Sonda söyleyeceğimi baştan söylerek başlayayım. İsim, logo ve amaç değişikliğiyle birlikte yeniden içerik üretmeye başlıyorum.
Birkaç ay X'te kendi okuduklarımı denemelere çevirerek devam edip, şartlar el verirse YouTube işine de girmeyi düşünüyorum. Başarı kıstasım süreklilik. Ekonomik bir getiri veya yüksek takipçi amacıyla çıkmıyorum bu yola.
Burası bir not defteri ve ben notlarımı, öğrendiklerimi anlattığım içerikleri üretmeye çalışacağım. Konu sınırlamam yok ama önceki tweet'lerden de belli olduğu üzere ekonomi hakkında yazmak daha öncelikli olacak. Bu demek değil ki bir gün Japonya diğer gün Afganistan öteki gün Arjantin'i siyasal veya sosyal olarak incelemeyeceğim veya futbol konuşmayacağım.
Burası yeniden başlamayı düşündüğüm bir yolculuğun ilk adımı. İyi dilekler ve destek beklerim. Teşekkürler.
Gelecek Yüzyılın Sorunu: Nüfus ve Göç
Dünyada bazı ülkelerde hızlıca azalan ve gerek büyümede, gerek beka sorunu olarak görülerek, gerekse de sistemin devamı için bir şart olan nüfus; başta Sahra altı Afrika'da tam tersi sebeplerle de çözülmesi gereken bir sorun. Bazı ülkelerde kadın başına beşe yakın çocuk ortalaması varken bazı ülkelerde bu rakam birin altında. Defalarca kez işleyeceğimiz bu konunun ilk yazısına başlıyoruz!
Nüfus Patlaması: Gerçekler ve Rakamlar
İnanılması zor ama gerçek: 1959'da dünya nüfusu sadece 3 milyarı, 1999'da 6 milyarı aşmıştı. Bugün 8.3 milyara ulaştık ve 2037'de 9 milyara, 2060'ta ise 10 milyara çıkacağız. Ancak burada önemli bir detay var: Nüfus artıyor ama artış hızı yavaşlıyor.
1960'lar: Yıllık artış hızı %2
2020: Yıllık artış hızı %0,97
2026: Yıllık artış hızı %0,84
Sonuç? Yıllık sadece 69 milyon yeni insanın doğduğu anlamına geliyor. Korktuğumuz "popülasyon bombasından" ziyade, artık yaşlanma ve eksik doğum oranı sorunu yaşıyoruz.
Sosyal ve Ekonomik Etkiler: Neler Değişecek?
1. İş Gücü Sorunu
Genç nüfus azalırken yaşlı nüfus artıyor. Her 100 çalışan yaştaki insana karşılık: 36,9 çocuk - 16,2 yaşlı.
Sorun: Daha az genç insan, daha fazla emekli. Türkiye gibi ülkelerde sosyal güvenlik sistemi altında eziliyor.
2. Ekonomik Büyüme Yavaşlayacak
Nüfus artış hızı düştüğü için şu riskler var:
- İç tüketim azalacak.
- Emeklilik ve sağlık giderleri patladığında vergi artacak.
- Gençler daha az çocuk yapacak. (vicious cycle)
3. Göç Basıncı Artacak
Gençlerin ve iş fırsatlarının çok olduğu ülkeler (Afrika), gelişmiş ülkelere göç edecek. Avrupa 2025'te rekor sayıda mülteci kabul etti ve bu trend devam edecek.
Gençlik Nüfusu ve İstihdam Krizi
Küresel gençlik nüfusu tüm zamanların en yüksek seviyesinde, ancak coğrafya önemli:
1. Nijer'de doğurganlık oranı 6,7 çocuk/kadın.
- Genç nüfus %50'den fazla
- İşsizlik oranları çok yüksek
- Eğitim ve istihdam altyapısı yetersiz
2. Güney Kore'de doğurganlık oranı 0,8 çocuk/kadın.
- Gençler yok
- Yaşlı nüfus baskın
- İşçi açığı var
İstihdam Paradoksu
Nijerya gibi ülkelerde milyonlarca işsiz genç var. Aynı zamanda Almanya, İtalya ve Japonya'da ciddi işçi kıtlığı yaşanıyor. Burada sorun farklılaşmakla kalmıyor. Gençlerin becerileri ve iş yerleri uyuşmuyor. STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) işleri talep gördüğü halde, milyonlarca genç beceri eksikliğinden işsiz kalıyor.
Demografik Değişim ve Politika Çözümleri - Ülkeler Ne Yapıyor?
1. Güney Kore'nin Başarısız Çabası
Güney Kore 1990'lardan beri $200 milyardan fazla harcadı:
- Ebeveyn izni
- Çocuk bakım desteği
- Nakit teşvikler
Sonuç? Hiçbir fayda olmadı. Doğurganlık oranı rekor düşük seviyeye (0,8) indi. Gelişmiş ülkelere bir kez başladığında, doğurganlık oranını artırmak neredeyse imkansız.
2. Göç: Yeni Umut mu?
Macar hükümeti GDP'nin %5'ini aile politikasına ayırdı ve başarısız oldu. Ancak Avrupa'nın çözümü biraz daha farklı: Kontrolü sağlıklı bir şekilde göç izlemek.
- Almanya, İtalya, Japonya göç reformlarına açılıyor.
- 2025'te Avrupa rekor sayıda göçmen kabul etti.
- Bu trend 2020'lerin tanımlayıcı demografik politikasına dönüştü.
3. Türkiye'nin Durumu
Türkiye değişim noktasında:
- Genç nüfus hala önemli. (ama azalıyor)
- Doğurganlık oranı hızla düşüyor.
- İstihdam sorunları ciddi.
- Göç hem sorunu hem çözümü olabilir.
Türkiye'yi özel olarak ele alacağız elbette. Sosyolojik çıkarımlarımları, siyasal çizgilerin nüfusa etkileri ve olası çözüm önerileri...
Çin Bir Başarı Hikayesi Mi?
