Evet Prof McCharty net ve doğru bir tespit yapmış. Bu tespitlerle ilgili ne kadar yazsak buna, ne sayfalar yeter ne de zaman. Muhakkak ki, 20. Yüzyılın en büyük soykırım felaketini Balkanlardaki Türkler yaşadı Ancak halen bu durum başta Amerikalılar, Avrupalılar, Yunanlılar ve Ermeniler tarafından bilinmiyorsa bu en başta ilgili Türk tarih kurumlarının ve Türk Tarihçilerinin büyük bir kabahat ve ayıbıdır Evet Türkler necip ve büyük bir millet olduğu için daima acılarını içinde yaşadılar ve diğer milletler gibi sağda solda bunun cazgırlığını yapmadılar. Ancak mevcut devrin icapları hem de akademik tarihçiliğin gerekleri Türklere yönelik bu soykırımların orataya çıkarılmasını mecburi bir görev olarak başta tarihçilere yüklemektedir. Dolayısıyla bu vazife, akademik olmanın yanında tarihi, milli ve vicdani bir görevdir.
Balkanlarda Öldürülen Müslüman Türk Nüfus:
1877-1878 / %17
1912-1913 / %27
🇺🇸 Amerikalı Tarihçi Justin McCarthy:
“Bulgaristan'ın oluşmasını sağlayan 1877-78 Savaşı'nın sonunda Türkler'in %17'si ölmüştü”
“1912-1913 Balkan Savaşları'nda durum daha da kötüydü”
“Balkan Savaşları'nda Türkler'in %27'si ya öldürülmüş, ya da hastalık veya açlıktan ölmüştü”
➖ 1912-1913 Balkan Savaşları'ndan önce Balkan nüfusunun yarısından fazlası Müslümandı.
➖ Balkanlar'ın batısında Arnavutlar, doğusunda Türkler çoğunluk durumundaydı.
➖ Bulgaristan'ın oluşmasını sağlayan 1877-78 Savaşı'nın sonunda Türkler'in %17'si ölmüştü.
➖ 1912-1913 Balkan Savaşları'nda durum daha da kötüydü.
➖ Balkan Savaşları'nda Türkler'in %27'si ya öldürülmüş, ya da hastalık veya açlıktan ölmüştü.
➖ Balkanlar'da Türkler'e olanlar, insanoğlunun başına gelen en kötü olaylardan biridir.
➖ Bugüne kadar yaşanmış en büyük felaketlerden biridir ve bunu kimse bilmez.
➖ Hala hiç kimse bu konuda bir şey bilmiyor.
Her ne kadar Türkiye’ye kin ve nefret kusan çirkin ifadeler olsa da bir taraftan da Türkiyeyi, stratejik tesisleri koruma bağlamında ve tüm Türkiyeyi kapsayacak bir koruma kalkanı oluşturulması hususunda uyarıcı olması bakımından da önemli açıklamalar bunlar
Pentagon eski yetkilisi Michael Rubin:
— Türkiye'nin insansız hava aracı fabrikaları İsrail savunmasını alt edebilecek silahlar üretiyor.
— Varoluşsal tehditler doğaları gereği çaresiz önlem gerektirirler. İsrail Hava Kuvvetleri, Türkiye'ye önleyici saldırılar düzenlemelidir.
— Kuzey Kıbrıs, İncirlik, İzmir, Diyarbakır ve diğer yarım düzine şehirdeki üslerde bulunan Türk F-16'ları ve diğer uçaklar hedef alınabilir.
— İsrail savaş uçaklarının muhtemelen işgal altındaki Hatay'da bulunan Türk Deniz Kuvvetleri'nin ana üssü İskenderun'un yanı sıra Aksaz, Foça ve Gölcük'ü de hedef alması gerekecektir.
— Türkiye'nin müdahalesini ve toparlanmasını engellemek için İsrail, Türk silahlarının çoğunu üretildiği Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) fabrikalarını hedef almalıdır.
— Bayraktar TB2 ve AKINCI'nın üretimindeki rolü nedeniyle Baykar'ın genel merkezi, personeli ve fabrikalarının da hedef alınması muhtemeldir.
