I had asked about this horrific crime by Israel — using drones to broadcast recordings of crying children so they could shoot Palestinians who were lured — when I first saw it reported in Gaza in 2024.
The Biden admin spokesperson saw no evil.
The Trump spokesperson hasn’t had a briefing in almost a year.
Now Israel is reportedly doing it in Lebanon. Video by @decensorednews
I still remember when the border between Gaza and Egypt was opened. On that day, thousands of people from Gaza rushed to the border simply to buy food. Those few days were the only moments when the people of Gaza were able to mingle with the outside world.
Those simple moments were the only time in my life that I saw land and people from outside Gaza with my own eyes. Then everything closed, and we found ourselves trapped in a vast prison that we could not leave.
Imagine that one of my greatest dreams is simply to meet people from outside Gaza and see them with my own eyes before I die.
MASSIE: “The Israelis napalmed the deck of the USS Liberty and then machine-gunned the lifeboats. They were intent on leaving no survivors.”
It took 59 years for the USS Liberty survivors to even be recognized by our occupied government. God bless Thomas Massie.
Gaza is taking its last breaths, and the situation we have reached is extremely dangerous.
Temperatures are rising to suffocating levels, and the tents where hundreds of thousands live have turned into ovens made of fabric and plastic. There is no electricity, no air conditioning, no fans, no cold water. People try to sleep, but heat, hunger, and fear make sleep seem like an impossible dream.
Clean water is scarce, cleaning supplies are almost nonexistent, and essential medicines are unavailable. Skin diseases are spreading in a terrifying way among children and adults, while garbage piles up and sewage mixes with displacement areas, spreading even more suffering.
Long lines form for food, yet many return empty handed. Aid is decreasing, and most relief centers have stopped or are no longer able to meet even the minimum needs.
At night, rats, insects, snakes, and scorpions crawl into the tents, while during the day people face unbearable heat and endless hunger. There is no safety, no privacy, and nowhere to go. Meanwhile, killings and destruction continue daily, while Gaza’s space shrinks day by day, forcing people into smaller and more overcrowded areas.
This is not life. This is not displacement. This is a complete collapse of everything that allows human beings to live with dignity.
What more is the world waiting for? How many children must go hungry? How many patients must die before the world acts? Do not stay silent. Speak about Gaza. Share what is happening.
Somali referee Omar Artan, who was set to be the first from his country to officiate at the World Cup finals, has been denied entry to the United States.
Arab Barghouthi joined @MassiveAttackUK on stage at Berlin's Citadel Music Festival, calling for the release of his father, Palestinian leader Marwan Barghouti ✌️
“We need to remember that my father, Marwan Barghouti, represents something that Israel cannot imprison. Hope.
Hope for a better future.
Hope for Palestinian children to live in peace.
Hope for freedom.
And always remember that hope is the biggest threat to the oppressors.” – Arab Barghouthi
Join the campaign, @FreeMarwanNow
An audience member at a Q&A recently asked me why I'm so apocalyptic. The genocide in Gaza, beyond being a tragedy, marks an irreversible shift in the global world order. Before the genocide, the imperialist ambitions of the Western oligarchic class were partially constrained by the utopian ideal of the rules-based order. Now that ideal is gone, and unrestrained barbarity will characterize the methodology of the war-making ruling class. In other words — our future is an apocalyptic one.
"What's happening in Gaza is a Holocaust and what's being designed by the Israel government is the final solution to the Palestinian problem. As a Holocaust survivor my reaction is not in my name."
Holocaust Survivor Stephen Kapos
CC: LBC @Lewis_Goodall@hasanthehun
All 3 of Netanyahu’s main opponents in the next election condemned him for surrendering to the US & agreeing to a “ceasefire” in Lebanon. They say he sold out & became a “vassal state” of the US. So if you’re thinking getting rid of Netanyahu makes Israel better - think again
The magnitude of what just happened may take some time to sink in.
This is the first time Iran has struck Israel after Israel struck another country's territory (that is, not Iran).
This means that the battle lines have been moved.
Iran's deterrence had already been restored in the sense that Israel knew that any strike on it would be responded to.
But now, Iran has proven that it will also respond to Israeli strikes on Lebanon.
This is the first time in decades that a regional power has the means, capacity, and willingness to put hard power against Israeli military maneuvers or aggression against a third party.
Read full analysis here: https://t.co/CPawJ4TYdr
Early warnings have been issued across northern Israel after the Israeli military said it detected missiles launched from Iran, Israeli media reports
Live updates here ⤵️
https://t.co/3dXRz1RYhT
The Israeli army shot dead a 7-month-old Palestinian baby in the West Bank.
