Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Apaçık Radyo’ya Apaçık Mektup:
Haysiyetli İşler Enerji Şirketi Sponsorluğunda Yapılmaz
Akbelen’i konuşmak şüphesiz kıymetli. Köylülerin, kadınların ve yaşam savunucularının tüm baskılara, tehditlere ve kolluk şiddetine karşı yıllardır verdiği kavgayı mikrofona taşımak önemli. Ancak tam da bu noktada, vicdanı olan herkesin sorması gereken o can yakıcı soru ortada duruyor: Şirket çıkarı, doğa talanı ve zorla kamulaştırma kıskacındaki bir varlık mücadelesi; nasıl olur da dev bir enerji şirketinin sponsorluk gölgesinde anlatılabilir?
Apaçık Radyo’nun Açık Yeşil programı, kendi tanıtımında kendini “hayatın, politikanın ve sokağın çevre-ekoloji gündemi” olarak konumluyor. Fakat ne acıdır ki, 13 Mayıs 2026 tarihli yayında kulaklarımıza şu anons çarpıyor: “Fiba Yenilenebilir Enerji’nin sunduğu Açık Yeşil.” Hemen ardından ise Akbelen’deki “acele kamulaştırma” kararları, köylülerin boğuştuğu 93 ayrı dava, Esra Işık’ın 42 günlük tutukluluğu ve sermaye odaklı enerji politikaları eleştiriliyor.
Buradaki sorun, yayının başında bir şirket isminin zikredilmesinden çok daha derin ve politiktir. Sorun; ekoloji mücadelesinin o ödünsüz ve öfkeli dilinin, bizzat o dili boğmaya çalışan sistemin aktörleri tarafından “kurumsal imaj” malzemesi haline getirilmesidir. Fiba Yenilenebilir Enerji, öyle “temiz enerji” masalıyla geçiştirilecek, tarafsız bir destekçi falan değil. Karşımızda 14 rüzgâr, 5 güneş santrali ve 608 MW’lık kurulu gücüyle, doğa üzerinde doğrudan tasarruf sahibi olan büyük bir enerji aktörü var.
Üstelik bu grubun karnesi de “çiçekler ve böceklerden” ibaret değil. Karaburun Parlak’ta, Fiba bağlantılı ÖRES Elektrik’in Salman RES projesine eklemek istediği GES hamlesi hâlâ hafızalarda. Bölge halkı; meralarının, keçi otlaklarının ve endemik türlerin yok olacağını haykırarak ÇED toplantısını yaptırmadı. Süreç, halkın ve ekoloji örgütlerinin itirazlarının ardından şirketin talebiyle sonlandırıldı.
Daha çarpıcı olanı ise Bergama’da yaşandı: Fiba Holding’e ait Düzova RES için Aşağıkırıklar ve Sağancı köylerinde toplam 28 taşınmaz hakkında “acele kamulaştırma” kararı çıkarıldı.
Yani ironiye bakın; Açık Yeşil’de Akbelen üzerinden yerden yere vurulan o “acele kamulaştırma” pratiği, aynı anda programın sponsoruyla bağlantılı bir RES projesi için Bergama köylüsünün karşısına çıkarılıyor.
Mesele bu kadar açıkken susmak, bu çelişkinin üzerini örtmek anlamına gelir. Radyonun manifestosunda “haysiyetli işler yapmak”, “çıkar gruplarından bağımsızlık” ve “görüntünün ardındaki gerçeği yakalamak” gibi iddialı sözler geçiyor. Eğer gerçekten o görüntünün ardına bakacaksanız, önce kendi mikrofonunuza bakın. Akbelenli kadınların toprağına, suyuna, zeytinine sahip çıkma inadını; enerji şirketlerinin sürdürülebilirlik vitrinlerini parlatmak için bir “içerik” olarak kullanmalarına nasıl müsaade edersiniz?
Ekoloji gazeteciliği, şirketlerin “yeşil” boyalarla kendilerini aklama sahası değildir. Yenilenebilir enerji de olsa; eğer meraları, yerel halkın geçim kaynaklarını ve özel çevre koruma bölgelerini çiğneyip geçiyorsa, o da bir yağma biçimidir. Bir tarafta sermaye eliyle mülksüzleştirilen köylüyü anlatıp, diğer tarafta o mülksüzleştirme pratiğinin bir başka ayağında adı geçen şirketin sponsorluğuyla yayın yapmak, bağımsızlık iddiasının iflasıdır.
Apaçık Radyo’nun rüştü, tam da bu etik kırılma anında ispatlanır. Akbelen’i sadece konuşmak yetmez; Akbelen’i konuşurken mikrofonun hangi kasadan beslendiğini, o sesin hangi finansal ilişkinin içinden yankılandığını da dert edinmek gerekir.
Çünkü haysiyetli iş; sadece doğru konuyu seçmek değil, o konuyu kimin finansal gölgesinde, hangi çıkar ilişkileri içinde konuştuğunu da dürüstçe, "Apaçık" ortaya koyabilmektir.
Manifestonuza sahip çıkın: Ekoloji mücadelesini enerji şirketlerinin vitrini haline getirmeyin. “Haysiyetli işler” yapın.
Saygılarımla,
Kazım Kızıl
7️⃣
Çevre örgütleri, doğa savunucuları, yaşam hakları için mücadele eden herkes:
“Ağaçlar, taşlar, kuşlar hep bir ağızdan soruyoruz: Hakan Tosun’a ne oldu?”
#HakanTosunaNeOldu
Saldırı sonrası kimliği tespit edilmeden hastaneye götürüldü.
27 saat boyunca ailesine haber verilmedi.
Bu kadar mı değersizdi insan hayatı?
#HakanTosunaNeOldu
Büyük Anadolu Yürüyüşü’nde binlerce adım atmıştı doğa için.
Şimdi o yollar sessiz…
Hakan Tosun’u saygıyla, öfkeyle ve umutla anıyoruz.
#HakanTosunaNeOldu
Doğanın, yaşamın, adaletin yanında yürüyen bir isimdi o…
Hakan Tosun, Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün direnişçisiydi.
Onu uğradığı alçakça saldırıda kaybettik.
Unutmayacağız.
#HakanTosunaNeOldu
Dağlar, taşlar, rüzgâr ve kuşlar… Hepsi bir dostunu yitirdi.
Yaşamın direnişçisi, doğanın ve hakikatin savunucusu Hakan Tosun artık aramızda değil.
Anısı mücadelemizde yaşayacak. 🌿
#HakanTosunaNeOldu