bize ne? ebrar da iki senedir manik ataklar geçiriyor ama çıkıp çatır çatır oynuyor. vargasla zehra aşk acısı atlattılar. ilkinin her sene yedi ceddine kadar sövülüyor. kimse de psikolojilerini düşünmüyor. futbol takımının yaptığı şımarıklık.
Navigasyon sadece günlük yaşamda değil, siyasette de var. Yanlış yöne girseniz bile Navigasyon şöyle diyor:
Rota yeniden oluşturuldu!
AKP, iktidarda kalma rotasını hep yeniden oluşturuyor.
Şimdi rota;
AKP-MHP-BUTLAN!
Milletin gözü muhalefetin rotasında! https://t.co/FlQfpCzd7M
Pazartesi Göztepe pazarı varken,tam parkın karşısındaki yolu inşaat için kapatma yetkisi kimdeyse çok iyi düşünmüş.Bu şehirde kural,düzen yok mu? @kadikoykaymakam@kadikoybelediye@TC_istanbul
Pazartesi Göztepe pazarı varken,tam parkın karşısındaki yolu inşaat için kapatma yetkisi kimdeyse çok iyi düşünmüş.Bu şehirde kural,düzen yok mu? @kadikoykaymakam@kadikoybelediye@TC_istanbul
@sokakkedisitv Saçmalık,adam cezasını çekmiş.Sen onu izleme,çok istemiyosan aynı ortamda bulunma.Efendi gibi https://t.co/VHOR0QtSOVşka birisinin karşısında yapabilcek mi bu hareketi.
@iettdestek@ietttr@IbbTuhim@IBBcozummerkezi 13:20de 19F Ln8343 C155 plakalı otobüs şoförü özel bir araç şoförüne ağza alınmayacak küfürler etti.Haklı olsa bile araba kadın,çocuk doluyken burada ifade edemiyceğim küfürler kabul edilemez.Saygısızlık.
Dün işimden istifa ettim.
Ne iki hafta önceden haber verdim ne de “biraz daha dayanayım” dedim.
Sadece bir dilim pastayı masada bıraktım, çantamı aldım ve kızımın evinden çıktım.
İşverenim kızım Zeynep’ti.
Maaşım neydi biliyor musunuz?
Altı yıldır “sevgi” sandım.
Ama dün anladım ki bizim aile ekonomisinde benim sevgimin piyasası yokmuş.
Yeni alınmış bir tabletin yanında hiç yokmuş.
Benim adım Emine.
64 yaşındayım.
Devlete göre emekli hemşireyim.
Kısıtlı emekli maaşımla İstanbul’un kenar semtlerinden birinde yaşıyorum.
Ama hayata göre ben:
• Tam zamanlı şoförüm
• Aşçıyım
• Temizlikçiyim
• Hakemim
• Rehber öğretmenim
İki torunum var:
Mert (9) ve Kerem (7).
Hani derler ya:
“Bir çocuğu büyütmek için bir köy gerekir.”
Bizde o köy,
sabah ezanıyla kalkıp
akşam bel fıtığıyla yatan
tek bir anneannedir.
Kızım Zeynep reklamcılık yapıyor.
Damadım Ahmet finans sektöründe.
İyi insanlar…
En azından kendime öyle diyorum.
Kreşler ateş pahası.
Bakıcı ayrı dert.
Ev kredisi desen ömür boyu.
Mert doğduğunda bana öyle bir baktılar ki…
O bakış hâlâ gözümün önünde.
“Anne,” dedi Zeynep,
“kimseye güvenemiyoruz.
Sen olmasan biz bittik.”
Yük almak için omurga oldum.
Saatim her gün 05.45’te çalar.
Otobüsle, dolmuşla onların evine giderim.
Kerem hazır kahvaltı yemez, mutlaka ev yapımı ister.
Yatakları toplarım,
bulaşıkları dizerim,
çocukları giydiririm,
okula bırakırım.
Sonra eve döner,
kirletmediğim çamaşırları yıkar,
kullanmadığım banyoyu temizlerim.
Öğleden sonra çocukları alırım.
Futbol, piyano, etüt…
Ödev başında beklerim.
Ben çocuklara “hayır” diyen anneanneyim.
Sebze yedirenim.
Ekranı kapatanım.
Rutin olanım.
Bir de Sevil var.
Ahmet’in annesi.
Nişantaşı’nda oturur.
Yüzü gergin, saçı fönlü, hayatı tatil.
Torunlarını yılda iki kez görür.
Mert’in alerjisini bilmez.
Kerem kriz geçirdiğinde ne yapılacağını bilmez.
Hiç ateş ölçmemiştir.
Hiç kusmuk silmemiştir.
Ama o “evet” diyen babaannedir.
Dün Mert’in 9. yaş günüydü.
Ben üç aydır ona bir şey hazırlıyordum.
Param yoktu ama niyetim vardı.
Uykusu düzensiz diye
ellerimle ağır örgü bir battaniye ördüm.
Renklerini tek tek seçtim.
Her ilmeğe dua koydum.
