Lenin ve yoldaşları birazdan ayağa kalkacaklar ve artık dünya asla eskisi gibi olmayacak.
Ekim Devrimi'ni hazırladığımız yeni video ile selamlıyoruz.
İzlemek için: https://t.co/koXK07EhfL
Sadece 2022’de Google’ın veri merkezleri, sürekli çalışan ana makinelerin soğutulması için yaklaşık 19 milyar litre suyu soğutma için kullandı...
GPT ile ortalama 30 diyaloglu bir sohbet, yarım litre su...
Bizde daha bunlar hiç konuşulmuyor... Varsa yoksa vals falan.
Gazeteci Hakan Tosun'a kim, neden saldırdı? Tutuklanan iki kişi neyle suçlanıyor?
İçişleri Bakanlığı, valilik ve emniyetten net bir açıklama bekliyoruz.
TKP'li arkadaşlar bu yazıyı isterlerse yanıtlarlar fakat dikkatimi çeken şu oldu: Yazar maşallah herkese enternasyonalli Lenin'li sosyalizm dersleri vermeye kalkıyor da aralarından su sızmayan DEM Partinin "önder" olarak gördüğü Öcalan, bu süreçte açık açık "sınıf yoktur, aile ve aşiret vardır" deyip bol bol Stalin'i hedef alıyor. Çok "sınıfçı" ve çok "Stalinci" olduğunu iddia eden bu hareketin ilgili yazarının, en azından görüntüyü kurtarmak için bile olsa bunlara yanıt vermesi gerekirdi ama unutmuşum; şu an emperyalistler ve gericilerle işbirliği içinde, kaderimiz yağma ve "demokratik komün" doğrultusunda tayin edilmek isteniyor ve Türkiye'nin cumhuriyetçilerinin de buna saygı duyup susarak teslim olmasını bekliyorlar. Bu kadar yüzsüzler işte.
Kamuoyunda “Ülkemizin uçuruma yuvarlanmasına izin vermeyeceğiz” başlıklı bildiri tartışılıyor ve eleştiriliyor. Bildirinin altında yüzlerce aydının imzası var; ben de onlardan biriyim. Bildiriye yönelik bazı eleştirilere kısaca yanıt vermek isterim.
1) Bildiri ve imzacılar, Türk milliyetçisi ve ulusalcı olmakla, terörün son bulmasını, silahların susmasını ve barışı istememekle, Kürt sorununa, Kürtlerin eşitlik ve özgürlük talebine duyarsız olmakla suçlanıyorlar. Bildiriye imza atan isimlere göz atıldığında bu türden suçlamaların -en hafif ifadeyle- ayıp olduğu ve haksızlık içerdiği görülür. Bu insanlar ömürlerini barış, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi içinde geçirmiş ve Kürt sorunu konusunda her türlü baskı, inkâr politikalarına karşı çıkmış kişilikler.
2) Bildiride “uçurumun kıyısındayız” türünden abartılı ifadelerin bulunduğu, artık imparatorluk gibi şeylerin kalmadığı vb. söyleniyor.
Bildiriyi ben kaleme almadım; alsaydım, “Türkiye hızla bir hesaplaşmaya doğru gittiği” ifadesini özellikle kullanırdım. Ama bu önemli değil. Bildirinin içeriği, vurguladığı tehlikeler ve yaptığı uyarılar hayal ürünü değil, somut ve gerçektir. Neden?
“Terörsüz Türkiye” formülüyle başlayan ve bir meclis komisyonunun kurulmasıyla devam eden sürece ilişkin -meczupları bir kenara koyuyorum- bizzat yetkili ağızların yaptığı bazı açıklamaları hatırlayalım: ABD Büyükelçisi Tom Barrack, Osmanlı millet sistemini övdü ve günümüz Türkiye’si için önerdi. Erdoğan, toplum tanımı için “Türk-Kürt-Arap birlikteliği” formülasyonunu defalarca vurguladı ve ümmetçiliği övdü. Bahçeli “CB yardımcılarından biri Kürt biri de Alevi” olsun önerileri getirdi. Lozan Anlaşması “ihanet” olarak nitelendi. Laiklik ilkesinden fiiliyatta ne kadar uzaklaşıldığı ortada. Türkiye’nin Irak ve Suriye’de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri kapsayacak biçimde büyümesinin iyi olacağı ve bunun için formüller önerildiği biliniyor.
