Acayip bir makine. Aslında direkt dijital kamera. Ama analog modu var. Kamerayı full blown analog kameraya dönüştürüyorsun. Garip bir şey. Hoşuma gitti.
Tuba Büyüküstün: "Saçlar anı biriktiriyor. İnsanlık tarihi boyunca çok önemli bir yerde duruyor.
Saç kapatmak dışarıdan alacağımız kötü enerjiyi koruyor. Saçların sinir sistemimizin uzantısı olduğu söyleniyor."
Kârını da koyarsın, mis. Üretip satarsan karnını doyurursun, alıp satarsan zengin olursun. Bu işler biraz da böyledir. Bak şimdi, körfezin ihtiyacı var; kevgire döndü oralar. Şimdi değeri artmıştır karadan havaya savunma füzelerinin. Ticari zeka işte.
Geçen bakkaldaydım, kola aldım dolaptan, tezgaha koyarken bakkaldaki dayı “Sen Tokatlı mısın?” diye sordu, evet dedim, “Peki Erbaalı mısın?”’diye sordu, “Evet dayı nerden bildin” dedim, “Sizin oralılar kapı kapatmayı hiç bilmez de ondan” dedi kapısı açık kalmış dolabı işaret edip
Tekirdağ BB’den gelen şok edici bir kep mail’i ile başlatıyorum mesaiyi. “Eşi ölürse borçlu miras yoluyla intikal edebilir” diyerek borçlunun borcu için eşinin malına haciz koymuşlar.
@tcbulyanof Sağ olsunlar cevap yazısının altına “nolur nolmaz mirasçı olur diye haciz koyduk, satışa filan engel olursa haber edin kaldıralım” yazmışlar… Aww
İÇTİHAT DEĞİŞİKLİĞİ❗️❗️❗️
Bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi, raporun kabul edildiği anlamına gelmez. Rapora karşı sessiz kalınması karşı taraf için usuli kazanılmış hak oluşturmaz.
Yargıtay HGK 2026/10-129 E, 2026/299 K, 06.05.2026 T.
Brezilyalı futbolcuların hikayesi üçuncü dünyanın batı sermayesi ile hikayesinin aynısıdır. O serseri, dayanışmacı, mahalle çocuğu "BARBAR" canlılık, Batılı sisteminin ruhsuz, mekanik, MEDENİ kalıplarında yok olmuştur. Kendi bildiği kökünden kopup Batılıya benzemeye çalışan Brezilyalı topçu, kendi içindeki yaratıcılığını yitirip çürür.
Sokağın o serseri, tehlikeli neşesi kendisini batı üretim çarkının dişlilerine bıraktığında oyuncu daha stabil bir karakter olsa da kendine yabancılaşır ve o eşsiz Brezilya futbolu tarihi tamamen yok olur. Artık elde sadece birilerini zengin eden bir Avrupalı taklidi vardır
ÇATAY KIVILCIMLI
(Dünya kupası tezleri sf:37)
Sosyalizm, Türklerin dünyayı ele geçirme planıdır... Marx Hazar Türküdür. Lenin, Cengiz soyundandır ve Gazi Paşa ile andadır. Stalin Batı Moğolistan'daki Opus Tengri tarikatına mensup Bektaşi piridir. Mao, Mete Han'ın soyundan geliyor.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Mesih olduğunu iddia eden Hasan Mezarcı:
“Deniz’in suçu tek adam rejimine karşı dik durmak, Saray yalakası olmamak!
Saray yalakaları gibi 'Bakara makara' yapsaydı, dinle alay etmiş sayılmaz, bakan veya büyükelçi yapılırdı.”
Komedyen Deniz Göktaş Erdoğan'a "diktatör" demiş, Kur'an'a "son kitap" denmesiyle ilgili espri yapmış.
Cumhurbaşkanı’na hakaret ve dînî değerleri aşağılama suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine gönderilmiş. Buna da şükür!
Şeriatla yönetilen bir ülkede olsaydı, katline fetva verilip idam edilirdi.
Deniz Göktaş'ın suçu tek adam rejimine karşı dik durmak, Saray yalakası olmamak!
Saray yalakaları gibi "Bakara makara" yapsaydı, dinle alay etmiş sayılmaz, Bakan veya Büyükelçi yapılırdı!
Irak tezkeresinde yaşananların olası tekrarını önlemiş, NATO’ya angaje bir iktidar var. NATO’nun, kurumsal ağırlığı olan ve güçler ayrılığına sahip bir Türkiye’yi tercih edeceğini düşünmek safdillik olur. İmamsson bunu bilmiyor mu? Elbette biliyor. Peki, hesabı ne? Göreceğiz.