“Herkes yerini bilsin” öyle mi Aliyev?
Karabağ’da sırtınızı Türkiye’ye dayarken, Bayraktarlar sahada işinizi kolaylaştırırken “kardeşiz” iyiydi…
Şimdi başörtüsüne tepki gösterince “işimize karışmayın” öyle mi?
Ürdünlü Ebu's Sadık, İsraillileri taşıyan uçak olayı anlatısı ile böyle alay etti:
"Ben şu an dün kaçırılan İsrail uçağındayım. Ve arkamdaki bu kapı... İsrail 'aslanının' açmayı başardığı kapı. Kokpit kapısı... Ki 11 Eylül olaylarından sonra açılması imkansız hale gelen bir kapı.
Hey, ben bıçaklanmış halimle kalkıp 7700 kodunu gireceğim. Ve acil durum çağrısı yapmak için tekrar 7500 kodunu gireceğim. Ah doğru, dışarıdakiler için kapıyı açmayı unuttum, gidip kapı kodunu da gireyim...
Ayrıca Netanyahu ile otururken ona nasıl kumanda kolunu tutup geri çektiğini ve uçağı indirdiğini anlattığına dikkat ettiniz mi? Dünyadaki tüm uzman pilotlar bile bir yolcunun bunu nasıl yapabildiğine şaşırmış durumda."
Alo baba... Baba, ben küçükken bayram harçlıklarımı benden alıyordun ya, neden bana bir Airbus uçak satın almadın? Bak bu iş meğer ne kadar kolaymış...''
- Merhaba ben Mel Gibson.
- Şu anda gıda tedarik zincirinin henüz bozulmadığı İtalya’dayım.
- Biliyorsun, burada GDO’lu ürünlere izin verilmiyor.
- Bu yüzden tahıllar ve makarnalar gerçekten çok kaliteli.
- Bunları bütün gün yiyebiliyorum ve kilo almıyorum.
- Üstelik bütün peynirler harika.
- Napoli bölgesinden manda mozzarellası var.
- Pastörize edilmemiş sütten yapılıyor.
- Bu durum sığır eti için de çok iyi.
- Eti koruyun.
- Çünkü bu, bize yönelen tüm çevresel tehditlere karşı son savunma hattımız.
- Özellikle gıda konusunda, gıda tedarik zincirinde.
- Evet, buradaki durumu gerçekten beğendim.
Sözün bittiği yer...
"Yavrum, seni kucağımda ısıtacağım, buz tutmuşsun."
Gazze’de 8 aylık bir bebek, şiddetli yağış nedeniyle çadırının su altında kalması sonucu hayatını kaybetti.
İsrail’in saldırıları ve yıkımları nedeniyle 1,76 milyondan fazla insan, soğuk ve yağmurdan yeterince korunamayan barınaklarda yaşam mücadelesi veriyor. Çadırların büyük bölümü kullanılamaz halde; çocuklar bu ağır koşullar altında hayatlarını kaybediyor.
#Gaza #FreePalestine #GazaGenocide #HayırlıCumalar
Ankara'da Dostkitapevi adlı bir kitapçı raflarında "İsrail Edebiyatı" diye bir alan açmış. Hem de böyle bir dönemde, hergün Filistinliler soykırıma uğrarken!
Bunu gören kişi "Filistin Edebiyatı bölümünüz nerede" deyince dalga geçerek "Filistinli edebiyatçı vardı da biz mi rafa koymadık" demişler.
Evet, Filistin'de edebiyatçı olacak herkesi daha bebekken İsrail katlediyor, ondan olmayabilir.
Ama elbet bir gün o topraklar zafere kavuştuğunda sizin gibi edebiyat üzerinden savaç suçlarını güzelleyecek kadar ruhları kararmışlar kokuşmuş zihinliler, tarihin en karanlık yüzleri olarak hatırlanacak!
TAM DELİ DUMRUL KAFASI
Ülkemizin bir bölgesinde, kaçak trafo kurup devletin şebekesinden elektrik çalarak sulama yapıyor, üretim tesisi çalıştırıyor ve Bitcoin üretiyorlar. Haklarında hiç bir şey yapamıyorsunuz.
Adam tüm malzemelerini, panellerini kendi parasıyla kurup şehir şebekesine bağlanmadan, sadece kendi sulama tesisinin ihtiyacını karşılamak üzere güneş enerjisinden elektrik üretiyorsa, kime ne zararı var?