Bir de gerçek tereyağıyla ev yapımı çikolatalı pasta yaptım.
Doğum günü 16.00’daydı.
Sabah 07.00’den beri oradaydım.
Saat 16.15’te kapı çaldı.
Sevil içeri girdi.
Önce parfümü geldi.
“Benim aslanlar nerede?” diye bağırdı.
Çocuklar beni itip ona koştular.
Kucağı yoktu.
Poşeti vardı.
Markalı poşet.
“Ne severler bilmiyorum,” dedi.
“Mağazadaki çocuk ne verdiyse onu aldım.”
İki son model tablet çıktı.
“Sınırsız internet,” dedi göz kırparak.
“Bugün kural yok. Babaannenin g��nü.”
Çocuklar çıldırdı.
Zeynep gülümsedi.
Ahmet şarap doldurdu.
“Sevil Hanım, çok şımartıyorsunuz,” dedi.
“Ne kadar düşüncelisiniz.”
“Babaanne böyle olur,” dedi Sevil.
“Sever, şımartır, gider.”
Ben mutfakta
battaniyeyle kaldım.
Mert’e yaklaştım.
“Oğlum,” dedim,
“anneannenin de hediyesi var.
Pastayı da ben yaptım.”
Başını bile kaldırmadı.
“Anneanne, şimdi olmaz. Oyun var.”
“Ben bütün kış bunu senin için ördüm…”
Ofladı.
“Anneanne, kim battaniye ister ya?
Babaanne tablet aldı.
Sen hep sıkıcısın.
Hep yemek, kıyafet…”
O an
içimde bir şey koptu.
Zeynep’e baktım.
Bir şey desin diye.
Güldü.
“Anne, hemen alınma.
Çocuk bu.
Sevil eğlenceli babaanne,
sen günlük anneannesin.”
GÜNLÜK.
Günlük bulaşık gibi.
Günlük trafik gibi.
Kerem de ekledi:
“Keşke babaanne burada yaşasa.
O ödev yaptırmıyor.”
Battaniyeyi katladım.
Tezgâha koydum.
Önlüğümü çıkardım.
“Zeynep,” dedim sakin bir sesle.
Sözümü kesti:
“Pastayı keser misin anne?”
“Hayır.”
“Ne demek hayır?”
“Her şeye hayır.”
“Anne, ne diyorsun?”
“Ben yardımcın değilim.
Ben annenim.
Ve görünmez hizmetçi olmaktan yoruldum.”
Sevil güldü.
“Ay Emine, demagoji yapma.
Menopoz falandır.”
Ona döndüm:
“Sevil, madem eğlenceli babaanne sensin,
iki saat sonra gelecek şeker krizini de sen yönetirsin.
Bir de yukarıda çamaşırlar var.”
“Benim belim ağrıyor,” dedi.
“Benim kalbim,” dedim.
“Bel daha çabuk geçer.”
Kapıya yürüdüm.
“Anne!” diye bağırdı Zeynep.
“Yarın işim var!
Çocuklara kim bakacak?”
“Bilmiyorum,” dedim.
“Belki tableti satarsınız.
Ben köylüyüm ya…
Belki köyün diğer üyesi kalır.”
“Anne, bize bunu yapamazsın!”
Durup döndüm:
“İşte sorun bu.
Bana ihtiyacınız var
ama beni görmüyorsunuz.”
Mert başını kaldırdı:
“Anneanne, yarın gelir misin?”
İlk kez
her şeyi düzeltme isteği duymadım.
“Hayır oğlum.
Yarın kuralsızsınız.
Kolay gelsin.”
Çıktım.
Nefes aldım.
Telefonum susmuyor
ama cevap vermiyorum.
Bu sabah saat dokuzda uyandım.
Kahve yaptım.
Balkonda kuşları izledim.
Yıllar sonra
sırtım da kalbim de ağrımıyor.
Bir şeyi geç anladım:
Biz bu ülkede aile ile ücretsiz emeği karıştırdık.
Torunlarımı seviyorum.
Ama artık hizmetçi değilim.
Eğer “anneanne” istiyorlarsa,
saygıyla isterler.
Şimdilik izin aldım.
Belki ben de kursa yazılırım.
Yoga olur,
halk oyunu olur…
Ne de olsa
eğlenceli anneanneler öyle yapıyormuş.
Hayatın yükü ağır…
Koşturan, emek veren, yetişmeye çalışan, kıymet bilen herkese saygıyla.
Alıntıdır
@Dnzgibisi@UCeval Gerçekten tam bu durumdayım.Kolukırık baba,kolu kırık kayınvalide.Kendi kafasında asla laf dinlemeyen anne.Kendi sağlık sorunlarımızı sölemiyorum bile.😞
@Dnzgibisi@balikcikedisi Sizi çok iyi anlıyorum,aynı süreçten geçiyorum.Kendi sağlık sorunlarımızda var üstelik.Bizim nesil arada sıkıştı kaldı.Hepimize iyilik,sağlık diliyorum.Yalnız olmadığımı bilmek iyi geliyor.