Tarih boyunca nüfusuyla, aynı coğrafyada asırlar boyu yaşarak kültür oluşturabilme kabiliyetiyle, çevresindeki her ülkeye sosyolojik olarak hükmetme yeteneğiyle başlı başına bir gündem Çin. Bugün Modern Çin hakkında yazacağım. Mao ile başlayan Komünist Çin ve hikayesine hazırsanız, başlıyoruz.
Mao Dönemi (1949-1976): Devrim ve Planlı Ekonomi
Komünist Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu (1949) ile Mao Zedong'un ölümüne kadar (1976), ekonomik politika merkeziyetçi planlamaya ve ideolojik saflığa odaklanmıştı. Büyük İleri Sürüş (1958-1962) gibi tehlikeli sosyal mühendislik projeleri, yüksek ölüm oranlarına ve ekonomik istikrarsızlığa neden oldu. Tarım %45'ten %30'a gerildi; endüstri gelişimi çoğunlukla ağır sanayi ve askeri üretimde yoğunlaştı. Kültür Devrimi (1966-1976) ise eğitim ve teknik altyapıyı erozyona uğrattı. Sosyal, siyasal ve psikolojik olarak yıpranan Çin halkının ekonomisi büyüdü. Bu ideolojik kaygılarla vicdanın, ekonomik büyümeyle sosyal travmaların çatıştığı dönemdir.
Deng Xiaoping'in Açılışı (1978-1997): "Siyah mı beyaz mi, bir kediye benziyor"
Mao'nun ölümünün ardından iktidara geçen Deng Xiaoping, "kara kuralı" (pragmatizm) benzetmesiyle sonrası Çin'i tanımlamıştır. 1978 III. Komünist Parti Kongresi'nde, "açılış ve reformlar" (改革开放 - gaige kaifang) resmi olarak başlatıldı. Bu dönemde:
- Yönetimsel Federalizm: Yerel yönetimlere artan ekonomik özerklik verildi.
- Özel Sektörün İzinlenmesi: "Bireysel Ekonomi" 1981'de yasal hale geldi.
- SEZ'ler (Özel Ekonomik Bölgeler): 1980'den itibaren Şenzhen, Xiamen gibi limanlara yabancı yatırım açıldı.
- Tarım Reformu: Kolektif çiftçilik yerine hane bazlı sorumluluğa (1981-1986) geçildi; üretim %40 arttı.
- Yavaşlık stratejik seçim: Radikal iktisadi şok yerine, "taş taş üzerinde atarak nehri geçme" felsefesiyle ilerlenildi.
Jiang Zemin-Hu Jintao Dönemi (1997-2012): "Sosyalist Pazar Ekonomisi" ve WTO
1990'lar boyunca, Çin makro ekonomik istikrarı (enflasyonu %14'ten %3'e indirdi) ve kurumsal modernizasyonu (merkez bankası bağımsızlığı, vergi sistemi reformu) gerçekleştirdi. 2001 yılında WTO üyeliği, Çin'i küresel ticaret zincirine tamamen entegre etti:
- İhracat 1980'lerde yıllık ortalama %8'den, 2000'ler başında %25'e sıçradı.
- Yabancı Doğrudan Yatırım (FDI) 2000-2010 döneminde kümülatif $800 milyar'ı geçti.
- Devlet Müteşebbis Reformları (SOE): Verimsiz kamu şirketleri kapatıldı; verimli olanlar özelleştirildi ya da çıkarıldı.
Xi Jinping Dönemi (2012-): "Yeni Normalleşme" ve Kırmızı Çizgiler
2008-2009 küresel finansal krizi sonrası, Çin 7-8% büyüme oranlarına yavaşladı (Mao sonrası ilk kez %6-7 seviyelerine). Xi Jinping döneminde:
- Borç Kontrolü: Kamu sektörü borç/GDP oranı %280'leri aşmıştı; 2015 sonrası kontrol altına alındı.
- "Bir Kuşak Bir Yol": İthalatçı ülkelere altyapı yatırımı aracılığıyla ticaret bağımlılığı.
- Teknoloji Yatırımları: AI, yarı iletkenler, elektrik araçlarında devlet destekli sektörü oluşturma.
- Devlet Kontrolü Artışı: Özel şirketlere (teknoloji, eğitim) düzenlemeler arttı; "sosyalist özellikler vurgulanması"
Oldukça kronolojik ve özet dolu yakın dönem Çin liderleri ve etkilerine bakınca fark ettiğimiz yegane şey; istikrarlı ve uzun yıllar görevinde bulunan liderlerin tarz, uygulama ve dönemin şartlarından dolayı oldukça farklı eğilimler göstermesi. Bir sonraki Çin yazımız bu ekonomik devrimi detaylandırma üzerine olacak.
Son olarak eklediğimiz görsellerde hem Çin Merkez Bankası (PBOC) rezervleri ve 10 yıllık dönemlere göre Çin asgari ücret grafiği de ekledik.
İran ve Petrol
Komşumuz İran kendine has sosyolojisi, yönetim biçimi ve kaotik demografik yapısına nükleer çalışmaları da ekleyince ABD ile kafa kafaya gelmesi çok da zor olmadı. Elbette işin ekonomik tarafı da petrol ve doğalgazdan oluşuyor. Günde 4,5Milyon varil üstünde petrol üreten İran'ın toplam petrol üretimindeki payı %4,5. Bu miktarda bir petrolü toplam üretimden çıkarırsak dahi fiyatın 60USD'den 125USD'ye çıkışını izah edemeyiz. Bu fiyat hareketi; güç-güvenlik-tedarik zinciri dengesinin kaybolmasının, jeopolitik risklerin, hakim coğrafyadaki finans merkezlerinden turizm merkezlerine bir sermaye kaybının, daha maliyetli olsa da daha güvenli yolların önem kazanması ve buna benzer durumların bir sonucu. Tabi dünyanın finansallaşmasının, risk algısının ve spekülatif hareketlerin bu denklemdeki yerini de unutmamalı.
Peki Hürmüz?
Dünya petrol ticaretinin ,dönemsel olarak değişse de, en az %20 kadarına ev sahipliğini yapan bir boğaz. Taşınan petrolün %25-30, üretilen petrolün %20 kadarına ev sahipliği yapıyor. Son dönemde sermayedar dediğimizde aklımıza gelen, sermaye etkisiyle dünya siyasetinde daha fazla yer edinmeye başlayan Körfez ülkelerinin can suyu olan bu boğaz; ağırlıklı olarak Çin ve Asya ülkelerinden müşteri buluyor. ABD'nin savaş çıkarırken bu kadar fütursuz ve plansız olmasının arkasında belki Çin'i sıkıştırmanın karşı konulamaz hafifliği belki de petrol üretiminde Venezuella'yı da dahil ettiğimizde ABD'nin artan payıyla fiyat artışlarından yararlanıyor olması ihtimali yatıyor. (Tabi bunda ABD'de enflasyon artıyor olduğu gerçeğini gözardı ettiğimizi de hatırlatalım.)
Venezuella - Maduro - İran
Maduro'nun uluslararası hukuk ve devletler arası diplomasi adabından uzak bir şekilde kaçırılmasından sonra; Venezuella petrolünü çıkarmaya pek de gönüllü olmayan ABDli petrol şirketlerini ikna edemeyen Trump'ın, yeni fiyatlardan sonra ikna etmesi kolaylaşır diye düşünmesi doğal. Bunu yaparken lobisi ABD'de en güçlü olan İsrail'in bölgedeki her savaş gibi bu savaştan da memnun olacak olması, İran'daki nükleer hazırlıkların bahane edilebilir olması da cabası. Tutuklanmasa da öldürülen bir lider, ABD mutlakiyetine yer yer tehlike olmaya çalışan bir çaba ve bu figürlerin böyle durumlarda bile ABD lehine sonuçlanabilecek olaylara istemsizce aracı olması. Hikayeyi petrol-siyaset-güç dengesi olarak benzetmek pek mümkün olmasa da bu şekilde ABD'nin dünyanın komiserliği görevi görmesinde ve hegomonik gücünde pek de olumsuz olmayan bir hikayesi var.
Bizi Ne Bekliyor?
Yeni İran'da yönetiminin anlaşma zemini araması, ABD'nin askeri olarak kapasite azalmasını finanse etmek zorunda kalması ve uluslararası baskı belki bir anlaşmanın yakın olduğumuz anlamına gelebilir. Trump'ın belirsiz hareketleri, İsrail'in baskıları da işin riskli tarafları. Herkesi ikna etmenin imkansız olduğu, yeni dünyada doğa kanunlarının geçerli oldu bu finansal dönemin bize neler getireceğini izlemeye devam edeceğiz.
2026 Enflasyon Raporu - III
Başkan Karahan; jeopolitik riskler, navlun maliyetleri ve arz sorunlarının enflasyonu yukarda tutmaya devam ettiğini, ithalat fiyatları (özellikle enerji kaynaklı) ve portföy girişlerinin de gelişmekte olan ülke ekonomileri için avantajlı olmadığını belirterek başladı.
Ülke ekonomisi için de kapasite kullanım oranlarının genel ortalama altında izlemesi, atıl iş gücü artışı ekonomide sorunlu taraflar olarak izah ederek başlasa da kart kullanım oranlarında yavaşlama, perakende tüketimde daralma, tüketim malı ithalatında başta araç olmak üzere azalışın dezenflasyonu desteklemesini beklediğini ifade etti.
Hikayenin aslı enflasyon beklentilerinde. Burayı olası iki ihtimalle bekleniyordu:
Birincisi @Merkez_Bankasi'nın hedefi değiştirmeden daha sıkı kalacağına dair mesaj vermesi. Bu pratikte uygulanabilir de bir şeydi. Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (AOFM), TLREF ile aynı yani TCMB haftalık repoya çıkmadığı için gecelikten fonlama maliyeti, paranın gerçek maliyeti olan %40. Yani Merkez 300bps faiz arttırıp, politika faizini %40 yaparak haftalık repoya çıksa paranın maliyeti neredeyse değişmeyecekken faizlerde sadeleşme, piyasada sıkı duruş mesajı olur. Doğal olarak koridorun üst sınırı da yukarı taşınır. Ama Başkan Karahan ve ekibi bu yolu tercih etmedi.
İkincisi de, paradigma değişiminden beri daha gerçekçi piyasa beklentileri olmasına rağmen beklentilere hep uzak kalıp toplantı ilerledikçe yakınsama işi. Ya bir kez piyasadan biraz uzakta pozisyon alıp gerçekleştirene kadar sert duracaksınız ve piyasayı ikna edeceksiniz ya da hedefleri piyasaya uygun belirleyip ona uygun soft bir geçiş yapacaksınız. Her sene piyasadan ötede başlayıp her sene piyasaya yaklaşarak merkez bankacılığı yapmış olmuyorsunuz. @cakcay01'ın dediği gibi "Gerçekçi ama iddialı hedef koymayan Merkez Bankası oksimorondur."
Yapılan işin kolay olduğunu düşünmüyorum. Merkez Bankacılığı hele ki bu dönemde oldukça zorken, atıl işgücünde artış ve kapasite kullanımında düşüş varken yani piyasa zaten daralıyor ve sıkışıyorken ödenen bedeli arttırıp süreci kısaltmak tek çare gibi. Artık enflasyonda atalet, %25-30 bandında kronikleşme ve her bir ekonomik birimin planlamalarını yüksek enflasyona göre yapmasının önündeki engel piyasayı ikna etmek. Çünkü piyasa yeterince sıkı, göstergeler dezenflasyonu destekliyor ama asla istenen seviyeye gelemiyorsak burada merkezin yapacağı sadece daha sert olmak.
Sorun Ne Enflasyon Raporu Ne Merkez Bankası
Yani maliye politikaları arz artışı sağlayacak planlamalarla hareket etmiyorsa, global arz problemini de çözemeyeceksek buna merkez bankasının yapacağı şey ne olabilir ki? Gerek sanayide gerek tarımda gerekse de hizmette arz artışı sağlamaktan başka çözüm yok. Bu da enflasyonu hızlı çözmeyecek, uzun vadeli hatta siyaseten bedel ödeten bir yöntem. Hayatında bir şekilde iktisatla ilgilenmiş herkesin ağzına pelesenk olmuş "yapısal reformlar" olmadan sürecin iyileşmesi ve değişmesi neredeyse imkansız.