It was in broad daylight.
The father says:
"I stopped as I was instructed to, and then they simply shot at the car."
Israel routinely kills babies - and the West is silent.
The genocide seems unstoppable,
Necrocapitalism seems invincible- but they are not!
All we need is UNITY. COORDINATION. PERSEVERANCE.
Keep Protesting. Striking. Boycotting. Litigating.
Not just once.
All the times needed till the Apartheid ends and the system which fed it too.
Germany has failed to win a non-permanent seat on the UN Security Council.
Foreign Minister Johann Wadephul (CDU) secured 104 votes in the General Assembly, falling 23 short of the required two-thirds majority. It is the first time Germany has missed out on a rotating seat.
YILAN HİKAYESİNE DÖNEN "ANAYASA'YA AYKIRI AMA EVET DİYECEĞİZ" OPERASYONUNUN "ÖTEKİ YÜZÜ"
10 yıldır bu konuda söylenenlerin çoğu kişinin kafasını karıştırdığını görüyorum. Bu yüzden olayın teknik kısmını özetlemek ihtiyacı duydum:
2106 yılında dokunulmazlıkların kaldırılması sırasında CHP'nin 25 kadar milletvekili evet oyu vermeseydi o anayasa değişikliği yapılamaz mıydı?
Yapılırdı ama biraz uzun yoldan... Çünkü:
2016'da TBMM'de toplam 550 milletvekili vardı. Partilere göre dağılım şöyleydi:
AKP: 317 milletvekili.
MHP: 40 milletvekili
CHP: 133 milletvekili.
HDP: 59 milletvekili
Bağımsız: 1 milletvekili (Aylin Nazlıaka, Mart 2016'da CHP'den ihraç edilmişti.)
330 altı oyla anayasa değişikliği reddedilirdi.
330-366 oy arası kabul oyuyla anayasa değişikliği referanduma giderdi.
367 ve daha fazlasıyla referandumsuz değişiklik kabul edilirdi.
AKP+MHP tam destek verse bile 317 + 40 = 357 oy ederdi. Böylece destek 367'nin altında kalır ve referanduma giderdi. Nitekim ilk turda bazı firelerle 350-357 bandında kalmıştı.
Bu yüzden başka partilerden oya ihtiyaç vardı. HDP doğal olarak firesiz hayır oyu vereceği için gözler CHP'ye çevrilmişti. Oylama gizli yapıldığı için kimlerin evet oyu verdiği hiçbir zaman bilinmemekle birlikte, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ısrarı ile en az 20 en fazla 25 kadar CHP milletvekilinin AKP+MHP ittifakına destek verdiği anlaşıldı. Özgür Özel daha sonradan kendisinin ve çevresinin bu karara karşı çıktığını ve "hayır" oyu verdiğini açıkladı. Oylama gizli olduğu için aksini ispat edemeyeceğimiz için inanmak durumundayız. Kılıçdaroğlu da tersini hiçbir zaman iddia etmedi.
Nitekim 20 Mayıs 2016'daki son turda anayasa değişikliği 376 evet oyuyla kabul edildi. 140 ret, az sayıda çekimser/boş/geçersiz oy vardı. Bu sayede değişiklik referandum yapılmadan geçti.
CHP'den 25 "evet" oyu olmasaydı ve AKP+MHP tam oy verseydi ~356 evet oyu ile referanduma giderdi. Evet'lerin 330'un altına düşmesi ise büyük bir sürpriz olurdu, bu yüzden bu seçeneği dikkate almıyorum.
Bu arada oylama Anayasa’nın 83. maddesiyle ilgiliydi ama doğrudan 83. madde metni (“Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.”) değiştirilmedi. 2016’da kabul edilen 6718 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu ile Anayasa’ya Geçici Madde 20 eklendi. Belirli bir tarihe kadar Meclis’e intikal etmiş tüm fezlekeler için, İçtüzük’teki normal usul uygulanmaksızın ve herhangi bir ayrım yapılmaksızın dokunulmazlıkların toplu olarak kaldırılmasını sağlayan bu geçici madde, 83. maddenin dokunulmazlık hükmüne bir defaya mahsus istisna getirdi. 83. Madde hâlâ aynı şekilde duruyor.
Peki bu anayasa maddesi değişmeseydi, iktidar partileri mevcut anayasa ile dokunulmazlıkları kaldıramazlar mıydı?
Kaldırabilirlerdi çünkü AKP+MHP iktidarı mevcut Anayasa'nın 83. maddesi ile dokunulmazlıkları bireysel olarak kaldırabilirlerdi. Şöyle ki Anayasa Madde 83/2'ye göre Milletvekili, seçimden önce veya sonra işlediği iddia edilen suçlar için Meclis kararı olmadan tutulamaz, sorgulanamaz, tutuklanamaz ve yargılanamazdı.
