Bugün ailenin büyük çocuğu 18 yaşını geçtiği için vasi olmak üzere annesinin dava açması ve yeniden çözger alınarak sürece baştan başlaması gerektigini ve bakım aylığının kesildiğini öğrendik. Mahalle bakkalına 11.500 lira borçları varmış ve evde yiyecekleri yokmuş.
yıllar önce mahallemizde herkesin imrenerek baktığı, 45 yıllık evli tonton bir komşu teyzemiz vardı. kocası vefat ettiğinde hepimiz kadının acıdan yıkılacağını sanmıştık. +++
Okula bir veli geldi. İki çocuğu var ikisi de engelli. Birine çözger hafif düzey çıkmış ama itiraz etmeyi de bilmediği için öyle kalmış. Çocuk ağır düzey. Velinin ayağında terlik yırtık çoraplar. Kocası ortada yok. İki çocuk engelli olunca çekip gitmiş.
Mesela ben bu kadın olsam suçsuz olsam bile uzun bir süre kendime gelemezdim biri intihar ettiği için. Ama kadın geziyor tozuyor pp değişiyor ilk günden beri. Bazı insanların vicdan kısmını yağ bağlamış belli ki. Ahın çıkış gününü göster bize Allah'ım
Okullarda 7 ayda 8 saldırı meydana geldi.
En son Bitlis’te bir kız çocuğu okuluna tüfekle ateş etti.
Çocuk bir yıldır “Okula saldıracağım” diyor, ablasıyla internette cinayet içerikli oyunlar oynuyormuş.
Ablası ise bir yeni suç örgütü üyesiyle bağlantılıymış.
O kurşun sadece Dilek’e atılmadı tüm ailesine atıldı. Bu olaydan sonra Mazlum abisi yurt dışına kaçtı. Sürgündeyken bu yaşananlardan dolayı girdiği bunalımı atlatamadı intihar etti. Bu olay sırasında polise mukavemet gösterdiği ve gizli tanık ifadesi bahaneleri ile Emrah abisini+
Adhd hakkında çekilen en gerçekçi video olduğunu düşünüyorum. Adama kızmışsınız ama o sinirin nasıl bir ateş olduğunu sadece yaşayan bilir. Adhd benim lanetim, sizin komik instagram videolarınızdaki gibi değil demesini kalpten hissettim. Hatta o eşyaları çarpma sesi beni izlerken bile tetikledi. Bu sinir hastası bir insanın videosu değil, kendini ve ne kadar zorlandığını, kendine zarar verme pahasına çırpınarak anlatmaya çalışan, nöroçeşitli olduğu için ruh hastası gibi hissettirilmiş, kırgın, çaresiz bir insanın üzücü videosu.
Valilik bodrum katta oturanlara “Üst katlara çıkın” diyor. Tamam da milletin yukarıda boş bekleyen ikinci bir evi mi var? Yoksulluk merdiven çıkarak çözülseydi kimse bodrum katta yaşamazdı.
Öyle acı bir görüntü ki. Belgrad Ormanı ile İstanbul arasındaki en yaşamsal destek hattını kestiler. 15 yılda şehrin en büyük su ve temiz hava koridoru olan Cendere mevkilerimizi beton yığınlarıyla tıkadılar.
Tam karşısında ise yine aynı mevkilerimizi yıkıp yutan taş ocaklarından sadece birini görüyorsunuz. Selleri, toprak kaymalarını tutan ormanı kazıyıp yok ettiler ve hala da ediyorlar.
Onlarca dava açtık, eylemler yaptık ama ne taş ocaklarını büyütüp ormanı kemirmeye ne de yeni inşaatlarla havzayı tıkamaya son verdiler.
Bu bir doğa felaketinin değil, doğa yıkımının acı sonucudur. Umarız daha fazla can kaybı yaşanmasın.🦊
Su yollarını kurudu sanmayın. Dere yataklarına inşaat yapmayın. Artık akıllanın. Finansal değil rasyonel https://t.co/464tolzwOeğayla başa çıkamazsınız. Bunlar iyi günlerimiz. Dünya tufanlar dönemine giriyor.
Bugün İstanbul’da 14 yaşında bir çocuk yağmur suyunda elektrik akımına kapılarak öldü.
Yarın okullar tatil ama MESEM’li çocuklar işe gidecek.
Her şey sınıfsal. Yaşamak da, ölmek de, güvende olmak da.
