Bodrum Ladonia Hotels Del Mare’nin önündeyiz. İşçi arkadaşlarımızın 1,5 aylık maaşları ve fazla mesai ücretleri ödenmiyor. İşçilerin alın teri gasp edilemez. Maaşlar ve fazla mesai ücretleri eksiksiz ödenene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
“Bu topraklara demokrasi yakışmıyor” diyerek halkımızı aşağılayan, emperyalist politikaların temsilciliğini yapan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın davetine katılmak, bu ülkenin halklarına hakarettir.
Daha bu yaz Orta Doğu’yu kana bulayan emperyalist güçler, başkentimizde NATO Zirvesi adı altında bir araya gelip yeni savaş planları yaptı.
O planların mimarlarından, ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’la yan yana gelmek için değil; bu ülkenin bağımsızlığını, halkların kardeşliğini ve barışı savunmak için buradayız.
Emperyalizmin temsilcileriyle fotoğraf vermeye değil, onların savaş ve sömürü politikalarına karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bizim safımız bellidir:
Emperyalizmin değil, halkların yanı.
Savaşın değil, barışın yanı.
Sarayların ve büyükelçiliklerin değil, emekçilerin yanı.
Siz 10 yıl nedir bilir misiniz?
10 yılda bizler, bizlerle beraber sevdiklerimiz neler yaşadı hiç
tahmin edebilir misiniz?
Barış dediğimiz için atıldık, bugün YÖK genelge yayınlıyor çözüm süreci faaliyetleri yapın diye "bu ne yaman çelişki anne...."
@BarisAkademik
Parti Meclisimiz geçtiğimiz hafta sonu faydalı sonuçlara yol açacağına inandığım verimli bir toplantı yaptı. Toplantımızın kamuoyuna açık sonuç bildirgesine ek olarak TBMM’de görüşülen yasal düzenleme ile ilgili duygu ve düşüncelerimi de eklemek, içimden geçenleri paylaşmak istiyorum.
İktidarın biricik derdi var: Koltuk.
Ne halkın acılarını bilirler, ne de o acının dindiği bir geleceği düşlerler. O yüzden de barış hakkıyla konuşulamasın, halk omuz omuza veremesin, bu sorun olması gerektiği gibi çözülemesin istiyorlar.
Bizim bu iktidara dün olduğu gibi bugün de zerre güvenimiz yoktur. Onların fıtratı memleketin zararına davranmak üzerinedir. Yıllardır yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır!
Tam da bu nedenle, AKP’nin de işine gelecek biçimde, kamuoyunda oldukça sığ bir tartışma düzlemi oluşsun diye uğraşıyorlar. Bu süreçte kim eleştiri yapsa, itiraz etse "barış düşmanı" diye çamur atmaya kalkıyorlar. Oysa, barışın baş düşmanı Saray’dır.
Kanımca sürece dönük "eleştiriler" ikiye ayrılıyor.
Bir yanda bu kinden beslenenler, savaştan nemalananlar var. Yoksul emekçi çocuklarının yaşamı üzerinden söz, siyaset ve iktidar kuranlar, çatışma bitmesin diye ellerini ovuşturanlar var. Sıvasız evlere asılan bayraklar onların ekmek kapısıdır. Onlarla aramızda yerle gök kadar mesafe var, aynı gökyüzünün altına bile sığmayız!
Diğer yanda ise AKP’nin ikiyüzlü, pazarlıkçı sahtekârlığını teşhir edenler; ülkemizin büyük özlemi barışı bir iktidar oyununa ve katakulliye kurban etmemek için dik duranlar var. Biz işte o onurlu eleştirinin, gerçek barışın tarafındayız.
Yine bugün Meclis’te "evet" oyu verecek olanlar da ikiye ayrılacak:
Biri tarafta koltuğunu, iktidarını biraz daha uzatmak için küçük hesaplar peşinde koşanlar var.