Bugün Merkez Bankasının enflasyon raporu üzerinden TCMB eleştirisi yapmak kolay ama Türkiye kamu maliyesinin olması gerekenden büyük ve verimsiz olmasını, gittikçe büyüyen kamu açığına sahip olması ve talep tarafının güçlü kalmasını sağlamasını bakanlık politikaları dışında açıklayamayız.
Yapay Zeka ve İstihdam
Kısa bir dönemde, yapay zeka işgücü piyasasında belki de en büyük kırılma noktası olmak üzere. Ama senaryolar basit bir "işler yok olacak" hikayesi değil. Bunun yerine, işlerin yapısının radikal şekilde değişeceği, bazı sektörlerde işler kaybedilirken diğerlerinde devasa yeni istihdam alanları açılacağı bir dönüşüm bekleniyor.
Şu anda gördüğümüz, teknolojinin en hızlı yaygınlaştığı dönem. Wall Street Journal'ın Ekim 2025'te yaptığı araştırmasına göre, on binlerce beyaz yakalı pozisyon AI'ın ilerlemesiyle hızla kaybolmaya başladı. Özellikle finans, hukuk ve danışmanlık sektörlerinde rutin bilişsel görevler, arabuluculuk, anlaşmaların gözden geçirilmesi, finansal modelleme, artık AI sistemleri tarafından gerçekleştiriliyor.
Dünya Ekonomik Forumu 2025 raporuna göre, 2030'a kadar küresel olarak 92 milyon iş kaybedilirken 170 milyon yeni iş yaratılacak. The Economist, önümüzdeki beş yılda işgücü katılım oranında %1.6'lık bir düşüş bekliyor.
Forrester Araştırması, 2030'a kadar işlerin %6'sının AI ve otomasyon tarafından kaybedileceğini ancak çoğunlukla çalışanları destekleyeceğini öngörüyor. Ama hikaye burada sona ermiyor. Aynı zamanda yeni istihdamda patlama yaşanıyor. Yazılım geliştirici pozisyonlarında 2023-2033 arasında %18 kadar istihdam artışı bekleniyor ve teknoloji alanında girişimci iş ilanları Aralık-23 ile Kasım-24 arasında %47 oranında arttı.
New York Times'ın Mayıs 2025'te yayınladığı araştırmasına göre, yakın zamanda mezun olan bazı bilgisayar programcıları, avukatlar ve danışmanlar şimdiden AI "işe alım apokalipsi"yle karşı karşıya. Girişimci pozisyonları daha da tehlikede.
Burada projeksiyonlar belirsiz hale geliyor ve ekonomistler ayrışıyor. En iyimser senaryolarda, yapay zeka insanları tamamen ortadan kaldırmak yerine üretkenliği radikal ölçüde artırarak yeni iş alanları yaratmaya devam ediyor. En karamsar senaryolarda ise hızlı AI ilerlemesi durumunda, ekonomistler 2050'de işgücü katılım oranının %55'e (bugün %62.6) düştüğünü ve bu düşüşün yarısının AI'dan kaynaklandığını (yaklaşık 10 milyon iş anlamına gelir) öngörüyor.
Ayrıca gelir eşitsizliğinin dramatik şekilde artması bekleniyor. Hızlı AI senaryo altında en zengin %10'un 2050'de zenginliğin %80'ini elinde tutacağı tahmin ediliyor (1939'dan beri en yüksek).
Yapay zekanın etkisi, şüphesiz ekonomi düzeyinde değişecek ama bireylerin ve toplulukların düzeyinde son derece eşitsiz olacak.
Rutin bilişsel ve fiziksel görevler yapan işçiler en büyük riski taşıyor. AI uygulamalarının pazar değerinin %75'i yazılım ve bilgi görevlerine odaklanırken, fiziksel çalışmalar büyük ölçüde etkilenmeden kalıyor. Ancak, muhasebe, hukuk ve bazı beyaz yakalı sektörlerde rutin görevlerin en yüksek maruziyeti gözlemleniyor.
Teknik beceri, yaratıcılık ve karmaşık problem çözme gerektiren işler yüksek talep görecek. Mavi yakalı işleri yapan otomasyon ve makineleşme geliştikçe işgücü ihtiyacı azalacak olsa da varolmayı becerebilen işler daha fazla para kazanacak, daha fazla rağbet görecek.
Hazırlık İçin Zaman
Yapay zekanın işgücünü dönüştürmesi kaçınılmazdır. Sorun, tamamen işlerin ortadan kalkması değil (toplam istihdam seviyeleri büyüyen ülkelerde korunabilir), geçiş hızıdır ve bu geçişin faydasından kim yararlanacağıdır.
Fiskalizasyon, yeniden eğitim programları ve sosyal güvenlik ağları, yapay zekanın sunduğu verimlilik kazançlarını toplumun daha geniş bir kesimine yaymak için kritik olmaya başlayacak.
Sonraki on yıl, bu dinamiğin nasıl gelişeceğini belirleyecek.
Bretton Woods'dan Bugüne: Dolar
1. Dünya Savaşından ekonomik ve siyasal olarak avantajlı çıkan ABD, 2. Dünya Savaşında da kazanan tarafta olunca savaşa sermaye ve insan kaynağını akıtan, kolonilerini kontrol etmekte zorlanan eskinin emperyal güçleri; yeni ve daha güçlü emperyalle anlaşmaya 1944'te Mount Washington Otel'e geldiler. Tarihe Bretton Woods olarak geçen bu anlaşma, Amerikan Dolarını rezerv para birimi olarak kabul etme, beraberinde altın standarizasyonu sağlama anlaşmasıydı.
Daha sonra yaşanan Vietnam-ABD savaşı, aynı döneme denk gelen Başkan Nixon'ın tek taraflı olarak 1 ons altın = 35 USD standartı kaldırdığı "Nixon Şoku" ve petrol krizi. Kral Faysal'ın öldürülmesiyle imzalanan petro-dolar anlaşması ve o dönem göreve gelen Paul Volcker'ın "FED Bağımsızlığı" sayesinde dolara değer kazandırması ve Avrupa-Euro tarafının zayıflaması. Hepsi doların hikayesini güçlendirerek devam ettirdi.
Avrupa ve çıkardığı savaş ortamından izole, Dünya'nın mutlak gücü olmayı başarmış ABD'nin rezerv para ile sistemi kurması bazen başına da iş açtı. Bunlardan en yenisi de bugünkü borçluluk, artık yönetilemez açıklar (gerek kamu gerekse ticaret) ve Çin'le yaşanan sert ticaret savaşı.
Borcu GSYH'nin %130 üzerine çıkan ABD kamusu, tahvil faizlerinin de yükselmesiyle çok daha büyük faiz ödemesi yapmak zorunda. Borçlarının faizi yükselirken vadesi de kısalan ABD'de, Başkan Trump'ın açıkları yönetmek için getirdiği gümrük vergileri ve gittikçe azalan güvenle akla şu soru geliyor: Dolar daha ne kadar rezerv para olacak?
Çünkü doların rezerv para birimi olmasını sağlayan iki sebep ortadan kalkabilir mi sorusu soruluyor. Biri, ABD'nin tahvillerine duyulan güvenle sürekli talep olması artık eski popülerliğinde olmaması problemi. ABD tahvillerinin ağırlığını azaltan Çin, bi türlü düşmeyen enflasyon ve sürekli yükselen kamu borcu güven ortamını sarsabilir.
İkincisi de Trump'ın artık açık vermeyen, değersiz para birimiyle emeğin de ABD'de kalmasını istediği bir ülke için çabalaması. Mümkün olduğunu düşünmemekle birlikte, başarılı olması durumunda Dünya'ya açıklarıyla dolar pompalayıp geriye kalan Dünya'nın dolara erişimini sağlayan ABD'nin artık bu görevi dolayısıyla rezerv paraya sahip olma sorumluluğunu istemediğini görebiliriz.
Yakın zamanda imkansız olan bu durumun Trump'ın bir hayali olduğunu, MAGA ekibinin bir şekilde ABD yönetiminde söz sahibi olmaya devam etmesi durumunda daha sık tartışılacağı da aşikar. JD Vance'in başkanlık hayali olması da sır değil.
Burada başka bir sorun ortaya çıkıyor: Yerine ne koyacağız?
Yeterli likiditeye sahip, kullanılabilirliği yüksek, takas-yatırım-borçlanma aracı olarak görülebilen bir para ancak rezerv para birimi olabilir ve bunu yeryüzünde dolar dışında sağlayan bir para yok. Şu anki şartlarda da sağlama ihtimali olan bir para da yok.
Çin'in Yuan denemesi de, BRICS'in realize edemedikleri hayalleri de Bretton Woods'dan bu yana Dünya ticaretine hükmetmeyi farklı koşullarda bile bir şekilde sağlamış ABD dolarının yerini doldurma imkansızlığı veriyor. Daha sonra anlatacağım Nixon şartlarını da petro-dolar anlaşmasını da doların mutlakiyet araçları olarak detaylandıracağım. Okuduğunuz için teşekkürler.
Mekke Anlaşması
Bölgede uzun süredir düşmeyen ateş ve bu ateşin sıçrama tehlikesi bölge ülkelerini tedirgin etmiş; barış veya ateşkes anlaşmalarının sahaya yansımaması da bu tedirginliği katmerleştirmişti.
Ülkeler tabii olarak bu tür durumlarda kendilerini güvenceye almak ister ve bunun mukabilinde belli dostluklar kurar, diğer ülkelerle ilişkilerini sağlamlaştırmaya çalışırlar. Ama bu anlaşmayı bir güvence anlaşması olarak ele almamız şartların içeriği sebebiyle pek doğru olmaz. Daha çok bölge istikrarının bizzat bölge ülkeleri tarafından korunmak istendiğini ve böylesine somut bir adımın atıldığını ilk defa görüyoruz.
Fidan'ın açıklamaları bu anlaşmanın 3 yıllık iletişim, 2 yıllık da bir hazırlık sürecinin sonucunda oluştuğunu ifade ediyor. Anlaşmanın ilk adımlarının atıldığı yıllara bakılırsa bunun Gazze Savaşı'ndan bağımsız olduğunu söylemek mantıksız olacaktır.
İslam başkenti Mekke'de imzalanan ve ismini de buradan alan anlaşma; devasa finans gücüyle Suudi Arabistan'ı, atom bombası ve son yıllarda Çin teknolojisiyle yenilenmiş ordusuyla Pakistan'ı, savunma sanayisi anlamında ciddi gelişmeler kaydetmiş "NATO'nun en güçlü 2. ordusuna sahip" Türkiye'yi ortak bir savunma paktında buluşturuyor.
Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan'ın Mısır'ın da birkaç düzenlemeden sonra anlaşmaya ortak olması için herhangi bir engel olmadığını ifade etmesi, anlaşmanın sadece bu üçlü arasında sınırlı kalmayacağını öngörmemize yardımcı oluyor. Sadece Mısır da değil; Erdoğan, diğer İslam ülkelerinin de anlaşmaya katılmasına sıcak baktığı minvalde açıklamalar da yaptı. Yani bir üçlü ittifaktan ziyade yeni bir savunma paktının ilk adımlarının atıldığını söyleyebiliriz.
Soru İşaretleri
Bölgede böylesine büyük ve kapsamlı bir anlaşmanın Amerika'nın bilgisi ve onayı dışında olmayacağı gerçeği, İran başta olmak üzere bazı grup ve ülkeleri tedirgin ediyor. Müslüman kesimin bir kısmında ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Bunlar başlıca:
Soru 1: Anlaşma ülkelerinin ağırlıklı Sünni nüfusu ve bu yönde gelişen siyasetleriyle bölgedeki ABD nüfuzu göz önünde bulundurulunca anlaşmanın İran'sız bir bölge isteğini karşılamak hedefi olduğu mu?
