Çankırı Hacı Murad-ı Veli Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde YKS başarı afişinde erkek öğrencilerin fotoğrafları yayımlanırken kız öğrencilerin yüzlerinin kapatılması, iktidarın eğitimde oluşturduğu gerici kadrolaşmanın sonuçlarını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Çocuk yaşta kız öğrencilerin görünürlüğünden rahatsız olanlar, gerçekte kadın-erkek eşitliğine dayanan Cumhuriyet’ten rahatsızdır. Kız çocuklarını görünmez kılmaya çalışan bir zihniyetin eğitim kurumlarında görev yapması asla kabul edilemez.
Okulların önünden dahi geçmemesi gerekenler, bugün iktidarın bilinçli tercihiyle okul yöneticisi yapılmaktadır. Tarikat ve cemaat referanslarıyla, liyakat değil sadakat esas alınarak kurulan bu kadrolaşmanın sonucu budur.
Milli Eğitim Bakanlığı bu okul müdürünü derhal görevden almalı ve bu atamanın siyasi sorumluluğunu üstlenmelidir. @tcmeb@Yusuf__Tekin@mebpgm
Kendi çocuğunu özel okula gönderen bir Milli Eğitim Bakanı’nın, milyonlarca çocuğa “Ben öğrenciyken…” diye başlayan çocukluk hatıralarıyla eğitim anlatması aslında bütün hikâyeyi özetliyor. Sizi o köy okulundan bu makama taşıyan Cumhuriyet’in kamusal eğitim sistemiydi; bugün ise kendi çocuğunuz için tercih etmediğiniz eğitim düzenini başarı diye anlatıyorsunuz.
“Ben öğrenciyken sobalı okullar vardı…” Evet Sayın Bakan, sobalı köy okulları vardı. Ama köyde okul vardı. Bacası tüten o okulların yaklaşık 20 binini sizin iktidarınız kapattı. O okullar; çobanın, çiftçinin, işçinin çocuğunu öğretmen de yaptı, doktor da, mühendis de, profesör de, bakan da, cumhurbaşkanı da…
Demek ki mesele soba değilmiş; mesele Cumhuriyet’in halkın çocuklarına açtığı yolmuş. Siz o yolu kapattınız.
“Ben öğrenciyken sınıflar 70 kişiydi…” 70 kişilik sınıflar yoktu ama evet, bazı okullarda kalabalık sınıflar vardı. Siz bunu istisna olmaktan çıkarıp kent merkezlerindeki devlet okullarının gerçeği hâline getirdiniz. Bugün 40-45, hatta 50 kişilik sınıflar; 1.500-2.000 öğrencilik okullar ve ikili eğitim sıradanlaştı. Sonra 10-15 kişilik sınıfları olan, boş derslikleri bulunan ve özel olarak desteklediğiniz okulları da hesaba katıp “ortalama 24-25 öğrenci” masalı anlatıyorsunuz. Ortalamayı düzeltiyorsunuz, gerçeği değil.
Üstelik bunu anlatan kişinin çocuğu özel okulda.
“Ben öğrenciyken ders kitapları geç geliyordu…”
Bugün kitaplar ücretsiz dağıtılıyor diyorsunuz. O kitaplar halkın vergisiyle basılıyor. Bu süreçte halkın parasını kimlere aktardığınızı da, sınav sorularının defalarca çalındığı düzeni de bu ülke unutmadı. Ama tamamen sınava dayalı hâle getirdiğiniz bu sistemde kaç çocuk yalnızca o kitaplarla sınava hazırlanabiliyor?
Veliler kaynak kitaplara binlerce lira harcıyor; okulun temizliğini, kırtasiyesini ve birçok temel ihtiyacını cebinden karşılıyor. Eğitimin gerçek maliyetini velinin sırtına yüklemek başarı değildir.
Peki bugün övündüğünüz eğitim tablosu ne?
