Ayyas dedihin kisi buyuk tarihci ve cumhurbaskani.
İse yaramaz gotu boklu seni
Arkadasin bile verdigi kaynagin aslini soyleyince engelledi beni 🙃
Kendi verdigi kaynak rus ilimler akademisinin kendisi kürtce farscadir diyor. PU HA HAA
Anca osurursunuz el de telefon
PU HAA HAAAA
@mamostebru@Kml1881_1923 Onun bilim insanı dediğide uzaylılar turkudur diyen ısmarlama kitap yazan okuma yazmasi olmayan tiplerdir zaten bu kafa ayik gezmez tipki profilindeki ayyas elcibey gibi:))
Güran ailesi suçsuz, sizin bu aile ne derdiniz var ne kadar şaibeli insan varsa Güran ailesine iftira atıyorlar. Barbarlar bu günahsız aileye musallat olmuş
Sayın Selahattin Demirtaş,
Kıymetli Meslektaşım,
Bugüne kadar bu mecradaki tüm tweet’lerinizi okurken hiç bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum;
Dosyadaki somut delilerin yetersiz olduğunu söylemişsiniz,
Bir cinayet dosyasında bugüne kadar ölünün dnasının şüpheliye ait bir araçta bulunmasının somut delil olmadığına dair kaç tane kararla karşılaştınız yazar mısınız;
İlk ifadelerinde cinayet saatinde köyde olmadığını söyleyen kişinin cinayet mahallinde telefonun -+ 30metrelik mesafede sinyal vermesi geçmişte hangi cinayet dosyasında delil olarak kabul edilmedi,
Nari‘nin terligini bulduk diyenler gerçekten bir terlik mi bulmuştu yoksa annenin sadece bildiği narin kırmızı şeritli terliği gülhan ailesi tarafından birebir benzeri gidip satın alınıp jandarmaya çingene çadırlarının önünde bulduk diye getirip gösterildiğinde , ve anne de evet bunlar Nari’nin terliğidi diyerek teşhis ettikten sonra ; Narin torba içine konulup gömüldüğü zaman ayağındaki terliklerin ikisi de ayağındaydı ve torbadaydı,
Bir aile ısrarla niye gidip yepyeni bir terlik satın alıp getiriyor ki jandarmayı neye ikna etmeye çalışıyorlardı,
Amcanın aynı gün WhatsApp kayıtlarını sil sizce bir insan yegeni kaybolduğunda yarın benim telefonum incelemeye alınır o yüzden bilindik sitelerde kadınlarla yazışmalarım görülmesin düşüncesini nasıl aklına getirebilir ki
Olay günü ailenin tamamına ifadeniz şu şekilde verin şeklinde yönlendirme yapan amca aynı günün akşamında çocuğun bulunduğu gömüldüğü yere defalarca gidip ne yapmıştır sizce;
Sizin de iki kız evladınız var;
Benim de bir kızım var,
Ben de bir küçük kız çocuktu bir zamanlar oralarda,
Lütfen yapmayın bugüne kadar nezdimde tüm eleştirilere rağmen saygın bir yeriniz vardı,
Lütfen bunu koruyun @hdpdemirtas
🔴HÜDA PAR'dan 'Kürtçe resmi dil olursa kaos çıkar' diyen Erbakan'a yanıt:
Gençlik Kolları Başkanı Murat Günaydın:
"İkinci resmi dil kaosa sebebiyet veriyorsa; 1938'den beri 4 resmi dili bulunan İsviçre'de büyük bir kaos olması gerekmiyor mu?"
Apocu Man transformation workshops sakini arkadaşlar atölyede erkekliklerini öldürmelerine rağmen zihinlerindeki erilligi hala bırakmış değiller :)) yaw bunlar eqitilmez:))
Kürt gazeteci Amed Dicle, T24’ten Tuğçe Tatari’ye konuştu:
"Bir yanınız sanki yarın dönecekmiş gibi yaşar, diğer yanınız bunun ne zaman gerçekleşeceğini hiç bilemez. İnsan hayatını bir yerde sürdürebiliyor ama içindeki dönüş duygusu hiçbir zaman tamamlanmıyor. Ait olmadığın bir yerde yaşamak zorunda kalmak zor elbette. Ama sanırım en zor tarafı, ait olmadığınız bir yerde yaşamak değil, ait olduğunuz yere dönememektir”
@ttatari - @ameddicleT
Gazete dağıtmak, seminer düzenlemek, konuşma yapmak gibi nedenlerle evi basılıyor.
