Gazeteleri anlıyorum gelirleri çok azaldı riskleri arttı ama bu çağda ve bu ekonomide telefondan haberi okumaya çalışırken ekranın 3-4 farklı reklam karesiyle kaplanması bence insanları websitelerine abone olmaya değil tam tersi onları okumamaya daha çok teşvik ediyor
İstanbul’un en kritik su kaynaklarından biri olan Ömerli Barajı havzasında planlanan dev organize sanayi bölgesi, 160 sanayi kuruluşunu ve on binlerce kişiyi barındıracak. Uzmanlara göre proje yalnızca çevresel değil, aynı zamanda yaşamsal bir risk taşıyor.
🔵523. sayı çıktı!
Çıktığından beri okumak isteyip yurtdışına sipariş veremediğim ve e kitap olarak da bulunmadığı için Türkiye'ye geldiğim ilk hafta satın aldığım kitap @Arkeofili :
Bilgi Üniversitesi olayı bize ne anlatıyor, ne anlatmıyor?
Öncelikle verilen yanlış kararın geri alınmasına tüm kalbimle sevindim. Fakat sevincim sistem ya da üniversiteyle ilgili değil. Sevincim mağdur olacak öğrenciler, akademisyenler ve diğer emekçiler için.
Kararın geri alınmasına bakarak, demek ki karar alma sistemi yanlışından dönebiliyor ya da toplumun sesi karar alma mekanizmasında yankı buluyor gibi okumalar yapmak doğru değil bence. Boğaziçi Üniversitesi direnişi 2021'den beri devam ediyor. Orada yapılan haksızlıkların, yaşanan mağduriyetlerin bini bir para. Daha birkaç gün önce, yıllardır maruz bırakılmadığı baskı kalmayan, hastalığını bile, hasta hasta hastaneye giderek ispatlamak zorunda bırakılan Tuna Tuğcu hoca hukuksuz bir kararla işinden atıldı. Hocanın bahar yarıyılında verdiği ders, o dersi alan öğrenciler ne olacak kimse bilmiyor. Kimin umrunda?
Bir cumhurbaşkanı kararıyla üniversite kapatılmamalı. Kesinlikle. Ama bir cumhurbaşkanı kararıyla köylülerin evleri, toprakları, köyleri, zeytinlikleri ve ormanları ellerinden alınıp maden şirketlerine veriliyor. O köylüler bu hukuksuzluğa karşı çıktıkları için türlü türlü baskıyı göğüslemek zorunda kalıyor. Esra Işık tutuklanıp hapse atılıyor. Kimin umrunda?
Bir cumhurbaşkanı kararıyla üniversite kapatılmamalı. Kesinlikle. Ama bir cumhurbaşkanı kararıyla halkın ormanları, sen artık orman değilsin denilerek ranta açılabiliyor. Yıllardır bağıra bağıra sesimiz kısıldı. Kimin umrunda?
Bilgi kararının geri alınmasında hangi mekanizmalar işledi, hangi hesaplar yapıldı bilemem. Bildiğim tek şey, konunun demokratik tepkilerle, hak-hukuk mücadelesiyle ilişkili olmadığı. Bildiğim tek şey, berbat işleyen bir sistemin kapatma kararında olduğu gibi geri alma kararında da işlediği. Bilgi'de okuyan, emeğinden başka gücü olmayan binlerce öğrenci olduğu gibi parasının gücüyle var olanlar da var. Tahmin ediyorum ki geri alma kararında onların çevresinin etkisi çok büyüktür. Kamuoyunun ve üniversite bileşenlerinin demokratik tepkilerinin etkili olduğunu hiç ama hiç sanmıyorum. Keşke öyle olsa. Keşke Boğaziçi'nde, Akbelen'de, ülkenin dört bir yanında yaşanan haksızlıklar da ortadan kaldırılsa. Ama hayal görmeyelim. Onlarda para yok çünkü.
Uzun sözün kısası, kapatılma kararının geri alınması güzel. Ama kapatma kararı gibi geri alma kararı da kötü işleyen bir sistemin ürünü. Esas mesele bu sistemin kapatılması.
Her şeye rağmen, öğrenciler, akademisyenler ve diğer emekçiler adına mutluyum. Bu da bir şey.
Filozof, psikolog, biliminsanlarının katkılarını "bugün de geçerli" baskısı altında değil de alanların gelişimi için yol açtı perspektifiyle değerlendirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin Freud'un önemi de teorilerinin hala geçerli olmasında değil, öncü olmasında
Sartre'ı seviyorum. Cesaretini seviyorum. "Şimdi ne olacak?" sorusuna omuz silkmeden cevap vermeye çalışmasını seviyorum.
