Biraz önce aynı konuyu konuşuyorduk.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tek bir hediye ile tüm dünyaya, özellikle Trump'a şunu söyledi;
ABD ve Türkiye harici NATO koca bir bürokratik yükten ibaret. Liderleri zannedilen kişilerin izinsiz tuvalette gitmeye bile yetkisi yok. Daha kendilerine verilen hediyeyi bile ülkelerine onlarca evrak hazırlamadan götüremiyorlar. Müttefik diye güvenip, silahlandırdığın adamların halini gör ve benimle olan anlaşmanın önemini hatırla.
Tabi Türkiye'deki muhalif grubun böyle şeyleri anlayıp, okuyabilme yeteneği olmadığı için onlar şu an başka saçma detaylardalar.
Ortada bir tartışma olduğunu zanneden var da aslında böyle birşey yok. 2 taraf da kutsallarına laf ettirmiyor aslında. Sadece bir taraf dürüstçe belli sınırları aşamazsın diyor, diğer tarafsa çakallık yapıp karşı tarafa ne zaman laf gitse özgürlük diye yırtınıyor. Olay bu.
Yöneticilik rolü oynayan yaralı çocuklar...
Tahakküm çabalarını sindirilmiş çocukluğu ile besleyen fazlasıyla gürültülü ve mide bulandırıcı bir yığıntı.
@Derunii__ Zaten Türkçe de bugünkü kadar dar bir şey değil. Şu kelimeler Osmanlıda Türkçe sayılır. Türkçe 10x bir şey olsa şu an elimizdekine x diyebiliriz. Bu yüzden Osmanlıca mealler daha güzel geliyor insana. Arapça kelimelere karşı alerji dili fakirleştirmekten başka sonuç doğurmadı.
Ben bu eski kelime kullanmak konusundan eleştirilirim. Tufan hocanın bu yazısını görünce ''kullandığımız kelimeler böyle mi anlaşılıyor'' diye şaşırdım. İletişimi sağlayacak bir dil meselesi ciddi bir sorun gibi Türkçe'de. Bir kaç örnek vereyim ;
Mübin ; Parlak açık seçik.
Mübin beyan kökünden geçişli bir fiildir. Hem açıklanmış hem açıklayan anlamında kullanılabilir. Yani açık seçik anlamında değildir. Beyan edilmiş ya da beyan eden anlamında, beyan ise daha çok sözlü açıklama için kullanılır.
Bedihi ; Görünür
Bu oldukça uzak hatta bu çeviri ile anlaşmak imkansız gibi. Zira bedahet aslında bırakınız görünmeyi, düşünmeye dahi gerek olmayacak şekilde zihninizde hazır bulunan anlamında demektir. Bunu karşılayan bir Türkçe kelime bilmiyorum. Daha kötüsü biz felsefe meselelerinde ''bu bedihidir'' dediğimizde bu anlamın canlandığını öğrenmek garip hissettirdi.
Aslında bariz ya da aleni gibi kelimelerin çevirileri de fazlaca problemli. Mesela bariz kelimesi apaçık anlamında verilmiş. Ancak ben felsefe dilinde apaçık denilince bedihi olanı anlarım.
Bu aynı kelimeyi kullanırken farklı anlamları düşündüğümüzü gösterir ki, aslında dilin yetersizliğine güzel bir örnek olur.
Bariz ise arapçada brz kökünden görünür olmak anlamında duyusal bir şeydir. Dolayısı ile duyusal olmayan ya da duyusal olmasına rağmen benim ''henüz'' duyu ile algılamamış olduğum şeyin bana bariz olması olur. Bu apaçık kelimesi ile karşılansa ben bu anlamı anlamam. Hatta apaçıklıkta böyle ''ortaya çıkma'' anlamının zıddı bir çağrışım da vardır.
Aleni ise bariz olanın birden fazla kişiye bariz olması anlamına gelir. Yani bir şey benim duyuma gelse bana bariz olur. Ancak alenilik iddia etsem birden fazla kişiye ya da herkese bariz olması anlamına gelir. ''Bu herkes için barizdir'' anlamında.