İşkenceler, gözaltılar, öldürülme korkusu… Gözaltında 11 gün boyunca gördüğü işkencenin kalıcı hasarlarıyla yaşamak durumunda bırakılıyor.
Henüz 20 yaşındayken, “Ya ölecektim ya gidecektim” diye anlatıyor o günleri. Ve 2000 yılında bir sabah yurt dışına çıkıyor.
2011 yılında “sürgündeki gazeteciler” röportajlarını yapmak üzere gittiğim Brüksel’de tanıdım.
O yıllarda sürgünde olmanın, memleket hasretinin, ana hasretinin dayanması nasıl zor konular olduğunu konuşmuştuk. Annesi ağır hastaydı ama bir gün oğluna kavuşma ümidiyle yaşama tutunmaya çalışıyordu. Maalesef bu konuşmamızdan sonra geçen sürede annesini kaybettiğini öğrendim. Ne çok acı yaşattı bu ülke insanlarına, bir kere daha bu acıyı yüreğimde hissettim.
O gün “Peki ya dönüş umudu” diye sorduğumda en çok Diyarbakır’ı, annesini özlediğini anlatmış “Ama beni buralara sürükleyen sorunlar ortadan kalkmadan, kolektif bir çözüm olmadan, gelişigüzel gelişmelerle dönmem” demişti.
Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasa ilkin Amed Dicle gibi sürgündeki birçok siyasinin, siyasetçinin, yazarın, gazetecinin memlekete dönüşünü de gündeme getirdi.
Ben de kendisiyle 15 yıl sonra yeniden konuşmak, dönme fikri ve hatta belki de ilk dönenlerden olma ihtimalini, bu ihtimalin düşündürdüklerini konuşmak istedim.
Sözü şimdi ona bırakayım…
İlgili röportajın linki: https://t.co/4VzN9ubqnB
Hakkını devlet adına teslim edelim;bu süreci yöneten kişi çok büyük bir işe imza attı:
50 senelik silahlı bir örgütü Kürtlere hiç bir taviz vermeden bitirdi+rejim gelecekte PKK'yı devletin hizmetinde yeni koruyucular olarak bölgede kullanacak.
Müthiş bir siyasi mühendislik işi!
Apo'cu gazeteci Fehim bizim yalan söylediğimizi, suyu bulandırmak istediğimizi yazmış. Öcalan ve Milli istihbarat teşkilatının Pervin Buldan ile Mithat Sanacar'ın eline tutşturarak Qandil'e yolladıkları belgeyi yayınlıyoruz. İnşallah kimlerin suyu bulandırdıklarını ve bulanık suda kimlerim gözlerinin görmez hale geldiğini aklı başında olanlar görür.
SÜREÇ PERSPEKTİFLERİ
Karasu ve sozdar Avesta’nın yaptığı basın açıklamasını takip ettim. Dışarıdan ilgi gördüğü anlaşılıyor. Umut hakkı bir yana tecridin devam etmesi ve devletin adım atmaması, gerekli yasaları çıkarmaması nedeniyle sürecin tıkandığını söylediler. “Önce silahları bırakılsın”, “ teyit ve tespiti yapılsın” sözüne de kabul etmiyorlar. Bir kere o tespit ve teyit olmayacak. Tespit ve taahhüt olacak. Taahhüt benim işim, tespit de devletin işi olacak. arkadaşlar müzakere esasını bana bırakıyorlar, tabii ki ben yapacağım. Bunu doğru söylüyorlar,
Serxwebun yerine çıkan derginin ismini Komünal olarak belirlemişler. Aslında Komünar da olabilirdi. Ama ben bu ismi de beğendim. Yeni dönemde Serxwebun’un rolünü üstlenmiş olmaları anlamlı ve tarihsel bir gelişmedir. Görünen o ki güçlü bir teorik çerçeve kurma çabası içindeler. Ancak yeni dönemin ihtiyacı yalnızca teorik tartışmalar değildir, aynı zamanda yaşamın içinde karşılık bulan, toplumu örgütleyen, pratik yol ve yöntemler geliştiren bir yayın çizgisidir. Bu nedenle özellikle pratik örgütlenme başlıklarına daha fazla ağırlık vermeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık yeni dönem, bizim açımızdan komünalite çıkışının dönemi olacaktır.
