Bazı arkadaşlarımız için siyaset bir zamanlama ile sınırlı olabilir.
Benim için ise ailemden ve Babamdan aldığım bir sorumluluktur.
Dedem,Sivas Şarkışla'dan İsmet Paşa'ya yol arkadaşlığı yapmış ilk Halk Partililerdendir.
Babam, 12 Eylül sonrası kurulan Halkçı Parti kurucularından olmuş, Aydın Güven Gürkan öncülüğünde kısa dönem parti yöneticiliği yaptıktan sonra Kasım 1985 de ki birleşim ile SHP de sırasıyla 2 dönem Ankara İl Başkan Yardımcılığı ve 1991 de Milletvekili Adaylığı yapmıştır.
Kurultay delegesi olarak CHP ile birleşmeyi tamamlayan kadroda yer almıştır.
1999 da yapılan Hakim denetiminde ön seçimde Çankaya'dan 1.sırada çıkarak Milletvekili adayı olmuş ancak partimiz baraj altı kaldığı için 3 sene boyunca emekli maaşının büyük kısmını Ata Ocağı Partisine bağış yapmıştır.
Ben de bu mirası, Cumhuriyet Halk Partisi Ankara İl Gençlik Kollarında lise ve üniversite örgütlenmeleri, İl ve İlçe örgütlerinde, Sendiika ve İşçi Komisyon Başkan ve üyelikleri,
Ankara İl Başkan Yardımcılığı, İl Sekreterliği görevleriyle sürdürme şerefini yaşadım.
Bu yüzden bugün yaşananları yalnızca bugünün penceresinden değil, Cumhuriyet tarihimizin sorumluluğuyla izliyorum.
CHP yalnızca bir siyasi parti değildir.
CHP, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı en büyük miraslardan biridir.
Ayrıca unutulmamalıdır ki Cumhuriyet Halk Partisi masa başında kurulmuş bir parti de değildir.
Savaş meydanlarında şekillenen milli iradenin ve Cumhuriyet idealinin kurucusu olmuştur.
Bu kuruluşa dair iki(2) temel özellik,
Cumhuriyet Halk Partililer için çok önemlidir.
1.Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Cumhuriyetinden dahi önce kurulmuş ve Cumhuriyeti CHP’liler kurmuştur.
2.Cumhuriyet Halk Partisi memleketi düşman işgalinden kurtaran örgütün, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin devamı olmasıdır.
Bu nedenle CHP’nin temelinde yalnızca siyaset değil, bağımsızlık vardır.
Bugün oluşan algılarla; farklı düşünebiliriz.
Tartışabiliriz.
Eleştirebiliriz.
Ancak birbirimizin nefes almasına bile tahammül edemediğimiz yerde, dünde kalan omuzdaşlığımıza ayıp etmiş oluruz.
Hiçbir isim, hiçbir makam, hiçbir dönem; Cumhuriyet Halk Partisi’nden daha büyük değildir. Partimiz yüz yılı aşkın tarihinde darbeleri, yasakları, baskıları ve nice zorlu sınavı geride bıraktı. Her defasında yeniden ayağa kalkmasını bildi. Kurtuluş Savaşı’nın içinden doğmuş bir siyasi geleneğin, bugün yaşanan tartışmalar karşısında da yoluna devam edecek güce ve köklü birikime sahip olduğunu biliyorum. Bugün yaşanan süreç de elbet geçecektir.
Bugün ihtiyacımız olan şey akıl ve sağduyudur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceği, kendini dev aynasında görenlerin değil; ona gönül veren milyonların ortak iradesiyle yeniden şekillenecektir.
Çünkü inanıyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi; demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, özgürlüğün, sosyal adaletin ve toplumsal barışın sesi olmaya devam edecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlık yarınları için mücadeleyi kararlılıkla sürdürecek ve kongrelerini şeffaf bir biçimde ivedilikle tamamlayacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin temsil ettiği değerler;
dün de,bugün de ve yarın da var olacaktır.