Hakeza vazıh kuşkusuz ya da ortada anlamına gelmez. Bir sorunu ''vuzuha'' yani çözüme kavuşturan anlamındadır. Dolayısı ile kuşkusuzluk kelimesinden farklıdır. Zira kuşkusuz yine bedihi gibi objektif bir iddiaya benzer. Oysa vazıh olmak sadece benim iddiam olabilir. Yine kuşkusuzluk bir sorunla ilişkili değildir. Vuzuh ise bir sorunu çözmekle alakalıdır.
Yani bariz kelimesine ''apaçık'' deyip, vazıh kelimesine ''kuşkusuz'' deseniz bu iki kelimeyi de anlamı da karşılayamamış olursunuz. Oysa bunlar oldukça farklı anlamlardır.
Aslında anlaşılmasını istediğimiz şey Türkçe'nin gündelik dildeki halinin vehameti. Mesela bana ''eski kelime kullanıyor'' diye kızıyorlar ancak şu kelimelerin tercümesi ile meramı ifade edebilmek imkansız.
Sadece duygusal bir şey değil. Bir biçimde eski dili öğrenmeden ilerlemek şu anki koşullarda zor duruyor. Bu sebeple gençlere eski dildeki metinlerden okumalar yapmalarını tavsiye ederim.
ÇEKİLİŞ!
Tweeti beğenip retweet eden toplam 20 takipçime kitaplarımı imzalı hediye ediyorum:
(2) İsa Pavlus İnciller
(2) Vadedilmiş Topraklar
(2) Emperyalizmin Teolojik Maskesi
(2) Meryem Oğlu İsa nasıl Tanrılaştırıldı?
(6) Nikomedeia ve Hristiyanlık
(6) Kristolojiye Giriş
Bu diğergamlık ve halk kahramanlığı gözümüzü yaşartıyor hakikaten ama senin annen yerleşmiş şengörist elitizmine anadolu köylüsü tarafından pandik atıldığı için sokağa çıktı.
Aynı annelerin çocukları şimdi korunaklı villalarından sokak köpekçiliği yapıyor, değişen bir şey yok.
Gençlik, artık yaklaşık bir 20 senedir progresif zannettiği y kuşağı muhalefetinin pseudo ve post-batıcı bir entelektüel hamlık olduğunu fark ediyor, o kadar.
Senin o genç insan derkenki eril dilden uzaklaşma çabanı da sikime taşşağıma sürdüm, o ayrı konu.
15 sene boyunca, kılıçdaroğlu’na oy vermiyor diye millete aptal, cahil, koyun diyorlardı. Şimdi aynı Kılıçdaroğlu’na akp’nin adamıymış diyorlar. İnanılmaz deli bir kitle.
İnsan, en utanmaz olduğu vakti aşılamıyor kendini tanımlayan cümlelere.
Ne kadar lehte, o kadar ısrarcı. Russell da benzerini iddia eder. Ahlaki olanı kimlik, arsızcasını hata bilmek bir kaçış rampasından çok riyakarlık.
Siktir lan sovyet kırması, gettonun halihazırda mindset olarak taşıdığı düşünce bundan fazlası değil zaten. Suç, nefret ve don kişotçuluğu en anadolu senden iyi nüfuzlamış durumda.
Önderi olmak istediğin kanaatin kültür tarihi okuması da zayıf, zira gri alanın yok.
Şunu kabul et.
Sabah 4.30'da kalksan da soğuk duş da alsan, GYM'de olağanüstü bir kas başarısı da geliştirsen eğer Arnold kadar etkileyici değilsen hiçbir işe yaramaz.
Zaten Arnold bunu iş için yaptı sen sınıf atlayıp zengin olmak istiyorsun, güçlü adam olmak istiyorsun ama zengin ve güçlü adamlara bak hiçbirisi kas yapmıyor.