Büyük filozoflardan Bacon’un hasta yatağında söylediği aktarılır: “Eğer bu hastalığı aşabilirsem, bundan sonra komünaliteye dayanacağım.” Bu söz, bireyciliğin ve parçalanmış yaşamın insanı nasıl çıkmaza sürüklediğini, dayanışmada ve toplumsallıkta anlam kazandığını anlatır. Benzer biçimde Lenin’in de yaşamının son dönemlerinde devletçiliği aşmaya dönük yoğun arayışlar içerisinde olduğu, toplumsal örgütlenmenin daha demokratik ve katılımcı biçimleri üzerine düşündüğü bilinir. Tüm bunlar, insanlığın tarih boyunca yeniden toplumsallığa, ortak yaşama ve komünal değerlere yönelme arayışının örnekleridir.
Bugün bizim önümüzde duran görev de tam olarak budur. Demokratik toplumu örmek, toplumsal yaşamı yeniden komünal değerler temelinde inşa etmek ve halkın kendi öz örgütlülüğünü büyütmek önemlidir. Bu nedenle yeni yayın yalnızca bir yayın faaliyeti olarak görülmemelidir. Aynı zamanda yeni dönemin ideolojik, politik ve toplumsal inşasının sesi ve yön verici gücü olmalıdır.
Serxwebun, kendi döneminde parti çıkışını esas aldı ve bu konuda tarihsel bir rol oynadı. Bir dönemin bilinç, örgütlenme ve mücadele hattını şekillendiren önemli bir yayın işlevi gördü. Şimdi ise demokratik toplum paradigması temelinde yeni bir toplumsal çıkışı örgütlüyoruz. Dolayısıyla bu yeni yayın da benzer biçimde tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Sadece teorik kalıp yorumlayan değil, yön veren olmalıdır. Aynı zamanda örgütleme bilinci vermelidir. Salt teori üreten değil, pratiğin yollarını da açan bir çizgi geliştirmelidir.
Halkın öz örgütlülüğünü, komünleri, meclisleri, kooperatifleri, kadın ve gençlik örgütlenmelerini, kültürel ve ahlaki yeniden inşayı esas alan bir yayın çizgisi, yeni dönemin ruhunu taşıyacaktır. Çünkü demokratik toplum ancak günlük yaşam içinde kurulan örgütlü ilişkilerle büyür ve kalıcı hale gelir. Bu nedenle yayın, teorik derinliği korurken aynı zamanda pratik örgütlenmenin deneyimlerini, yöntemlerini ve çıkış yollarını da güçlü biçimde işlemelidir.Bu vesileyle yeni yayının çalışanlarına bir kez daha başarı dileklerimi iletiyorum. Önlerinde tarihsel önemde bir görev bulunmaktadır. Eğer bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilirlerse, yalnızca bir yayın ortaya çıkarmış olmayacaklar; aynı zamanda yeni dönemin demokratik toplum ve komünalite yürüyüşüne güçlü bir bilinç ve mücadele zemini kazandırmış olacaklardır.
Süreçle ilgili tartışmalarımız sürüyor. Devlet yetkililerinin tavır ve düşüncelerini anladıktan sonra düşüncelerimi sistemleştirip bir yol haritasına dönüştüreceğim. Şu kadarını söyleyeyim, ileriki zaman için şöyle bir düşüncem var; demokratik siyaset ve özgürlük yasalarının çıkarılması açısından Avrupa’da yasa dışı duruma düşmüş bazılarını ülkeye çağırmayı düşünebiliriz. Böylelikle yasanın kaçınılmaz olarak çıkmasını sağlayabiliriz. Hukuki sorunu olan ve Türkiye’ye girecek olan bir grup olmalı. Biz bu süreci eşgüdümlü yürüteceğiz. Bizimle paralel çalışacak bu grup.
Bahçeli gerekirse İmralı adasına giderim demiş. ‘Kardeşime selamlarımı söyleyin’ demiş. Bu konuda hakikatten tarihi bir çıkış yapmıştır. Bu sürecin gerilemesine izin vermeyiz vurgusu yapıyor. Gerçek bir devlet adamlığı, hizmet budur.
AKP’nin mesafeli durduğu ve süreci en çok onların zorladığı söyleniyor. Yine Dem Parti, MHP ve AKP taslakları ortaklaşsın. Tek taslak şeklinde bize ve harekete sunulsun ve sonra meclis ve kamuoyunda gündeme gelsin. Uygun görülecek bir yetkilinin AKP CHP MHP DEM ve benzeri partilerle kapalı devre bir görüşme alıp yasal çerçeveyi ilişkin görüş ve önerilerini alabileceği böyle olursa meclis ayağında rahatlatma yaşanacağı tarzında öneriler var. İyi bir fikir olabilir. Benim de süreçle ilgili vereceğim güvenceler de olacak. Bahçeli’nin önerisinden sonra statü konusu da belli düzeyde çözülmüş oluyor. Önerisine katılıyorum. Bunu netleştirirsek her şey resmiyet kazanır zaten. Siyaset koordinatörlüğü ve Güvenlik Koordinatörlüğü meselesini İmamoğlu ve benzeri kesimlere iletmek, görüş ve öneri almak önemli. Şimdi geriye pratik işleri kapsayan normalizasyon çalışmaları kalıyor. O da aslında bana bağlı çalışacak yani bana geçiyor. Buradan aktif katılım göstereceğim. Şimdi teyit ve tespit diyorlar. Ben ona tespit ve taahhüt diyeceğim. Bu kısmı ben netleştireceğim. Bu normalizasyon toplantılarını yaygınlaştırarak devam ettirmemiz gerekir. Pratik sahadaki sorunlar öyle çözülür. Diğeri de mecliste hangi yasa çıkacak boyutudur. O kısım bende. Dört parti yani MHP, Dem, AKP ve CHP birer koordinatör verir. Mecliste bir koordinatörlük kurulur. Onları da tek tek ben ikna ederim. Dağdan kimler inecek süreç nasıl ilerleyecek hepsini bu koordinatörlükte çözeriz. Sıkıntı yaratacak yerlerin düzenlemesini yaparız. Bu mağaralarda vs bahsediyorlar mesela onların hepsini çözeriz. O riskli olan yerleri tartışırız. Büyük şeylerden söz ediyoruz bir iki mağaraya takılı kalınmamalı.
Yaptığımız son tartışmalarla umudum biraz daha güçlendi. Doğrusu ben de karamsardım. Ama bugün daha iyiyim. Bu süreci fiilen müzakereci bir kimlikle yürüteceğim bilinmelidir. Cezaevindekiler de Avrupa’dakiler de benim bu noktada koordinatörlük düzeyinde süreci yürüteceğimi bilmeliler. Kim önce adım attı kim geri adım attı tartışmasını noktalıyorum. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan çıktı mevzusuna dönüyor. Bu süreci başarıya ulaştırmazsak herkes özeleştirisini yapar, hesabını da ağır verir.
Çıkacak kanunda sürecin temsilcisi sıfatıyla katılım sağlayacağım yönünde belirlemenin olması, ama öncesinde siyasi partilerden dört temsilcinin Koordinatör olarak gelmesi gerektiği, yine muhatap olarak mecliste siyasi koordinatörlüğün oluşturulması gerektiği ve kanun çalışmasıyla eşgüdümlü olarak grupların hazır edileceği, kanunla birlikte Türkiye’ye geleceği yönünde tartışmalar var. Ancak bunlar sadece tartışma düzeyindedir.
