Cumhuriyet Halk Partimizle ilgili mutlak butlan kararı verilmiş olması; Türkiye’de hukukun, demokrasinin ve millet iradesinin nasıl ağır bir baskı altında bırakıldığının en açık göstergelerinden biridir.
Üstelik burada en dikkat çekici ve en vahim noktalardan biri şudur… Henüz ceza davaları sonuçlanmamışken, mahkemenin fiilen “seçime hile karıştırıldığı” yönünde bir kanaat ortaya koyması; ceza mahkemesinin yerine geçerek hüküm tesis etmesi anlamına gelmektedir. Oysa hukuk devletinde hiç kimse, hiçbir kurum; kesinleşmemiş bir yargılama sürecinin yerine geçemez.
Anayasa’nın 79. maddesi açıktır. Seçimlerin yönetimi ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisindedir ve YSK kararları kesindir.
Seçim süreçlerinin yönetimi ve siyasi partilerin kongre iradesi konusunda yetkinin hangi kurumlarda olduğu anayasamızda da açıkça belirtilmiştir. İl ve ilçe seçim kurullarının görev ve yetkileri ortadayken bu sınırlar aşılamaz.
Elbette ortada bir yargı kararı vardır ve hukuk devletinde hiçbir karar yok sayılmaz. Ancak hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.
Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.
Böyle bir sürecin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Tam tersine bu tablo; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, siyasete olan güveni zayıflatır ve yalnızca iktidarın ekmeğine yağ sürer.
Bu nedenle yapılması gereken; gerilimi büyütmek değil, aklıselimle hareket ederek partinin kendi iradesiyle 1-2 ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması ve süreci demokratik teamüller içerisinde işletmesidir.
Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur. Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.
Bu süreçte birlik ve beraberliğimize zarar verecek tutum ve söylemlerden özellikle kaçınmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu kararları alanlar ve bu tartışmaları büyütmek isteyenler amaçlarına ulaşmış olacaktır.
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal tablo ortadayken, iktidarın önümüzdeki dönemde baskın seçim dahil her türlü siyasi hamleyi gündeme getirme ihtimalinin de oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Dün Şanlıurfa’da, bugün Kahramanmaraş’ta olanlar da medyanın da suçu var.
Hem de baştan aşağı…
Yeter artık!
Yaşananlar tesadüf değil…
Zemin nasıl hazırlanıyor?
Gelin bakalım…
Birer gün arayla, iki benzer olay…
Biz ne yapıyoruz Allah aşkına?
Televizyonlarda, sosyal medyada izliyoruz…
İzletiyorlar.
Tekrar tekrar izliyoruz…
Ağır çekimde izliyoruz…
Müzik eklenmiş halini izliyoruz…
Saldırıdan korku içinde kaçanları izliyoruz…
En net görüntü başlığıyla izliyoruz...
Bir yerden sonra haber olmaktan çıkıyor.
Sahneye dönüşüyor yaşananlar…
Gerçekten haber mi izletiyorlar, izliyoruz?
Yoksa farkında olmadan hep birlikte bir senaryo mu yazıyoruz?
Artık haber değil bu!
Tekrar eden bir sahne…
Üstelik sahneyi izleyen sadece biz değiliz.
Bu görüntüler, bazı zihinlerde bir kıvılcım yakar…
Bazen bir çocukta, bazen psikolojik sorunları olan bir yetişkinde…
Her şey bir kıvılcımla başlar…
Herkeste değil fakat birinde…
Zaten sorun da o bir kişi…
İçinde öfke olan…
Görülmek isteyen…
Dikkat çekmek isteyen…
O kişi şöyle düşünüyor olamaz mı?
Yaparsam… herkes beni konuşur…
Ve biz, hepimiz buna zemin hazırlıyoruz…
İstemeden falan değil hep birlikte katkı sağlıyoruz…
Bu işin Rtük, televizyon, dizi, film tarafı da var…
Evlerde ne izleniyor?
Karşımızda ne var?
Silah…
İnfaz….
Racon…
İntikam.