İnadına Cumhuriyet,
İnadına Cumhuriyet Halk Partisi...
Siyasi Tarihin En İlginç Partisi
Pavyondan Kulübe: Yeni Parti
Dünya siyasi tarihinin en ilginç partisi kuruluyor; 24 saat içerisinde yaşananlar Yeni Partinin geleceği hakkında ibret verici ipuçları ile dolu.
Partiyi ilan etmek için merkür retrosunun bitmesini beklediler, retro bitince önce cuma namazına sonra kulübe gidiyorlar. Böylelikle altı ok gömleğini çıkarıp trolcülük,astroloji ve falcılığı yeni partilerin temel ilkeleri haline getirdiler.
Pavyon kapısında ele geçirmeye çalıştıkları partide yok hükmünde sayılınca kulüplerde kendilerine yeni bir parti kurmuş oluyorlar.
91 CHP milletvekiline yeni parti kurucular listesine imza attırdılar, bu arada atılan imzalardan birinin yeni partinin tüzüğünün ve programına dair olduğu kimsenin umrunda olmadı.
Sahi ne yazıyordu tüzükte?
parti solcumuydu sağcımıydı , siyasi yelpazenin neresinde yer alıyordu, o saate kadar daha belli değildi. Açıkçası imza atan kimsenin umrunda da değildi. Hiç seçime girmeden ana muhalefet oldular, ilk muhalif cümlelerini CHP‘ye karşı kurdular.
Kendileri son güne kadar CHP’nin imkan ve olanaklarını kullandılar, CHP rozetlerini son ana kadar yakalardan çıkarmadılar ama onlara inananlar CHP kimliklerini ülkenin dört bir yanında çoktan makasla kesmeye başlamıştı. Hem niye kesmesinlerdi, nasıl olsa astrologlarına ve falcılarına göre iktidar yakındı.
“Parti tutacak sizi de yeniden milletvekili yapacağız” dedikleri CHP’den apardıkları vekiller giderken kalanlara “Ekimde nasıl olsa geri döneriz” diyorlardı ama giderken babaevine “Allah’a ısmarladık” diyen olmadı. Arkalarına bile bakmadan gittiler grup bütçesindeki parayı da aralarında üleşerek gittiler.
Bütün bunlar olurken rüşvet, zimmet , nitelikli hırsızlık, ihaleye fesat karıştırmak, çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek suçlarından tutuklu bulunan Yeni Pati kurucularının ekip arkadaşları cezaevlerinde partilerinin kuruluşunu gururla ve umutla izlediler.
Öyle ya parti iktidar olacaktı ve dönüp onları da kurtaracaktı.
Aynı saatlerde CHP’yi talan edip gidenler CHP’de kalanlara hain demeye devam ediyordu.
Machiavelli bile bu kalacağını hayal edememiştir.
Ağla sevgili yurdum ağla…
PARTİMDEYİM
Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananları doğru teşhis edelim.
Biraz uzun anlatacağım.
Olan biten, bölünmenin ötesine geçmiştir; dağılma emareleri görülmektedir.
Bunun adı, Özgür Özel’in söylediği gibi, “karpuz ile karpuz sapının ayrışması” değildir. Kaygım odur ki ortada kabuğu çatlayan bir nar vardır.
Dağılma emareleri dün değil, Özgür Özel genel başkanken başlamıştır.
4-5 Kasım Kurultayı’ndan önce yazdığım yazıda Özgür Özel’e bir soru sormuştum: “Partiyi bir arada tutabilecek misin?” Maalesef olmadı.
İlk işaretleri belediyelerimizde gördük. Başka bir muhalefet partisine geçmenin bile bir izahı vardır. Ama Cumhuriyet Halk Partili uyuyup, AKP’li uyanmak eşyanın tabiatına aykırıdır.