Bu önemli bir süreç ve görevini yerine getirmeyen sınıfta kalır, emekli olur diyelim. Hep bunu söyledim tekrar söyleyeyim. Benim esasım Kürtsüz Türk Türksüz Kürt olmaz düsturudur. Ziya Gökalp’ın da söylemini bu tarafıyla esas alıyorum.
Bazı arkadaşlar, tıkanıklığı aşacak katkıyı sunmak adına Bahçeli ile görüşmek istediklerini söylüyorlar. Hangi resmiyetle bu yapılacak, böyle bir gereklilik de olduğunu düşünmüyorum. Bahçeli zaten kendisi de gelmek istediğini söyledi, kendisiyle ben görüşeceğim. Geniş tartışmayı da ben yürüteceğim. Türk Kürt ilişkileri bağlamında temasları kuracağım. Kendisi de gelir ben de giderim onu şimdi belirtmiyorum. Süreci bu tarafıyla ben yürütüyorum. Hem Bahçeli’ye hem Özer’e selamlarımı gönderiyorum. Koşul varsa Kılıçdaroğlu’nu da selam söylemek isterim
Bu arada Faik Bulut ve Mehmet Bayrak da danışmanlık temelinde bu sürece katkı sunabilirler. Kendileriyle tartışmak gerekir.
Siyasi partilerle Dem partinin görüşmeleri devam ediyor. CHP kendi iç karışıklığını yaşadığından sürecin içine tam girmekte zorlandığı görülüyor. CHP’nin durumu budur. Onlarla çok net bir tartışma yürütülmelidir. Öcalan çok açık sizin için ilaçtır. Sizin tek ilacınız Öcalan’dır denilmelidir. Antalya, Aydın, Uşak belediyelerinde yaşananlar içler acısı. Onlara destek sunmak istediğimizi bilmeliler. Hatta Bahçeli’nin ortaya koyduğu Barış ve Siyasallaşma koordinatörlüğüne onların öncülük etmeleri söylenmeli. Sezgin Tanrıkulu gibi milletvekilleri var. Bu konuda aktif rol oynayabilirler. Bu bir destek çağrısıdır. Meclis bünyesinde parti temsilcilerinden oluşacak Koordinatörlüğe birebir katılmaları gerekir. Bu anlamıyla CHP’nin mutlaka içinde yer almasını sağlanmalıdır. Bu sürece saygı duyulması öncelikli olandır. Dostana şekilde uyardığımızın ve desteklerimizi sunduğumuzun bilinmesi gerekir.
DEM parti, birleşik bir parti mi olacak, her yapı kendi gerçekliğini koruyarak dahili mi esas alacak, yoksa organik bir parti olarak devam mı edecek tarzında birçok tartışma gündemde. Orayla ilgili gerekli düzenlemeler yapılır. Hem mevcut kadro yapısında hem de sistemine dönük tartışma yürütülür. Bir sürü farklı gündem araya girip biraz zaman alsa da bu gerçekleştirecek. Evet bu mesele önemli. Birçok bileşen var. Birçoğunun kafası karışık. Bir tartışma geliştirmek için gerekli adımlar atılmalı.
ESP’liler Manifesto’yu okuduklarını, bu tarafıyla eleştirileri olduğunu söylüyorlar. DBP yapısına dönük de kimi eleştirileri var. Yurtsever hareketin kendilerinin yaptığı eleştirilere dair tepkilerini belirtip uzun zamandır ağır bir dil ile yazıp çiziyor, basın üzerinden bunları dile getiriyorlarmış. Kongre ile beraber Dem oluşumunda yer almayacaklarını söylüyorlarmış. O kesimden Figen var, Muhabbet var… Bu insanlar çok değerliler. Belli ki bize saygı duyuyorlar. Söylediklerimizi de önemsiyorlar. Bildiğim kadarıyla Figen bunların belirttiği gibi bir yerde değil. Biz her yere eleştirimizi yapıyoruz, yeri geliyor devlete de eleştirilerimizi yapıyoruz eleştirinin ne demek olduğunu en iyi bilen yapı biziz, böyle eleştiri adı altında kendini sürecin dışına atma bahanedir. Ancak yine de tutmaya çalışmak lazım. Acele etmemeliler. Tartışmak gerekir. Her türlü eleştiriye açığız, tabii ki değerlendirecekler, eleştirecekler bu konuda hiçbir sorun yok. Öbür türlü kendileri daha büyük kaybeder. Koşulu oluşursa gelirler, tartışırız. Ama çok ısrar ederlerse de yalvar yakar davranacak halimiz de yok bunu da bilmeliler.