En güvenli olması gereken okullarda öğretmenlerin ve öğrencilerin yaşamını yitirdiği; temizlenmeyen okullarda çocukların aç ve susuz bırakıldığı; diplomanın artık çocuklara bir gelecek vaat etmediği; okulların tarikat ve cemaatlerin etkisine açıldığı; yoksul çocukların eğitim hakkı yerine ucuz işgücüne sürüklendiği bir eğitim düzeni…
Cumhuriyet sizi köy okulundan bakanlığa taşıdı. Siz ise halkın çocuklarını geleceğe taşıyan o yolu daralttınız.
Milli Eğitim Bakanlığı, liyakatten ve planlamadan uzak, “ben yaptım oldu” anlayışıyla, keyfi okul kapatma ve taşıma kararlarına her gün bir yenisini eklemeye devam ediyor. Bu kuralsızlık furyasının şimdilik son kurbanı İzmir’deki öğrencilerimiz ve eğitim emekçilerimiz oldu.
Alınan ani kararla, Foça Recep Kerman Spor Lisesi’nin, tam 61 kilometre uzaklıktaki Karşıyaka Mustafa Kaya Spor Lisesi’ne taşınacağı açıklanmıştır. Bünyesinde 30 öğretmen, 179 öğrencisi bulunan lisenin ani bir kararla, onlarca kilometre uzağa taşınacak olması sonuçları itibariyle kabul edilemez bir durumdur.
MEB’in yarattığı kaos bununla da sınırlı kalmamış; Foça’da boşaltılan okul binasına ise yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Halim Foçalı Mesleki Teknik ve Anadolu Lisesi’nin taşınmasına karar verilmiştir. Bakanlık, yapboz parçaları gibi okulları yerinden oynatarak, mağdur edilecek öğrenci, öğretmen ve veli sayısı en az iki katına çıkarmıştır. Bu durum hem öğrencilerimizin eğitim hakkını gasp etmekte hem de öğretmenlerimizin hayat düzenini altüst etmektedir.
Ayrıca, 25 kilometre öteye taşınan Halim Foçalı MTAL’ın yeni okul binası için halihazırda ihale süreci başlamış ve binanın bir yıl içinde teslim edilmesi planlanmıştır.
Eğitim-İş olarak soruyoruz:
Ülkemizin içinde bulunduğu yoksulluk koşullarında kira fiyatları, servis ücretleri ve ulaşım maliyetleri ortadayken; öğrencileri ve öğretmenleri onlarca kilometre öteye sürgün etmek hangi pedagojiye, hangi vicdana sığmaktadır? İhale süreci başlamış olan bu yeni binanın akıbeti ne olacaktır? Halkın vergileriyle finanse edilen bu yatırımlar kimlerin keyfi kararlarıyla heba edilmektedir?
Eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin hayatı, MEB’in masa başında aldığı keyfi kararlarla oynayacağı bir oyuncak değildir.
Eğitim-İş olarak öğrenciyi ve öğretmenin düzenini altüst eden, kilometrelerce yola mahkûm eden bu karardan derhal dönülmesini talep ediyor, yasal ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımıza kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
MERKEZ YÖNETİM KURULU
Okul ve kurum yöneticilerimiz, asli görevlerinin yanı sıra yoğun bir şekilde *muhakkiklik* göreviyle yükümlendirilmektedir. Görevle ilgili yasal ve idari düzenleme talebimiz için MEB'e başvuruda bulunduk.
Taleplerimiz nettir:
• Muhakkiklik görevi inceleme aşamasıyla sınırlı tutulmalı, soruşturma süreçleri Eğitim Müfettişlerine devredilmelidir.
• Her muhakkiklik dosyası için *10 saat ek ders ücreti* ödenmelidir.
• Görev, yöneticilerin rızasına bağlı olmalı; gerekli eğitim ve harcırah desteği sağlanmalıdır.
Eğitim yöneticilerimizin üzerindeki idari yükün azaltılması, disiplin süreçlerinin kalitesinin artırılması ve çalışma barışının korunması için taleplerimizin takipçisi olacağız.
Başvuruyu görmek için tıklayınız:
https://t.co/2cknEfqFxv
Bu acı satırlar, bir vicdan çağrısıdır. Yaşamını yitiren öğretmenimiz Irmak Koparan’ı saygı, sevgi ve özlemle anıyor; ailesinin, yakınlarının ve öğrencilerinin tarifsiz acısını yüreğimizde hissediyoruz.
