herkesle herkesleşmediğimiz, bazense herkesçe hissiyatlara delice imrendiğimiz, hüznümüzün yüzümüze gülmesini ümit ettiğimiz, yine de kendimizle ancak kendimize kalabildiğimiz bir yıldı. yüreğimize muhatap bulabilmek olsun bu defa payımıza düşen. his yüklü, nice derin senelere
zamanı durduracağına inandığımız şefkat dolu bir anlık bakış için tüm zamanlarımızı feda etmedik mi, şimdi her yeni gün taptaze bir heyecanı yeniden heba ettiğimizi unutturabilir miyiz kendimize
bir yerinden tutunabileceğimize inandığımız ümit yeşerten anlarda içimizin buz kesmesi, yüzümüze en çok da o zaman çarpan korkunç eksikliğimiz. yüz çevirsek de kaçamamamız kendimizden, cennet ihtimalinin cehenneminde kavrulup yaşamaya değil ölmemeye çabalamak bizimki
mutsuz, umutsuz anlarımız dokunmuyor bize, onlarda zerresine kadar beraberiz. bizi bizden alan, canımıza okuyan ufak bir gülümseme ihtimalinde hissettiğimiz. asla tamamlanamayacağız kaygısının keskin gerçekliği. neye, nereye ya da kime ulaşmışız sansak dokunamayacak oluşumuz
gönlümüzce yaşanamamış olmasına rağmen geçmişe duyduğumuz kavurucu özlemden sebep bugünlerimizi de yaşanamamış dünlere çeviriyoruz. hesap kitap işlemez bir ziyan içindeyiz, yine de kalbimizdeki hüzne gülümsüyoruz. kocaman gülümsüyoruz
yaşayacak an bulamıyoruz, hakikaten sığamıyoruz hiçbir zamana. ne dün bizimdi, ne bugün, yarını zaten tutamıyoruz. bölük pörçük, yarım yamalak, çoğu zamansa daha azıyız. boğazımıza kadar duyguya batmış haldeyiz ama hissedemiyoruz.