Siyasette kendisini güvende hissetmeyen kişilerin, partimizden uzaklaşıp, yıllardır zulmeden AKP’ye geçmesini sadece koltuk sevdasıyla veya hapis korkusuyla açıklayamazsınız.
Keçiören’e bakın. İl olsa büyükşehir olacaktı. Mesut Özarslan, genişleme politikası kapsamında partimize katıldı. AKP’ye gitti.
Diyelim ki o zaten CHP’li değildi…
Şehitkamil’e bakın. Büyükşehir nüfusuna sahip başka bir ilçemiz. Belediye başkanı; atadan, dededen CHP’li. AKP’ye gitti.
Keşan’ı dört dönem kazanan belediye başkanı AKP’ye gitti.
Aksu gitti. Serik gitti. Haymana gitti. Söke gitti. Seydişehir gitti. Altınova gitti. Hasankeyf gitti.
Yahu, Türkiye’nin öbür ucundan Göle gitti. AKP, Gölesiz yapamayacak mıydı da gitti?
79 yıl sonra aldığımız Afyon gitti. Burcu Köksal, partimizin Grup Başkanvekiliydi. AKP’ye gitti.
Büyükşehir belediyesi Aydın gitti. Özlem Çerçioğlu, 37. Kurultay’ın Divan Başkanıydı. AKP’ye gitti.
Diyelim ki bu isimler Özgür Özel’e muhalifti…
Beykoz ailenin içinden değil miydi? İmamoğlu, Özlem Vural Gürzel’in evladı gibi olduğunu söylemedi mi? O da AKP’ye gitti.
İstanbul’da başka ilçeler de konuşulmuyor mu?
Antalya büyükşehir… Muhittin Böcek bir anda mı “hain” oluverdi?
Medya sabah akşam “Bunları Özel mi, Kılıçdaroğlu mu getirdi?” diye tartıştı.
Mesele kimin getirdiği değil, anlayalım artık.
Ya İzmir’e ne demeli? Partimizin kalesinde, Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay partimizden istifa etti. Nereye gideceği belli değil.
Tabii gelenler de oldu. Milletvekili Nimet Özdemir geldi, sonra AKP’ye gitti.
Özgür Özel’in canla başla sahip çıktığı Adnan Beker… Bir gün otobüsün üstünde, öbür gün arazi. O da istifa etti. AKP’ye gitse şaşırmam.
İşte bu yüzden bunun adı dağılmadır. Tehlike, bölünmenin ötesindedir.
Bu dağılmayı sadece mutlak butlan kararına bağlamak gerçeği gizlemektir.
Partide fikren altı doldurulamayan bir “değişim” sonucunda merkezi otorite ve parti aidiyeti zayıflamış; bireysel pozisyonlar ön plana çıkmıştır.
Bu, trollerin aklıyla veya etkisiyle konuşulacak bir sorun değildir.
Sosyal medyanın esiri olmuş bir kesim şen şakrak sloganlar atarken bizim içimiz yanıyor.
Giden milletvekilleri de üzgün, kalan milletvekilleri de…
Ve bu ayrılık, çok önceden planlanmış bir senaryonun son perdesidir.
“26 Temmuz’a kadar kurultay yapılmazsa CHP seçime giremez” yalanıyla parti tabanını paniğe sevk edenler, nerede yazıldığı belli olmayan senaryolarına gerekçe ürettiler.
Çünkü ayrılığın fikir babaları, partiden kopuşu akıllarına çok önceden yerleştirmişlerdi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ayrılmayın” çağrısı da zayıf kaldı; inandırıcı bulunmadı. Kurultay’a dair vaatler ikna edici görülmedi. Süreci rahatlatacak güvenceler verme noktasında yetersiz kalındı.
Oysa siyasi bir yargı kararının Cumhuriyet Halk Partisi’nde açtığı yara aklıselimle onarılabilirdi.
Kardeşlerim;
Bu süreçte dilimize ve birbirimize mukayyet olalım.
