğindir.
Bırakın artık janjanlı imar planı mavralarını.
İstanbul’un ihtiyacı yeni sözler değil;
şehrin hukukunu koruyan,
doğanın dengesini gözeten,
ranta değil insana ve İstanbul’a hesap veren
bir şehir yönetimidir.
Şimdi yapılması gereken,
birbirimizi suçlamak değil;
İstanbul’un sesini duymak,
şehir planlamasını yeniden gözden geçirmek
ve gelecek kırk yılı bugünden düşünmektir.
Umarım bu dersleri alır,
İstanbul’un hukukunu koruyacak
yöneticilerle buluşuruz.
Affet bizi İstanbul…
Seni sevdik;
ama seni korumayı öğrenemedik.
#İstanbul
Sayın Cumhurbaşkanımız,
@tcbestepe@RTErdogan
17-25 Aralık’ta susanları da gördük. 2014 seçimlerinde, içeride kaybetmenizi bekleyen ve FETÖ’ye karşı tutum almayı erteleyenleri de gördük. 15 Temmuz’dan sonra korunanları da…
Bugün ise yakınınızda ya da uzağınızda görünen bazı isimlerin kirlenmişliği üzerinden oluşturulan gri atmosferde sizi yapayalnız bırakmak isteyenleri; adınıza itibar suikastı düzenleyenleri, varlığınızdan güç devşirenleri ama ahlaksızca yok olmanızı arzu edenleri görüyorsunuz.
Dün AK Parti iktidarı üzerinden güçlerine güç katanların; davayı değil, kendi şahsi ve grup menfaatlerini düşünenlerin; sizin verdiğiniz makamlarla büyüyenlerin; yurt dışı seyahatlerinizde yanınızdan ayrılmayanların ve parti kurulduğundan bu yana köşelerinde her gün size methiyeler düzenleyenlerin gerçek yüzü ortadadır.
TBMM’de “Kardeşim,” diyerek kolunu havaya kaldırdığınız ve bu millet nezdinde kefil olduğunuz isimlerin bugün nasıl fırsat kolladıkları da açıkça görülmektedir.
Yıllarca yanınızda, sağınızda solunuzda duran; sizin isminiz üzerinden güç devşiren siyasetçilerin ve sizin liderliğinizde Türkiye’nin siyasi istikrarı ve güven ortamı içinde sermaye yapısını güçlendirenlerin, bu süreci sizin devrilmeniz, yok olmanız, düşkün hâle gelmeniz, etkisizleştirilmeniz ya da onların istediği çizgiye gelmeniz için nasıl kullandıkları artık çok açık, çok aşikâr hâle gelmiştir.
Bunun sizin gözünüzden kaçmadığını biliyor, sabrınızın sonuna geldiğinizi görüyor ve buna inanıyorum.
Hukuk ve adalet esaslı, sert ve kararlı bir irade ortaya koymanız hâlinde, hiç tereddüdünüz olmasın, milletimiz size sahip çıkacaktır. Temiz AK Parti’ye gönül verenler de bu iradenin arkasında tek başına değil, milletimizin kahir ekseriyetiyle birlikte duracaktır.
Devletimizin, sizin gücünüzün, AK Parti hareketinin ve Cumhur İttifakı’nın sağladığı güvenin çıkar amacıyla istismar edilip edilmediği bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalıdır ki at izi it izine karışmasın.
Bu ülkede devletin ve siyasetin imkânları kullanılarak çıkar amaçlı bir suç yapısı kurulup kurulmadığı araştırılmalıdır. Böyle bir yapının ülkeye maliyeti, bugüne kadar düşünülenin çok üzerinde olabilir.
Amaçlarına ulaşamayacaklarını, sizin dünya dengeleri ve ülkemiz açısından son derece stratejik olan liderliğinizi yıpratamayacaklarını belirtmek isteriz. Milletimizin dağ gibi arkanızda olduğunu da hatırlatmak isteriz.