Celine Dion Confiesa en su Lecho de Muerte: "Comí Niños para Mantener la Juventud - Ahora Me Estoy Muriendo"
Esas son las escalofriantes palabras pronunciadas por Celine Dion - ganadora de cinco Grammys, megasuperestrella global y diosa dorada de Hollywood - mientras creía que estaba tomando su último aliento.
Tenemos la grabación. La impactante, sin censura, grabación bomba que expondrá a las élites de la industria del entretenimiento de Hollywood y a toda la clase Epstein como los monstruos que son.
ABD-İsrail ilişkilerine farklı bir eko-politik bir bakış açısı. Evet, marksist bir yoruma kaçmanın ötesinde bu durum pek çok Batılı-Batılı olmayan devlet ilişkisinde geçerli bir modeldir Demokrasi hak hukuk insan hakları lafları sözde olduğu için Batılı dış siyasetin özünde tam tersi hedef ve amaçlar mevcuttur
🇺🇸🇮🇱🇵🇸 Julián Assange lo dijo claro.
“El objetivo es usar a Israel y Ucrania para lavar dinero de los contribuyentes de EE.UU. y Europa y devolverlo a las manos de una élite transnacional.
El objetivo es una guerra interminable, no una guerra exitosa.”
Mientras Gaza es destruida, miles de millones de dólares fluyen sin parar hacia Israel.
Mientras niños palestinos mueren, las élites se enriquecen con la guerra eterna.
Todo es un gran negocio de sangre y dinero.
Israel no es “aliado”, es una herramienta perfecta para el complejo militar-industrial y la élite global.
Bir çağın kapılarını kapatıp yenisini aralayan İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümü kutlu olsun. Bu muazzam zafer, sadece bir imparatorluğun küresel güce dönüşmesini sağlamakla kalmadı; aynı zamanda Avrupa’da köklü değişimleri ve aydınlanmayı tetikleyen bir dönüm noktası oldu. Tarihe yön verenlere selam olsun! 🇹🇷
Aziz Milletimizin, Türk-İslam âleminin Kurban Bayramı’nı tebrik eder, ülkemize, milletimize ve insanlığa barış, huzur ve bereket getirmesini Yüce Allah’tan dilerim.
Biz ilim adamları sıradan insanlar gibi tarihi olaylara hamasetle yaklaşmayız Tarih, her şeyden önce en önemli sosyal bilimdir. O halde tarihçiye düşen gerçekleri ortaya koyup insanlara yöneticilere yol göstermektir tıpkı Tukididesin yahut İbn Haldun’un ifade ettikleri gibi İngiliz arşivlerinde Türkiye’nin büyük fedakarlıklar yaparak Yunanistana nasıl buğday gönderdiği yazılıdır Türk kaynaklarında ise buğday kıtlığından dolayı pek çok Türk köylüsünün ağaç kabuğu ve değişik ot sebzelerle beslendiği yazar Bu büyük bir fedakarlıktı Türkiye komşusu Yunanistan’ın güvenliğini kendi güvenliği gibi görüyordu İkinci Dünya Savaşının hemen öncesinde Türkiye, İngiltere ve Fransa ile Üçlü İttifak ‘Triple Alliance’ antlaşmasını imzalamıştır Bu anlaşma 1952’ye kadar Türk dış politikasını yönlendiren yegane resmi belge olmuştur Dolayısıyla Türkiye’nin Nazilerle işbirliği yaptığı iddiası yalandır, iftiradır Türkiye, 1945 başında bilfiil savaşa katılmayı da Churchill ve Roosevelt’e teklif etti Ancak müttefik askeri planlarının değiştirilemeyeceği gerekçesiyle Türkiye’nin talebi ABD tarafından kabül görmedi Başbakan Churchill’in çok istemesine rağmen Yakın dönem dünya siyasi tarihi henüz tüm ayrıntılarıyla yazılmamıştır. En azından Türkiyeyi ilgilendiren yönleri bakımından mevcut literatürdeki bilgiler çok yetersizdir Bundan sonra yeri ve zamanı geldiğinde bu mecradan bildiklerimizi özetlemeye çalışacağız