Onca yıl omuz omuza mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızın kalbini kırmayalım.
Dün yüz yüze bakıyorduk. Yarın yine selamlaşacağız.
Türkiye’nin geleceği için, iktidar hedeflerimiz için yine aynı ortamlarda konuşacağız.
Unutmayın; Cumhuriyet Halk Partisi bizden önce de vardı.
Bizden sonra da var olacaktır.
Bir yere gittiğimiz yok.
Biz partimize rastlantı sonucu gelmedik.
Biz Cumhuriyet Halk Partiliyiz.
"Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti diğeri Cumhuriyet Halk Partisi'dir."
Ne Cumhuriyetinden, ne de CHP partisinden vazgeçmeyeceğiz…
Ben siyaseti insanlar üzerinden değil bir fikir üstünden okuyorum.Ekrem İmamoğlunun temsil ettiği bencil kibirli siyasi profil ile Erdoğan rejimini paralel görüyorum. Otoriter bir rejimde kendimizden otoriter bulalım bizden olan otoriter olsun denmesini de politik olarak doğru bulmuyorum.
Kemal Bey'in seçim programı değil şahsının tartışmaya açılması bunun da kasıtlı yapılmasının arkasında bir memlekete karşı ihanet süreci olduğunu düşünüyorum. Zira 5li çetelerle hesaplaşma niyeti olan bir siyasal programın, Kürt sorununu biz çözeceğiz çıkışının, CHP ve Kürt hareketi arasında kent uzlaşısı formülüyle AKP'yi kaybeden trene oturtmasının kaybetmesi sağlandı. Bugün geldiğimiz noktada bunlara dair söz söylenmiyor mesela.İmamoğlu seçilince parlementer rejime dönecek miyiz buna bile cevap yok. Ortada gücü tek başına elinde toplamaya çalışan bir akıl var. Erdoğansız akp rejimini sürdürmek isteyen kendisinden başka herkesi düşman gören, kendisi için canını dişine takmış canan kaftancığlunun tasfiyesine göbek atan bir adam var. Bu adamın seçim kazanmasının benim nezdimde memlekete bir hayrı dokunacağına dair inanç yok. Sizin için var anlıyorum.
Yine de bakın fark şurada ben imamoğlu tutuklandığında meydanlara çıkıp bu işi örgütlemek için elimden geleni yaptım. Hukuksuzluğa karşı direniş göstermeyi doğru buluyorum. Fakat aynısını bugün kişilik hakları saldırıya uğrayan sanki bugüne kadar seçimleri tek başına kaybetmiş gibi davranılan kemal bey için ne yazık ki vicdanlı solcu tek bir arkadaşımızı göremiyorum..Diyemediniz mesela hepiniz oradaydınız bir tek kemal bey mi kaybetti bu seçimi…
@bulentgrsy@alihaydarfirat@mymustafayavuz@barisyarkadas@bkusoglu
Cumhuriyet Halk Partisi, bayrağını yalnızca güzel günlerde taşıdığımız bir parti değildir. En zor günlerde birbirimize sarıldığımız evimiz, mücadelemiz ve büyük ailemizdir.
Bugün başımız dimdik geziyorsak kuruluşun ve kurtuluşun Partisinin şerefli birer üyesi olmamızdandır.
27 senedir Altı Ok’un gölgesinde, Kurucu Genel Başkanımız ve ebedî liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde yürümenin onurunu yaşadım. Baba ocağım olan Cumhuriyet Halk Partimizin bir neferi olarak, bana verilen her görevi aynı inanç, sorumluluk ve bağlılıkla yerine getirdim.
Partime hizmet etmek, Altı Oklu bayrağımızı daha da yukarılara taşımak benim için yalnızca bir görev değil, aynı zamanda bir şeref borcudur.
Babamın mirasından ve Atatürk’ün yolundan asla vazgeçmeyeceğim
Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi