Filmin en saçma sahnesiydi. Orijinal hikayede Odysseus mağarada tepegözle karşılaştığında onunla konuşur. Burada ne aradıklarını sorar. Troya’dan döndüklerini, ikram istediklerini söyler. Cyclops “burada Zeus’un kuralları geçmez” der. İki adamını yer. Uyur. Ertesi gün odysseus merhamet ister. Merhamet olarak en son onu yiyeceğini söyler. Odysseus ile şarap içmeye başlarlar.
Odysseus’a ismini sorar. O da kendini -Outis- yani “hiç kimse” olarak tanıtır. Dev çok sarhoş olup bayılır. Sahnedeki gibi kör edilir. Bağırmaya başlayınca diğer devler gelir. Ona kimin saldırdığını sorarlar. O da “hiç kimse” diye cevap verir. Böylece de mağaradan kurtulurlar.
Odysseus çok kibirli biri olduğu için bu işi kendinin yaptığının bilinmesini ister. Gemiye kadar onu takip eden tepegöze “Ben Odysseus” diyerek bağırır. Fakat devin Poseidon’un oğlu olduğunu bilmemektedir. Dev, babası Poseidon’a seslenir. “Oğlunu Odysseus kör etti. Ya ölsün, ya da evine geç dönsün. Her şeyini kaybetsin”
Böylece Odysseus’un evine geç dönüşünün tanrısal sebebi açıklanır.
Nolan maalesef en kilit bu noktayı işlemedi.
"Bana fazla güvenmeyin ben her an satabilirim hepinizi."
Kişi kendi ile ilgili bir şey söylüyorsa, dikkate almak gerekir.
Araştırmalar var:
“Many a true word is spoken in jest” (Şaka yollu söylenen birçok söz aslında gerçektir) atasözü psikoloji literatüründe incelenmiştir.
İnsanlar sosyal olarak riskli, utanç verici veya savunmasız hissettikleri düşünceleri mizahın arkasına saklayabilirler.
Özellikle depresyon, özgüven düşüklüğü, yalnızlık, ilişki sorunları veya kendine yönelik olumsuz düşünceler bazen espri şeklinde dile getirilebilir.
Mizah, kişinin hem gerçeği söylemesini hem de “şaka yapıyordum” diyerek geri çekilmesini sağlayan bir tür psikolojik koruma mekanizması olabilir…
bana nar alırsan akşama ayıklanmış nar yersin cümlesini çok seviyorum, sen bana nar alacak kadar beni düşünürsen ben bu düşüncenin devamında seni daha çok düşünür ve senin benim için aldığın narı senin için ayıklarım demek nereden baksak çok güzel
İş yerinde, okulda ya da sosyal çevrede hiçbir zararınız olmayan insanlar sizinle uğraşıyorsa ya sizin yerinizde olmak istiyorlardır, ya da güçlü yönünüz onların bir zayıflığına dokunuyordur. Carl Jung’un dediği gibi “gölgeleri tetikleniyor”dur. Bu da sizin sorununuz değildir.
bir insanla ilişki görev ahlâkı üzerinden ilerlemez. onu mutlu etmek içinden gelir, edersin. onunla bir şey yapmak içinden gelir, yaparsın. sevgi bir şey gerektirmez, çünkü sevgi gerekliliğin ifasıyla olmaz; sevgiyle yapılan şey gereklilik olur, yoksa gereklilik sevgiyi doğurmaz.
Başak burcu olarak şunu biliyorum: İçimde kimseye kötülük düşünmeyen bir kalp taşıyorum. İnsanların kusurlarını görmekten çok, yaralarını anlamaya çalışıyorum. Maneviyata, samimiyete ve gerçek duygulara öyle önem veriyorum ki bazen kendi ihtiyaçlarımı bile geri plana atıyorum. Herkes mutlu olsun diye uğraşırken, dönüp baktığımda aynı hassasiyetin bana gösterilmediğini görmek elbette insanın canını yakıyor. Ama buna rağmen kalbini karartmamak, iyi kalabilmek asıl mesele. Başak dediğin insanın derinliği burada ortaya çıkar. Çünkü o, çıkarına göre değil vicdanına göre hareket eder. Ne yazık ki günümüzde birçok insan her şeyi yüzeyden değerlendiriyor. Bu yüzden derin düşünen, ince hisseden ve samimiyeti önemseyen insanları anlamakta zorlanıyorlar. Başak bazen eleştirilir, bazen yanlış anlaşılır; ama kalbinin temizliğinden ve değerlerinden kolay kolay vazgeçmez. Çünkü onun en büyük zenginliği karakteridir.