Başkan seni seviyoruz ama, elek gibi olan yolların asfaltlanmasi icin ne sizin eleştiri almanız gerekirdi, ne de nato toplantısı olmasi. Bu zaten periyodik olarak kontrol edilip halka verilmesi gereken bir hizmet.
https://t.co/IIql7TpxI4
Son günlerde NATO Zirvesi dolayısıyla belediyemizin yürüttüğü çalışmalar hakkında çeşitli eleştiriler ve değerlendirmeler yapılıyor. Belediyemizin bu konudaki ayrıntılı açıklamasını bağlantıdan inceleyebilirsiniz.
Sevgili hemşehrilerim;
Bizim belediyecilik anlayışımıza göre yapılan eleştiriler; talep edilen hizmetlerin daha iyisini yapabilmemiz için yol göstericidir.
Bu nedenle yapılan her eleştiriyi dikkatle dinliyor, her birini başımın üstünde taşıyorum.
Hiçbir zaman kusursuz olduğumuzu söylemedik. Elbette eksiklerimiz var. Bunların bir kısmı belediyemizin iradesi dışında gelişen şartlardan kaynaklansa da bizim görevimiz mazeretsiz çözüm üretmektir.
Bu anlayışla, başta şahsım olmak üzere tüm üst yönetimimiz ve ilgili birimlerimiz gerekli değerlendirmeleri yaptı. Ekiplerimize hizmetlerin daha dikkatli, daha hızlı ve daha etkin yürütülmesi konusunda gerekli talimatları verdik.
Bu vesileyle şunu da belirtmek isterim; ilgili kamu kurumları ve belediyemiz, yıllardır özlemini çektiğimiz koordinasyon ve birlikte çalışma anlayışıyla bu süreçte çalışmıştır.
Katkı sunan tüm kurumlara da teşekkür ediyorum.
Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
DİN HASSASİYETİ DEYİNCE AKLIMA, BU KONUDA DÜNYA MARKASI OLMUŞ BİR İSİM GELİYOR…
Saraylarda, köşklerde, külliyelerde yaşıyor ama kendisini hâlâ “fakir” diye tarif ediyor. Beştepe, Okluk, Ahlat… En küçüğü 50 bin metrekarelik alana yayılmış yerler bunlar ama göze batmasın diye adına “külliye”, “köşk”, “yerleşke” falan deniyor. Saray demek ayıp çünkü. Fakir adam sarayda mı yaşar?
Sadece Beştepe’deki sarayın birkaç yüz odasını boşaltsa, Ankara’daki evsizlik sorunu büyük ölçüde çözülür. AŞTİ otogarında sabahlayan garibanları ağırlamaya birkaç odası yeter. 1.100 odalı yapıdan bahsediyoruz ama adı “külliye”. Çünkü fakir. Ne diyecek? “Günlük masrafı 58,3 milyon TL olan sarayda yaşıyorum” mu diyecek?
Eski parayla hesaplayalım:
58,3 milyon TL × 1.000.000 = 58.300.000.000.000
Yani eski parayla 58 trilyon 300 milyar lira.
Aklın kesiyor mu paranın büyüklüğünü? Ben trilyonun yanına kaç sıfır konulduğunu aklımda tutabilseydim zaten iktisat okurdum. Sözelci değil, sayısalcı olurdum. Ama belli ki fakirin matematiği hepimizden iyi.
İşte başarıya giden yol biraz da buradan geçiyor: din hassasiyetinden.
Yol derken tabii fakir o yolu uçakla gidiyor. 8’li uçak filosu var. Hangisi kaç lira, dünyada kaç kişide var, onlara hiç girmiyorum bile. Çünkü fakirlik böyle bir şey demek ki. Fakir fukara, garip guraba, kefenimizi giydik, bu can bu tende, hepimizin gideceği yer iki metrelik mezar, bu fani dünya, bu fakir kardeşiniz…
Bunlar sihirli kelimeler. Başarıya giden yolda sadece din hassasiyetin yetmez; biraz da ağzın laf yapacak. Fakirlik edebiyatını makam arabasının arka koltuğundan okuyacaksın. Kefen nutkunu özel uçaktan atacaksın. Garip guraba diyeceksin ama garibanın yanından konvoyla geçeceksin.
Peki bu fakir demagog ağzını açtığında hipnoz olan halkın durumu ne?
Şöyle söyleyeyim aga: En son açıklanan Hanke Annual Misery Index 2025’e göre Türkiye dünyada 3. sırada. Yani ekonomik olarak en bunaltıcı, en sefil üçüncü ülke olarak listelenmiş.
İlk 5 şöyle:
Venezuela.
Sudan.
Türkiye.
İran.
Arjantin.
Gıda enflasyonuna falan hiç girmiyorum. Savaş halindeki Ukrayna’nın durumu bizden iyi. Ama bu fakirrrrr… İnşallllaaaaah… Maşallllaaaah…
25 yıl bu kelimelerle geçti. Vaziyet ortada.
Arada tepesi atarsa bir de “Eyyy!” çekiyor. Sonra “Bunlar çürük”, “Bunlar sürtük” diye halkı paylıyor. Çünkü fakirlik sadece ekonomik değil, üslup meselesi de tabii. Fakir dediğin gerektiğinde millete ayar da verir.
Bunlar hep hassasiyetle oluyor işte. Din hassasiyetiyle.
Sarayın adı külliye oluyor. İsrafın adı itibar oluyor. Yoksulluğun adı sabır oluyor. Açlığın adı imtihan oluyor. Zenginliğin adı hizmet oluyor. Fakirin adı da lider oluyor.
Ve memleket, her seferinde aynı duayı dinliyor:
“İnşallah düzelecek.”
İşimiz inşallaha maşallaha kaldıysa o iş yaş. Benden söylemesi.
Yunanistan vatandaşlarına "Yunan" denir Turhan Bey. "Yunanlı" diye bir tabir yoktur. Aynı "Türkiyeli" diye bir tabir olmadığı gibi. Ya "Yunanistan heyeti üyeleri" yazmalıydınız, ya da "Yunan heyet üyeleri". Saygılar.
➖NATO üyesi ülkelerin meclis başkanlarının davet edildiği resepsiyona katıldım.
➖Resepsiyon bir teknede, Boğaz turu ile gerçekleştirildi.
➖Sohbet ettiğim Yunanlı heyet üyeleri, bugün için Patrik Bartholomeos ile görüşeceklerini söylediler.
➖Heybeliada Ruhban Okulu açılacağı için çok heyecanlı olduklarını da sözlerine eklediler.
➖Kaderine terk edilmiş eski Kuleli Askeri Lisesi binasının önünden geçerken Birleşik Krallık Lordlar Kamarası Başkanı sordu:
➖"Muhteşem bir bina, ne amaçla kullanılıyor?"
➖"Askeri liseydi orası eskiden" dedim.
➖"Şimdi bazı etkinlikler için kullanılıyor!"
➖"Yazık değil mi böyle muhteşem bir binaya, nasıl böyle bir karar alınabildi?" diye sordular.
➖Hiçbir yorum yapmadım,
➖"Bakın ileride ne kadar güzel yalılar var" diyerek konuyu değiştirdim.
Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli,
- Biriniz 72, diğeriniz 78 yaşındasınız, iktidardasınız.
- Niçin sizi TV de her gördüğümde yüzünüz öfkeden gerilmiş, kararmış, sürekli tehditler, aşağılamalar, hakaretler içeren bir dil kullanıyorsunuz? Niye hep bağırarak konuşuyorsunuz?
- Niçin sizi kafasını gözünü yarmadan bir türkü, bir şarkı söylerken, bir çalgı aleti çalarken, halay çekerken, zeybek oynarken görmüyoruz?
- Niye hiç keyif dolu bir kahkaha atmıyorsunuz?
- Niye hiçbir sanat eserini sanat açısından yorumlarken veya operada, balede, tiyatroda, sinemada yoksunuz?
- Niye bisiklete binerken, evinizde bir aleti tamir ederken tek fotoğrafınız yok?
- Niye sizi torunlarınıza ya da başka çocuklara masal anlatırken hiç görmedik?
- Niçin kucağınızda mutlu hayvanları samimiyetle sever okşarken bir fotoğraf veya videonuz yok? (Attan düşmek ve güvercinleri şemsiyeyle dürtmek sayılmıyor)
- Niye bir kitaba dalmış gitmiş, kendini bir müziğe kaptırmış, duygulanmış tek resminiz yok?