Bunların yaptıkları, Pandora’nın kutusu gibi bu memleketi sarabilir; bunun bedeli de vatana ve devletimize ödetilebilir.
Evet, milletimiz çok ciddi endişe içindedir.
AK Parti tabanı endişelidir.
@RTErdogan@Akparti
#Türkiye
#RecepTayyipErdoğan
#Beştepe
#Cumhurbaşkanı
#Fon
Akşama not:
Esnaf can damarımızdı. Can damarımız tıkandı.
Bursa’da esnafın sıkıntısı Türkiye’nin her yanındaki esnafın sıkıntısıyla aynıdır
Sahada duyduğumuz ses, ekonomik kurmayların dikkatle dinlemesi gereken ciddi bir uyarıdır.
Bursa’da bazı küçük esnaflar, gün sonunda kasalarını yalnızca 250–300 lira nakitle kapattıklarını söylüyor. İş hacminin düştüğünü, satışların giderleri karşılamadığını; kira, elektrik, personel ve vergi yükü altında işletmelerini kredi kartı ve vadeli ödemelerle ayakta tutmaya çalıştıklarını anlatıyorlar.
Tekstilde küçülme ve işten çıkarmalar; İnegöl mobilya sektöründe kapanan küçük işletmeler, iflas ve konkordato haberleri de bu sıkışmanın üretimden istihdama, nakliyeden yan sanayiye kadar yayıldığını gösteriyor.
Denetim, kamu düzeninin ve adil rekabetin gereğidir. Sahadaki ekonomik gerçekleri gözeten, rehberliği ve çözüm üretmeyi de içeren bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Ekonomik kurmayları, esnafın, üreticinin ve çalışanın sesini yerinde dinlemeye; işletmeler üzerindeki nakit akışı, kira ve finansman baskısını hafifletecek adımları değerlendirmeye çağırıyorum.
Fon skandalının ardından denetim kabiliyetine ve kurumlara duyulan güvenin ne kadar sarsıldığının farkında mıyız? Bu güveni yeniden güçlendirmek için şeffaf, etkili ve hesap verebilir bir denetim düzeni kadar; ayakta kalma mücadelesi veren esnafı gören bir ekonomi yönetimi de gerekiyor.
Esnafın can damarı yeniden açılmalı.
HANİ BUNLAR KOMPLO TEORİSİYDİ?
TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit kritik açıklamalar yapmaya devam ediyor.
—Türkiye’den kök hücreleri çaldılar götürdüler, Türk milletinin genetik yapısının haritasını çıkartıyorlar. Sadece Türk milletine etki edecek silah yapabilirler.
—Tedbir almamız lazım, bilim adamı yetiştirmemiz lazım, buna yönelik laboratuvarlarımızı acil oluşturmamız lazım.
—Kovid gibi genetik olarak programlanmış bir saldırı olursa, bir virüs vesaire, popülasyonun ciddi bir kısmına ulaşmadan benim bilim adamlarım hemen karşı tedbirini, çaresini üretebilmeliler ki kurtulalım.
—Tehlike gümbür gümbür geliyor. Yüzbinlerce yıldır insanlara bulaşmamış olan virüsler yarasadan, kuştan bulaşır mı ya? Bulaşmaz.
—Birileri o virüsü alıyor, laboratuvarda DNA'sıyla oynayarak modifiye ediyor, insan hücresine yapışacak hale getiriyor ve zavallıların, bir yerlerdeki kimsesiz mahkûmların üzerinde deniyor, nasıl öldürdüğünü görüyor, sonra da biyolojik silah olarak dolaba koyuyor.
—Gerçek bu. ‘Efendim etik, metik... Biz etiğiz, insan canı üzerinde deney yapmayız...’ Sen etik olabilirsin de şeytanoğlu şeytan çok.
Başkaları soygunculara, milletin malına el uzatanlara, harama tevessül edenlere sırf siyasi parti aidiyetleri sebebiyle sahip çıkabilir, onlar için şehir şehir gezip miting düzenleyebilir.