Fezleke (Adalet Bakanlığı üzerinden) TBMM'ye gelir, Karma Komisyon (Anayasa + Adalet) inceler, Genel Kurul'da salt çoğunluk (katılanların yarısından 1 fazla, yani yaklaşık 139+ oy) ile karar verilirdi. (Not: TBMM'de "toplantıya katılanların" yarısından fazla olan çoğunluktur. TBMM yapacağı seçimler dahil tüm işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri yani 184 milletvekili ile toplanır. Ancak karar yeter sayısı hiçbir zaman 139 'dan az olamaz.)
İstisnalar ise şunlardı: Ağır cezalı suçüstü hali veya Anayasa Madde 14 kapsamındaki suçlar (devletin güvenliğine karşı faaliyetler) için dokunulmazlık otomatik kalkar, yani Meclis kararı gerekmezdi.
AKP + MHP'nin o dönemki sayısıyla istediği herhangi bir milletvekilinin dokunulmazlığını tek tek veya gruplar halinde kolayca kaldırabilirdi.
Nihayet, milletvekilliği sıfatı bittiğinde (dönem sonu, istifa, düşme vb.) bu koruma otomatik olarak ortadan kalkardı. Dönem bitişiyle yeni seçim sonuçları ilan edilene kadar (ara dönem) kişi anayasal dokunulmazlıktan yoksun hale gelir. Bu süre içinde savcılık fezlekeyi işleme koyup soruşturma / kovuşturma başlatabilirdi. Bu açıdan Selahattin Demirtaş’ın yargılamadan kurtulması imkansıza yakındı.
Neden anayasa değişikliğine gittiler?
1. Hıza ihtiyaçları vardı: O sırada 400 kadarı HDP'li, kalanın çoğu CHP'li ve az AKP'li vekil için bekleyen 600 kadar fezleke vardı. Normal usulde her dosya ayrı incelenir, komisyonda görüşülür, savunma hakkı olur ve oylanırdı. Bu da zaman alır, fire verebilirlerdi. Bunları tek tek oylamak yerine tek seferde, ayrım yapmadan, usulü bypass ederek kaldırmak iktidarın işine geliyordu.
Bu arada bireysel incelemede Karma Komisyon Başkanı ve çoğunluk, belirli bir dosyayı öne çekip öncelik verebilirdi. Sıra katı bir “geliş sırası” kuralına bağlı değildi; komisyonun gündemini belirleme konusunda önemli takdir yetkisi vardı. Örneğin Demirtaş’ın (ve diğer HDP’lilerin) birden fazla fezlekesi 2015'te zaten Meclis’teydi veya geliyordu. İktidar istese Karma Komisyon’da sadece Demirtaş’ın dosyaları için Hazırlık Komisyonu kurup,
hızlı rapor hazırlatıp, genel kurula sevkedip, salt çoğunlukla (yaklaşık 139+ oy) dokunulmazlığını bireysel olarak kaldırabilirdi.
Ama bu da kamuoyunda istenen etkinin tam tersini yaratırdı. Otoriter iktidar, taraflı davrandı dedirtirdi. Dolayısıyla anayasa değişikliğine iktidarın ihtiyacı vardı.
2. 7 Haziran seçimleri öncesi iktidar partileri HDP'yi hedef alıp "teröre destek" algısını güçlendirmek istiyorlardı. Anayasa değişikliğiyle geçici madde ekleyerek normal usulü askıya aldılar. CHP'yi sürece dahil ederek "muhalefet de onayladı" görüntüsü yaratmak istediler. Nitekim Kılıçdaroğlu açıkça "Anayasa'ya aykırı ama evet diyeceğiz, yoksa teröre destekçi derler" demişti.
CHP üyeler Kılıçdaroğlu'nun yönlendirmesiyle terörle ilişkilendirilmemek ve HDP'ye karşı "teröre destek" algısı yaratmamak için kısmi destek kararı aldı deniyor ancak bunun yan gerekçeleri de vardı. Öncelikle Kılıçdaroğlu seçimlerde "kürsü dokunulmazlığı" dışındaki dokunulmazlıkların kaldırılmasını vaadetmişti. Meclis'te bekleyen karma komisyon dosyalarından 28 tanesi doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu'na aitti. Bu açıdan AKP’nin bu meydan okumasına itiraz etmesi zordu. Nitekim 4 Haziran 2017 tarihinde 25 yıl hapis cezasına çarptırılan CHP'li Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlığı da kalktı ve Berberoğlu hapse girdi, 15 ay hapis yattı. Kılıçdaroğlu'nun dosyaları ise 2016'da değil 2023'te milletvekilliği bittikten sonra davaya dönüştü. Bu da bir anlamda Kılıçdaroğlu'na teşekkür hediyesiydi.
