Ahmet Telli’nin şiiri, yenilgiden sonra ne yapılacağını anlatan bir kılavuz değildi. Hazır cevaplar sunmadı. İnsanlara yeniden kazanacaklarının güvencesini vermedi. Daha zor bir şey yaptı: Kaybetmiş bir insanın neye dönüşmemesi gerektiğini gösterdi.
İnsan alaycılığa teslim olmamalıydı. Geçmişinden utanmamalı, kaybettiği arkadaşları bir yük gibi taşımamalıydı. Acısını başkalarına karşı bir duvara çevirmemeliydi. Dünyanın adaletsizliğini gördüğü için sevgiden vazgeçmemeliydi.
Ahmet Telli, zaferin yakında olduğuna inananların şairi olmaktan çok, zafer uzakta kaldığında birbirlerini kaybetmemeye çalışanların şairiydi. Bu nedenle şiiri politik yenilgiler yaşamış kuşaklara seslendi. Fakat yalnızca onlara ait kalmadı. Kendi hayatında bir şeyleri kaybetmiş herkes, onun dizelerinde tanıdık bir ses bulabildi.
Şimdi o ses, şairinden bağımsız biçimde yoluna devam edecek.
Farkındalık ve iç görü çoğu zaman iyileştirmez; acının etrafında dönmeyi daha nitelikli hâle getirir.
Sıkıntılar daha estetik, daha bilimsel ve daha incelikli halde yaşanmaya devam eder.
İnsan hayatı boyunca kendini iyileştirmek ister başkalarını iyileştirerek . Dün eski çalıştığım hastanemdeyken gözlerim doldu, ait hissettiğim yer orasıydı. Sonra sisteme sövdüm ama pes etmiş değilim, aklımdakiler gününü bekliyor. Bu haberde iyi hissettirdi 💗
POZİTİF • Lenf kanserini yenerek büyük bir mücadeleden çıkan 19 yaşındaki Melis Çelenk, tıp fakültesini kazandı. Melis, bu zorlu süreçte hem sağlığına kavuşmasını sağlayan hem de kendisine ilham veren doktorla yıllar sonra yeniden buluştu. 🤍
20 Aralık Cumartesi günü gerçekleşecek söyleşi ve imza günlerinden bazılarını yana kaydırarak inceleyebilirsiniz. ➡️
Gerçekleşecek tüm güncel etkinlik ve imza günleri programı için https://t.co/ojYNiMU57D internet sitesini ziyaret etmeyi unutmayın. ✨
*İptal ve değişiklikler, ilgili yayınevi tarafından yapılmaktadır.
İstenmeyen herhangi bir durumla karşılaşmamak için güncel etkinlik programına internet sitemizden ulaşabilirsiniz.
#İstanbulKitapFuarı #Tüyap #KitapFuarı #EdebiyatınHerHali
Danışan ve terapisti meraforik olarak karanlık bir odada hayal edelim. Terapist danışana kapıyı ya da hangi kapıdan geçeceğini göstermez. Danışan o karanlık odada bir şeye çarpar, (zaten bu yüzden terapiye başlamıştır genelde), terapist, danışana çarptığı şeyi direk söylemez (zaten terapist de bunu bilemeyebilir, o da keşfedecektir) ama elindeki fener ile ona ışık tutarak danışanın ona merakla bakmasına yardım eder. Danışan çarptığı şeyi görür, anlamlandırır ve onunla ne yapacağına karar verir. Böyle böyle aydınlanır, gördüğü şeyleri işler. Bazı yerler karanlık kalır ancak karanlığa (belirsizliğe) de kapasite geliştirir. Ve kapılarını kendisi açar.
“Düşünmek için en az iki kişi gerekir.” (Bion, 1963)