Öğretmenlerin yalnız olmadığını yalnızca sözle değil, en zor zamanlarında yanlarında durarak gösteren Eğitim-İş olarak; dayanışmayı, sorumluluğu ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz.
Meslektaşımız Irmak Koparan’ı son yolculuğunda da yalnız bırakmayacağız. 11 Haziran Perşembe günü İzmir Torbalı Ayrancılar Mahallesi’ndeki Egekent Camii’nde öğle namazının ardından gerçekleştirilecek cenaze töreninde ailesinin, yakınlarının ve sevenlerinin yanında olacağız.
Bir öğretmenin yaşamını yitirmesine yol açan koşulların üzeri örtülemez. Yaşananların tüm yönleriyle aydınlatılması, iddiaların ve ihmallerin ortaya çıkarılması için hukuki süreci üstleneceğimizi ve sonuna kadar takip edeceğimizi kamuoyuna açıkça ilan ediyoruz.
Bakanlık yetkililerinin ve üyesi olduğunu öğrendiğimiz sözde yetkili sendikanın yaşananlar karşısındaki sessizliğini de not ediyoruz. Bir öğretmenin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan böylesine ağır iddialar karşısında suskun kalmayı tercih edenlerin tutumu da kamuoyu vicdanında mutlaka değerlendirilecektir.
Irmak öğretmenimizin gerçeğinin karanlıkta bırakılmasına izin vermeyecek, sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.
Irmak öğretmenimizi saygı, sevgi ve özlemle anıyor; ailesine, yakınlarına ve eğitim camiasına bir kez daha başsağlığı ve sabır diliyoruz.
Eğitim-İş olarak, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları sonucunda kaybettiğimiz öğrencilerimiz ve öğretmenimiz için 15-16 Nisan tarihlerinde meydanlardaydık.
#yusuftekini̇stifa
KAMUOYUNA DUYURULUR
Siverek / Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev yapan, bizzat görüşebildiğimiz ve ulaşamadığımız tüm öğretmenlerimize bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Yaşananlar bir gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur:
OKULLARDA GÜVENLİK YOKTUR!
Eğitim-İş olarak aylardır, yıllardır uyarıyoruz!
Ama ne yazık ki hiçbir şey değişmiyor!
Gerekli önlemler alınmıyor,
öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz kaderine terk ediliyor!
Bu bir eksiklik değil;
açık bir ihmaldir, açık bir sorumsuzluktur!
Bu bir ihmal değil, açık bir güvenlik krizidir!
Soruyoruz:
Alışveriş merkezlerine silahla girilemezken,
okullara nasıl bu kadar kolay girilebilmektedir?
Bu kabul edilemez!
Bu ihmaldir!
Bu sorumsuzluktur!
Yıllardır uyarıyoruz!
Daha kaç canımızın yanması gerekiyor?
Öğretmenlerimizin, eğitim emekçilerinin ve öğrencilerimizin
can güvenliği yoktur!
Can güvenliği yoktur!
Can güvenliği yoktur!
Derhal önlem alın!
Okullar güvenli hale getirilsin!
Sedat KAYAOKAY
Şanlıurfa Eğitim-İş Şube Başkanı
@egitimisorg@kamuiskonf
#EğitimdeŞiddeteHayır
#ÖğretmeneŞiddetHayır
#siverek
#şanlıurfaöğretmen
#şanlıurfa
#öğretmen
#şanlıurfaöğretmen
#Siverek
İstanbul Silivri’de direksiyon sınavında görevini yapan komisyon üyesi üyemiz Bülent Ercan’ın, MTSK kuralları gereği başarısız olan bir sürücü adayı, babası ve yakınları tarafından darp edilmesi kabul edilemez, affedilemez, asla mazur görülemez.
Sınav kuralları keyfi değildir; can güvenliği içindir. Öğretmenler ve komisyon görevlileri, kimsenin hırsının, öfkesinin ya da baskısının hedefi olamaz.