Elbette siyasi etkisi en büyük tutuklama Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve kademeli olarak 13 HDP'li milletvekilinin tutuklanması oldu.
Bu kişilerin dokunulmazlıkları 20 Mayıs 2016’daki Geçici Madde 20 ile toplu olarak kaldırıldığı halde 4 Kasım 2016’dan itibaren tutuklandılar ve yargılanmaya başladılar. Yani aradan beş ay geçmişti. Bu da iktidarın başka hesapları olduğunu gösteriyordu.
Selahattin Demirtaş 24 Haziran 2018 seçimlerinde tekrar aday oldu ve HDP’den İstanbul milletvekili seçildi. (Aynı seçimde cumhurbaşkanı adayı da oldu ve %8,4 oy aldı.) Bu sayede yeni bir dokunulmazlık kazandı, ancak yeni dokunulmazlık, eski suçlamalar için geriye dönük koruma sağlamadığı için tutukluluğu ve davaları devam etti.
Sonuç olarak İdris Baluken’in “suçu” Kılıçdaroğlu ve yakın çevresinden oluşan 25 kişiyle sınırlamadan tüm CHP’ye yayması geçtiğimiz yıllarda CHP’nin içinde bir özeleştiri eğilimini tetikleyeceği için olumluydu ancak son durumda AKP+MHP’nin oluşturmaya çalıştığı tabloya bir fırça darbesi de biz atalım anlamına geliyor.
Ama daha önemlisi, DEM Parti’nin dokunulmazlıkları kaldırma operasyonunu başlatan AKP+MHP’ye tek laf etmezken, onunla işbirliği, ittifak yapmaya hiç itiraz etmezken, iktidarın referandumdan kaçmak için ayarttığı bir avuç CHP’liden dolayı Demirtaş ve arkadaşlarının 10 yıllık hapisliğinden CHP'yi sorumlu tutması tam bir siyasi bir seçicilik.
DEM Parti’nin ve Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere diğer DEM Partililerin hapiste olmasının esas faili AKP+MHP ittifakıdır.
AKP+MHP iktidarı anayasa değişikliğine rağmen Demirtaş ve arkadaşlarının fezlekelerini genel kurula getirmeyebilirdi. Ama getirdi. Bazıları sanki anayasa değişikliği olduğu için mecburdu gibi algılıyor ama böyle bir mecburiyet yoktu. Sonuçta bugünkü tablo AKP+MHP iktidarının tercihiyle oluştu. CHP'li tüm üyeler değil, 25 üye sadece iktidarın istediği zaman kullanması için uygun aracın temininde eksik parçayı tamamlamış oldu.
Demirtaş ve arkadaşlarını yargılayan mahkemelerin iktidarın istemediği kararları vermeyeceğinin de herkes farkında olmalı. Son olarak Anayasa Mahkemesi'nin ve AİHM'nin bu kişiler hakkında verdikleri ihlal kararlarını uygulamayanlar da belli. DEM Parti'nin de Demirtaş ve Yüksekdağ (ve diğerleri için değil) Abdullah Öcalan için kendini parçaladığı da ortada. CHP'yi günah keçisi ilan etmenize hiç itirazım yok ama çuvaldızı başkalarına batırırken kendine de bir iğnecik olsun batırır, değil mi?
Dipnot: Eğer bu tür oylamalarda takınılan siyasi tutumlar üzerinden geriye dönük hesaplar çıkarılacaksa (ki bu konudaki en çok istismar edilmiş olay YAE oylarıdır), HDP-DEM Parti'nin 2010 ve 2017 Anayasa oylamasında "boykot" yapmasının etkilerini de masaya yatırmak gerekebilir ki ben de "boykot" yapanlardan biriydim, yani buna kendimi de dahil ederek söylüyorum.
Marjane Satrapi, an artist and author who wrote "Persepolis" that chronicled her childhood in Tehran under the Islamic Revolution, dies at 56. https://t.co/5D9XROFI4Z
Pro-Palestine prisoner Umer Khalid, a 22-year-old with muscular dystrophy, has been dragging himself across his prison cell floor because he has been denied a wheelchair.
He hasn't had access to a shower for over 20 weeks.
He has been waiting for a neurology appointment for over 12 weeks while experiencing chest pain and breathlessness.
This is happening in a British prison right now.
I've written to David Lammy to demand answers: