Bugün yüreğimin en kıymetli köşelerinden birini kaybetmiş gibiyim…
Kadir İnanır benim için sadece Türk sinemasının efsane bir oyuncusu değildi. O, yüreği sevgiyle atan, kardeşliği kendine ilke edinmiş, bu toprakların vicdanı olan çok büyük bir insandı.
Yıllar önce beni film setine çağırmıştı. Elinde bir türkü vardı…
“Yan Yaralı Yüreğim Yan…”
“Mahsun,” dedi, “bu türküyü sana buldum. Fatsalı dostlarım besteledi. Bunu sen oku.”
Ben de büyük bir onurla o türküyü söyledim. O eser yıllar boyunca hafızalarda yer etti. Bana sadece bir türkü emanet etmedi; sevgisini, güvenini ve dostluğunu da emanet etti.
Yıllar sonra sinema filmleri yapmaya başladım. Güneşi Gördüm filminin ardından, Yılmaz Ulusoy’un ofisinde yeniden karşılaştık.
Filmi izlemişti. Bana sarıldı ve unutamayacağım şu sözleri söyledi:
“Mahsun, kendimi bir Yılmaz Güney filminin içinde zannettim. Yapmış olduğun filmlerle inanılmaz olanı başardın. Sinemada çıtayı yükselttin. Sen hep filmler yap, hep türküler söyle.”
Ardından bana hayatım boyunca yolumu aydınlatan şu nasihati verdi:
“Mahsun… Bu ülke güzel ama bir o kadar da garip bir ülke. Bazı kesimler, Diyarbakırlısın diye sana ırkçılık yapacaklar. Seni öteki görecekler, önyargıyla yaklaşacaklar, görmezden gelmeye çalışacaklar. Başarılarını küçümsemek isteyecekler. Ama onların çiğliklerine, seni öteki görmelerine sakın aldırma. Sen kardeşliği ve başarıyı kendine ilke edinmiş bir adamsın. Bu yoldan yürümeye devam et. Sen doğru yoldasın. Hep ileriye bak kardeşim.”
Bu sözler benim için sadece bir övgü ya da bir nasihat değildi. Ne zaman yorulsam, ne zaman haksızlığa uğrasam, ne zaman umudumu kaybetmeye yaklaşsam, Kadir Abi’nin o sesi kulaklarımda yankılanırdı.
Kadir Abi yalnızca büyük bir oyuncu değildi. Vicdanı, cesareti, insan sevgisi ve onurlu duruşuyla bu ülkenin yetiştirdiği en kıymetli insanlardan biriydi. Sanatıyla iz bıraktı, insanlığıyla gönüllerde yer etti.
Canım abim…
Sana duyduğum sevgi, saygı ve minnet ömrüm boyunca hiç eksilmeyecek.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun büyük usta…
Seni daima sevgiyle, saygıyla ve büyük bir özlemle hatırlayacağım. #kadirinanır
Ruhunu kaça sattın?
Yıllar önce bir akşam yemeğinde, iflasın eşiğindeki bir arkadaşım milyonluk bir teklifi sırf prensiplerine ters geldiği için tek cümleyle reddetti:
“Ben başımı sokacağım bir ev, beni eve götürecek bir araba ve bir dostla iki tas yemek için ruhumu satıyorum. Şu anda üçüne de sahibim. Daha fazlası için ruhumu satamam.”
Kalktı, gitti. Teklifi yapan iş insanı boş sandalyeye uzun uzun baktı: “Böylesini ilk kez görüyorum.”
Klaus Mann’ın Mefisto’sundaki kahraman ise tersini yapar. Onu kimse tehdit etmez, silah dayamaz, pazarlık bile etmez. Adam ruhunu sırf başrol oynamak, biraz daha alkış almak, sıradan bir koltuk kapmak için teslim eder. Tek cümleyle: “Ben sadece bana verilen görevi yapıyorum.”
Mann’ın asıl dehası şurada: Ahlaksızlığı sıradanlaştıran bir sistem kurulduğunda, insanın ruhunu satması için bir şeytana bile ihtiyaç kalmıyor.