Şiddeti meşrulaştıran her tutum, hukukun üstünlüğünü zedeler. Bu ülkede itirazın yolu şiddet değil hukuk olmalıdır; hak aramanın yolu tehdit değil dilekçe olmalıdır. Darp raporu alınmış, şikâyetçi olunmuştur.
Milli Eğitim Bakanlığı’na açık çağrımızdır: MTSK sınavlarında görev yapan öğretmenler sabah 07.30’dan akşam 17.00’ye kadar ağır ve insan onuruna aykırı koşullarda çalıştırılmaktadır.
Sınav alanlarında tuvalet yok!
Yağmurda, soğukta, güneş altında korunacak bir alan yok!
Yemek ihtiyacını karşılayacak tek bir imkân yok!
Olası kazalar için ambulans yok!
Güvenliği sağlayacak kolluk gücü ve önleyici tedbirler yok!
Bu tablo ihmal değil, açık bir sorumsuzluktur. Öğretmeni korumayan, insani ihtiyaçlarını yok sayan bir anlayış; sınav güvenliğini de kamu ciddiyetini de sağlayamaz. Bakanlık, bu tabloyu derhal değiştirmek ve öğretmenin güvenliğini eksiksiz sağlamak zorundadır.
İçişleri Bakanlığı’nı uyarıyoruz; adaletin gecikmeden sağlanması ve caydırıcı cezaların uygulanması için sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Eğitimciler asla yalnız değildir; şiddet asla normalleştirilemez. Üyemiz Bülent Ercan yalnız değildir; uğradığı saldırıya ilişkin tüm hukuki sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Eğitim-İş olarak eğitimcilere ve eğitim ortamlarındaki şiddete karşı başlatacağımız mücadelede tüm kamuoyunu destek vermeye çağırıyoruz. @tcmeb@TC_icisleri
Bazı sözler vardır; sahibini anlatır, niyetini ele verir. “100 yıllık narkoz” ifadesi de tam olarak böyle bir itiraftır. Bu sözler; aklın değil önyargının, muhakemenin değil ideolojik körlüğün dışavurumudur. Çünkü küçümsenmeye çalışılan şey, gerçekte hâlâ hazmedilemeyen büyük bir uyanıştır.
Onlar, cehaletin karanlığından kurtulup fikri hür nesiller yetiştirmeyi “narkoz” sanıyor; biz buna uyanış diyoruz. Onlar, kul olmayı fıtrat, biat etmeyi meziyet sayan bir düzeni özlüyor. Biz ise aklın ve bilimin rehberliğinde ayağa kalkmış bir milletin iradesini savunuyoruz.
“Narkoz” diye karalanan şey; bu toprakların makûs talihini yenen, tebaayı yurttaş yapan devrimci ruhtur. Sizin rüyanız bu ülkenin kâbusudur; bizim uyanışımız ise Cumhuriyet’in en güçlü teminatıdır.
Bu söz, bir zihniyetin maskesinin düştüğü andır. Cumhuriyet karşıtlığının açık ilanı, ideolojik husumetin inkâr edilemez belgesidir. Bu yüzden hedef aldıkları o uyanışı doğru tanımlamak gerekir.
O uyanış; kulluktan yurttaşlığa geçilen, biatin yerini aklın aldığı tarihsel bir kırılma anıdır. “Diriliş” diye sunulan hayal ise yeni değildir; sorgulamayan, itiraz etmeyen, verilenle yetinen bir toplum özleminin güncellenmiş hâlidir. Emek yerine itaati, hak yerine sadakati esas alan bir düzen anlayışıdır.
Emekçi hakları gasp edilirken susanlardan, makam ve paye peşinde koşanlardan, saray kapılarında el pençe duranlardan, üyesi yoksulken yöneticileri zenginleşenlerden, sefalet zamlarına alkış tutanlardan sendikacı olmaz; olsa olsa figüran olur.
“100 yıllık narkoz” dedikleri şey; eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin adıdır. Haksızlığa karşı hakkın, hukuksuzluğa karşı adaletin adıdır. Çünkü o dönüşüm, itaati değil özgürlüğü; biatı değil aklı büyütmüştür.