Fena mı, ülkenin cari açığının giderilmesine katkıda bulunmuş.
Batı ülkelerinde insanların kendi tesislerinin ihtiyacını karşılamak üzere;
-Şebekeye bağlanmadan enerji üretmeleri için lisans almak veya bildirimde bulunmak gerekmiyor.
-Aynı zamanda şebekeye de bağlı olmaları halinde, izin veya lisans almalarına gerek yok; sadece bildirimde bulunmaları yetiyor.
Batıda böyle iken, bizde yasak ve cezaya tabi olmasının ne gibi bir gerekçesi olabilir?
Güneşten enerji almak, vergiye veya izne mi tabi?
Mesela, insanın dışarı çıkıp güneşlenmesi kaçak enerji kullanımına mı giriyor?
Birisi bunu açıklasın?
İstanbul Üniversitesi'nde Gazze'de hayatını kaybeden çocuklar için düzenlenen etkinliğe,
Zafer Partili bir grup "Mustafa Kemal'in askerleriyiz.” sloganı atarak saldırdı.
Bayrağımızı kirli işlerine alet eden bu tipleri milli takımdan uzaklaştırın!
"Millî" ultramaraton sporcusu Özgür Sancak isimli şahıs, Spartathlon 2026'yı, Yunan kralı Leonidas heykelinin ayağına başını koyarak tamamladı. @gencliksporbak
✍️MÜSLÜMAN YUNAN! - Atina Notları 3
Bu kez Atina’nın daha önce hiç kalmadığım bir yerinde kaldım. 2000’li yıllardan itibaren sanat ve eğlence mekanlarına dönüştürülmüş eski bir endüstri bölgesi.
Taksi şoförü Yanni, tam mahallenin girişinde bir sokağa saptı, küçük bir meydana çıktık. Adeta duracakmış kadar yavaşladı, camları açtı.
“Bak” dedi, “burası Türk mahallesi”.
“Yeni gelenler mi” dedim, “hayır buralılar, uzun yıllardır burada yaşıyorlar” diye cevap verdi.
Masasını ve sandalyesini sokağa çıkarmış, serinlemeye çalışan bir teyze, Türkçe bağırarak koşturan çocuklar, parkta okey oynayan adamlar.
Civardakiler gerçekten de Türktü. Kafam karışmıştı, çünkü Atina’da bir Türk mahallesi olduğunu bilmiyordum. Kaynaklarda da böylesi bir topluluktan hiç söz edilmiyordu.
Acaba mübadele zamanı gelen birileri mi yoksa başka bir öyküleri mi var? Ertesi gün biraz iz sürmeye karar verdim.
***
Aynı akşam geç saatlerde civardaki bir lokantaya oturdum.
Yirmili yaşlarında eli yüzü düzgün bir delikanlı hizmet ediyor. Yunanca menüde “kebap anatolitiko (doğu usulü kebap)” yazan ürünü gösterip “bu ne etidir, içinde domuz var mı” diye soruyorum.
Sağ olsun, çok ilgi gösteriyor. “Kuzu etidir” dedikten sonra bir koşu mutfağa gidip dönüyor, “aşçıya bir kez daha sordum, kesinlikle %100 kuzu eti, başka karışım yok” diye ekliyor.
Müslüman olduğumu anladığından olacak ki “nerelisiniz” diye soruyor. “Türküm” deyince, Türkçe konuşmaya başlıyor. Hem de ne Türkçe, bizim burada konuştuğumuzdan neredeyse hiçbir farkı yok.
“Nereden öğrendin” diyorum,
“Annem babam Türkçe konuşuyor, dayım Türkiye’de yaşıyor” diye cevap veriyor.
“Ailen Türkiye’den mi göç etmiş” diye soruyorum
“Yok, buralıyız, ben Atina’da doğdum, annemler İskeçe’den gelmiş” diyor.
Hay sersem kafam, nasıl tahmin edemedim. Bu insanlar Batı Trakyalı Türkler; iç göç ile işçi olarak gelmişler…!
Garsona “e Türk’sün yani?” Diyorum.
“Hayır” diyor, “Türk değilim, Müslüman Yunanlar var ya hani, biliyor musunuz? Müslüman Yunanım” diye cevaplıyor.