Milgram’ın itaat deneyini hepimiz biliriz: Katılımcıların üçte ikisi, beyaz önlüklü biri “devam et” dediği için tanımadığı bir insana en yüksek voltajda elektrik şoku verdi. Yıllarca “insan otoriteye boyun eğer” diye okundu.
Ama bir de tersinden okuyun:
Aynı oda. Aynı baskı. Aynı otorite. Ve her üç kişiden biri “hayır” dedi.
Sistem insanı çürütür, evet. Ama bireysel sorumluluğu sıfırlamaz. En çürük zeminde bile insan kalmanın bir yolu var — ve onu arayıp bulanlar insanlık tarihinin en onurlu sayfalarını yazıyor.
O akşam arkadaşım geride boş bir sandalye bıraktı. Yıllardır düşünürüm: O sandalye masadaki her şeyden çok yer kaplıyordu.
Çünkü bazı insanlar koltuğa oturarak değil, koltuktan kalkarak yükselir.
Sen ruhunu kaça satarsın?
Yazının tamamı bu haftaki @GazeteOksijen ‘de…
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
"Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde"
Çalıştık didindik, uykusuz kaldık sağlığınızdan feda ettik, aldığımız görevi, binlerce yıllık İstanbul’un emanetini hak ettiği güzelliğe getirdik.
Türkiye koruma ve restorasyon tarihinin en büyülü eserini İBB Miras olarak ortaya çıkardık; Yerebatan Sarnıcı’nı İstanbul’un şanına yakışır hale getirdik☀️
Biz şimdi gururla ve onurla bu güzel eserin karşısında söyleyecek tek sözümüz var;
İşimiz, emeğimiz, eserimiz sözümüz, mesleki rütbemiz Yerebatan Sarnıcı restorasyonudur.
Kendi emeğimizle var olmanın gururu ve onuru ile Yerebatan Sarnıcı’nın girişine yazdığım küratör metninden:
"Yerebatan yerin üstüne aittir.
O ölmemiş, bir ömrün sınırını çoktan aşıp 1500 yaşına dayanmıştır. Yerin altına inip oradan ölümsüzlüğü almış bir kahraman, ömrünü kendi zamanının ötesine taşımış bir efsanedir.
Yeraltına iniş kapımızdır Yerebatan"
#YerebatanSarnıcı
Gönlünde güzellik ve taşıyan tüm dostlara sevgi ve hürmetle…
Mahir Polat:
Çalıştık didindik, uykusuz kaldık sağlığınızdan feda ettik, aldığımız görevi, binlerce yıllık İstanbul’un emanetini hak ettiği güzelliğe getirdik.
Türkiye koruma ve restorasyon tarihinin en büyülü eserini İBB Miras olarak ortaya çıkardık; Yerebatan Sarnıcı’nı İstanbul’un şanına yakışır hale getirdik.
Suriye savaşının sonunda kazanan tek bir ülke oldu: İsrail.
Golan Tepeleri’ni aldı ve bölgeyi kendi istediği gibi yeniden şekillendirdi. İsrail ve ABD, ülkenin başına eli kanlı bir katili getirdiler.
Kaybeden ise Suriye halkı oldu. Ne yazık ki Türkiye de bu sürecin ağır bedelini ödedi.
Şimdi benzer bir senaryo İran için kuruluyor. Aynı oyun. Aynı algı. İran’a saldırmamız için ülkemizi kullanmak isteyecekler. Dindar görünümlü, İsrail ve Amerika’ya çalışan birilerini konuşturup, sünnileri kışkırtacaklar. Mezhepçilik yapıp kardeşi kardeşe kırdıracaklar. Olmadı Nato kartını ortaya koyacaklar.
Bu kirli savaşta İsrail ve ABD’nin taşeronu olmamalıyız.
Irak’ta, Libya’da ve Gazze’de yüz binlerce çocuk öldürdüler.
İnsanları aç bıraktılar, şehirleri ve hastaneleri bombaladılar.