Açıkça söylemek gerekir ki; içinde zerre kadar Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sevgi, saygı ve bağlılık taşıyan hiç kimse bu anlayışın olduğu zeminde duramaz. Bu zemin, “sarı sendika” denildiğinde herkesin aklına gelen o malum çizgidir. Cumhuriyet’e bağlı olanların yeri orası değildir; ne orada kalınır ne de oraya üye olunur.
Bizim yolumuz nettir:
Eğitim, Cumhuriyet’in temelidir.
Emek mücadelesiyle Cumhuriyet ve aydınlanma mücadelesi ayrılmaz bir bütündür.
Biz talimatı saraydan değil,
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten alıyoruz.
O nedenle;
Biz asla susmayız.
Asla boyun eğmeyiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet’ten asla vazgeçmeyiz.
Siz, tarihin işbirlikçileri gibi geçicisiniz.
Cumhuriyet kalıcıdır.
İlelebet Cumhuriyet!
Bu sendikacılık değil, zorbalıktır!
Şanlıurfa genelinde bazı şube müdürlerinin, sendika temsilcisi sıfatıyla İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün kurum araçlarını kullanarak okulları gezdiği; idarecilere ve öğretmenlere, görev ve makamını kullanarak baskı ve tehdit yoluyla üyelik yaptırdığı yönünde tarafımıza ciddi şikâyetler ulaşmaktadır.
Ayrıca bazı durumlarda, idarecilere “İlçe MEM’deki işlerinizi takip ederiz” gibi ifadelerle üyelik karşılığında dolaylı baskı kurulduğu da tarafımıza iletilmektedir.
Kamu gücüyle baskı ve tehditle sendika üyeliği yaptırmak açıkça suçtur!
Baskı altında kalan bazı idarecilerin de öğretmenleri, okul içindeki iş ve işlemler üzerinden üyelik için tehdit ettiği yönünde şikâyetler tarafımıza ulaşmaktadır.
Bununla da sınırlı kalmayıp, bazı sendika temsilcilerinin de ilçe millî eğitim müdürünü yanına alarak belirli ilçelerde etnik kimlik üzerinden söylemler geliştirdiği; “Burası bizim, bu ilçe bizim ailemizin, bizim sendikamızdan başka sendikaya üye olamazsınız” şeklinde açıkça tehditkâr ifadeler kullandığı yönünde şikâyetler bulunmaktadır.
Soruyoruz:
Bir sendikanın kamu gücüyle, Türkiye’nin dört bir yanından gelen bu ülkenin pırıl pırıl Anadolu çocukları olan öğretmenlerimizi baskı ve tehditle yönlendirmesi; diğer bir sendikanın etnik kimlik üzerinden tehdit dili kullanarak insanları korkutup üye yapması sendikacılık mıdır?
Bu enerjiyi; öğretmenlerimizin emeği, ilimizin eğitim sorunları ve eğitim emekçilerinin hakları için samimi şekilde harcasanız, hem daha etik hem de daha onurlu bir tutum sergilemiş olursunuz.
Unutulmasın ki sendikal görüşlerinden dolayı üyelere baskı yapmak suçtur.
Başta Sayın Valimiz olmak üzere, İl Millî Eğitim Müdürümüz ve İlçe Millî Eğitim Müdürlerimizden beklentimiz; bu iddialar karşısında gerekli hassasiyetin gösterilmesi ve sürecin titizlikle incelenmesidir.
Eğitim-İş olarak;
Anadolu’nun dört bir yanından gelen meslektaşlarımızın, öğretmenlerimizin yanında olduğumuzu; bizlere ulaşan hiçbir öğretmenimizi yalnız bırakmayacağımızı ve tüm hukuki haklarını sonuna kadar savunacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.
@egitimisorg@kamuiskonf@kademozbay_@OrhanYILDIRIM__@UrfaValiligi@hasansildak@sanliurfammem63@HaliliyeMem@EyyubiyeMem63@KarakopruM@AkcakaleIlce@MemHarran@ceylanpinarmem@viransehirmem@siverekmem63@Hilvan_MEM@BozovaMEM@halfetimem63@BirecikMem@surucmem@ASUTAYMEHMET@HalilTEKYILDIZ@ZeydanKurt@cetingorenn@n_kapanoglu@MehmetHanzdemi2@Mvural63@harrani63
Manisa Turgutlu’da yaşanan ve yargıya intikal etmiş olayla ilgili kamuoyuna yansıyan tartışmalarda gerçekler bilinçli biçimde çarpıtılmakta, vahim iddialar ise farklı kılıflarla görünmez kılınmaya çalışılmaktadır.