Bir ABD onayı, dahli veya yardımı ile zaten kendi dertleriyle boğulmuş olduğundan bölgenin kendi problemlerine kendilerinin çözüm bulmasına cevaz vermesi aynı şeyler değil. Bunun benzeri örnekleri Suriye'de de yakın zamanda gördük. Ayrıca Türkiye'nin İran Savaşı'nın başından beri direkt İran'dan taraf olmasa da İran'ı denklemde tutmak isteyişi ve Pakistan'ın ateşkese bizzat aracı olması bu ihtimalle zıt düşmez mi? Bu yüzden böylesine geniş çaplı bir anlaşmayı bu kadar sığ bir zemine indirgemenin saçma olmaktan öte tutarsız olduğunu da ifade etmeliyim.
Soru 2: Son yıllarda Türkiye hariç savaşa girmiş veya direkt girmese de zarar görmüş ülkeler söz konusu. Pakistan; Hindistan ve yer yer nabzın arttığı bir Afganistan Savaşı içinde bulundu. Suudi Arabistan ise İran'ın füze saldırılarının hedefi olmasının yanı sıra Yemen'e karşı yer yer karşılık verdiğini de görüyoruz.
Peki, olabildiğince tarafsız kalmaya çalışan ve çatışmadan uzak duran Türkiye diğer ülkelere karşı yapılan saldırılarda nasıl bir reaksiyon alacak?
Bu soruya cevap vermek biraz zor; çünkü anlaşmanın NATO'nun 5. maddesine benzer maddesi dışında diğer maddeleri kamuoyuyla paylaşılmadı. Ayrıca zaten bu anlaşmanın bu tür saldırılara bir gözdağı ve güvence oluşturuyor olması, önceden yaşanmış çatışmaların bir daha tekerrür etmemesi için değil mi?
Tabii ki de zaman bize bu soruyla alakalı daha net bir cevap verecektir.
Son olarak bu anlaşmanın belki de en önemli konusunun olası İsrail saldırganlığına dur demek olduğunu şu an için çok net ifade edemesem de kesinlikle bu ihtimalden bağımsız olduğunu düşünmüyorum.
Sizlerle gündemde olan ve çokça soru işareti barındıran bir meseleyi paylaşmak ve açıklamak istedim. İleride gerçekleşecek olan gelişmelerde yeniden sizlerle olacağız. Okuduğunuz için teşekkürler.
Türkiye Üzerine
Bir not defterinde bildiklerimi depolamaya başlayacaksam bu yaşadığım, bildiğimi düşündüğüm, bazen mağduru olduğum ama ne yaparsam yapayım gözümü kapatamadığım bir konu üzerine olmalıydı. Gittikçe detaylandırılacak, yeniden ve yeniden ele alınacak bir koca başlığın özet yazısı bu.
Gerek jeopolitik konumuyla, gerek ekonomi hikayesiyle, gerek sosyolojisiyle, gerekse de siyasetiyle özgün bir yerde Türkiye. Dört bir yanında oluşmaya devam eden bir değişim var ve artık bu değişime yerine göre etki eden bazen de değiştirenlerle hareket eden yerel bir güç. Ekonomik olarak daha sonra da ele alacağımız krizlerine rağmen sallansa da ayakta durmayı deneyen bir dinamiğe sahip. Gittikçe safların netleştiği sosyopolitik görüntüsüne rağmen, saflar arası geçişkenliğin daha az ama daha güçlü olduğu bir dönemdeyiz. Yine sonda söyleyeceğimi başta söyleyeceğim. Optimistim. Hadi detaylandıralım:
Ekonomide haklı çoğunluğun mağduriyetini çözemeyen, asgari ücretli ve emeklileri darboğazda bırakan bir paradigma değişikliğinin 3. yılını doldurduk. Bu 3 yıldan önce yapılan deneyden daha makul olduğu açık olsa da yeterli veya iyi demek milyonların sorunlarını görmezden gelmek demek. Sorun şu ki bahsettiğim sorunlarla baş başa kalmadan iktisadi krizleri çözmek de klasik ekonomi öğretilerinde yer edinmiş değil. Yani ekonomi soğutulur, birilerinin (ki bu da genellikle en alt gelir grubu olur) harcama kabiliyeti elinden alınır, tüketemeyen, hayat standatlarını aşağı çekmek zorunda kalan milyonların ekonomide oluşturduğu dinamo etkisi soğuma yapar ve enflasyon düşer. Türkiye'de bu kısmen gerçekleşse de hem ödediğimiz bedelin çokluğu hem de geldiğimiz noktanın yetersizliği "İyi de biz bu işi niye yaptık?!" demeye itiyor. Beraberinde iç siyasette alınan kararlarla yakılan rezervler ve kur hareketleri, İran-ABD savaşı ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, sıkışmış kur-faiz-enflasyon üçlüsünün seçim sonrası patlaması derken fotoğraf bu hale geldi.
Ekonomide hikaye buyken nasıl optimist olabiliyorum sorusunun cevabı da farklı. Bu politik ekonominin konusu:
Rusya'ya karşı kendi korumak için savunma sanayiiye yatırım yapan, sahada aktif askerleri olan, nüfusu Avrupa'nın her ülkesinde fazla, Rusya doğalgazına ve tahılına ulaşmada aracı olan veya olabilecek bir ülkeye Avrupa mecbur.
Meşrulaştıramayacağı bir örgütle Suriye'yi yönetemeyeceğini anlayan, bari meşru hükümeti tanıyarak meşruiyet kazandıralım ve bunu para harcayarak değil yatırım yapıp belki de para kazanarak yapalım diyen, Irak'ta ve Afganistan'da geçmişiyle haklı olarak şeytanlaştırıldığı için para ve silah dışında yaptırım gücü olmayan ve para-silah harcamalarını yapmak istemeyip yerine iş görebilecek büyüklükte ülkeye ihtiyaç duyan ABD mecbur.
Ukrayna ile savaş sonrası dünya ekonomisinden izole edilen, Avrupa ile temas kuramayan ve kurmak isteyen ve Suriye'de de denklem dışı kalan Rusya mecbur.
Sudan, Katar, Mısır, Pakistan, Libya, Somali ve Suudi Arabistan'ı da bu listeye eklemek, abartmak olmaz. İran savaşı ve Hürmüz Boğazının güvenlik sorunları da Körfez petrolünü Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşıma planıyla yine Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik sağlığı daha global bir önem arz etmeye başlayacak.
Bu global konjöktür; yerelde daha sertleşen bir siyasete alan açarken, ekonomik bedelini de azaltıyor.