Diğer taraf ise; "Yeter ki tek bir anamızın daha yüreği yanmasın, hiçbir evladımız yaşamdan koparılmasın, Türk ve Kürt halkına on yıllardır acı ve gözyaşı getiren bu kapı sonsuza kadar kapansın" diye çabalayanlar.
Burada da ikinci taraftayız. Biz emekçi ana ve babaların gözyaşları dinsin; savaş, şiddet ve silah hayatımızdan çıksın, haksız yere cezaevinde tutulan siyasetçiler özgürlüğüne kavuşsun, ülkemiz onurlu bir barışta buluşsun diyenlerle birlikteyiz.
Hep öyleydik, AKP’ye rağmen öyle olmaya devam edeceğiz; bizi bu yolumuzdan Saray bile döndüremez.
Bu iktidar, bu zihniyet memlekete hakiki bir barış getiremez, bunu çok iyi biliyoruz. Barışı toplumdan kaçırmak, kapalı kapıların ardına sıkıştırmak, sonunda da seçimlere bağlamak için çaba ve niyetlerini görüyoruz. Onların derdi, kendi iktidar hesaplarını yürütmektir.
Tam olarak bu niyet ve zihniyetle mücadele ettiğimiz için Komisyon sonuç raporuna hayır oyu vermiştik.
Şunu herkes bilsin: Bugün TBMM'ye gelen yasa teklifi bizim teklifimiz değildir, altına imza atmamış olmamız da bu anlama gelir. Teker teker her maddeye içerik ve usul açısından eleştirilerimiz var, sevgili Ahmet konuya ilişkin görüşlerimizi genel kurulda da paylaşacak.
Bunca haksızlığa, yanlışa, ayıba rağmen bu teklife evet diyeceğiz; çünkü barış, Saray’ın insafına terk edilemeyecek kadar önemlidir. Bu karanlıkta, bu devasa hukuksuzluk deryasında bir ufak adalet kırıntısı bile koparma ihtimalimiz olacaksa, bir tek genci bile o karanlıktan söküp alacaksak o sorumluluktan kaçmayız. Çok yaralar almış, kırılgan ama direngen ve kocaman barış umudunun karşısına dikilmeyiz. Bedel ödeyenlerin el sıkıştığı yerde bizim de elimizden gelen budur.
Barışı Saray’ın insafına terk etmemek için teklife evet diyeceğiz; Saray Rejimi’ne karşı mücadelemizi bir kez de bu kutsal meseleyi sabote etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan iktidara karşı duyduğumuz öfkeyle birleştireceğiz.
Ülkemizi bu Saray karanlığından mutlaka kurtaracak, eşit-özgür yurttaşlar olarak barış içinde yaşayacağımız bir ülkeyi mutlaka kuracağız.
🔴PANELSAN FABRİKASI ÖNÜNDEKİ DİRENİŞİMİZİN DÖRDÜNCÜ GÜNÜNDE ÜYELERİMİZE SALDIRI GİRİŞİMİ!
Panelsan Çatı Cephe Sistemleri Sanayi ve Ticaret AŞ; Ankara Polatlı Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulmuş, çatı ve cephe panelleri üreten, yurt içinde başta kamu projeleri (TOKİ, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Emlak Konut) olmak üzere çok sayıda toplu konut projesine ürün tedarik eden ve ürünlerini 30'dan fazla ülkeye ihraç eden önemli bir sanayi kuruluşudur.
Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğini ve Genel Müdürlüğünü Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Ankara Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Recep Kaan Maşlak'ın yaptığı #Panelsan, kendi sektöründe borsada işlem gören tek firma konumundadır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 8 Mayıs 2026 tarihinde sendikamıza gönderilen yetki tespitiyle birlikte, işyerinde toplu iş sözleşmesi yapabilmek için gerekli üye çoğunluğuna sahip olduğumuz yasal olarak tescil edilmiştir. Ancak yetki tespitine itiraz ederek süreci yargıya taşıyan Panelsan yönetimi, son haftalarda üyelerimiz üzerindeki baskıları artırmış ve son olarak iki üyemizi işten çıkarmıştır.