Davranış sorunlarının yoğun olduğu sınıflarda insan kendini öğretmen gibi değil, bekçi gibi hissediyor. Dersi anlatmaktan çok sınıfın düzenini sağlamaya, öğrencileri belirli bir saate kadar aynı odada tutmaya çalışıyorsun. Bazen öğretmenlik, öğretmekten çok 40 dakika boyunca düzeni koruma mücadelesine dönüşüyor.
Ve bu durum hem öğretmeni hem de öğrenmek isteyen öğrencileri çok yoruyor...
Çocuklar sınava girse de geçiyor girmese de geçiyor, okula gelse de geçiyor gelmese de geçiyor, arkadaşını dövse de bir şey olmuyor öğretmene sövse de bir şey olmuyor. Yemin ederim ders anlatmak öğretmeni asla yormuyor, disiplin sorunlarıyla uğraşmak yoruyor.
Kardeşim öğretmenin, idarenin yetkisi yok. Yaptırım gücü olmadıktan sonra sadece veliyle iletişim kurabilirsiniz kuruyorsun.
Velileri bu kadar şımartırsan olacağı budur.
Velilerin çoğu da çocuklarındaki bu tür durumları kabul etmiyor.
Arkadaşı iyi niyetli gördüm. Altta da ne demek istediğini yazmış. Ama öğretmen olmadığı için de kaçırdığı yerler var. O yüzden izah edeyim.
Misal ben bugün bir lisede kat nöbetçisiydim. Okulun en rahat katı bana göre. 4 tane sınıf var, tekim. Ortalama 35 öğrenci desek sadece o katın öğrenci sayısı 140. Teneffüs boyunca sırayla sınıfları gezdim, her sınıfa en az iki kez girdim. Bunun yanında okulun 3. Katı. Geçiş noktası. Üst kattaki öğrenciler buradan geçip kantine gidiyor, merdiveni de sürekli kontrol etmem lazım. Bir de tuvalet var. Oraya da bakmam lazım.
Misal ben A şubesindeyken diğer şubelerde her şey olabilir, misal ben merdivendeyken sınıfları göremem, tuvalete bakarken merdiven ve sınıflar boş kalıyor.
Arkadaş demiş ki “bahçe nöbetçisi 30 dk önce gelse, kapıda dursa, kötü bişey yapacak öğrenci vazgeçer.” Ya hayal aleminde yaşıyor ya da aşırı iyi niyetli. Bu tarz saldırı planlayan, kavga gürültü peşinde olan öğrenci nöbetçi öğretmen var yav en iyisi yapmayayım diyip vazgeçmez. Sadece onun görmediği yerde yapmak için yer değiştirir. Yav hadi öğretmen değilsiniz, lisede falan da mı okumadınız? Hiç mi kavga gürültü olmadı okulunuzda.
Bakın ben fazlaca öğretmen linci yemiş bir öğretmenim. Kendimi de meslektaşlarımı da yer yer sert eleştirdim. Biz mükemmel değiliz. Ama şu okullarda yaşanan şiddet olaylarında an az sorumlu biz olabiliriz.
Daha geçen gün derste kız öğrencinin birine konuşma dedim diye çantasını, ceketini alıp bir hışımla sınıfı terketmeye kalktı. Tutamasam, onu durdurmayı başaramasam ve Allah korusun merdivende düşse başına bi iş gelse burada linç edecektiniz. İdamımı bile isteyebilirdiniz. Kızı sınıfta zor tuttum. Teneffüste de uzun uzun konuştum, sorun ben değilmişim, başka şeyler varmış, o an patlamış, benden de özür diledi. Bunun gibi daha onca şey.
Öğretmenin okullarda boğuştuğu onca denklem var. Bilemediğimiz, bilmemizin imkanının olmadığı tonla değişken.
Siz toplumun bu şiddet sarmalına nasıl girdiğini gayet iyi biliyorsunuz. Basamağın en altında olan, tıpkı sizler gibi bu sarmalın mağduru olan öğretmeni suçlayarak vicdanınızı rahatlatacaksanız ve kendi sorumluluklarınızdan kurtulduğunuzu sanacaksanız evet buyrun nöbetçi öğretmen linçleyin. Tutamayız hacı. Devam edin. Ama asıl sorunları konuşmaktan da beri durmayın.
Sosyal medya, tv kanalları, aile yapıları, baba ve anne tutumları, siyasi iklim, politikalar… Bak bunları konuşalım. Öğretmenin yapmadıklarını da ilave edelim. Sonuca ulaşırız bence. Ama herkes elini taşın altına koyacak. Bu sadece öğretmenle olacak bişey değil. Komple boka batmışız farkındaysanız. Boğuluyoruz boktan. Her yer bok. Birazcık teşhisi doğru yerlere yapmayı deneyin.