Ama yanılıyordu.
Güzel yanılıyordu, çünkü yanılgısı özgürleştirici görünüyordu. Ama yine de yanılıyordu.
"İnsan kendi kendini kurar" diyor Sartre. Gerçekten mi?
Boyunu sen mi seçtin? Doğduğun coğrafyayı sen mi belirledin? Anne babanı sen mi kararlaştırdın? Zeka dağılımını, duygu yoğunluğunu, dikkat kapasiteni sen mi tasarladın?
Hayır. Bunların hepsi sana verildi. Sen sahneye çıktığında kostüm çoktan giydirilmişti.
Sartre "varoluş özden önce gelir" dedi. Yani önce varsın, sonra kendin olursun. Hiçbir önceden belirlenmiş "insan doğası" yok.
Bu yarısı doğru.
Evrensel, sabit, herkes için aynı bir "insan doğası" yok, bunda haklı. Ama senin doğan var. Sana özgü, seninle doğmuş, seni sen yapan bir yapı. Bu yapı evrensel değil ama var.
Sartre diyor ki sen hem heykeltraş hem heykelsin, kendini yontuyorsun, tamamen özgürsün. Ben diyorum ki sen heykeltraşsın ama mermeri sen seçmedin.
Elindeki taş granit mi, mermer mi, kireçtaşı mı? Sert mi, yumuşak mı, kırılgan mı? Damarları nereye gidiyor? Hangi şekillere izin veriyor, hangilerine izin vermiyor?
Bunları sen belirlemedin. Ama, ve işte kritik nokta, bu taştan ne yapacağını sen belirliyorsun.
Granit mermer gibi yontulmaz. Bunu inkar eden heykeltraş taşı da kendini de kırar. Ama granit, granit olarak yontulabilir. Granite uygun şekiller vardır: sert, kalıcı, görkemli. Mermer zarafet verir, granit güç verir. İkisi de değerli.
Özgürlük malzemeni inkar etmek değil. Özgürlük malzemenle ne yapacağını seçmek.
Sartre'ın en güzel cümlesi şu: "Ahlakını seçerken kendi kendini de kurmuş olur."
Evet. Seçim var. Ahlaki seçim var. Ve bu seçimler seni şekillendiriyor. Ama seçeneklerin sınırsız mı?
Bir insan düşün. Doğuştan dürtü kontrolü zayıf. Anlık tatmini ertelemekte zorlanıyor. Beyninin o bölgesi öyle çalışıyor.
Bu insan saatler süren meditasyonla disiplin gerektiren bir keşişlik hayatı seçebilir mi? Teorik olarak evet. Pratik olarak muhtemelen başarısız olur, kendini suçlar, döngüye girer.
Ya da bu insan dürtüselliğin avantaj olduğu bir hayat seçebilir. Kriz anında hızlı karar veren lider. Sahnede doğaçlama yapan sanatçı. Tehlikeye koşan itfaiyeci.
İkisi de ahlaki seçim. Ama biri malzemeye uygun, biri değil.
Sartre diyor ki ne olacağını seç. Ben diyorum ki ne olabileceğini keşfet, sonra seç.
Sartre için kaygı özgürlüğün bedeliydi. Her şeyi seçebiliyorsan bu ağır bir yük. Bunalım dedi Sartre, özgürlüğün baş dönmesi.
Haklı, kaygı gerçek. Ama kaygının bir kısmı gereksiz.
Eğer "her şeyi seçebiliyorum" yanılgısındaysan, seçemediklerinin yükünü de taşırsın. Neden daha uzun değilim? Neden daha zeki değilim? Neden başka bir ailede doğmadım? Neden o fırsatı kaçırdım?
Bu sorular işkence. Çünkü cevabı olmayan sorular.
Ama malzemeni tanırsan kaygının bir kısmı düşer. "Neden granit yumuşak değil?" diye sormayı bırakırsın. Granit sert. Olan bu. Şimdi bu sertlikle ne yapacağız?
Özgürlük kaygı getirir, doğru. Ama sahte özgürlük, sınırsızlık yanılgısı, gereksiz kaygı getirir. O yükü bırakabilirsin.
