Düşüncelerime sen hissedersin diye seçerek karar veriyorum,kucağımda gözlerimin içine baktığında beni hiç üzgün görme diye hep gülümsüyorum. Sen aşktan bile öte bişeysin. Gözlerimi dolduran,bazen korkutan,aklımı başımdan alan bi duygu. 🐣
Evdekalacağını anlayan karı 17 yıl önceki sevgilisine msj atıyor, lavukta hayaller kurduğu kadını nikah masasında bırakıp tüm hayatini zehir ediyor. Bu iki oevladi iyi bir olay gibi anlatıp 500 oevladi da alkış tutup helal olsun diyor.
Sizin ahlak ve segi anlayışınızı sikeyim
annesini gördüğü an tüm savunma mekanizması çöktü işte.. dünyaya karşı dimdik duran o küçücük omuzlar, sığınacağı tek limanı görünce bütün yükünü oraya bıraktı
Bugün ofisten çıktım. 10 dakikada eve geldim. Şimdi bi kahve yapıp dinlenicem. Sonrasına sonra bakarız…Ama şunu söyleyebilirim ki evle iş yeriniz arasındaki mesafe yaşam kalitenizi, psikolojinizi gerçekten etkiliyor.
gögüslerin yara olacak, canın acıyacak, dişini sıkarak emzireceksin. Sonra belki kanayacak bu sefer de canının yanmasına değil bebeğini besleyemediğine üzüleceksin. Gazı olacak durmayacak, o dikişlerinin ağrısını unutacaksın ve tek isteğin bebeğinin pırt yapabilmesi olacak. Bunlar anneliğin ilk haftası olacak sadece :)
işte bu kadar zor ve muhteşem bir duyguyu, 2500 dolara süs köpek alıp “beslemekle” bir tutuyor akıl hastası kaçıklar
After a certain age, your parents slowly become your children. They ask simple questions, repeat stories, and depend on your patience the way you once depended on theirs. Very few understand this role reversal. What looks like innocence or inconvenience is really time coming full circle. Don't correct them harshly. Don't rush them. Care for them the way they once protected you. This is not a burden. It is repayment.
En yakın arkadaşını doğurmak, birinin favori insanı olmak, tarif edilemiyecek kadar insanı delirten dünyanın ennn g��zel kokusunu doya doya koklamak, sıfır noktasındaki bir ruhun rehberi olup onunla her şeyi sanki yeniden deneyimleyip heyecanlanmak daha çok var da şu 4’ü bile yeter
İş yerinde bir ablamız var, özel hayatıyla ilgili ağzından kerpetenle laf alırsın. Yüksek lisansı bitirir, diplomasını duvara asınca öğreniriz. Yeni bir araba alır, otoparkta denk gelince "Hayırlı olsun" deriz. Eskiden bu kadar gizemli olmasını "içten pazarlıklı" olmasına bağlardım. İnsan sevincini, heyecanını herkesle paylaşmaz mı derdim. Ama yaş aldıkça anladım ki en doğrusunu o yapıyor. Hayallerini ve hedeflerini kimsenin negatif enerjisine, kem gözüne ya da "yapamazsın" diyen gereksiz yorumlarına kurban etmiyor. İş bitmeden kimseye haber vermiyor. Başarıyı sessizce inşa edip, gürültüyü sadece sonuca bırakmak cidden çok büyük bir vizyon.
Geçen nöbette tam 24 bin adım atmışım. Ama sadece adım mı attım? Hayır.
O 24 saat içinde yeri geldi taşıma personeli oldum, sedye çektim. Yeri geldi yeni yatışların sistem işlerini halledip sekreterlik yaptım. Odaların temizliğini takip edip personele işini hatırlattım; televizyonu çalışmayan hastanın tv sini tamir ettim teknik servis oldum. Yemek yiyemeyen hastamı kaşık kaşık besleyip teşvik ettim; hayata küsen bir diğerine, bir psikolog gibi yaklaşarak herkesin bu günleri atlattığını anlatıp yaşama sevinci aşılamaya çalıştım.
Tüm bunlar olurken bir yandan durumu kötü olan hastamın sürekli vital takibini yapıyor, infüzyonlarını ayarlıyor, kan gazı takipleriyle boğuşuyordum. Yemek dağıtan personelin unuttuğu hastalar için yemek getirttim. Genel cerrahi dışında başka servislerden de yatışlar kabul ettik; bir yandan da o hastaların kendi doktorlarına ulaşabilmek için telefon başında helak oldum .Ameliyat sonrası narkozun etkisiyle nefes almayı unutan bir hastam vardı; başında durup ona yeniden nefes almayı hatırlattım, dakikalarca solunum egzersizi yaptırdık.
24 saat boyunca durmadan, bir saniye bile duraksamadan çalıştım. Şimdi ise o nöbetin geride bıraktığı derin bir uyku düzeni bozukluğuyla baş başayım.
Ha, bir de şeyi unuttum: Ben nöbette tüm bunları yaparken kendime ait en temel insani ihtiyaçları, su içmeyi ve tuvalete gitmeyi bile unutmuşum.
Şimdi soruyorum size: Neyim ben? Süpermen mi, yoksa sadece bir hemşire mi?
Bize resmiyette "stratejik personel" demiyorlar, bizi görmezden geliyorlar belki. Ama insanın bu dünyadaki ilk nefesi ile son nefesi arasında bizi gören, o çaresiz anlarında ellerini tuttuklarımıza soruyorum:
Biz sizin için neyiz?
#hemşire #ebe
Hamileliğinin ortasında 3. evre meme kanseri olduğunu öğrenen genç anne, mastektomi ameliyatı ve kemoterapiye rağmen bebeğini taşımaya devam etti.
36. haftada doğuma alınan anne, bebeğini dünyaya getirdikten saniyeler sonra duygusal bir an yaşadı.
Yeni doğan bebek, içgüdüsel olarak annesini emmeye başladı.
O kare, annelik ve mücadele gücünün sembolü oldu.
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Siz bu sınır bilmeyen toplumu fazla hafife alıyorsunuz.Uçuklu ağzıyla bebek öpen, sadece burnum akıyor diye yalapşap öpüp bebeği yoğun bakımlık eden ,en hafifi yeni doğmuş bebeği sarsa sarsa sallayan oturtan ayaklarını yere bastıran elbette biz ne yaptıkki diyecek işin sonunda.
Çünkü öpüyorlar. Ben sakınmayacağım çocuğumu dedim. 20 günlükken rsv den hastanede yattı. Uykusuzluğumu, dualarımı bir ben bir Allah bilir. İyileşti hadi kapatmayalım eve çocuğa da yazık dedik. Öpme dediğim halde öpüp ‘e sen öpüyorsun’ denildi pişkin pişkin. salak mısınız ben +