Unutmayın; bu savaşın sonunda yine kazanan İsrailli ve Amerikalı silah, ilaç ve petrol şirketleri olacak..
Katillerde merhamet ve vicdan olmaz.
Savaşın bedelini siyasetçiler ödemez.
O bedeli anneler, babalar, çocuklar ve halklar öder.
Ülkemin özellikle İsrail ve Amerika’dan gelebilecek her türlü oyuna, baskı ve şantaja asla boyun eğmemesini istiyorum.
Yaşasın barış…
The world, Europe, and Spain have faced this critical moment before. In 2003, a few irresponsible leaders dragged us into an illegal war in the Middle East that brought nothing but insecurity and pain.
Our response then must be our response now:
NO to violations of international law.
NO to the illusion that we can solve the world’s problems with bombs.
NO to repeating the mistakes of the past.
NO TO WAR.
https://t.co/KpRjBfwY4B
Eğitim Sen, Suriye’de Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye kentinde öğretmenlere yönelik tasfiye ve kadrolaşma politikalarına tepki göstererek; “Suriye’deki eğitim emekçilerinin yanındayız” dedi.
https://t.co/xHHMIOPt7F
Migros depo işlerinin;
✊ Net %50 zam
✊ Kadrolu çalışma
✊ Promosyonlar işçilere
✊ Vergiyi patron ödesin,
Talepleri bir an önce karşılanmalı, haksız ve hukuksuz uygulamalar, işten çıkarmalar ve gözaltılara son verilmelidir!
KESK olarak, Migros depoda DGD-SEN üyesi işçilerin emeğin hakları için yürütmüş olduğu direnişini selamlıyor, dayanışmayı büyütüyor, tüketimden gelen gücümüzü kullanma çağrısını yineliyoruz!
Yaşasın emeğin birleşik mücadelesi! Yaşasın sınıf kardeşliği! Yaşasın @DGDSEN ! Yaşasın KESK!
Migros'un iletişim ajansı, pazar sabahı beni arıyor. Açmayınca mesaj atıyor. Bilgi aktaracaklarmış. Ne bilgisi aktaracaksın? Hayırdır.
Bilgi aktarma, patronuna söyle çalışanlarının hakkını versin!
Emek, demokrasi, barış, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinin öncülerinden, önceki dönem KESK Genel Meclis Üyeliği görevini de yürümüş olan, Eğitim Sen Samsun Şube Başkanı İsmail Yavuz yoldaşımızı kaybetmenin derin acısını yaşıyoruz.
İsmail Yavuz arkadaşımızın ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Mücadelesi yolumuza ışık olmaya devam edecek! Anısı mücadelemizde yaşayacak... Yıldızlar yoldaşı olsun...
Yüreğimiz çok ağır…
Yol arkadaşımız, Samsun Şube Başkanı
İsmail Yavuz’u kaybetmenin derin acısını yaşıyoruz. Bu beklenmedik ayrılık, yalnızca bir yoldaşın değil; emeğe, dayanışmaya ve örgütlü mücadeleye adanmış bir ömrün aramızdan kopuşudur.
İsmail Yavuz, bulunduğu her yerde güven veren, sözüyle ve duruşuyla iz bırakan bir mücadele insanıydı. Zor zamanlarda geri çekilmeyen, umut azaldığında sorumluluk alan, yoldaşlığıyla güç veren bir dosttu. Onun sesi, sözü ve kararlı duruşu, Samsun’da ve Eğitim Sen’in ortak hafızasında daima yaşayacaktır.
Şimdi büyük bir boşluk ve derin bir hüzün var…
Ama aynı zamanda omuz omuza verilen mücadelenin, paylaşılan hayatların onuru da bizimle.
İsmail Yavuz yoldaşımız;
Işığın, emeğin ve onurlu duruşunla hatırlanacaksın.
Mücadelen, yolumuza ışık olmaya devam edecek.
Ailesinin, Samsun Şubemizin ve tüm Eğitim Sen ailesinin başı sağ olsun.