Bu tür öneriler gerçekleşir veya gerçekleşmez, gerek Türkiye toplumu gerek uluslararası konjonktür buna el verir veya vermez, ayrıca tartışılır; ama iktidar sahiplerinde ve emperyalist çevrelerde bu tür eğilimlerin olduğu, hayata geçirilmeye çalışıldığı gerçektir. Bildiri bu tür girişimlerin ülkeyi uçuruma sürüklediği uyarısını yapıyor ve toplumu buna izin vermeme kararlılığına davet ediyor.
3) Bildiri esas olarak komisyon özelinde tartışıldı. Gerçi bildiride komisyona ilişkin olumlu veya olumsuz bir ifade yok; ama hemen arifesinde ilan edildiği için komisyona eleştirel yaklaşıldığı yorumları yapıldı. Bu noktada kendi adıma konuşabilirim, bu yorum doğru. “Terörsüz Türkiye” diye başlayan sürece ve komisyonun gündeme getiriliş biçimine eleştirilerimi birçok yazıda ifade ettim, CHP’nin ve bazı sol partilerin bu komisyona katılmalarını eleştirdim (örnek: https://t.co/VvL4b4C7cf). Tekrar etmek istemiyorum, en azından bu yazıya bakılabilir.
4) Kürt sorununu vurgulamak, Kürt halkı üzerindeki baskı ve inkâr politikalarına karşı çıkmak, kurulacak her türlü masaya (komisyona) balıklama atlanması anlamına gelmiyor. Bu tür girişimler politik meselelerdir, somut olarak değerlendirilirler, özellikle anti-emperyalizm ve demokrasi ilkeleri açısından gözden geçirilirler ve ona göre bir tutum alınır.
Kürt sorununa çözüm amaçlı girişimlerde bulunmak yanlış mı? Elbette değil. Her türlü öneri de özgürce ifade edilebilmeli ve tartışılmalıdır. Ama emperyalistlerin ve otokrasi hedeflerini açıkça dile getiren ve uygulamaya sokan Erdoğan iktidarının belirlediği çerçevede kurulan masalarda ve komisyonlarda değil.
Orman yangınları doğal afet boyutunu aşmıştır.Hibrit savaşın bir enstrümanına dönüşmüştür. Ana vatanımızın pek çok yerinde tarihte örneği görülmemiş şekilde aynı anda orman yangınlarının çıkması iklim değişikliği ile izah edilemez. Lozan, Montrö, Kıbrıs Zaferinin yıldönümü haftasında orman yangınlarının çıkması talihin fonksiyonu değildir. Bu yangınların düşman işgalinden farkı yoktur. Türk devleti, ordusu ve milleti ile seferberlik ruhu içinde doğamızın işgal ve tahribine karşı mücadele etmelidir. Her yaz sadece Tarım ve orman bakanlığı değil devlet, başta ordu olmak üzere tüm acil durum kurum ve kuruluşları; sivil toplum örgütleri ve gönüllüler ile bir savaşa hazırlık kapsamında teyakkuza geçmelidir. Bunu koordine etmek hükümetin görevidir. Her sene aynı manzarayı yaşamak öğretilmiş çaresizliğin bir sonucu olmamalıdır. Savaşa hazır olmak savaşı kazanmanın yarısıdır. Kadere razı olmak seçenek değildir. Mustafa Kemal Atatürk, 1930’larda Yalova’daki Millet Çiftliği’nde bulunan bir çınar ağacını kesmemek için bir köşkü raylar üzerine aldırarak yerini değiştirmişti. Dilerim ruhu bu acıklı tabloyu görmüyordur.
Bu aşağılanmayı kabul etmeyen, inançları nedeniyle bıraktığı b��yığını ve sakalının kesilmesini içine sindiremeyen 80 yaşındaki Dürzi Suriyelinin dün akşam öldüğü bildirildi. Nedeni bilinmiyor. Ya HTŞ'li İslamcı teröristler tarafından öldürüldü ya da bu aşağılanmayı kabul edemediği için kalp krizi geçirdi veya yaşamına son verdi.
Mağlubiyeti yönetemeyen Trump'ın banderacılarla birlikte kimyasal silahlı saldırıda bulunması beklenebilir...
Trump ve CIA Direktörü, Kiev'in Rusya'ya kimyasal silah kullandığı ithamlarını tartışıyor:
Muhabir: Ukrayna, Rusya'yı savaşta zehirli kimyasallar kullanmaktan sorumlu tutmak için Uluslararası Adalet Divanı'na başvurdu.