Beraberinde yönetilebilir durumdaki cari açık (reel değerlenmeye risk altında olsa da), global ortalama altında borçluluk oranları, risklere karşı daha dayanıklı rezerv miktarı, doğalgaz ve petrolde artan yerlilik oranları, BAE'den gelen 53Milyar USD olmak üzere yeşil dönüşüm ve yenilebilir enerji yatırımları ve son dönemde iklim sayesinde tüketimden daha çok üretilen elektrik miktarı. Tabii buna carry trade'den gelen parayı, tahvildeki yabancı miktarı ve BIST'teki yabancı parayı saymıyorum. Bu paraların ülke ekonomisine katkı seviyesi tartışabileceğimizden dahil etmiyorum.
Bu başlıkları önümüzdeki dönemde detaylandırmaya başlayacağız. Okuduğunuz için teşekkürler.
@e507 O zaman bir soru daha:
Neredeyse büyümüyor, parasal genişleme hızı yavaşlıyor, kuru enflasyon altında kumanda etmeye devam ediyorken enflasyonun neredeyse şimdiki seviyesinde kalmasını bekleme sebebiniz nedir? Tüketim tarafı kırılıyor gibi.
Dotcom balonu interneti işlevsiz veya anlamsız yapmadığı gibi AI Balonu da yapay zekanın anlamsız olduğu anlamına gelmez ama bu fiyatlamalar, OpenAI başta olmak üzere yapılan yatırımların geri dönmemesi sonucu yeni bir balon.
Zor durumdaki ABD merkezli ayakkabı mağaza zinciri Allbirds, bugün oldukça dikkat çekici bir kararla ayakkabı işinden çıkıp yapay zeka alanına yöneldiğini açıkladı.
Şirketin hissesi bugün %600’den fazla yükseldi.
Şirket, iş modelini yapay zekâ (AI) altyapısına çeviriyor ve yeni adının NewBird AI olması planlanıyor.
Bu dönüşüm haberi sonrası hisseler 2,5 dolardan 18 doların üzerine çıktı.
Yeni strateji kapsamında şirket, yüksek performanslı AI donanımları satın alıp kiralama modeliyle gelir elde etmeyi hedefliyor.
Şirketin bu kapsamda 50 milyon dolara kadar fon toplama planı var (2026 2. Çeyrek içinde).
Ayakkabı şirketinin dün yaklaşık 21 milyon dolarlık piyasa değeri vardı.
Allbirds daha önce ABD’deki tüm mağazalarını kapattı.
Marka ve varlıklarını 39 milyon dolara American Exchange Group’a satma anlaşması yaptı (marka yine satılmaya devam edecek).
Şirket, bir zamanlar 4 milyar dolar değerlemeye ulaşmışken, satışları 2022–2025 arasında %50’ye yakın düşerek 298 milyon dolardan 152 milyon dolara gerilemişti.
Bu hamle, AI çılgınlığından faydalanma girişimi olarak görülüyor.
#allbirds
@iriscibre Burada hangisini seçmemiz gerekiyor:
TCMB daha fazla döviz alıp kuru yukarı götürebilir. Carry'ci kazanmasın diye enflasyonu biraz geç düşürsün?
Volatilite lazım, TCMB kuru yukarı-aşağı yapsın. (Yine kumanda?)
Veya TCMB kura karışmasın. O zaman döviz aşağı inerse de insin mi?
TCMB bence faiz arttırmalı!
Birazdan @Merkez_Bankasi PPK kararını açıklayacak. Genel beklenti faizlerin sabit kalması yönünde olsa da benim gibi 350bps artış bekleyenler de var. Çünkü "para politikası kurulu", "politika faizinin" işlevsizleşmesini engellerken gerçek bir sıkılaşmaya gitmiş olmayacak.
Haftalık repo kapısı yeniden açılacakken TLREF'de de minik bir yükseliş ve asimetrik olmayan bir koridor görüntüsü daha ideal olacaktır.
Rezervler hızlıca azalıyor, enerji fiyatlarında gevşemeye rağmen enflasyon beklentileri bozuluyor, kur istenenden fazla yükseliyor. @Merkez_Bankasi PPK Kurul üyeleri ellerinde olmayan sebeplerden dolayı programı ötelemek zorunda kaldıklarını kabullenip gevşeme adımlarında da kendilerinde daha geniş bir alan açmak için bugün görünürde 350bps, pratikte neredeyse yatayda bir faizle günü kapatabilir.
Dövizde hareketlilik ve Merkez'in rezerv satışı sonrası piyasada enflasyon beklentileri 1,5 sene sonra bozulmaya başladı. Bu bozulmanın kalıcı olmayacağını düşünüyorum. Çünkü:
- @Merkez_Bankasi bu PPK'da gevşemeyecek belki de duruşunda makroihtiyati tedbirlerle sıkılaşacak. (Ara PPK'daki koridor gibi.)
- Piyasada likidite kıtlığı sağlandığından ve TLREF'de %46 sürekliliği olduğundan mevduatta ve kredi sıkılığında enflasyonu baskılayıcı sonuçlar alacağız.
- Tüm bunlar rezervdeki bozulmayı yavaşlatacak belki de yeniden iyileşmeler göreceğiz.
- Cari açıkta ve dış ticaret açığında tüketim malı ithalatı dışında manzara çok problemli değil. Başta brent olmak üzere emtia'larda fiyatlardaki düşüş bizi hem enflasyon hem cari açıkta destekleyici seviyelere geliyor.
Bu dört madde geçerliliğini korumaya devam ettiği sürece enflasyonda da beklentilerinde de bozulmanın yaşanmayacağını ve yarı-başarılı ekonomi politikalarının devamını sağlayabilir.
Üç maddenin üçüne de dikkat kesilmek gerek. (Uzun olacak ama olsun. Öğretici olur umarım.)
Peki sebepler neler?:
1-) Japonya, yıllardır sürdürdüğü negatif faiz politikası ile yen borçlanan hemen herkesin farklı ekonomik enstrümanları kullanmalarına yardımcı oldu.
- Örneğin 8Trilyon$ üzerindeki ABD tahvillerine 1,2Trilyon$ ile en çok yatırım yapanlar Japonlar.