Onu uğurlarken sözümüzdür: bıraktığı yerden, aynı inat ve inançla yürümeye devam edeceğiz.
Türk Telekom’da bir gelişme var!
Değerli dostlar,
Bugün itibariyle yaşanan gelişmeye göre;
Türk Telekom’un İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’daki 6 milyon 300 bin aboneye verilen abone hizmetleri, abone tesisi ve arıza ıslahıyla ilgili işlerin;
Yandaş şirketlere fiili olarak devri, devre 2 gün kala apar topar ertelendi. Fiili devir tarihi 1 Şubat 2026’dan 1 Mart 2026’ya alındı.
Bu erteleme kararında etkili olan kamuoyunun güçlü desteği için teşekkür ediyorum.
Devasa bir kamu zararı doğuracak ve binlerce Türk Telekom teknikerini işten koparacak olan;
Bu devirler iptal edilinceye kadar mücadeleye devam❗️
AKP’nin ikinci Türk Telekom vurgunu❗️
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ediyorum❗️
Türk Telekom’un; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya’da 6 milyon 300 bin aboneye verdiği hizmetler, abone tesisi ve arıza ıslah işlerinin tümünün iki yandaş şirkete devredileceğini tespit ettik.
Türk Telekom’un doğacak zararı:
6 Milyar 426 Milyon TL❗️
Bu iki şirketi buradan ilan ediyorum!
🔴İş-Kaya İnşaat
🔴Akçadağ Grup
Oysa ki, Türk Telekom zaten kârlı bir kuruluş ve kendi teknik çalışanlarıyla, kamusal hizmet veren bir iletişim şirketi.
Türk Telekom’un %60’ı Türkiye Varlık Fonuna, %25’i Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ait. %15’i de borsa da kamuya açık işlem görüyor.
Türk Telekom’un şu anda abone başına aylık maliyeti 75 TL. Ancak söz konusu devirle iki yandaş şirkete abone başına aylık 160 TL ödenecek.
Sonuç⬇️
AKP’li üst düzey bürokratların yönetici olduğu Türk Telekom’da;
İş-Kaya ve Akçadağ şirketlerinin elde etmesi tezgahlanan devasa kâr, doğrudan Türk Telekom abonelerinin faturalarına zam olarak yansıtılacak.
Bu da ya internet faturalarına %100 zam demek, ya da Türk Telekom’un kasasından bu şirketlere doğrudan milyarlarca lira aktarılacak demek.
Bunun adı soygundur❗️
Türk Telekom yönetim kurulunu, üst yöneticilerini ve idari sorumluluğu bulunanları uyarıyorum.
Bu devri derhal durdurun❗️
Gelir Vergisi tarifesinin ilk dilimi bu yıl için 190.000 TL oldu. Oysa 2000 yılından bu yana Yeniden Değerleme Oranı “KURUŞU KURŞUNA” uygulansaydı bu yıl için ilk dilimin 190.000 TL değil 521.210 TL olması gerekirdi.
2000 yılında Gelir Vergisi tarifesinin ilk dilimi bir aylık brüt asgari ücretin 21 katı iken bugün bu oran 5,7 kata kadar düşmüştür. Mevzuatın yanlış(!) kurgulanması ve sair sebeplerle yıllar içinde milyonlarca bordrolunun lokması dilim dilim alınmış, gizli gizli kırpılmıştır.
Ruh sağlığı bir lüks değil, ertelenemez bir temel haktır. Bu hakkın sahadaki gerçek karşılığı, bilimsel yetkinliği ve mesleki sorumluluğuyla psikologlardır.
Psikologlar yok sayıldığında; koruyucu, önleyici ve iyileştirici ruh sağlığı hizmetleri işlevsizleşir, toplum ruh sağlığı yalnızca mevzuat metinlerine sıkışır.
Ruh Sağlığı Yasası ve Psikologlar Meslek Yasasının aciliyetine kararlılıkla dikkat çeken Sayın Milletvekilimiz Dr. Sema Silkin Ün’e bu alandaki güçlü duruşu ve desteği için teşekkür ederiz.