Biz onlara benzemeyiz.
Hukukun dışına çıkan kim olursa hesabını sorarız ve soruyoruz.
Biz baklava kutusunda rüşvet alanlara, haram parayla kule yapanlara sahip çıkan bir güruhtan ne ders alırız ne de onları muhatap alırız.
Boşuna ellerini ovuşturuyorlar. Buradan siyasi yankesicilere ekmek çıkmaz.
AK Parti, onların hevesini kursağında bırakır.
Milletin emanetine, yoksulun ekmeğine; yolda kalmışın, garibin, mazlumun umuduna kim musallat olursa AK Parti de ona musallat olur.
Bu hep böyle olmuştur, hiç merak etmeyin, şimdi de yarın da böyle olacaktır.
Güne merhaba.
Sayın @rmznaydemir ile sozsirasi_instagram için gerçekleştirdiğimiz röportajdan bir kesit
‼️ KÜLÜNK’TEN SİYASETTE “DİP DALGA” UYARISI!
👨👩👧👦 “MİLLET KENDİ PARTİSİNİ KURDU”
⚖️ “LİYAKAT, EHLİYET, HAK VE ADALET ODAKLI BİR PARTİ YOLDA”
25, 26 ve 27’nci Dönem İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Türk Manşet’te ‘Söz Sırası’ programında Türk siyasetindeki toplumsal değişime dikkat çekti. Külünk, farklı siyasi partilere mensup seçmenlerin ve tabanların, yönetim kademelerindeki uygulamalar üzerinden benzer rahatsızlıklar taşıdığını savundu. Bu rahatsızlığın parti kimliklerinin ötesine geçtiğini belirten Külünk, ortaya çıkan yeni toplumsal hattı “dip dalga” olarak nitelendirdi.
📌 “MİLLET KENDİ PARTİSİNİ KURDU AMA TABELASI YOK! ÇÜNKÜ HER PARTİDE VARLAR”
Külünk, benzer bir rahatsızlığın farklı siyasi partilerin tabanlarında da bulunduğunu savundu.
Külünk, etnik kimlik üzerinden siyaset üreten yapılardan muhafazakâr siyasi yapılara kadar farklı kesimlerde, yönetim kademelerinin kendi çıkar alanlarını oluşturmasına yönelik rahatsızlık bulunduğuna dikkat çekti. Türkiye’de farklı siyasi geleneklere mensup vatandaşların ortaklaştığı noktaları “hak ve adalet, helal lokma, kul hakkı ve hazine hakkı şuuru” olarak sıralayan Külünk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Artık öyle bir noktadayız ki millet bütün partilerin dışında liyakat ve ehliyet, hak ve adalet, helal lokma odaklı kendi partisini kurdu. Ama bu partinin tabelası yok. Nasıl yok? Her partide varlar. Ama burada birbirleriyle eşitler.”
📌 “BAŞKA BİR DİP DALGA BÜYÜYOR”
📌 “TARTIŞMALARIN BU NOKTAYA EVRİLMESİNDEN RAHATSIZLAR”
📌 “GÖRDÜN MÜ, TÜRKİYE NASIL BÜTÜNLEŞTİ!”
👉 Haberin tüm detaylarına https://t.co/36eHHT4eNC üzerinden ulaşabilirsiniz…
#türkmanşet #liyakat #metinkülünk #sözsırası #ramazanaydemir
@drcetiner@sabriamcaparodi@KIZILELMA_VATAN @Mertbiriii @bilgiselanaliz@trhaber_com@sputnik_TR@dirilispostasi@ufukcoskunn@s_Allahverdi@YildizKalas@vedatkaya1977@Abdulhamit3461@abdurrahim_av@Aylasimsek66
BU AKŞAM CANLI YAYINDA.
Hüseyin Davutoğlu’nun moderatörlüğünde Manşet Masası programında Ahmet Akçaalan ve Gülşah Yücel Ay ile gündemi değerlendireceğiz.