Ağzım bir karış açık kalıyor. Çocuğun anadili Türkçe ve “Türk değilim Müslüman Yunanım” diyor! Öyle açık ve kararlı bir tonla konuşuyor ki herhangi bir şey söylemiyorum, soru da sormuyorum. “Öyle mi…” demekle yetiniyorum.
Çünkü konuyu zaten gayet iyi biliyorum…
Yunan devleti, Batı Trakya’daki Türk azınlığın Türk olduğunu asla kabul etmiyor. Asimilasyon politikasının bir uzantısı olarak onlara Müslüman Yunan diyor. Çok itiraz eden olursa da “Türkleşmiş Yunan” diye etiketliyor.
İskeçe Türk Birliği, Yunan makamları tarafından 1986 yılında kapatıldı. Gerekçe isminde Türk geçmesi idi. Yunan devleti, “Yunanistan’da Türk yok, bu ismi kullanmazsınız” demişti.
Türklerin, Avrupa mahkemelerine gidebilmesi için iç hukuk yollarının tükenmesi gerekiyordu. Yunanistan, fiili durumu kalıcı hale getirmek için dava sürecini tam 29 yıl boyunca uzattı. Üst mahkemenin kesin kararı 2005’te çıktı.
Aynı yıl Türkler konuyu AİHM’e taşıdı. 2008 yılında AİHM, Batı Trakya Türkleri lehine karar verdi. Aradan geçen 18 yılda Yunanistan AİHM kararı konusunda kılını bile kıpırdatmadı. İskeçe Türk Birliği üzerindeki yasağı kaldırmadı.
Türkler üzerindeki sosyal baskı ve ayrımcılık yıllar içinde artarak devam etti. Türkler, kamu hizmetlerinde çalışamıyorlar, askeri personel olamıyorlar, hatta ortaokuldan sonra tahsil yapmaları bile engelleniyor.
Asimilasyon için yapılan baskılar, meyvelerini veriyor. Pek çok insan “başına iş almamak için” toplum içinde Türk olduğunu söylemiyor, devletin istediği şekilde “Müslüman Yunan’ım” diyor. Bizim genç garsonum tavrı da aynı sebepten olsa gerek….
Yoksa milliyeti belirleyen ilk ve en önemli faktör anadilidir. Üstelik Yunan millet teşekkülü, -bizdeki gibi kültür milliyetçiliği üzerine değil- daha ziyade etnik köken üzerine kurulmuştur. Bizim hem eski hem modern yaklaşımımızda, Türk olmak için Türküm demek, kendini öyle hissetmek yeterlidir. Yunan milleti ise belirli etnik kökenler dışında katılımı kabul etmez. Hele Türkler, bırakın milletin bir parçası olmayı, “düşman unsur” olarak tasnif edilir.
Üstüne, Türklük ve Yunanlık milli kimlikleri, kendi dinleri ile iç içe geçmiştir. Yunanistan özelinde Yunan Ortodoks demektir, Türk ise Müslüman.
Tabii ki gerçek anlamda “Müslüman Yunanlar” da var. Ama bunlar ihtida etmiş üç beş kişiden ibaret. Ve bakın onlardan biri olan Dr. Stefanos Kefokeris ne diyor: “Müslüman olduktan sonra ayrımcılığa uğradım, çünkü Yunanistan’da insanlar Müslüman ile Türk’ü aynı şey olarak görüyor”.
Yani Türklere “siz Türk değilsiniz Müslüman Yunansınız” diyen Yunan devleti, aslında böyle bir şeyin mümkün olmadığını gayet iyi biliyor, bu insanları kültürel olarak yok etmek istediği için böyle bir kavram uyduruyor.
***
Ertesi akşam üstü, soluğu Yanni’nin Türk mahallesi dediği yerde alıyorum. Niyetim birkaç kişiyle sohbet etmek. Tam mahallenin ortasındaki küçük meydana doğru yaklaşırken bir gürültü kopuyor. Türkçe konuşan çocuk ve yetişkin sesleri, Türkçe küfürler havada uçuşuyor.
Durup uzaktan izliyorum…
Aslında bu, 9-10 yaşında erkek çocuklarının bir kavgası. Yetişkin bir adam elinde bira şişesi ile meydana çıkmış, Türkçe küfürler ederek mahalleye dışarıdan geldiği anlaşılan iki çocuğu kovuyor.