Yeni dönemde DEM Parti için ‘örgütler örgütü’ diyeceğim fakat bu ifade yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Bu partide çok farklı görüşler olacaktır, elbette aykırı düşünceler de çıkacaktır. Bunların hepsi doğaldır. Dem parti çalışmalarıyla ilgili raporların gelmesi de önemlidir, ancak asıl mesele bunların ötesindedir. Önemli olan, yeni bir partiyi nasıl inşa edeceğimizdir.
Benim için esas olan yüz yüze görüşmedir. Herkesin sonuna kadar eleştiri hakkı vardır ve bunun kendilerine açık biçimde anlatılması gerekir. Bu yaklaşımın taktiksel olmadığını özellikle bilmeleri önemlidir. Bizim doğal ağırlığımızın hissedildiği bir çalışma olur ancak bu yalnızca ‘bizim’ partimiz olmayacaktır.
Bu yapıyı klasik bir parti formundan çıkarıp daha çok bir meclis formuna dönüştürmek gerekebilir. “Parti meclisi” diyebiliriz mesela. Geleneksel anlamda sekreterya, yürütme ve benzeri hiyerarşik yapılara dayalı bir anlayış olmamalıdır. Asında Parti de demek istemiyorum ama resmiyet gerektiriyor bunu. Genel meclis ve dar yürütmeler yerine, yatay örgütlenmeyi esas alan bir model geliştirilmelidir. Temel çalışma alanı yerel olmalıdır. Yerel demokrasi güçlendirilmeli, siyasal çatı ise korunmalıdır. Esas model budur.
Bu nedenle herkesin görüşü alınmalıdır. DEM’in programı yeniden düzenlenebilir. Kadro yapısında da kimi değişiklikler yapılabilir. Ben buna ‘demokratik Cumhuriyet’ perspektifi diyorum. Türkiye’de siyasetin mevcut durumu ortadadır. CHP’nin hali dağınık, MHP’nin durumu belli, giderek daha yumuşak bir milliyetçiliğe kayabilir, AKP’yi söylemeye bile gerek yok. İşte tam da bu noktada ortaya çıkan siyasal boşluğu böyle bir hareketle biz dolduracağız.
Kurulacak yapı sosyalist ve demokratik bir çizgide olacaktır. Buna toplumcu sosyalizm de denebilir. İsim konusunda hiçbir dayatma yapılmamalıdır; çünkü mesele isim değil, demokratik Cumhuriyet perspektifiyle örgütlenen bir siyasal hattın inşasıdır. Aslında bu bir yerel demokrasi hareketidir. Temel hedefi yerel örgütlenmeyi ve yerel demokrasiyi geliştirmek olmalıdır. Partinin asıl hakikati de burada yatacaktır. Bunun dışındaki yapı daha çok bir çatı örgütlenmesi niteliğinde olacaktır. Elbette merkezî bir yapı korunacaktır, ancak herkes ne kadar güçlü olursa olsun, esas olan yerel demokrasi anlayışıdır.
Bu çerçevede program oldukça açıktır. Kendinizi dar tartışmalar içinde tüketmeyin. Beni doğru ve anlaşılır biçimde anlatın. Cezaevlerinden çıkan çok sayıda arkadaş var; bu arkadaşların tamamı yerelde yerel demokrasi çalışmalarına aktif biçimde katılacaktır. Toplumsal örgütlenme ve yerel mücadele zeminini de esas olarak onlar güçlendirecektir.