📅 6 Ekim Salı
🕘 Saat 21.00
📺 Nokta TV YouTube kanalında
Sayın @rmznaydemir ile gerçekleştirdiğimiz röportajdan kesitler ile merhaba.
📌METİN KÜLÜNK: CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN EN AĞIR İMTİHANIYLA KARŞI KARŞIYA
📌BEKLENEN KARARLILIK GÖSTERİLMEZSE MİLLETİMİZLE CUMHURBAŞKANIMIZ ARASINDAKİ MESAFE KAPANMAZ.
25, 26 ve 27’nci Dönem İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Ramazan Aydemir’in konuğu olduğu “Söz Sırası” programında Türkiye’deki fon krizine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Sayın cumhurbaşkanımız kendi mücadele tarihinin en ağır imtihanıyla karşı karşıya, en ağır kriziyle karşı karşıya” dedi.
📌 “CUMHURBAŞKANIMIZIN EN TEMEL ÖZELLİĞİ KARARLILIĞIDIR”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 51 yıldır tanıdığını belirten Metin Külünk, “Annelerimiz arkadaş, merhum babasıyla dedem… Benim dedem de gemilerde reisti. Babam subaydır. Sayın Cumhurbaşkanımızın en temel özelliği kararlılığıdır” dedi.
📌 “EN AĞIR KRİZİYLE KARŞI KARŞIYA”
Fon krizini kastederek, mevcut sürecin önceki krizlerden farklı olduğunu dile getiren Külünk, “Sayın cumhurbaşkanımız kendi mücadele tarihinin en ağır imtihanıyla karşı karşıya, en ağır kriziyle karşı karşıya. Temenni ederim bu krizi de başararak aşsın. Çünkü bugüne kadarki krizlerin hepsi dış bükeydi, bu kriz iç bükey bir kriz” ifadelerini kullandı.
📌 “TOPLUMUN VİCDANI AFFETMİYOR”
Külünk, söz konusu krizin üzerinin örtülemeyecek bir noktaya geldiğini savunarak, toplumun yaşananlara ilişkin yaklaşımına dikkat çekti. Külünk, “Bu kriz geldiğimiz noktada üzeri örtülme şansı olmayan bir kriz. Toplumun vicdanı affetmiyor” diye konuştu.
📌 “MİLLETİN BEKLEDİĞİ KARARLILIK ORTAYA ÇIKMAZSA…”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milletin beklentileri doğrultusunda bir irade ortaya koyması gerektiğini belirten Külünk, “Eğer Sayın Cumhurbaşkanımızdan milletin beklediği kararlılığın, bir fotoğrafa dönüşme noktasında irade ortaya çıkmazsa, Sayın Cumhurbaşkanımızla millet arasındaki mesafe kapanmaz bir noktaya evrilecektir” ifadelerini kullandı.
#sözsırası #metinkülünk #fonkrizi #cumhurbaşkanıerdoğan
https://t.co/6WvApNik2J
Geceye not.
Esnafımız diyor ki;
Sayın Vekilim,
Zincir marketler meselesine değindiniz. Ancak küçük esnafın karşı karşıya olduğu tek tehdit zincir marketler değildir. Mevcut serbestiyet ve belediyelerin ruhsatlandırma süreçlerindeki esneklik, aynı bölgede benzer işletmelerin kontrolsüz biçimde açılmasına yol açmaktadır. Bu durum, sektörlerde pazarın aşırı bölünmesine ve işletmelerin kısa sürede zarara sürüklenmesine neden olmaktadır.
Somut bir örnek vermek gerekirse, 10 bin nüfuslu bir mahalle için;
En fazla 2-3 fırın,
En fazla 1 pastane veya unlu mamul işletmesi,
En fazla 3 berber,
En fazla 3 bakkal,
En fazla 5 terzi, 3 ayakkabıcı ve 2 giyim mağazası
bulunmasını öngören, nüfus ve ihtiyaç esaslı bir planlama yapılması elzemdir.