@profmsbilgin Gemi İstanbullu Rumlarca kiralandı tüm masraflar onlarca karşılandı tek bir gemi yarım milyon kişiyi doyuramaz Türkiye o dönemde en iyi ihtimalle tarafsızdı Nazi Almanyasıyla dostluk içindeydi bu yüzden Paris Antlaşmasına çağrılmadı
Selma hocanın da belirttiği gibi Türkiye, Yunanistan’ın her sıkıntılı zamanında yardımına koşmuştur Bu duruma bir başka örnek vermek gerekirse Türkiye, Yunanistan’ın 1952’de NATO’ya girmesini de çok desteklemiştir Hatta Türkiye sayesinde NATO’ya girdi bile denebilir Yine 1980 yılında Yunanistan’ın tekrar NATO’nun askeri kanadına dahil olmak istediğinde Türkiye yine olumlu yaklaşmıştır. Ama Yunanistan gerek Türkiye’nin AB’ye girmesi konusunda gerekse de Kıbrıslı Türklere eşit statü tanınması hususunda ya da kıta sahanlığı, deniz yetki alanları meselelerinde Türkiye’ye karşı her zaman olumsuz tavırlar sergilemiştir Türkiye’nin bu olumsuz davranışlara karşı seyirci kalması mümkün değildir Gerekli tedbirleri alma hakkını her zaman kullanabilir
Günlerdir Adalar Denizi, 12 Ada ve kıta sahanlığı konusunda yaptığımız paylaşımlar sonrasında sosyal medya üzerinden seviyesiz saldırılarda bulunan bazı Yunanistan kökenli troller, Türk milletinin tarih boyunca gösterdiği yardımseverliği unutmuş görünüyor.
Sezen Ada tarafından kaleme alınan “Kurtuluş: The Ship of Humanity” başlıklı makalede de anlatıldığı üzere, 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgaliyle başlayan süreçte Batı Anadolu’nun birçok şehir ve kasabası büyük yıkıma uğramış, on binlerce insan katledilmiş, yüz binlercesi evini ve ocağını kaybetmiştir. Buna rağmen Türkiye, II. Dünya Savaşı sırasında kendisi de ciddi ekonomik sıkıntılar içindeyken, Alman işgali altındaki Yunanistan’da yaşanan kıtlık nedeniyle 13 Ekim 1941’de Kurtuluş Gemisi ile gıda yardımı göndermiştir.
Yani sadece 19 yıl önce Yunan işgalinin ağır sonuçlarına maruz kalan Türk milleti, intikam duygusuyla değil vicdanıyla hareket etmiş, açlıkla mücadele eden Yunan halkına yardım elini uzatmıştır. Makalede yer alan bilgilere göre bu yardımlar 1941-1946 yılları arasında devam etmiş ve yaklaşık 500 bin Yunan vatandaşının hayatta kalmasına katkı sağlamıştır.
Sonuç :Türk milleti gerektiğinde komşusunun zor gününde yanında olmayı da bilir, egemenlik haklarını korumayı da. Nitekim 1922’de bu topraklar üzerinde hesap yapanlara nasıl gereken cevap verildiyse, bugün de Türkiye’nin egemenlik haklarına yönelik her türlü girişime aynı kararlılıkla karşılık verilir.
Türk’ün merhameti kadar istiklalini ve millî menfaatlerini koruma iradesi de güçlüdür.
Bruce Fein’in açıklamaları doğrudur Osmanlı, İngiliz ve Rus arşivleri incelendiğinde Ermenilerin, I Dünya Savaşı başında Osmanlı idaresinin yaptığı yoğun teşvik ve telkinlerine rağmen düşmanla işbirliği yaparak tüm doğu vilayetlerinde ‘iç savaş’ çıkardığı ve binlerce Müslümanı katlettiği kayıtlıdır Nisan 1915’te Van şehri Ermeni asileri tarafından ele geçirilmiş ve burada bir Ermeni idaresi kurulduktan sonra şehirde yaşayan 170 bin Müslümanın çoğu katledilmiş ve kalanları sürülmüş ve tüm onlardan geriye 3-5 bin kişi kalmıştı Van şehrini daha sonra Erzurum Erzincan Trabzon, Bitlis, Muş katliamları takip etmiştir Osmanlı Devleti bunun üzerine zorunlu olarak Tehcir kararını almıştır.