Sartre'ın en keskin kavramı mauvaise foi, kötü niyet. İnsanların özgürlüklerinden kaçtığını, "yapamam" diyerek sorumluluğu reddettiğini söyledi. Garson örneği ünlü: garson garsonluğunu oynar, rolün arkasına saklanır, özgürlüğünü inkar eder.
Bu eleştiri değerli. Gerçekten de çoğu insan "yapamam" der, aslında "yapmak istemiyorum" demek isterken.
Ama Sartre aşırıya kaçtı.
Bazen "yapamam" gerçek. Bazen sınırlar sahici. Bazen malzeme izin vermiyor.
Her "yapamam"ı kötü niyet saymak yeni bir tiranlık. "Yapmalısın ama yapmıyorsun, demek ki kötüsün." Bu, başarı ideolojisinin felsefi versiyonu. "İstersen yaparsın, yapmadıysan yeterince istememişsin." Aynı yalan, daha şık ambalajla.
Gerçek dürüstlük hem seçimlerini hem sınırlarını kabul etmek. "Bunu seçtim" de "bunu seçemedim" de dürüst olabilir. Hangisinin hangisi olduğunu ayırt etmek ömür boyu süren bir iş.
Sartre diyor ki insan önceden kurulmuş, tamamlanmış, sona ermiş değildir. Kısmen doğru.
İnsan süreç içinde. Bu doğru. Her gün biraz değişiyor. Hiç kimse donmuş değil.
Ama bir çekirdek var. Bir merkez var. Değişimin etrafında döndüğü sabit bir nokta var.
Ağaç düşün. Her yıl yeni dallar, yeni yapraklar. Sürekli değişim. Ama gövde aynı gövde. Kökler aynı kökler. Meşe ağacı hiçbir zaman çam olmayacak.
İnsan da öyle. Değişirsin ama sen olarak değişirsin. Başka birine dönüşmezsin.
Sartre "tamamlanmamış" derken bunu inkar ediyordu. "Hiçbir öz yok, sadece oluş var" diyordu. Ben diyorum ki öz var ve oluş var. İkisi birlikte. Öz değişmez, oluş öz üzerinde dans eder.
Sartre'ın varoluşçuluğu yirminci yüzyılın en güçlü çığlıklarından biriydi. "Anlam yok ama sen yaratabilirsin" dedi. Güzeldi. Cüretkardı. Ama eksikti.
Anlam yaratabilirsin, evet. Ama herhangi bir anlam değil. Senin anlamını. Sana uygun, seni besleyen, seninle uyumlu olanı.
Kendi kendini kurarsın, evet. Ama yoktan değil. Var olandan. Verilmişten. Malzemeden.
Özgürsün, evet. Ama sınırsız değil. Sınırların içinde, o sınırlara rağmen değil, o sınırlar sayesinde özgür.
Sartre'ı aşmak onu inkar etmek değil. Sartre'ı aşmak onun açtığı kapıdan girip sonra daha derinine yürümek.
Ekrem İmamoğlu'nun diploma davasındaki savunmasından: "Askerliği de iptal edin. Doğum belgem yok, onu da iptal edebilirsiniz belki. Allah’tan ailem burada"
"Afetler Karşısında Mimarlık ve Eğitimi" temasıyla TMMOB Mimarlar Odası'nın düzenlediği XIII. Mimarlık ve Eğitim Kurultayı 14-15 Kasım 2025 tarihlerinde gerçekleşecek >> https://t.co/ndtYdKwEyu
Bilimkurgu Kulübü’nün kurucusu İsmail Yamanol ile sinema yazarı ve çevirmen F. Cihan Akkartal, editör Merve Çay’ın moderatörlüğünde, felsefi sorgulamaları sürükleyici kurgularla harmanlayan kült yazar Philip K. Dick’in yaşamı ve eserleri üzerine keyifli bir sohbette buluşuyorlar.
Akıllı telefonlara alıştığımız dönemde kitap okurken sağ üst köşede saat arardı gözüm şimdi altını çizdiğim cümleleri tweet gibi beğen tuşuna basasım geliyor
Fascinating:
If you have one son, your chance of another (on the next birth) is not 50% – it's higher, about 57%
If you have two sons, your chance of another is about 58%
If you have three, your chance of another is 61%
(The numbers are similar for runs of daughters)
İzmir, Bayraklı’da yaklaşık bir asırdır süren Eski Smyrna kazısı Cumhurbaşkanlığı kararıyla mühürlendi, arkeologların erişimi kısıtlandı ve kazı envanterlerine el konuldu. Gerekçeyi bilmiyoruz!
https://t.co/endeK7hncY