Bağırış, çağırış, kurşun…
Dizinin tamamı zaten kim kimi vuracak üzerine kurulu…
İyi adam da vuruyor…
Kötü adam da vuruyor…
Tetik çekmek, silah taşımak, vurmak, kafa koparmak normalleşiyor…
Sonra dönüp şaşırıyoruz…
Niye böyle oldu?
Ne bekliyorduk?
Gül bahçesinde mi yetişiyor bu çocuklar…
Haberlerde şiddet.
Dizilerde şiddet…
Kadın programlarında şiddet…
Sosyal medyada şiddet…
Oysa önceden böyle değildi yapımlar…
Aile, dostluk, dayanışma dizileri ağırlıktaydı misal…
Bu artık maruz kalmanın ötesinde alıştırma değil de ne?
Yok mu bir denetim mekanizması?
RTÜK nerede?
Ekranda sigara görününce ceza var…
Bir kadeh içki görününce ceza var…Adam dizide 15 kişiyi öldürüyor, sorun yok…
Bir kadeh içki; kurşundan, silahtan daha mı tehlikeli?
Herkesin payı olduğunu düşünüyorum…
Evinde birçok silah bulunduran, çocuklarını şiddeti överek yetiştiren ailelerin…
Bu görüntüleri paylaşanların…Yayınlayanların…
Şiddet içeren dizileri, filmleri denetlemeyenlerin…
Çocuklarına izlettirenlerin…
Sonra dönüp nasıl oldu diyoruz…
Olmadı…
Oldurduk.
Azar azar…
Göre göre…
Bile bile…
Peki yarın tedbir alınır mı?
Sorunun köküne inilir mi?
Sanmıyorum…
Sıradaki olayı çaresizce beklemeye devam mı?
Artık hepimizin annesidir…
Bakmayın başını eğdiğine…
Sadece içindeki fırtınayı tutuyor.
En iyi evladıyla nefes alabilen anneler bilir…
Dağılmanın değil, dayanmanın zamanıdır.
Ne diyor şair?
“Dayan kitap ile…
Dayan iş ile,
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile…”
Bir anne ağlıyorsa bu içinde büyük bir acıdır.
Bazı acılar vardır…
Bağırmaz ama ezber edilir.
Bu annenin gözyaşlarının her bir damlası soru olarak yarınlara kalacak içinde…
Bunu bize neden yaptınız?
Bazı sorular vardır ki cevabı bugün verilmez…
Fakat bir gün, verilmek zorunda kalır.
Ve o gün geldiğinde ki genelde gelir; kim ne yaptıysa veyahut yapmadıysa vicdanların terazisinde tartılır…
6 Şubat 2023 Bundan tam 3 sene önce yaşadığımız felaketin yaralarını hâlâ saramadık. Verdiğimiz kayıpların, yaşadığımız acıların telafisi ne yazık ki yok. Tekrarı olmasın diye elimizden geleni yapmamız gerekirken, dönüp baktığımızda bu listede hiçbir şeyin üzerini çizemediğimizi fark ediyoruz.
📍Tayfun Kahraman’ın sol bacağında güç kaybı ve uyuşma var, bu artık kırmızı alarm, MS atağının ciddi olduğuna işaret ediyor!
📍Fingolimod başlanmış, bu ilaç ataklar ağırlaştığında, ilerleme riski olduğunda kullanılır!
📍Kortizon da başlanacak ancak kan sonuçları bekleniyor!
📍Yüksek doz Neurotin de yazılmış, demek ki ağrılar dayanılmaz halde ve uyutmayacak kadar şiddetli, bu da sinirlerin önemli ölçüde iltihaplandığı anlamına geliyor!
💊İşte vermedikleri ilaç Neurotin.
👉Sorumlular mutlaka hesap vermeli!
👉Tayfun Kahraman bu şartlar altında cezaevinde kalamaz, derhal tahliye edilmeli! @adalet_bakanlik
Günaydınlar arkadaşlar. Durum ciddi, o yüzden paylaşalım.