İşyerindeki sendikal baskılara, hak ihlallerine ve işten çıkarmalara karşı, 3 Ağustos 2026 tarihinden itibaren fabrika önünde direnişimizi başlattık. Devam eden direnişimizin ilk gününden bu yana, işyeri yönetiminin üyelerimize yönelik tacizleri ve direnişimize dönük engelleme çabaları kesintisiz sürmektedir. Direnişin ikinci gününde, bu duruma itiraz eden üyelerimizin üzerine servis aracı sürülmüştür.
Bugün ise bu taciz ve engelleme girişimleri çok daha tehlikeli bir boyut kazanmış, üyelerimizin ve şube yöneticilerimizin üzerine tır sürülerek canlarına kastedilmiştir! Ayrıca direniş alanımıza tırlar ve şirket araçları çekilerek eylemimiz fiilen engellenmek istenmiştir.
İşlerine geri dönmek ve sendikal haklarını korumak için mücadele eden üyelerimizi hedef alan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz!
Panelsan işverenine bir kez daha çağrıda bulunuyoruz:
Sendika hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel bir haktır. İşçilerin anayasal örgütlenme hakkına saygı gösterin. Üyelerimize yönelik bu hukuksuz baskılara ve suç niteliğindeki müdahelelere artık son verin. Sendikal nedenlerle işten çıkarılan iki üyemizi derhal işe iade edin. Sendikamızla sağlıklı ve yapıcı bir diyalog kurun.
Hiçbir baskı, tehdit ve saldırı, Panelsan işçilerinin sendikal hakları için yürüttüğü haklı, yasal ve meşru mücadeleyi engelleyemeyecektir!
#SendikaHakkımızEngellenemez
Değerli Dostlar,
Bildiğiniz gibi memleketimizde halkın anayasal hakları büyük bir saldırı altında.
Seçilmiş yerel yöneticilerin, avukatların, basın emekçilerinin, sendikacıların ve hak savunucularının hukuksuz kararlar yoluyla tutsak edildiği, toplumsal muhalefet öznelerine kayyum atandığı, iş cinayetlerinin ve güvencesizliğin her geçen gün arttığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sistematik olarak derinleştirildiği, doğanın iktidar-sermaye işbirliğiyle talan edildiği ve emekçilerin, emeklilerin, gençlerin, kadınların, LGBTİ+’ların, sokakta yaşayan hayvanların ve doğadaki tüm öznelerin tarihsel hak ve kazanımlarının ortadan kaldırıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Savunma da bu saldırılardan ziyadesiyle etkileniyor. Hukuksuz yargı kararlarının sayısı artıyor, Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararları uygulanmıyor, işçi avukatlar güvencesiz koşullarda, mobbing, sefalet ücretleri ve yoğun mesai saatleri ile çalışmaya mahkûm ediliyor.
Bu koşullarda savunmanın örgütlülüğünü büyütmek, barolarımızı yeniden bir mücadele mevzisi hâline getirmek ve memleketimizin dört bir yanındaki hukuksuzluklara karşı dayanışmamızı güçlendirmek büyük önem taşıyor.
Bu düşüncelerle ve hem kentimizi hem de memleketimizi içerisinde bulunduğu karanlıktan kurtarmak için elimden geldiğince sorumluluk alma iradesiyle, Kocaeli Barosu 39. Olağan Genel Kurulu’nda Baro Yönetim Kurulu üyeliğine aday olduğumu paylaşmak isterim.
Kentimizdeki işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesini büyütecek, ekolojik yıkıma karşı ses çıkaracak, bir savunma öznesi olarak emekçilere yönelik hukuksuzlukların karşısında duracak, işçi avukatların temel haklarını en güçlü şekilde savunacak bir perspektif için dayanışmanızı beklerim.
Yoldaşça.