Bugünkü uygulamada ise aynı nüfusa sahip bir mahallede onlarca fırın ve unlu mamul işletmesi açılabilmektedir. Oysa 10 bin nüfuslu bir bölgede bir pastane veya unlu mamul işletmesi yeterliyken bu sayının dörde, beşe çıkması pazarı aşırı ölçüde bölmekte ve işletmeleri hızla zarara sürüklemektedir.
Bunun yanında fırıncılar ve unlu mamul işletmecileri ciddi bir maliyet kıskacıyla karşı karşıyadır. Yıl başında çuvalı 1.000 TL olan unun fiyatı bugün 1.750 TL’ye yükselmiş; buna rağmen ekmek fiyatları üzerinde baskı kurulmuş ve esnafın zam yapmasına izin verilmemiştir. Un üreticisine veya diğer girdi maliyetlerine yönelik ise gerekli müdahaleler yapılmamıştır.
Bu ekonomik çıkmaz ve adaletsizlik, esnafı ayakta kalabilmek için mevzuata aykırı ve tehlikeli yollara itmektedir:
Halk sağlığını tehdit eden uygulamalar: İşletmeler ayakta kalabilmek için maliyetleri kısmaya çalışmakta; un, şeker ve yağ gibi temel gıda maddelerinde en ucuz, kalitesiz ve sağlığa zararlı alternatiflere yönelebilmektedir. Bu durum halk sağlığını doğrudan tehdit etmektedir.
İstihdam ve sosyal hak kayıpları: Sigortasız veya kısmi süreli gösterilerek eksik prim ödenen çalışanlar istihdam edilmekte; gençler sektöre kazandırılamadığı için yeni nesil zanaatkâr ve ustalar yetişmemektedir.
Çözüm önerimiz: Kanuni ve bağlayıcı ruhsatlandırma
Bu kısır döngünün kökten çözülebilmesi için ruhsatlandırma süreci açık ve bağlayıcı bir yasal zemine oturtulmalıdır. Ruhsat verme yetkisi, keyfî yerel uygulamalara, esnek idari kararlara veya siyasi takdir alanına bırakılmamalıdır.
Getirilecek açık ve bağlayıcı kurallarla, bir mahallede ilgili işletme ihtiyacı karşılandığında yeni bir işletmenin açılmasına izin verilmemelidir. Böylece torpil ve kayırmacılığın önüne geçilmeli; kurallara aykırı ruhsat veren görevliler için caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
Bu sistemin sağlayacağı başlıca faydalar şunlardır:
Ekonomik sürdürülebilirlik ve sağlıklı üretim: Fırıncı, unlu mamul işletmecisi, berber ve diğer esnaf hak ettiği kazancı elde eder; kaliteden ödün vermeden ve halk sağlığını tehlikeye atmadan faaliyetini sürdürebilir.
Kayıt dışılığın önlenmesi: Adil rekabet ve sürdürülebilir gelir koşulları, esnafın kayıt dışına yönelmesini ve kalitesiz ya da hileli malzeme kullanmasını önlemeye katkı sağlar.
Etkin ve şeffaf denetim: Bölgenin nüfusu ve işletme kapasitesi esas alınarak daha sağlıklı bir denetim ve vergi takibi yapılabilir. Örneğin, bin nüfuslu bir mahalledeki berber sayısı belirlenirken nüfus ve hizmet ihtiyacı dikkate alınabilir. Vergi denetimi ise işletmelerin gerçek faaliyetleri ve kayıtları üzerinden yürütülerek daha şeffaf hâle getirilebilir.
Halk sağlığının korunması, esnafımızın girdi maliyetleri karşısında ezilmemesi, keyfî uygulamaların önlenmesi ve vergi adaletinin sağlanması için nüfusa ve yerel ihtiyaca dayalı ruhsatlandırma sisteminin bağlayıcı bir yasa maddesi olarak Meclis gündemine taşınmasını arz ve talep ederim.
Peki siz ne düşünüyorsunuz?