Çocuklar, hızlı adımlarla kaçıyorlar. Onlarla beraber sokağın öbür başındaki parka kadar yürüyorum. Kavganın asıl kahramanı dokuz yaşlarında toraman bir oğlan…. Suratı kıpkırmızı nefes nefese kalmış.. Ben sorunca kavgayı anlatıyor. Türkçe konuşuyoruz.
“Vallahi kalabalıktan ben de korktum” diyorum.
“Ne korkacam be yav, bunların hepsi bizim Türkler” diye cevap veriyor.
Çocuk, kendisinin de parçası olduğu Türklerin arkasız ve güçsüz bir topluluk olduğunu biliyor.
Nitekim, mahallenin hali de bunu doğruluyor. Atina’nın Türk mahallesi, bizde yoksul Romanların yaşadığı Dolapdere veya Selamsız’a benziyor.
Yunanistan’daki Türkler, sosyo-ekonomik olarak da alt kesim olmaya, orada kalmaya zorlanıyor. Sistematik ayrımcılığın hedefi, Türkleri yoksul ve eğitimsiz halde tutmak.
Diğer çocuğa “kaçıncı sınıfa gidiyorsun” diye soruyorum.
Mahcup bir şekilde “aslında likeoya (liseye) gidecektim” diye cevap veriyor.
Ve başka soru sormama izin vermeden bisikletinin pedalına basıp kaçıyor.
Belli ki okulu bırakmaktan utanıyor.
Hiç de aptal birine benzemeyen bu zavallı çocukcağız, Yunan eğitim sisteminin Türklere yaptığı ayrımcılıktan nasibini alan biri.
Türk çocukları ağızları ile kuş tutsalar liseden sonrasını okuyamıyor. Bazıları eğitimi ilk okuldan orta okuldan terk ediyor. Garsonluk, şoförlük, beden işçiliği hedeflenebilecek en yüksek kariyer oluyor.
Türkiye’de akrabası olanlar çocuklarını buraya eğitim almaya gönderiyor. Diğerleri ise kaderine razı oluyor. Lokantadaki garson delikanlı gibi.
Saat 10’a yaklaşırken dönüp tekrar Türk mahallesinden geçiyorum. Birkaç yaşlı kadın kapı önünde Türkçe sohbet ediyor. Dört amca parka masa kurmuş birbirlerine Türkçe laf atarak okeye devam ediyor. Meydana bakan apartmanın balkonlarından birinde TV açık, bir Türk dizisinin sesi duyuluyor. …
---
Gaffar Yakınca - Haber 7, 27 Eylül 2026
İtalya’da burslu okuyan Türk öğrencinin isyanı: "Tabletimin yeri belliydi, polis müdahale etmedi! Pasaportsuz, parasız ve ilaçsız kaldım"
Ben İtalya Roma’da 3 senedir burslu okuyan Türk bir öğrenciyim.
25 Eylül’de Venedik istasyonuna vardım. Trenden indikten yaklaşık 5 dakika sonra, koltuğumun üzerindeki bagaj bölümünde mavi sırt çantamı unuttuğumu fark ettim. En geç 10 dakika içinde vagona geri döndüm ama çantam yoktu.
Çantamın içerisinde pasaportum, üniversite belgelerim, reçeteli ilaçlarım, Samsung tabletim ve bir ay boyunca Roma’da geçimimi sağlayacak nakit param vardı.
Asıl skandal hırsızlıktan sonra başladı. İstasyon polisine gittim, “Bugün rapor tutamayız, yarın gel” diyerek beni gönderdiler.
Başka bir karakola gittim, oradan da benzer şekilde geri çevrildim. Hırsızlık raporumu ancak iki gün süren bürokratik engellerin ardından tutturabildim.
Bu sırada Samsung takip sisteminden tabletimin canlı konumunu izliyordum.
Tablet, cumartesi sabahtan pazar sabah 6’ya kadar istasyon içinde 9. ve 14. peronlar arasında canlı konum gösterdi.
Yani çantam ya da çantamı alan kişi yaklaşık 24 saat boyunca istasyonun içindeydi.
Polise ve Trenitalia görevlilerine canlı haritayı gösterip, “Bakın cihaz hareket ediyor, çantam burada, lütfen müdahale edin” dedim. Peronlara üstün körü bakıldı ancak detaylı bir arama yapılmadı.