Boğaz ağrısı nedeniyle dün hastaneye sevk edilen tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın boyun bölgesinde kitleye rastlandı! Kitle üzerinden biyopsi işlemi gerçekleştirildi.
Bu olay Ela Rümeysa Cebeci kadar gündeme gelmedi. Bir insanın hayatı söz konusu!
2 kanser teşhisi olan ve cezaevinde epey kilo veren Mehmet Murat Çalık, hastalığı daha da ilerlemeden derhal tahliye edilmelidir!
Uyuşturucu madde kullanımının araştırılması amacıyla verilen bu Meclis Araştırma Önergesi, gençlerin korunmasını hedefleyen toplumsal ve halk sağlığı temelli bir girişim niteliğinde.
Ancak önerge, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan oylamada AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
Gençlerimizin geleceğini korumak, uyuşturucu bataklığına sürüklenen çocuklarımızı kurtarmak için atılması gereken adımlar, siyasi hesaplara kurban edilmemelidir.
Uyuşturucu ile mücadele bir parti meselesi değil, bir millet meselesidir.
Reddedenler bu sorumluluğun altında kalacaktır.
#TBMM #UyuşturucuyaHayır #GençliğiKoru
Meşruiyetini emperyalist ülkelerden değil, halktan alan… Emperyalistleri ve işbirlikçilerini bu topraklardan söküp atan, “Tam bağımsız Türkiye” diyen Mustafa Kemal Atatürk’e bir kez daha selam olsun…
Bugün hala bize hatırlattığı en yalın gerçek şudur:
“Ulusun kaderi, kendi ellerindedir”Emperyalizmin gölgesine sığınmadan dimdik duran o miras; Cumhuriyet’in özüdür.
Kapitülasyonlar, Osmanlı Devleti'nin yabancı devletlere tanıdığı ticari, hukuki ve mali ayrıcalıklardı...
Başlangıçta, Osmanlı ekonomisini canlandırsa da ilerleyen süreçte Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığına zarar veren bir duruma dönüştü...
Özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra ve 1838 Baltalimanı Antlaşması gibi genişletmelerle, Osmanlı Devleti zayıfladıkça bu ayrıcalıklar tek taraflı bir sömürü aracına evrildi...
Kapitülasyonlarla:
✅ Yabancı tüccarlar, Osmanlı tebaasına kıyasla çok daha düşük gümrük vergileri ödedi, hatta iç ticarette vergiden muaf tutuldular.
✅ Sadece kendi konsolosluk mahkemelerinde yargılanma (yargı dokunulmazlığı) gibi bir ayrıcalığa da sahip oldular.
Bu durum, yabancıları rekabette avantajlı kılarak, Osmanlı esnaf ve tüccarını iflas noktasına getirdi... Osmanlı vatandaşı, adeta kendi ülkesinde ikinci sınıf tüccar durumuna düştü... Zamanla yabancılar, bu hukuki güvence sayesinde Osmanlı iç işlerine müdahale eder hale geldi.
Kurtuluş, Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki Milli Mücadele ile geldi...
Meşruiyetini yabancı devletlerden değil halktan alan; Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucu kadrosu, Türkiye Cumhuriyeti'nin tapusu olan Lozan Antlaşması'yla, kapitülasyonları tamamen kaldırdı ve tam bağımsızlığın temeli atıldı...
Günümüzde de sömürgeci ülkelerin en tatlı rüyalarından biri hala kapitülasyonlardır...
Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti!
Bugün AKP’ye katılan Beykoz Belediye Başkan Vekili Özlem Vural ile 5 Eylül Cuma günü CHP İstanbul İl Başkanlığında karşılaşmıştım. Kendisini daha önceden tanımıyordum. Bir gece önce tahliye olan “Alaattin Köseler’in iktidarla pazarlık yaparak, Beykoz Belediyesinin AKP’ye geçmesini sağlama pazarlığıyla” tahliye edildiğini iddia ediyordu. Hatta bu dedikodu nedeniyle Köseler’in o akşam Beykoz’da yapacağı mitinge katılmayacağını söylüyordu.