- Topu topu 57 yıl yaşamış Atatürk’ün onca mücadeleye rağmen kalan zamanda güzel bir sesle türkü söylerken, zeybek oynarken, dans ederken, yüzerken, kürek çekerken, salıncakta sallanırken, çocukları severken, öğretirken sayısız video ve fotoğrafı var. Bunlar günah ya da ayıp mıdır?
- Atayı hiçbir kaydında küfürlü konuşurken görmedim. Yazılarında da yok. O sadece uyarır ve sözü dinlenmezse de söylediklerini yerine getirir o kadar. İsterse karşısında ordular, zengin ve güçlü milletler ittifakı olsun.
Bu kadar öfke ve gerginlik yetti artık, billahi yetti. TV lerde sizi göreceğim diye neredeyse haber izlemeyi bırakacağım.
SİZ DE SÖYLEYİN...
Stand-up'çı çocuk (Deniz Göktaş) çıkmış, meydanda olabildiğince açık biçimde herşeyi konuşmuş. Keskin zekâ ürünü esprilerle, üstelik tamamen yasal ve ahlaki sınırlar içinde kalarak (faşistler için o sınırlar tabii ki farklıdır) her tarafa gerekli iğneleri batırmış.
5 gündür yayında olan kayıt, şu an 6 milyonu aşkın bir izlemeye ulaşmış. 5 gün sonra 2 katına filan çıkması şaşırtıcı olmaz. Alır başını gider.
Bu, "Helal olsun be... Benim söyleyemediklerimi söylemiş çocuk. Ağzına sağlık..." duygusunun tezahürüdür.
Ama artık, "hepimizin söylemesi" zamanı gelmedi mi? Her kesimden, herkesin. İşi hep "yürekli stand-up'çıya, gözü kara gazeteciye, mangal yürekli sendika liderine, yiğit akademisyene, onurlu çevre eylemcisi köylü kadına" bırakmayın artık.
Deniz'i yalnız bırakmayalım.
Artık "ölü taklidi" yapmayalım.
Açın ağzınızı.
Açalım.
Deniz Göktaş Bana Ağır hakaret etti!
Professional 3 yıldız belgesine sahip dalgıçım! Sahnesinde "Sktiğimin dalgıçları" diye hakaret ediyor!
İnsanlar hakareti alkışlıyor. Gülüyor. Biz eleştirince linç yiyoruz. Onlar bize küfür ederken devrimci oluyor.
Hayatı sosyete pazarında geçmiş kadıköy çocuğu yaşadıklarımın yüzde birini yaşamamış. Bizim hayatımız örgütlerle çetelerle mücadele ile geçti. Hayatı boyunca ezber yapıp okumaktan başka ne yapmış!
Anarşist devlet memurunun şımarık çocuğu: işte Türkiye'deki devrimcilerin özeti ve çelişkisi!
Avukat tutsam dava etsem ne olur acaba!
@idgoktas özür dileyecek misin?
Şırnak’ta görev yapan imam Taha Cengiz, ‘Kürtçe konuşun’ çağrısı yaptı:
• Bu şekilde devam ederse 20 yıl sonra ortada bir dil kalmayacak.
• Kürtçe konuştuğumda bana Türkçe cevap veriyorlar.
• Ben de onlara 'Kardeşim, bu dili ve kendi dilini bilmelisin' diyorum.
Dün babam gözümün önünde yerdeki bir şeye takılıp düştü. Anında her yere kan akmaya başladı ama musluktan bosanircasina. Hastaneye nasıl yetiştirdiğimi, o yolu nasıl gittiğimi bilmiyorum. Neyse babam iyi şu an çok şükür, sadece burnu kırılmış kurban olduğumun. +
Gece 11'e kadar kafasını çarptığı için tomografi temiz çıktığı halde müşahede altında tutuldu ne olur ne olmaz diye. Bu hayat bana bir cumartesi gecesi pijamadan bozma eşofmanlarla tunalida olmayı da yaşattı yani 🤣 dun aksamdan beri "beyefendinin sigortası var mı" cumlesini+