Kişniş tadını sabuna benzetmeye neden olan genetik varyasyonun görülme sıklığı %10 civarında. Ortadoğu-Akdeniz'de %3. Bizde bunu herkesin genetiğe bağlamasının istatistiki bir mümkünatı yok, kültürel & edinilmiş tat mevzusu sadece. Özetle, sadece alışık değilsiniz.
⏩Fon Skandalı sonrası istifa eden Ak Partili Fatma Betül Sayan Kaya, Özata Denizcilik Hissesine 63.359.000 TL para yatırmış, kocası İlyas Kaya ise aynı hisseye 99.687.000 TL yatırmış.
Tarih 8 Nisan.
Bu tarihte #ozatd hissesi 222.60 TL.
Hanımefendinin hisseyi 255 TL'den aldığı yazıyor. Mühim değil, hisse 220 lira diyelim.
Bu hisse Ağustos 2024'te 105 TL'den halka arz edilmiş.
Hisse Fatma Betül Hanım'ın aldığı tarihten itibaren hızla yükselmeye başlamış, 30 Nisan 2026'da 373 Lira olmuş. Mayıs ayı sonunda 1 Haziran günü 1400 liraya kadar fırlamış. Eylül başında sattığını düşünürsek, 1 Eylül fiyatı 4820 TL'ye ulaşmış...
Şimdi burada 220 liradan 4800 liraya müthiş bir sıçrama periyodu var.
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi 160 milyon parayı gözünü kırpmadan bu hisseye yatırıyor. Bu kadar büyük bir para böyle bir şirkete yatırılır mı? Bu riske girilir mi?
Tabi ki hayır.
Lakin birileri size bir şeyler fısıldarsa yatırdığın para 20 misli artacak derse ve çıkman gereken zamanda sizi uyarırsa yatırırsınız...
Burada bir "insider trading" durumu olduğu aşikar.
Bu arada Özata Denizcilik Mart 2026'da açıkladığı bilançoda 127 milyon TL zarar açıklamış.
Mayıs 2026 Bilançosunda 288 Milyon TL zarar açıklamış.
Son olarak Austos 2026'da açıklanan bilançosunda 603 Milyon TL zarar açıklamış.
Bu geçen periyotta şirketin 1 Milyar 290 Milyon borcu varken borç hemen hemen sabit kalmış toplam varlıkları ve özkaynakları da hemen hemen sabit kalan şirketin piyasa değeri 14.3 Milyardan 324 Milyara çıkmış.
Yani Fatma Betül hanım ve kıymetli zevci 160 Milyon Liralık birikimlerini böyle parlak(!) bir şirkete yatırmakta bir beis görmemişler...(!)
İşin ilginci SPK bu bilançolara bakıp "Bu nasıl oluyor" dememiş. Yani görevini yapmamış.
Şöyle bakalım, Özata'nın Özkaynakları 4.5 Milyar lira, ve bir karı koca bu hisseden tertemiz 2 milyar kazanmış.
Ben böyle bir kazancı izah edemem. Zarar açıklayan ve zararı katlanarak artan bir şirketin fiyatının 4 ayda 220 liradan 4800 liraya çıkmasını da kimse izah edemez.
Merak ediyorum bu işin sonu ne olacak acaba?
İktisat Fakültesini bitireli çok oldu, bunların sayesinde doktora yapıyoruz. Sağolsunlar...(!)
#ARTIKYETER #fonmağdurları #tera #pusula #istifa #TeraFonMağdurları #teraportföy #terayatırım #yeterartık #dstkf #ktlev #trhol #MehmetŞimşek #cumartesi #pazar #bist #bist100
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey ��alıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça Vaktimiz bolca Cicibebe olmasa Halimiz n’olcak Menü ful carbo Ne peynir ne yarım kadeh Doluca Haluk, Cem, Özkan, ben D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.
PISA tesi yapılacak 203 okul aylar öncesinden belirlenip okuma, fen ve matematik için özel çalıştırılmış.
Ancak PISA’nın “hesaplamalı problem çözme” kısmı ilk kez bu yıl yapıldığından öğrenciler hazırlanamamıştır.
3 sene sonraki PISA’da o alanda da sıçrama yaparız.😉
Ak Parti'nin kamu varlıklarını yönetim anlayışı "Oturduğu evi satıp o evde yüksek fiyata kiracı olmaktır"
Alınan peşinatı harcar, kirayı da millete ödetir.
TCMB rezerv yönetimi, enerji dağıtım ihaleleri, süresi dolan KOİ projelerinin yeniden satışları bunlara örnektir.
Şimdi neredeyse yarım asır önce tamamlanmış köprü ve otoyollar satışa çıkarılıyor.
Aslında satılan sadece bu varlıkların iskontolu nakit akışıdır.
9-10 yıllık gelirleri karşılığında 25 yıllık kullanım hakkı devredilecek. Tabi ki sonrasında geçiş ücretleri yükselecek.
Siz 9-10 yıllık kirasını peşin alıp bugün harcamak için oturduğunuz evi satar mısınız?
Bu konu hakkında geçen yıl Eylül'de yazdığım yazının bağlantısını aşağıda bulabilirsiniz👇
https://t.co/6iLLwKodHa
🗣️TFF Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu:
"Hakemlere söyleyeceğim şey şu: Eğer Trabzonspor ile Diyarbakırspor oynuyorsa cüzi de olsa bir takdir hakkın varsa o takdir hakkını Diyarbakırspor'dan yana kullanacaksın."
