Bugün açık görüş günüydü… Aileme doyasıya sarılacağım, koklayacağım diye neşeyle çıktım koğuştan...
Ve bir anda 9 yaşındaki kızımı, Zeyno’mu iki gözü iki çeşme gördüm, anlamadım önce sebebini…
Meğer yeni ışıklı botlar almış, babama açık görüşte göstereceğim diye büyük hevesle giymiş, mutlulukla çıkmış evden. Sonra yasak demişler girişte, çıkarttırmışlar zorla ışıklı botlarını, bir çift terlik vermişler. Kırılmış hevesi Zeyno’mun, ağlatmışlar kızımı…
Affet kızım…
Bu karanın da karası düzen adına, vicdan ve merhametten yoksun kurallar adına senden özür dilerim, affet beni Zeyno’m…
Döktüğün göz yaşı için, yaşatılan zulüm için affet bizi kızım…
En çok çocukları üzdü yetişkinler, affedin bizi çocuklar…
Ama hiç merak etmeyin, çocukların masumiyetinin beyazlığı, her türlü zulmün karasından üstündür.
Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar, ışıklı maviliklere süreceğiz!
İnanın çocuklar…
İnan Güney
Silivri Zindanı
Bu görüntüleri ilk defa paylaşıyorum...
Tayfun'un tutuklanırken aklındaki tek şey kızımız Vera'yı teselli etmekti...
Babalar günün kutlu olsun Tayfun, seni çok özledik!
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
Fabrika patlamasında hayatını kaybeden kadınlar, zehirlenmeden yitip giden bir aile, kanseri yeni yenmiş emeklinin dövülerek öldürülmesi, kahve içen genç kadının yaşam savaşı veriyor olması… ölümlerden ölüm beğen bu nasıl bir ülke ya
10 Kasım’ı tatil yapan Yusuf Tekin, Cumhuriyet tarihinin en gerici bakanıdır. Bir dakika bile o koltukta oturamamalıdır.
10 Kasım’ı tatil yapan Yusuf Tekin, Türk çocukları için açlık kadar, salgın kadar tehlikelidir.
Partimizin de üyesi olan Dr. Tayfun Kahraman, yıllardır evladı Vera’dan ve ailesinden ayrı, Silivri Zindanında.
Anayasa Mahkemesi verdiği karar ile 3,5 yıllık haksızlık ortaya koyulmuştu, Tayfun Kahraman’ın yeniden yargılanmasına hükmetmişti.
Bugün yerel mahkeme Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına yetki aşımı diyerek direnmeye cesaret ediyor. Devletin anayasal bir hukuk devleti olma niteliğine alenen kastediyor.
Gazeteciler gazetecilik yaptığı için keyfi şekilde karakollara götürülüyor.
Partimizin bilişim sorumlusu seçmen bilgilerini, seçimlerde belirlediğimiz adayımıza verdiği suçlamasıyla gözaltına alınıyor.
Yargı dünyamıza sızdırılmış küçük bir grup, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurallarını çiğniyor, tüm kurumlarını tehdit ediyor, memleketimizi felakete sürüklüyor.
Bu zulme, keyfiyete ve pervasızlığa asla teslim almayacağız.
Kimse umutsuzluğa kapılmasın.
Direne direne, birleşe birleşe kazanacağız.
Bugün sabah Silivri'de Tayfun ile görüştük, karardan habersiz, umutla birbirimize sarıldık.
Şu an gerçekten çok üzgünüm.
Vera'yı okuldan alacağım ve ona ne diyeceğimi bilmiyorum...
Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmadığında ne yapılır bilmiyorum.
Biz kimseye zarar vermedik, biz hayatımız boyunca kimseye kötülük etmedik, şimdi bize bunları neden yaşatıyorlar anlamıyorum.
Hayatım boyunca hayal dahi edemeyeceğim bir zulmün hedefi olmanın ağırlığını kelimeye dökemiyorum.
Umutlu olmak istiyorum, zorlanıyorum.
Göz göre göre, masum olduğumuz halde ailemize çile çektirilirken ne denir, ne yapılır cidden bilmiyorum.
Kimsenin buna engel olamamasının çaresizliğini tarif edemiyorum.
Perişan haldeyiz.
Dün bir ailenin dördüz çocukları oldu. Aile sosyal medya hesaplarından çocuklarının isimlerini paylaştı.
“Bugün dördüz doğurdum, adlarını "GAZİ, MUSTAFA, KEMAL VE PAŞA" koydum. Ama kimse tebrik etmedi.. 😍”
Ünlülere şafak operasyonu hakkında konuşan Özgür Özel:
"Dün Meriç Aral'ı aldılar. Jandarmaya götürdüler, eşi elinde süt pompasıyla geldi. Birileri kan örneği, saç örneği diye Güneş'in annesini itibarsızlaştırmaya çalışırken eşi, Güneş'e süt alıp götürdü oradan. Bu kadar utanç verici bir şeyi bu ülkeye yaşatanlara lanet olsun"
Annemin Vestel marka televizyonu geçen cuma elektrikler gidip gelince arıza yaptı. Servis çağırdık. Servis TV ye bakıp siz bu televizyonu 10 yıl önce almışsınız. Bunun bizde yedek parçası yok deyip hiçbir şey yapmadan 600 TL servis ücretini alıp gitmiş. Annem dul emekli aylığı alan yaşlı başlı hanımefendi bir kadın. Hiçbir şey demeden çıkarmış parayı vermiş. Şimdi Sayın yetkili size soruyorum sizin ürünlerinizin miadı kaç yıllıktır? 10 yıl dolunca çöpe mi atmamız gerekiyor ürünlerinizi? Yetkili servis ne demektir? Ücretini ödeyerek, aldığımız ürünün tamirini yaptıramayacak mıyız? Siz ürettiğiniz ürünlerin arkasında değil misiniz? Satarken bunları net olarak belirtin bari de şaşıp, düşüp bir daha almayalım. Annemin yanında ben olsaydım, hiçbir şey yapmadan Bu ürünün parçası yok 10 yıllık zaten deyip 600 TL parayı almanıza izin vermezdim. Vestel ürünlerini almak pişmanlıktır mı diyelim? Şimdi ne diyelim? @Vestel@VestelDestek