Bir vatandaş olarak soruyorum: İGDAŞ emekçilerinin sesini duymama ısrarınızın sebebi nedir? @igdaskurumsal
Daha önce de başka sorunlar nedeniyle işçiler sesini duyurmaya çalışmıştı ama görüyoruz ki firma ne işçisine ne de vatandaşa karşı sorumluluk hissetmiyor. İşçiler toplu mesajla takipçileri olan sayfalara açıklamalarını yolluyorlar. şu yazılanlara bakar mısınız İstanbulun doğalgazını kölelik sistemiyle mi sağlıyorlar artık?
"16 milyon İstanbulluya güvenli doğal gaz hizmeti sunan teknisyen, tekniker ve mühendisler ağır iş yükü ve yüksek risk altında görev yapmaktadır. şoförsüz çalışan personelin günlük dosya sayısı 21'den 24'e, şoförlü çalışan personelin ise 21'den 26'ya çıkarılmıştır. Hem şoförlü hem de şoförsüz çalışanlar, artan dosya sayıları nedeniyle ciddi bir iş yükü altında bırakılmıştır. Şoförsüz çalışanlar hem araç kullanmak hem de denetim yapmak zorunda kalmaktadır.
Çalışanların dinlenme ve mola hakları ortadan kaldırılmış, personel ofis ortamından uzaklaştırılarak gün boyu sahada çalıştırılmaya başlanmıştır. Bu uygulamalar iş kazası riskini ve meslek hastalığı ihtimalini her geçen gün artırmaktadır.
İşverenin; ağır iş yükü, keyfi dosya artırımı, mola ve dinlenme haklarının fiilen ortadan kaldırılması, şoförlü ve şoförsüz tüm personelin çalışma koşullarının ağırlaştırılması, şoförsüz araç kullanımının yaygınlaştırılması, saha giderlerinin personele yüklenmesi ve çalışan sağlığını riske atan uygulamaları İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatı ile çalışanların temel haklarına aykırıdır.
İşçilerin taleplerini ben de buradan paylaşıyorum ve İgdaş yetkililerini uyarıyorum! Bu insanlar mesai zamanı köle gibi çalışıyorlar tatil günlerinde de seslerini duyurmak için çabalıyorlar. Olacak iş değil!
• Keyfi olarak artırılan dosya sayıları derhal eski seviyesine çekilmelidir.
• Şoförlü çalışma sistemi korunmalı, şoförsüz çalışma uygulamasına son verilmelidir.
• Mola ve dinlenme hakları eksiksiz kullandırılmalıdır.
• Daire içi tesisat kontrol süreleri bilimsel ve gerçekçi şekilde yeniden düzenlenmeli, ulaşım süreleri ayrıca değerlendirilmelidir.
• Trafik cezaları, otopark ve diğer saha giderleri işveren tarafından karşılanmalıdır.
• Çalışanların sağlık ve güvenliğini koruyacak önlemler alınmalı, artan meslek hastalıklarının önüne geçilmelidir.
• Çalışanların şikâyet ve talepleri nedeniyle baskı ve mobbing uygulanmasına derhal son verilmelidir.
• İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatına aykırı tüm uygulamalar derhal kaldırılmalıdır.
A military dog waiting outside a TSA checkpoint spotted his former handler removing his shoes at screening and cleared the security barrier before anyone could stop him.
Bugün Marmara Park AVM önünde gerçekleştirdiğimiz eylemimizi kararlılıkla tamamladık.
Başta bizleri yalnız bırakmayan, yan yana durarak sesimize ses katan tüm emek dostlarına, kurumlara ve destek veren herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Bu mücadele yalnızca bir kişinin değil, tüm özel güvenlik emekçilerinin, tüm işçilerin onurlu mücadelesidir. Bugün attığımız her adım, yarının daha adil ve insanca çalışma koşulları içindir.
Dayanışma büyüyor, mücadelemiz sürüyor!
Birlikte güçlüyüz, haklıyız, kazanacağız!