Gözaltı kararını veren savcılık; tutuklama ve tahliye kararlarını veren mahkemelerdir. Öğretmenler ya da sendikalar kimseyi gözaltına almaz, tutuklatamaz, tahliye ettiremez! Bunu en iyi bilenler, yalan ve çarpıtılmış söylemlerle kişileri hedef haline getirenlerdir. Eğer gerçekten haklı olduğunuza inanıyorsanız, neden bu kararları veren makamlara tek bir söz söyleyemiyorsunuz? Çünkü yargıya karşı aynı dili kullanmanın bir bedeli olduğunu bilirsiniz!
Bugün esasa dair tek bir söz söyleyemeyip, çarpıtılmış ifadelerle öğretmenimizi ve sendikamızı hedef almanız; korkaklığınızın ve iki yüzlülüğünüzün açık göstergesidir. Üyemiz olan idareci, kendisine iletilen öğrenci şikayetlerini yasal prosedür gereği İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne iletmiştir.
Dürüst olun: “Biz istediğimizi yaparız, siz susarsınız” mı demek istiyorsunuz? Olayın özü nettir: Öğrenciler şikayetlerini birbirinden bağımsız şekilde dile getirmiş, idareci de bu dilekçeleri ilgili makama iletmiştir. Bu bir görevdir ve eksiksiz yerine getirilmiştir. Atatürk’e yönelik son derece ağır, aşağılayıcı ve kabul edilemez sözlerin dile getirildiğine dair ciddi iddialar bulunmaktadır. Bunun ötesine geçip üyemizi hedef göstermeniz ise açık bir çarpıtmadır.
Bu ülkede gazeteciler, sendikacılar, siyasetçiler ve gençler hukuksuzca gözaltına alınırken; iddianamesiz tutuklamalar yaşanırken; sağlık sorunları ağırlaşsa bile içeride tutulurken susanların, bugün esasa dair tek bir söz söylemeden “hukuk” hatırlaması samimiyetsizliktir.
Sizin “hukuk” söyleminiz sadece işinize geldiğinde hatırladığınız bir slogandır.
Şunu herkes bilsin: “Biz çürüğe çürük deriz” diyerek yaptığınız paylaşımlar ve suçu Atatürk’e hakaret kanununa yıkma çabanız, iddia edilen ağır hakaretleri inkâr edemediğinizin göstergesidir. Esasa dair tek bir cümle kuramayanlar, meseleyi usul tartışmalarına boğarak gerçeği örtmeye çalışmaktadır. Ortada Atatürk’e yönelik ciddi hakaret iddiaları varken, buna dair tek bir kınama cümlesi kurmak yerine algı üretmeyi tercih ediyorsunuz. Olayın gerçekliği ortaya çıktığında, aynı rahatlıkla konuşabilir misiniz? Yoksa utanır mısınız? Açık söyleyelim: Utanmayacağınızı biliyoruz!
Üstelik öğrenci ve velilere şikayetlerini geri çektirmek için baskı yapıldığını da duyuyoruz. Yargılama sürecinin sonucunu, iddiaları ve gerçekleri hep birlikte göreceğiz. Atatürk’e ve Cumhuriyet’e hakareti bu ülkenin vicdanlı hiçbir yurttaşı kabul etmez! Bizim için mesele nettir: Böyle zihniyetlerin Cumhuriyetin kurumlarında yeri yoktur; okullarda çocuklarımızın karşısına çıkamaz, çıkmamalıdır.
Atatürk’e hakaret kanununu hedef alanların derdi bellidir: Hakareti meşrulaştırmak! Sorun kanunda mı, yoksa bu ülkenin kurucusuna hakaret edebilecek kadar yozlaşmış bir zihniyette mi? Bir kere olsun dürüst olun! Sizde ne vefa var, ne vicdan, ne de akıl!