ABD eski Başkanı Reagan'ın hukuk danışmanı Bruce Fein:
“Asıl katliamı Anadolu'da 2,4 milyon insanı katleden Ermeni çeteler yaptı. Türkler arşivlerini açtı, Ermeniler reddetti. Ermeniler, tüm dünyadan ama özellikle de Türklerden özür dilemek zorunda kalır.”
Türkiye, adaların Yunanistana devrini sağlayan 1947 Paris antlaşmasını imzalamamış ve dönemin kaynaklarında Türkiye’nin bunu kabül etmediği yer alır Ama Sovyet tehdidi dolayısıyla Cumhurbaşkanı İnönü adalarla ilgilenememiş çok ağır hareket etmiştir.Halbuki 1945 Şubatında A Eden, adaların Türkiye’ye yakın olanlarının Türkiye’ye devrinin gerektiğini ifade etmiştir Bunlar İngiliz belgelerinde var Yine 1945’in başlarında İtalyanlar adaları, onları Türklerden aldıkları gerekçesiyle Türkiye’ye devretmeyi teklif etmişlerdir Yani adalar bir sebepten dolayı İtalyanlar tarafından devredilirse asıl sahibi olan Türklere geçer tezi hem Osmanlı hem de İtalyanlanlar tarafından üzerinde uzlaşılmış bir tezdi Bu konulara dair bilgiler teferruatlarıyla birlikte arşivlerde mevcut Dolayısıyla Selma hocanın adalar konusunun yeniden ele alınmasına dair düşüncesi mantıken ve tarihi gerçekler bakımından doğru bir düşüncedir
Lozan ve Adalar Denizi’nde Türkiye’nin Haklarının Yeniden Değerlendirilmesi
Türkiye’nin Adalar Denizi’nde 6 mil, Akdeniz ve Karadeniz’de 12 mil esasına dayanan yeni deniz yetki alanları düzenlemesini gündeme getirmesinin ardından, Lozan Antlaşması’nın 6. maddesi ve bu maddenin üç milin ötesindeki bütün ada, adacık ve kayalıkları Yunanistan’a bıraktığı yönündeki tartışmalar yeniden gündeme gelmiştir.
Oysa Lozan’ın 6. maddesinde böyle bir hüküm bulunmamaktadır. Maddede yalnızca kıyılarımıza üç milden yakın ada ve adacıkların Türkiye’ye ait olduğu belirtilmektedir. Üç milin ötesindeki bütün ada, adacık ve kayalıkları Yunanistan’a bırakan bir ifade ise kesinlikle yer almamakta ve hangi adaların hangi devlete bırakıldığı Lozan’ın diğer maddelerinde ayrıca düzenlenmiştir.
Aslında bugün yaşanan tartışma yalnızca bir Lozan tartışması olmayıp, bu yorumun kabul edilmesi halinde Adalar Denizi’nde kıta sahanlığı belirlenirken Anadolu’nun binlerce kilometrelik kıyıları yerine adalar esas alınacaktır. Bu durumda da Türkiye’nin kıta sahanlığı daralacak, Yunanistan’ın adalardan başlattığı kıta sahanlığı anlayışı sebebiyle deniz yetki alanlarımız önemli ölçüde küçülecektir. Bu durum da elbette yalnızca denizlerdeki egemenlik haklarımızı değil, enerji kaynakları üzerindeki hak ve menfaatlerimizi de doğrudan etkileyecektir.
Halbuki iddia edildiği gibi bu mesele Lozan ile 1923 yılında kesin olarak çözülmüş olsaydı, yüzyılı aşkın süredir bu konu neden devam etmektedir? Üstelik bu konu artık yalnızca Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir sınır anlaşmazlığı olmayıp Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz; enerji kaynaklarının, deniz ticaret yollarının ve askerî dengelerin kesiştiği stratejik bir coğrafya üstünde güç elde etme mücadelesidir. ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi küresel güçlerin bölgeye gösterdiği ilginin temelinde de bu jeopolitik gerçek yatmaktadır. Bu devletler kendi menfaatlerine göre Türkiye veya Yunanistan yanında pozisyon almaktadır. Çoğu zaman bu tercihin Yunanistan’dan yana olması da artık şaşırtıcı değildir.