@diskinsesi@devyapi_is@enerjisen @devturizmis @sosyalissendika@DiSK_Genel_is@diskgidais@diskbasinis@disk_arastirma@Yusufku35886432 #emek #dayanışma #sendika #haktır @tepeguvenlikk@AvmMarmaraPark #güvenlik #beylikdüzü @bilisimsenorg
An Israeli court extended the detention of two activists from a Gaza flotilla, who were brought to Israel for questioning.
Spanish Saif Abu Keshek and Brazilian Thiago Avila were arrested after Israeli forces illegally intercepted their boat in international waters.
Taksim 1 Mayıs alanına girmek isteyen işçilere yönelik polis müdahalesinde sendikamız genel sekreteri Deniz Gülşen gözaltına alınmıştır.
Taksim 1 Mayıs alanıdır.
Tüm gözaltılar serbest bırakılsın!
Siyonist İsrail’in katil lideri Netanyahu, senin Küresel Sumud Filosu ile Filistin halkının özgürlüğü için devasa savaş makinelerinin üzerine yelken açan insanlardan ne kadar korktuğunu iyi biliyoruz. Haydut dostun Trump ile birlikte yıllardır, milyarlarca dolar harcasanız da tüm dünyanın o alçak rejiminizin gerçek yüzünü görmesini engelleyemediniz. Asıl derdiniz budur.
Aralarında mücadele arkadaşımız İDP Merkez Komite üyesi Görkem Duru’nun da olduğu yurttaşlarımızın onurlu mücadelesiyle gurur duyuyoruz. Ülkemize sağ salim dönecekler ve mazlum Filistin halkı için mücadeleye aynen devam edeceğiz.
Şimdilik, dünyanın dört bir yanındaki yandaş ve işbirlikçi liderler sayesinde iktidarın sürüyor. Ama sanma ki bu kalıcıdır. Dünyanın gözü önünde yargılanacak, döktüğün kan ve gözyaşının hesabını vereceksin!
Bugün örgütlü olduğumuz fabrikalarda 28 Nisan iş cinayetlerinde yaşamını yitirenleri anma gününde vardiya değişimlerinde yapacağımız eylemlerde, direnişlerini sürdüren Doruk Maden işçilerine sloganlarımız ve alkışlarımızla dayanışma göstereceğiz.
Gasbedilen hakları için 17 gündür direnişlerini sürdüren, 9 gündür açlık grevinde olan Doruk Madencilik işçilerinin haklı mücadelesinin yanındayız! Aylarca işçilerin maaşını dahi ödemeyen, buna rağmen devletten 3 bine yakın maden ruhsatı ve bolca teşvik alan Doruk Madencilik patronunun bu cesareti nerden aldığını, sırtını kime dayadığını çok iyi biliyoruz. İşçilerin emeğine çöken bir patrona kamu kaynaklarını peşkeş çekmekten geri durmayan siyasi iktidar, işçilerin haklarının derhal ödenmesini sağlamak zorundadır. Bu pervasızlık karşısında emeğin onuru, çocuklarının gelceği için direnen maden işçisi kardeşlerimize uygulanan zulmü ve polis şiddetini kınıyoruz! Madenciler kazanacak, tüm işçi sınıfı kazanacak! Biz kazanacağız!
#MadencininHakkınıVer #MadencilerinYanındayız #madenişçileri
TİP, EMEP, TKP, Sol Parti, TÖP, EHP, Troçkistler ve hatta bir uçtan bir uca bütün yönsemeleriyle Dev-Yol'dan, Kurtuluş'tan neşet irili ufaklı hareketler...
Hangisinin nostaljiye saplandığını, arşivcilik refleksine yaslandığını söyler misiniz? Söylemezsiniz, çünkü ezbere konuşuyorsunuz.
Türkiye'de solun nostaljiden en fazla koptuğu; hareketler-içi, hareketler-arası, hatta parti-hareket-arası tarihsel kırılımların önemini neredeyse tümden yitirdiği; kimin arşivini fiilen kimin taşıdığını bilemeyeceğiniz bir tarihsel kaos döneminde, "bunlar nostaljici canım" sakızını çiğnemek sağa özgü bir bilgisizliğin neticesi.