Trump (Hegseth'e fısıldayarak): “Bu konuda ne biliyorsun?”
Gazete (fısıldayarak): “Belki John bir şey biliyordur.”
Trump: “John'dan bu konuda yorum yapmasını istiyorum.”
Ve John yorum yapar...
Avrupa'nın en popüler festivallerinden San Fermin’in açılışı Filistin’e destek gösterisine döndü.
İspanya’nın Pamplona'da şehrindeki festivalin startını veren kefiyeli organizatörler, “Soykırımı durdurun, Filistin’e özgürlük” sloganı attı.
1⃣6⃣ Okuduğunuz için teşekkürler.
Ben Hüseyin KORKMAZ. Uzun süredir ABD-Çin ilişkileri, Çin'in dış politikası ve savaşın doğas�� gibi alanlarda akademik çalışmalar yürüten bağımsız bir araştırmacıyım.
Bu konuyu değerli bulduysanız ilk tweet'i RT yapabilirsiniz.
Daha fazla haber, bilgisel ve analiz yazısı için beni @drhkorkmaz takip edebilirsiniz.
“Son Perde İçin Geri Sayım”
Artık oyalama dönemi bitti. Son 24 saat, bölgedeki krizin bir çatışmadan ibaret olmadığını, yeni bir düzenin ya kurulacağı ya da yakılacağı saatlere girdiğimizi gösterdi. ABD’nin savaşa girip girmeyeceği önümüzdeki saatlerde netleşecek, fakat İsrail’in lobi mekanizması ve Netanyahu’nun hırsı, Trump’ı tehlikeli bir eşiğe doğru çekiyor.
Öyle görünüyor ki ona şunu fısıldıyorlar:
“İran bitkin. İsrail darbeyi vurdu. Şimdi sen gir, işi kökünden hallet. Nükleer programı yerle bir et, rejimi diz çöktür.”
Trump bu akıldışı senaryoya ‘evet’ derse, artık dönüş yok.
Trump’ın Masasındaki Kanlı Hesaplar:
İran’ın askeri ve nükleer altyapısını kül etmek,
Batı Asya’daki direniş cephesini kökten tasfiye etmek ve Amerikan iç siyasetinde “savaşın galibi başkan” olarak seçimleri garantilemek.
Ama unutmaması gereken şu: İran, 80’lerin İran’ı değil. Tahran bu sefer ya kazanacak ya da her şeyi birlikte yıkacak. ABD’nin doğrudan savaşa girmesi, sıradan bir müdahale değil; bölgesel yangına körükle gitmek olur. Ve bu kez alevler yalnızca Batı Asya'yı değil, küresel dengeleri de sarar.
Tahran Ne Yapıyor?
İran, sabırla ama kararlılıkla pozisyon alıyor.
Sadece İsrail’e değil, potansiyel Amerikan saldırısına karşı da tüm kartlarını hazırlıyor.
Ve mesajlar açık:
“Bu oyuna girerseniz, Körfez’deki üslerinizi, gemilerinizi, bölgedeki varlığınızı birer birer yakarız. Geri adım yok.”
İran’ın ABD’ye Yanıt Planı:
Körfez’deki ABD üslerine geniş çaplı İHA ve füze saldırıları,
Hürmüz Boğazı’nı ve Bab’ül Mendeb’i tamamen kapatarak küresel enerji trafiğini kilitlemek, Hizbullah, Yemen, Irak ve hatta Afganistan'daki cepheleri harekete geçirerek çoklu cepheli bir direniş savaşı başlatmak.
Bu artık diplomasiyle geçiştirilecek bir gerilim değil.
Eğer ABD bu savaşa girerse, İran buna bir varlık-yokluk savaşı olarak yanıt verir. Ve o zaman ne bölgesel denge kalır, ne de stratejik hesap.
Savaş öyle bir patlar ki; bu coğrafyada taş üstünde taş kalmaz.
Ya bölge yeniden şekillenir ya da dünya çok daha tehlikeli bir yere savrulur.
Trump kararını verirken şunu iyi bilmeli:
Tahran, bu kez yalnızca savunma yapmayacak; karanlıkta bekleyen tüm silahlarını sahaya sürecek.
Bu, bir kriz değil; bir kırılma an ve o an şimdi işliyor.