Kendine “sendika” diyen ama emekçiyi yıllardır satan, haksızlık ve hukuksuzluk büyürken susan, yakın çevresine makam ve koltuk peşinde koşan, üyesi yoksullaşırken yöneticileri zenginleşen, ulusal bayramlarda dahi Atatürk ve Cumhuriyet diyemeyen bu anlayışın samimiyetsizliği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Sizin derdiniz emek değil, eğitim değil; güç, koltuk ve talimattır!
Sendikamızı, üyelerimizi ve öğretmenimizi ismiyle ve fotoğrafıyla hedef gösterenler, doğabilecek en küçük zararın doğrudan sorumlusudur!
Bir kere dürüst olun! Saklanmadan konuşun! Bu zihniyetinizi açıkça ortaya koyun ki herkes kimin ne olduğunu görsün! Biz her koşulda, her yerde gerçekleri söylemeye devam edeceğiz.
Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü programında ulusal marşımız İstiklal Marşı’nın Arapçaya çevrilerek okunması kabul edilemez. Dünyanın hiçbir bağımsız ülkesinde ulusal marş resmî törende başka bir dilde okutulmaz. Bu kararı alanlar kadar buna sessiz kalanlar ve gereğini yapmayarak bu ortamı yaratanlar da sorumludur. Her fırsatta ‘yerli ve millî’ nutukları atanların Cumhuriyetin bağımsızlık marşı söz konusu olunca sessizliğe bürünmesi büyük bir çelişkidir. Milli Eğitim Bakanlığını sorumlular hakkında gereğini yapmaya ve kamuoyuna açıklama yapmaya davet ediyoruz.
@tcmeb@Yusuf__Tekin
İnancı istismar edenlere, emeği yoksullaştıranlara ve çocukları ayrıştıran ikiyüzlülere boyun eğmeyeceğiz!
Bizim itirazımız inançlara, dindarlara ya da inanmayanlara yönelik değildir.
Biz önce insan deriz; önce hak, hukuk ve adalet deriz.
Çocukların inancı üzerinden fişlenmesine, etiketlenmesine ve ayrıştırılmasına ise her koşulda karşı dururuz.
Devlet okulu; kimin oruç tuttuğunu, kimin hangi dini pratiği yerine getirdiğini takip edemez. Bu hem çocukların vicdan özgürlüğüne müdahaledir hem de öğretmeni pedagojik rolünün dışına iten bir anlayıştır. Öğretmenin görevi öğrencinin inancını izlemek değil, eğitim vermektir.
Laik eğitimi savunmak din düşmanlığı değildir. Tam tersine, herkesin inancının güvencesidir.
Emekçiler yoksullukla mücadele ederken yüz binlerce lira maaş alan yandaş sendika yöneticileriyle nerede isterlerse yüzleşmeye hazırım. Her şeyi, herkesin önünde; sansürsüz ve sınırsız konuşalım.
Aldığınız maaşları, ayrıcalıkları ve memurun yaşadığı yoksulluğu konuşalım.
Hangi kanalda, hangi açık platformda isterseniz.
Hodri meydan.
Çocukların vicdanı sizin propaganda alanınız değildir.
Ant olsun ki; hiçbir çocuk ayrıştırılmayana, hiçbir emekçi yoksullaştırılmayana kadar mücadele edeceğiz.
Bingöl MEM promosyonu 71.100 TL'de kaldı, komisyon 10 Şubat'a erteledi!
Aynı dönemde Kahramanmaraş 102.760 TL'ye DenizBank'la imzaladı!
Aradaki fark 30.000 Tl aynı bakanlık,aynı maaş,aynı emek…
Ama il bazında %40'a varan kayıp! Bu eşitsizlik değil, düpedüz hukuksuz ayrımcılık!
Eğitim-İş olarak; tam bağımsızlığı, egemenliği ve Cumhuriyet değerlerini savunmak; bizim için bir tercih değil, tarihsel ve sendikal bir sorumluluktur.
#EgitimisSusmayacak