“Belediyeyi AKP’ye nasıl geçirecek?” dediğimde Özlem Vural, “Alaattin Köseler Belediye Meclisinde önce kendisine bağlı 5-6 üyeyi CHP’den istifa ettirip AKP’ye geçirecek” dedi. “Peki siz halen başkanvekili iseniz, seçim nasıl yenilenecek de başkanlık AKP’ye geçecek” dedim.
Şöyle dedi: “Alaattin Köseler belediye başkanlığından istifa edince benim başkan vekilliğim de düşüyor ve bu durumda Meclis boşalan başkanlık için seçim yapıyor, bu yolu kullanacaklar. CHP’den geçecek 5-6 kişiyle çoğunluk AKP’de olacağı için bir AKP’liyi başkan seçecekler” dedi.
4 gün sonra sürpriz şekilde kendisi CHP’den istifa edip “yeni ailem” diyerek bugün AKP’ye katıldı. Gözümüzün önünde arsızlıklar falan yaşanıyor. Şaşırıyorum. Koskoca AKP böyle bir karakteri partiye alarak ne kazandı. Siyaseti bu hale düşürmeye değiyor mu?
Bu manşeti hiç unutmayacağım.
Yazdıkları iğrençliklerin altına imza atmaktan bile aciz bu haysiyetsizlik, bir ayda 21 kg kaybeden, 2 kez kanser atlatan ve kendi yaptıkları, kendi bakanlıklarına bağlı şehir hastanesi raporunun “KANSERİ NÜKSEDİYOR” diye bas bas bağırdığı bir insan hakkında bu manşeti atabiliyor…
Hiçbir ilkesi, en küçük bir ahlaki ya da etik kuralı olmayan, insanlık dışı bir güruhla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini kimsenin unutma lüksü yok.
Zira asla unutturmuyorlar.
Altan Öymen’in ruhu şad olsun...
Bir devrin adabını, vicdanlı bir insanı kaybettik…
Altan Öymen; ne güce meyletti ne koltuğa yapıştı ne de ben olmazsam “parti batar” gibi zavallıca hareket etti...
Sesi azdı belki ama sesi çıktığında yerine ulaşırdı.
Ömrü boyunca hiçbir kriz anında “ne desek acaba?” diye beklemedi.
Kıvırmadı.
Geri çekilmedi.
Ortadan konuşmadı.
92 yaşında, son nefesine kadar irade sahibiydi.
Son günlerinde bile İmamoğlu’na yapılanların karşısında dimdik durabildi…
“Banane, hukukla İmamoğlu arasında” demedi…
Hastayım demedi…
Yaşım var demedi…
Kimi gölgeler vardır, arkanızda bile durmaz... Sinsidir…
Kimi gölgeler vardır, yokluğu bile serinlik verir.
Altan Öymen ikincisiydi…
Yıllarını beklemekle ve hep aynı yanlışı yapmakla geçirenlerin aksine siyaseti bırakmasını, çekilmeyi bildi…
Altan Öymen bu yönüyle de hep iyi anılacak…
Bir kez daha ruhu şad olsun. Ailesine, sevenlerine sabır dilerim.
Bunun adı artık işkencedir!
Sabahın erken saatlerinde elleri kelepçeli şekilde apar topar İzmir’den İstanbul Adli Tıp Kurumu’na getirilen Çalık, bu sefer de Metris Cezaevi’ne gönderildi.
Hastalık pençesinde, dört duvar arasında yaşam mücadelesi veren Mehmet Murat Çalık’a yapılan bu zulüm artık son bulsun.
#MehmetMuratÇalıkSerbestBırakılsın
#MuratÇalıkınSağlığıTutsak
Son yapılan şaibeli LGS sınavıyla ilgili⬇️
Bir Yusuf Tekin’e anlatır gibi tane tane anlatıyoruz ve soruyoruz:
KPSS sınav soruları hangi partinin iktidarı döneminde çalındı? Hangi parti bu durumu önce inkar edip durdu, sonra her şey ortaya çıktı?
AK Parti!
Şimdi pis kokular nereden geliyormuş?