Yaklaşık 30 yılın ardından…
Sınıfta öğretmenlik yapmanın, türümüzün bugüne kadar icat ettiği en zorlu, en incelikli, en nüanslı ve en ürkütücü uğraş olduğu sonucuna vardım…
Tıp, bir öğretmenin sınıftaki sıradan bir gününün karmaşıklığına ancak bir doğal afet sırasında acil serviste yaklaşır.
— Lee Shulman
İstanbul Başakşehir’de Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda bir öğrencinin 3 öğrenciyi bıçakla yaralaması, okullarımızda şiddeti önleyici politikaların ne kadar acil olduğunu bir kez daha gösterdi.
Olay olduktan sonra müdahale etmek yetmez, riskleri önceden tespit edip önlem almak zorundayız.
Her okula öğrenci sayısına göre yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı atanmalı,
Tüm okullarda düzenli risk analizi ve güvenlik değerlendirmesi yapılmalı,
Akran zorbalığı, şiddet eğilimi, tehdit ve davranış değişikliklerini erken tespit edecek erken uyarı ve yönlendirme sistemi kurulmalı,
Riskli durumlarda öğrencinin ailesi, okul yönetimi, rehberlik servisi ve ilgili uzmanların birlikte çalışacağı hızlı müdahale mekanizması oluşturulmalı,
Öğretmen ve okul yöneticilerine şiddeti önleme, kriz yönetimi ve erken belirtileri fark etme konusunda düzenli eğitim verilmelidir.
Çocuklarımızı korumak için yeni bir olay yaşanmasını bekleyemeyiz.
Her okul güvenli, her çocuk korunmuş olmalı. Bunun yolu ise önleyici, bilimsel ve yeterli personelle çalışan bir okul sistemi kurmaktan geçiyor.
@ucimorgtr@yucelceylancom
Okullarda Disiplin Alarm Veriyor: Bir Öğrenciyi Kazanırken Sınıfı Kaybetmeyelim
Yıllardır aynı cümleyi kuruyoruz. Okullarda disiplin zayıflıyor, cezasızlık algısı yerleşiyor, olaylar artıyor. Siverek, Kahramanmaraş, Manisa ve son olarak Başakşehir..Bu yalnızca okul ve sınıf meselesi değil. Sınırın öğretilmediği her yerde zarar, koridordan sokağa, sokaktan topluma taşınıyor.
Bir öğrenciyi kazanacağız diye kırk öğrencinin hakkını, öğretmenin emeğini ve okulun düzenini feda etmek istemiyoruz. Bugün görmezden gelinen her sorun, yarının daha ağır faturası oluyor.
Disiplin öğretilmeden mezun edilen genç, yarın toplumun omzuna binen bir risk haline gelebiliyor. Eğitim yalnızca bilgi vermek değildir; sınır koymaktır, sorumluluk öğretmektir.
Bunun için sertlik değil, netlik gerekiyor.
On iki yıllık kesintisiz eğitim yeniden ele alınmalı. Okumak isteyen yoluna devam etmeli; istemeyen, erken yaşta meslek hayatına yönlendirilmeli. Meslek ortaokulları hızla yaygınlaştırılmalı ki her çocuk, kendi yeteneğine uygun bir kapı bulsun.
Öğretmen, veli ile öğrencinin şamar oğlanı olmaktan çıkarılmalı. Sınıfta düzeni sağlayan kişinin sözü esas alınmalı; öğretmenin beyanı, keyfi şikayetlerin gölgesinde ezilmemeli.
Disiplin yönetmeliği günün gerçeklerine göre yeniden yazılmalı, yaptırımlar caydırıcı ve uygulanabilir olmalı.
Sınıfta kalma yeniden işletilmeli. Geçmek hak değil, emeğin sonucudur.
Suç işleyen öğrenciye karşı da net bir çizgi şart. Okul, kimseyi dışlamadan ama kimsenin de hukuksuzluğa alan açmadan sınırını çizebilmeli.
Disiplin, korkutmak için değil; çocuğu hayata hazırlamak için vardır. O eski otoriteyi öğretmene geri vermek, bir intikam değil, sınıfı ve yarını koruma çabasıdır. Sınır konmayan okul, cesareti yanlış yerde büyüten okul olur.
Bunu düzeltmenin zamanı geçiyor.