Bu nedenle asıl konu, Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik haklarını, kıta sahanlığını, enerji kaynakları üzerindeki tasarruf yetkisini ve Mavi Vatan’daki stratejik konumunu koruma meselesidir.
Biz , Lozan Antlaşması’nın hükümlerinin tarihî bağlamı içinde değerlendirilmesi gerektiğine ve ayrıca II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler ve İtalya’nın hâkimiyetinde bulunan 12 Ada’nın bir oldu bittiyle Yunanistan’a devredilmesi sürecinin de hukuki zeminde tartışmaya açılması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda hiçbir zaaf ve taviz kabul edilemez nitelikte olup tarih Türkiye lehine akmalıdır. Gücümüz buna yeter.
#MaviVatan #Lozan #AdalarDenizi #KıtaSahanlığı #Yunanistan #DoğuAkdeniz#AnahtarParti
Üzerinden 100 yıl geçince açılan İngiliz İstihbarat Raporları'ndan, Kurtuluş Savaşı'na ve Mustafa Kemal Atatürk'e karşı; Fransa, İngiltere ve ABD planları ibretlik.
19 Mayıs 1919 dan sonra yoğunlaşan İngiliz istihbarat raporlarını BBC yayınladı 👇
🔴 Avrupa Parlamentosu, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Avrupa’da İslam karşıtı gizli operasyonlar yürüttüğünü ortaya koyan belgeler açıkladı.
Buna göre BAE, İsviçre merkezli bir şirkete milyonlarca dolar ödeyerek 18 ülkede İslam, Müslümanlar, camiler, gazeteciler ve siyasetçilere karşı karalama ve algı operasyonları yürüttü.
Amaç Müslümanları “iç düşman” gibi göstermek, camilerin kapatılmasını sağlamak ve nefret iklimini körüklemekti.
Evet bu konuyu daha önce ben de benzer şekilde izah etmiştim Burda Nejdet hoca haklıdır Tunusu Sultan Abdülhamitin Fransa’ya verdiğini iddia etmek, 19.yyılın siyasi tarih ve jeopolitiğini bilmemek demektir
Her iki iddiası da yanlış Murat Bardakçı’nın:
1) Abdülhamid darbe ortamında tahta çıkmıştır ancak darbe yapan kişi değil, darbe sonrası uzlaşma adayı olarak seçilen sultandır.
2) Mithat Paşa 1877’de sürgüne gönderildi.
Daha sonra tutuklandı ve Taif’te öldürüldü (1884)
Tunus ise 1881’de Fransızlar tarafından işgal edildi. Bardo Antlaşması ile Tunus Fransız himayesine girdi.
Tunus’un verilmesi bir “pazarlık sonucu” değil, Fransa’nın sömürgeci genişleme politikası ve Osmanlı’nın zayıflığı sonucu gerçekleşti.
Bu süreçte Mithat Paşa Fransa’da değildi ve böyle bir pazarlık yoktur.
Sultan Abdülhamid’e böyle bir iftirada bulunmak insafsızlık olmanın yanında tarihi gerçeklere de aykırıdır.
İngiliz Rus Alman ve Osmanlı arşivlerinin de ortak noktası askeri ateşenin belirttiği noktalarda birleşiyor yani kısaca aynı şeyi söylüyorlar ‘Ermeniler, Rusların da desteğini alarak bir iç savaş çıkartmışlardı ancak tehcir kararıyla bunun yayılması önlendi’. Yani tehcir kanunu bir keyfiyet değil mecburiyetti.
Ermeni Generali Hocalı’da keyifle yaptıkları katliam ve soykırımları anlatıyor Sonra da bu aynı kişiler ve diğer benzerleri Türkiyeyi sözde soykırımla suçluyorlar Psikiyatride bu davranışa psikopatlık deniyor herhalde