Çünkü onlar bir şans diliminin içine doğdular bu da dahi ve eşsiz olmalarından değil atalarının, dedelerinin mülk sahibi olması ve doğru siyasi ve ticari ilişkiler ağından gelmeseydi.
İçinde bulunduğun durum senin tembelliğinden kaynaklanmıyor. O ailelerin içine doğmamış olmandan kaynaklanıyor. Aldığın eğitim seni ne büyük bir buluşa taşıyacak ne de prestijli bir firmada öyle kolayca yükselebilir birisi yapacak. Sen kafanda onlarca kaygıyla dolaşırken birileri "kendini gerçekleştirmek" denen şeyi kaliteli bir şaraptan iki yudum alıp midesini etle doldurduktan ve lüks arabasına binip avamdan izole evine geçtikten sonra tasarlamaya başlıyor. Senin ise yarım yamalak bir eğitime sahip olan ailen ve kuşaklardan kuşağa aktarılan yoksulluğun, üretimden kopuk mülk zenginliğine tamah eden en matah denebilecek bir kır burjuvası zihniyetin var.
İçinden geldiğin o gettomsu mahallenden, bir sürü işe yaramaz orta okul arkadaşından, akıl veren sikik cahil patronundan sana hiçbir büyük akli miras kalmadı. Bu sistemi "muhafaza" etmek senin kendini baltalaman için işliyor.
Bu düzen dünyayı birilerin meze yaparken, cahil ama iyi çarpan bir yaşlı lavuğun koluna 5 kadın takarken seni sağlıklı bir aile kurmaktan men ediyor.
Depresyonda olman, hissetmen çok normal çünkü birileri bir şeyleri senden sürekli olarak çalıyor. Borçlu olarak doğdun lan sen. Hayatın her geçen gün eksiye gidiyor.
@NisanyanHimself Söz konusu ontolojik üstünlük insan ve Tanrı üzerine. Bir Tanrı'yı diğer tanrılara tercih etmek ya da bir dini diğer dinlere tercih etmek bu dayanakçı örüntüyü cari olmaktan çıkarmıyor.
Neden?
Pekala a) Genetik bir kod olabilir. Kedilerin dışkısını gömmesi, köpeklerin otomobillere ürümesi gibi. b) Töre ve gelenek olabilir. İnsanlar toplumun törelerine uyarlar.
Olur olmaz her ahlak kuralını "Allah" adlı soyut varlığa atfetmek o kurallara daha çok riayet edilmesini sağlamıyor. Eminin eşekle iş tutanlar arasında Allah'a inananlar inanmayanlardan fazladır.
Diyelim ki tanrısız etik olmaz. Ama hangi tanrı? Eğer münferit dini öğretiler üstünde ortak bir ahlaki yargı ilkesi yoksa Yüce Rabbimiz Krişna ile Müslümanların Allah'ı arasında nasıl tercih yapacağız?
İnsanın mizacında hakikate dair temayül insafta aşikar olur.
Nefsin seni sevmediğin kişi hakkında hakikat olmadığını bildiğin söze ittiğinde, hakikate doğru çeken özellik insaftır.
İnsafsız adam sanki hakikati kıble almaktan vazgeçmiştir. Bu insanların zannettiğinden daha önemli bir haslet kaybıdır.
Zira beşer günah işler, her haltı yapar. Ama hayasızca yalan olduğunu bildiğini söyleyebilen adam insafsızdır. Gözü hakikatten dönmüştür.
Bu yüzden efendimiz münafığın alametini sayarken “hasımlaştığında haddi aşar” diyor.
İnsafsızlık bir şahısta adet halinde ise, kalitesiz kumaştır. İnsafsıza emek cihetinden yatırım yapılmaz.
Zira onun ahvali bir insanın yaratılma amacının tam zıddına dönmesidir. İnsanın varoluş maksadı takati nispetinde hakikate vakıf olma çabasından ibarettir.
Hakikati kıble edinmeyi bırakanın ne kıymeti kalsın ? Yaşayan bir ölü, kıymetsiz çer çöp.