Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin
Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin
Gün akşam olur elinde kitaplar
ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
bir kez bile unutmadın 'merhaba' demeyi
ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin
Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç
Hâlâ koynumda resmin
Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
yasak bir kitap gibi durmaktadır
ve firari bir sevda gibi
Şimdi duvarlarda resmin
Ahmet Telli anısına saygıyla...
Bu şiirin uzun halini Ahmet Telli’nin sesinden dinleyebilirsiniz.
Ankaranın en güzel yanı da konur sokakta, karanfil sokakta, mülkiyeliler lokalinde, jmo lokalinde veya kızılaydaki herhangi bir çay evinde Ahmet Telli ve böyle güzel kaliteli insanlara rastlayabilmektir..
Genç arkadaş röportajında fotoğraf çetirmek istemedim, hızlıca sahneden inmek istedim diyor. 2 ay sonra alırsın o zaman diplomanı dedi, korktum diyor. Yani sahnede ısrar edip diplomasını almak için uğraşmasa, bu olaydan haberimiz olmasa bir bahane ile diplomasını da iptal etmeye çalışırlar mıydı? Takdir sizin. Bu gençler bu düzende iş ve geçim derdine girecekler şimdi. Bu sadece diploma fotoğraf meselesi değil.
Yarının BirGün’ü:
Biliyorsunuz…
BU REJİMİN ÖZEL
BİR DURUMU VAR!
Deniz Göktaş havalimanında gözaltına alındı. Kendi ayağıyla ülkeye dönmesine rağmen “yakalandı” dendi. Emniyete de ters kelepçeyle getirildi. Yarın 10.30’da Çağlayan’a sevk edilmesi bekleniyor
Mizahtan, neşeden, eleştiriden korkan iktidar, yargı eliyle tüm ülkeyi susturmaya çalışıyor. Yükselen her cesur ses sadece bir itiraz değil aynı zamanda özgür bir geleceğin teminatı
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Madımak Katliamı
Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a giden 33 yazar, ozan ve sanatçı ile 2 otel çalışanı; 2 Temmuz 1993'te dinciler ve faşistler tarafından kuşatılan Madımak Oteli'nde, devletin gözü önünde yakılarak katledildi.
Saatler süren kuşatmaya polisin müdahale etmediği katliamın davası "zaman aşımıyla" düşürülürken, katil avukatları ise ödüllendirildi.
Katliamın arkasındaki siyasi odaklar ve katilleri aklayanlar, bugün de aynı karanlığı örgütlemeye devam ediyor.
Madımak, insanlığa karşı işlenmiş bir suç ve unutulmaması gereken bir utançtır.
#unutMADIMAKaklımda
Biz size ne yaptık ya?
"14 senelik maden işçisiyim 5 aydır maaş alamıyorum. Sesimi duyurmak için 9 günde 190 km yolu adım adım yürüdüm geldim. Gözaltına alındım."
#MadencininEliniTut
110 madenci gözaltında. Açlık grevinde bütün gece hiçbir ihtiyaçlarının karşılanmasına izin verilmeden soğukta betonun üstünde bekletildiler. Sabah olur olmaz gözaltına alındılar.
Bütün gece atılan slogan: Holdinglere el pençe, madenciye işkence!
Çağrıları ise halkımıza:
Gülistan’ Doku'yu ararken barajı boşaltıyorlar, bir kadın cesedi çıkıyor… Dereyi tarıyorlar, başka bir kadın cesedi… Her yerden kadın cesedi çıkıyor! Ülke kocaman bir kadın mezarlığı olmuş! O cesetlerden biri Esma Kılıçarslan; bedeninde dört erkeğin DNA’sı var ama ortada ne fail var ne dosya ne de bir soruşturma! Diğerlerinin kim olduğunu bile bilmiyoruz! Ülkenin her yeri kadın mezarlığına dönüşmüş ama sadece sesini duyurabildiklerimizin isimlerini biliyoruz......
Ülkede solcular hariç herkeste silah var...Faşistlerde, islamcılarda, tüm sağcılarda silah var. Çetelerde fazlasıyla silah var. Pazarcıda bile silah var ama devrimcide yok. Yine de terörörö olan biz oluyoruz. Zayıf oldukça hegemonyanın senin üzerindeki algılarına mahkumsundur.