Hakemlere adil ve eşit olmayı dahi tembihleyemeyen bir TFF başkanıyla karşı karşıyayız
İzmir’e her uçakla gidişimde “İzmir Adnan Menderes Havalimanı” tabelasını görünce içimde bir rahatsızlık hissediyorum. Adnan Menderes’in askerî darbeyle iktidardan indirilmesi, hukukun ayaklar altına alındığı bir yargılamayla idam edilmesi büyük bir utançtır. Asla idam edilmemeliydi. Ancak uğradığı bu ağır haksızlık, iktidarı döneminde ülkeye verdiği zararları görmezden gelmemizi ve onu tartışılmaz bir demokrasi kahramanına dönüştürmemizi de gerektirmez.
Menderes döneminde basın üzerindeki baskının en çarpıcı örneklerinden biri “ispat hakkı” meselesiydi. Bir gazeteci, bir bakan hakkındaki yolsuzluk iddiasını belgeleriyle doğrulayabileceğini söylese bile mahkeme bu delilleri incelemeyebiliyor; gazeteci, yazdıkları doğru olsa dahi “hakaret” suçundan mahkûm edilebiliyordu. 1954–1958 yılları arasında gazetecilere toplam 57 yıl hapis cezası verildiği ve 811 gazetecinin hüküm giydiği aktarılıyor.
Menderes’in idam edilmesine karşı çıkmak başka, onun yönetim anlayışını aklamak başkadır. Benim için bir siyasetçinin trajik biçimde mağdur edilmiş olması, adının havalimanlarına verilecek ölçüde örnek bir devlet insanı olduğu anlamına gelmiyor. İmkanım olsa İzmir Adnan Menderes Havalimanının adını değiştirirdim.
20 yıl önce ülke dışında eğitim gören Çinli öğrencilerin neredeyse tamamı eğitimlerinin ardından yurtdışında kalırken günümüzde Çin dışında eğitim gören Çinli öğrencilerin neredeyse tamamı eğitimlerinin ardından Çin'e geri dönüyor. Bu esnada ayrıca Çin'deki üniversiteler de niteliklerini çok ileri taşırken, dünya sıralamasında üst sıralara tırmanıyor. Bu beşeri sermayenin oluşması da aslında uzun bir planlamanın ürünü...
1994 dünya kupasına damga vuran Brezilya yıldızı Bebeto'nun oğlunun doğumu üzerine yaptığı ikonik beşik sallama sevincini hatırlayan var mı? O beşikte sallanan Mattheus Oliveira, şimdi 32 yaşında ABD 2. liginde oynuyor. Zaman çok hızlı geçiyor.
Deniz'in bunu anlatmak zorunda bırakılması eğitim sistemimizin geldiği hali gösteriyor. Temel muhakeme ve akıl yürütme becerisinden yoksun bir millet haline geldik.
Deniz Göktaş’ın ifadesinden: Ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum.
Haşema ile denize giren insanlara karşı gösterilen ön yargıya yönelik eleştiride bulunuyorum, hatta söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı ön yargılı olan insanları eleştiriyorum, söylemde "s*ktiğimin dalgıçları" diyerek seyirciyi ters köşeye düşürüyorum, söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor, ancak ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum.”
Komedyen #DenizGöktaş tutuklandıktan sonra önce Metris hapishanesine götürüldü ancak hemen sonrasında Çorlu’daki Karatepe hapishanesine gönderildi. Karatepe bilindiği üzere mutlak tecridin uygulandığı, mahpusların günde 23 saate kadar gün ışığı görmediği, “kuyu tipi” olarak adlandırılan bir hapishane. Soğuk Savaş programının sunucularından Boğaç Soydemir ve programın konuklarından rapçi Enes Akgündüz de tutuklandıktan sonra orada tutulmuştu.
6 Temmuz Pazartesi günü hem sözde casusluk hem de diploma davasında 2 ayrı mahkemede yargılamam var. İBB Davası’nın hakimi ise aynı gün benim İBB Davası’nda savunma yapmamı istiyor. Üstelik daha önce en son savunma yapmamı kabul ettiği halde.
Bir insan aynı gün 3 ayrı mahkemede savunmaya zorlanmasının insani bir yönü yok. 110 gündür süren dava sürecinin sonlarına gelmişken mahkeme başkanının 9 Temmuz’da duruşmayı sonlandırma ısrarı düşündürücüdür.
Neden 9 Temmuz ısrarı?
Bu ani kararın sebebi ne?
3 eylemi olan sanıklar 1 tam gün savunma yaparken, 142 eylemden suçladıkları Ekrem İmamoğlu’nun savunması neden kısıtlanıyor?
Bu soruların yanıtı yok. 9 Temmuz sonrası Türkiye’de ne olacak?
Deniz Göktaş'ın gözaltına alınması, ifade özgürlüksüzlüğümüzün yine suratlarımıza haykırılmasıdır. Kimse bunu "öyle yaparsan böyle olur" numaraları ile hafifletmeye kalkmasın. Deniz Göktaş'ın bu durumu asaletle taşıması ve hatta ön görmüş olması da bu durumu daha yutulur kılmaz.