Bu yüzden BoJ’un faizi arttırması yeniden borçlanmaları keserken esnek faizli borçlanmaların da geciktirilmeden kapanması anlamına gelir. %2,9 enflasyonu, %0,25 faiz ile durdurmak oldukça güç. Bu da ek sıkılaşmanın gerektiğini gösterir ve fiyatlamalara yansımaya başlar.
*Toplantı 20 Ocak
2-) Trump veya bir başkası yavaş işleyen ABD bürokrasisinde köktenci bir yaklaşımla değişim yapamaz, yapmak istese de bu seneler alır. Reform yerine ıslahatlar geliştirmeye çalışsanız bile ABD senatosu ve temsilciler meclisi gibi organlar başkan için otokontrol sağladığından hızlı ve radikal değişimler beklememek gerek.
3-) ABD’de enflasyon %2.7, faiz %4.5. Böyle bakınca FED’in faiz indirecek hatrı sayılır bir alanı olduğu bariz ama asıl sorun beklentilerde:
3a-) ABD ekonomisi yavaşlamadığından büyüme verileri yüksek, işsizlik verileri düşük geldi. Bu sayede önce piyasanın sonra FED’in yılsonu enflasyon beklentileri yukarı yönlü revize edildi.
*%2,1’den %2,5’e
3b-) Bu da “Acaba enflasyondaki düşüşün yavaşladığı ortamda FED de faiz indirimlerini yavaşlatmalı mı?” sorusunu piyasa oyuncularının aklına soktu. Ardından, FOMC toplantısıyla birlikte FED’den üyelerin 2025 için beklenen 100bps faiz indirim hedeflemesi 50bps olarak güncellendi.
*Toplantı 29 Ocak
3c-) FOMC üyelerinin beklentilerinin değişmesiyle hem piyasalarda yukarı yönlü hareketler azaldı hem de aşağı yönlü hareketler keskinleşti.
Ek:
Ben de burada kendi fikrimi belirtmek isterim. ABD tahvil faizleri yukarı yönlü hareketini devam ettiriyor. Bu hem ABD hazinesine ek faiz yükü anlamına geliyor hem de doların küreselde güçlenmesini sağlıyor. Bu noktada devreye iki başlıkta iki denklem giriyor:
- Biri ABD hazinesinin hemen her mayıs olduğu gibi kapanması ihtimali oluşabilir ve bu sefer yine kapanmaması için borçlanma sınırı yükseltilebilir ama bu sefer geçen seferlerde olduğu gibi borç tavanının kaldırılmasını beklemiyorum. Bu da yoğun borçlanmama yapmamak demek. Tahvil faizlerinin gevşemesi anlamına gelebilir.
- Diğeri de doların bu faizle değerinin artması. Bu sayede ayda ~70Milyar$ cari açık veren bir ülkenin ithal girdi maliyetleri azalır, enflasyonun düşüşünü destekleyecek seviyeye gelir ve FED’in işi beklentilerden daha kolay olur. Bu sayede FED hem tahvil faizlerindeki yukarı yönlü hareketin kesilmesi için beklenen büyük gevşemelere gidebilir.
*2025 sonu %3,5 beklentimi hâlâ koruyorum.
Son olarak bu ve benzeri birçok yazıyı paylaşmaya çalıştığım hesabımı desteklerseniz hepinize müteşekkir kalırım. Okuduğunuz için teşekkürler!
Kripto paralar için (Özellikle $BTC) Ocak ayı yatırımcılar tarafından heyecanla bekleniyor! 🤩
⚡️ MM ve balinalar ile konuştum (zirve ve dip ne zaman olacak diye) neredeyse hepsi Ocak için çok pozitifler ve boğa piyasası olacağını düşünüyorlar. Ve bir Alt sezonu olacağını düşünüyorlar.
Ancak Şubat için düşüş eğilimindeler ve Ocak ayının sonunun zirve olabileceğini düşünüyorlar.
🤔 Neden?
✅ JP faizi Ocak ayının sonunda artabilir
✅ Trump göreve geliyor (kısa bir süre içinde kripto para konusunda çok fazla şey yapamaz)
✅ USD faiz oranında düşüş yok
Şunu anlamakta zorluk çekiyorum:
@Merkez_Bankasi; gıda komitesinde olmasına rağmen gıda enflasyonunu yönetemiyorsa, kira enflasyonunu yönlendiremiyorsa gerçekten enflasyonu nasıl düşürme görevini ifa ediyor olabilir?
O zaman rahatlıkla şunu söyleyebiliriz:
Enflasyonu hükümet ve hazine ve maliye bakanlığı düşürecekken Merkez Bankası sadece alan açmakla uğraşıyor.
Tükiye hükümet bütçesiyle Rusya bütçesi karşılaştırmalarını görmüşsünüzdür. Türkiye'de en büyük harcama kalemi aslında hükümetin kendisi. Giderlerini azaltmadıkça başarılı sayamayız. Gelir-gider dengesini sağlamak yetmez. Çünkü çok geliriniz var diye giderleriniz azalmayacaksa ve bu giderler de piyasada hareketliliği canlı tutacaksa enflasyon gerçekten kırmak çok mümkün olmayacaktır.
Asgari ücret veya hükümet harcamalarını enflasyon yapan etkilerden görmemizi istemeyen heterodoks bir kanat da var Türkiye'de. Doğru, asgari ücretli üzerinden bir enflasyon okuması yapmak yanlış olur ama hükümet sosyal yardım dışında her kalemini kısmadan biz enflasyonda işe yarar, gerçek bir gevşeme görmeyeceğiz. Bunun için:
- Verimlilik artışı. (Gerek özel kurumlar gerekse devlet verimliliği)
- Tüketim değil gelir üzerinden bir vergilendirme modeli.
- Selektif kredi sistemiyle üretici kredileri kontrol edilerek gevşetilmeliyken tüketici kredi faizleri sıkı kalmaya devam etmeli.
- Cari açığın selektif krediyle yönlendirildiği ortamda kısa bir dönem (örneğin bir çeyrek) nominal değer kazanan lira gibi önlemlere ihtiyacımız var.