Tabletimin sinyal verdiği yerde temizlik şirketine ait bir ofis vardı. Bu ofisi kontrol etmeyi de reddettiler ve bunun en erken pazartesi yapılabileceğini söylediler.
Trenitalia müşteri ofisindeki görevliler ise bana, “Bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Polise gittiysen yeterli. Artık ağlamayı kes. Senin için tüm trenleri arayamayız” dediler.
Şu anda Roma’daki evimden uzakta, parasız, pasaportsuz ve reçeteli ilaçlarımdan mahrum durumdayım. Pasaportum çalındığı için oturum iznimi yenileme başvurum da risk altında.
İtalya’da yabancı bir öğrenci olarak yaşadığım bu güvenlik zafiyetini, görev ihmalini ve bize yapılan bu muameleyi kabul etmiyorum.
Sesimi duyurmak ve ilgili kurumların harekete geçmesini sağlamak için desteğinizi istiyorum.
🎥 IG / zehranazylmz
TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut F. Akşit:
▪️Şu ana kadar 20'den fazla özgün titanyum alaşımı geliştirdik.
▪️Teknolojik olarak gelişmiş bir ülkeden üst seviye bir türbin firması bizden randevu istedi.
▪️Elektrik üreten doğalgaz türbinleri yapıyorlar ama motorları yok.
▪️Kendi hükümetleri fırça atmış; "Bakın Türkler 10 yılda neler yaptı, siz bir motoru yapamıyorsunuz" diye.
“Fatma Betül Sayan Kaya yalnız mıydı?”
İsmail Kılıçarslan: Recep Tayyip Erdoğan bir çınar. ‘Çekilin bakalım o çınarın arkasından da kilonuz kaç ona bakalım’ dediğimde çok kızmışlar bana, haberi geldi. Saklanmayın Erdoğan’ın arkasına. 118 bin lirayı bir araya getiremeyecek 50 milyon insan, ‘Allah’ım Erdoğan’a güç kuvvet ver’ diye dua ediyor. Hem de hiçbir menfaat beklemeden. Devlet Denetleme Kurulu sonuçta bulacak seni. Dolayısıyla bulmadan önce delikanlı gibi AK Parti'ye son bir borç öde ve kendini ele ver
#ErsinÇelik @kilicarslan_is #Siyaseten
Sevk edilen Ermeni sayısı belli. Ermenilerin nerelere gittiği belli. ABD'ye giden ermenilereden tutun Anadolu'da kalanlara kadar. Rus ordularına katılıp Savaşan ermenilerden tutun Suriye'ye sevk edilen ermenilere kadar hepsi belli. Yolda ölen kalan elbette var. Eşkiyalık yapan da var.
Peki o yıllarda Anadolu'da neler yaşandığından nasıl bir can pazarı kurulduğundan haberiniz var mı? Ecnebilerin kaybı üç beş iken Türklerin kaybı milyon milyondu. Önce Türk'e yapılan soykırımları anın hatırlayın.
Ayrıca Mora'da Türk kalmadı. Mora'da Türk yok. Asıl bu soykırımdır
Maçın 10:14 dakikasında her şey durdu, ışıklar söndü ve İsrail’in öldürdüğü 1014 sporcu için tüm stattakiler telefonlarının ışıklarını yaktı.
Spor tarihinde görülmemiş bir tablo çıktı ortaya
Bu akşam Konya’mızda, @Konyaspor'la Filistin Millî Futbol Takımı’nın yaptığı dostluk maçı, ülkelerimiz arasındaki kardeşliği, dayanışmayı, gönül birlikteliğini gözler önüne seren müstesna bir örnek olmuştur. 🇹🇷🇵🇸
Bu anlamlı maç için ülkemize gelen Filistinli futbolculara ve kardeş Filistin halkına en kalbî selam ve muhabbetlerimi iletiyorum.
42 bin kişilik stadımızı doldurarak Filistin Millî Futbol Takımını bağrına basan, Filistin davasına desteğini gösteren, Filistin'de, Gazze'de yaşanan trajediyi, soykırımı bir kez daha tüm dünyaya hatırlatan aziz Konyalı kardeşlerime şahsım, milletim ve tüm insanlık adına şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye olarak Filistinli, Gazzeli kardeşlerimizle bir ve beraber olmaya, onların hakkını uluslararası alanda savunmaya, dayanışmamızı güçlü bir şekilde göstermeye devam edeceğiz.