Kürsüdeki gözyaşları…
İBB soruşturması için aylardır aynı şeyi söyledim.
Eşler, çocuklar hedef ve rehin alındı, itirafçılık ailelere zulümle geldi, dedim.
Bunun canlı örneği dün kürsüde, mahkeme huzurunda yaşandı.
30 yıllık aile dostunun çirkin ithamlarına maruz kalan Ağaç A.Ş. Genel Müdürümüz Ali SUKAS, sanığa şunu sordu: “Oğlun tutuklanmasa bu ifadeyi verir miydin?”
Bu soru, kürsüdeki sanığı ağlattı. Gözyaşları aktı. 60 yaşını aşan kürsüdeki sanık, dostunun bu sorusuyla gözyaşlarını silerken “Bu soruya cevap vermek istemiyorum.” diyebildi.
Bu “ah”ların elbet bir faturası olacak!
Bu zulmün adil yargı önünde elbet bir sonucu olacak!
Ekrem İmamoğlu: (İBB davası)
“Davanın sözde “bel kemiği” itirafçısı, çarpraz sorguda tel tel döküldü.
Birbiriyle çelişen ifadeler iftiracıyı zora sokunca, mahkeme avukatların soru sormasını engelledi.
Gerekçe hakimin soruları beğenmemesiydi. Pek çok insanın 18 aydır tutuklu kalmasına neden olan kişiye “istenmeyen” soru sormak uygun bulunmadı.
Bu süregiden mizansene bir dava demek zordur.
Belli ki biz artık bir davayı değil, çoktan kararı verilmiş bir yargısız infazın son perdesini izliyoruz!”
Ekrem İmamoğlu:
"Saat 05.30’du. 19 Mart sabahı, zifiri karanlıkta, sahur sofrasından kalkarak evimden alınıp Vatan Emniyet’e götürüldüm. Aradan aylar geçti.
Geçen perşembe Silivri’de saat 10.30’da başlayan duruşma bittiğinde saat gece 2’ye varıyordu. Mahkeme salonundan çıkarken yine şafağa yaklaşıyorduk.
Şafak vakti operasyonuyla başlayan süreç, şafak vakti yargılamalarıyla devam ediyor. O gün yaklaşık 15 saat duruşma salonundaydık. Söylenenleri, sorulan soruları ve bazen de sorulmayanları dinledik.
Duruşmanın son sanığı savunması boyunca adımı defalarca kullandı, hakkımda iddialar sıraladı. Benim dikkatimi ise sorulmayan bazı basit sorular çekti.
Mahkemenin sanığa sormasını bekledim: “Ekrem İmamoğlu’nu tanıyor musun? Hiç görüştünüz mü? Aranızda herhangi bir irtibat oldu mu? Bu söylediklerini hangi somut bilgiye veya belgeye dayandırıyorsun?”
Bekledim. Sorulmadı. Ne iddia makamı sordu ne de mahkeme heyeti. Bunun adı, saatlerce benim hakkımda konuşan bir insana benimle hayatında bir kez olsun görüşüp görüşmediğinin dahi sorulmadığı bir yargı rezaleti.
Avukatlarım sanığa soru sorduğundaysa ya tamamen ilgisiz veya doğrudan, “Bu soruya cevap vermek istemiyorum” şeklinde yalanları gizlemeye çalışan yanıtlar geliyor.
Müfteriler aranıp bulunuyor, bir koro halinde “Öyle duymuştum” sözleri söyleniyor, ezber ifadeler okunuyor, soru sorulunca ise hepsi suspus oluyor.
Mahkemenin görevi hakkı gözetmek ve korumaktır. Savcılık aşamasında şantaj ve tehdit yoluyla ifade vermeye ikna edilenleri, duruşmalarda ifadeleri tel tel dökülenleri görmek ve gerekeni yapmaktır.
Sorulması gereken en basit sorular bile sorulmuyorsa gerçek ayan beyan ortadadır: Burada hakikat ve adalet aranmıyor, Türkiye’nin geleceğine kast edecek şekilde kurgulanmış çirkin bir senaryo sergileniyor.
Hakkımdaki bütün iddialar ortaya konsun. Deliller açıklansın. Tanıklar dinlensin. İddia makamı elinde ne varsa mahkemeye getirsin. Ben de orada olayım. Dinleyeyim, sorayım, cevap vereyim, itiraz edeyim. Doğal bir yargılama süreci bunu gerektirir.
Fakat aylardır tuhaf bir durumla karşı karşıyayız: Adımı bir “suç örgütü” iddiasının merkezine yerleştirmek isteyenler, o iddiaların tartışıldığı mahkeme salonunda benim mümkün olduğunca az konuşmamı istiyor.
Bazen salondan çıkarılmam, bazen mahkemeye getirilmemem, bazen savunmamın sınırlandırılması gündeme geliyor.
O halde sormak zorundayım: Ekrem İmamoğlu’nu yargılamak istediğiniz mahkemede neden Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasından bu kadar rahatsız oluyorsunuz?
Bütün bunları Silivri’de, Türkiye’nin ve Avrupa’nın “en büyük duruşma salonu” olmasıyla övünülen devasa bir yapının içinde yaşıyoruz.
Övünüyorlar bununla! Erdoğan’ın adaletsizliğinin sembolü olmuş bir yapıyla övünüyorlar!"
Erdoğan’ın ilan ettiği “yeni nesil teşkilatlanma!”
Ruhunu satın alarak, bedeni ile zafer ilan etmek…
Hapisle, tutsaklıkla tehdit etmek…
Seçilmişi diz çöktürmek, boyun eğdirmek, el öptürmek!
Sonra da bu fotoğrafı kapalı salonlarda alkışlatmak!
Böylesi dönemi milletimiz hiç yaşamadı. Haysiyet, onur, namus hisleri hiç bu kadar aşağılanmadı. Milli iradeye hiç bir zaman bu kadar büyük zarar verilmedi.
Türk milletine, bile isteye, iktidarını korumak adına, sandıkta kazanamadığında, yargı kollarıyla devletin gücünü kullanarak, kazandım naraları atmak…
Bir iktidarın, saray rejiminin sonudur, bitişidir.
Bu eylemin bir parçası olmuş, yüzü gözü birbirine girmiş zavallıları ise nedamet gözyaşları da kurtaramayacak.
Bu millet onları hiç affetmeyecek!
Çünkü söz de makamlar da milletindir!
Senin olmayanı kime satıyorsun!