Cezaevinden çıkan Arkadaşlar; Yerel demokrasinin inşasında yer almalı ve bu sürece doğru bir temelde katılmalıdırlar. Bu çalışma, silahları tümüyle gereksiz hâle getirecek bir toplumsal dönüşüm çalışmasıdır. Biz bu ülkeye yeni bir olağanüstü süreç yaşatmayacağız. Yerel demokrasi ve toplumsal inşa gerçekleştikten sonra bunun senato mu olacağı, farklı bir meclis modeli mi geliştireceği ayrıca tartışılabilir. Ancak bugün için yeni bir illegal örgütlenmeye ihtiyaç yoktur.
Elbette anayasal boyutlar vardır ve ben bu meselelerin hukuki ayrıntılarına bütünüyle hâkim olduğumu söylemiyorum. Fakat hukuka kökten inanıyor ve bağlı olduğumuzu ifade ediyoruz. Bu nedenle yapılacak her işin temelinde hukuk olmalıdır. Çünkü hâlâ yargılayan yasalar yürürlüktedir ve bunun farkında olmak gerekir. Hukuk, demokrasi ve devlet birbirini besleyen alanlar hâline gelmelidir. Bunu tüm bileşenlere iyi anlatmak ve benimsetmek gerekir. Bu Dem Parti ile ilgilenilmeli, ortak çalışma kültürü yaratılmalıdır.
Bizim bir ütopyamız Kürdistan’da bir ulus devleti kurmaktı. Ama o ütopyaydı, şimdi reel siyasetin gereğini yapıyoruz. Dem Parti Türkiye’den ayrı bir dil kullanmamalıdır. Ayrıştırıcı dil yerine, Türkiye’nin bütününe seslenmeli. Türkiye ile bütünleşen bir dil olmalı. Koordinasyonsuzluk değil koordinasyon olmalıdır.
Yeniden yapılanma gerçekleşecek. Silahları bıraktık, bırakıyoruz. Ama siyasetsizlik olmaz. Siyaset yapmak durumundayız, taahhütte bağlıyız ama hukuki boyut ve hukuksal zemin şart. Norm dışı güçler çok güçlü ama biz norm devleti ile bu süreci geliştirmek istiyoruz, buna ihtiyacımız var.
Amed sporun süper lige çıkması sonrası kutlamalar olmuş. Bu kutlamalarda Amed spor için Kürdistan milli takımı denilmiş. Arkadaşlar bilirler İstanbul’dayken DDKO’ya gitmiştim, bunlar kendilerini Kürtlüğün sahibi görüyorlardı. Diğer taraftan ise diyorlardı ki “ya Rabbi sen bu Kürtlere imkân verme dünyayı yutarlar”. Tabii Kürt sözcüğünün ağıza alınmasından da rahatsızlardı. Ben Kürtlerden bahsedince ilkin bana kuşkuyla baktılar. Kürtçüyüz deyip Kürdün lafını etmiyorlar, öyle bir durum. Mahir Çayan’ın Kürtler ile ilgili değerlendirmelerini dinlemiştim. Ben oradan bu güne geldim. Şimdi aynı akıl beni devletle birlikte ihaneti örgütlemekle suçluyor. Bu alçakların hepsi rantçıdır. Tabi bunlar aşılacak. Ama bu sahtekârlar her şeyi yapmaya müsait olurlar. Umarım bu son ve sağlam adımları başarıyla atarız ve bunların hepsi boşa çıkar. Biz de boş değiliz, kimse merak etmesin, şimdi bizi kimse ihanetle suçlayamaz. Bizim bu çıkışımız birçok şeyin önünü aldı bunu herkes biliyor. İlk zamanlar 6000 kişi vardı listede hepsi alınacaktı. HDK listesiydi. Biz onların hepsini ipten aldık. Önüne geçtik bizim diyalog sürecimiz bunu engelledi. Şimdi Kürtlük adına bizi suçlayacaklar öyle mi? Biz sosyalistiz, öyle boşu boşuna sosyalist olunmaz, ne yaptığımızı biliyoruz. Bir Kürt dili gelişecekse buna elbette biz sahipleneceğiz. Kürdistan’da çalışanların ilk işleri dil ve kültür olacak. Kooperatifler kuracaklar, dil kurumları kuracaklar, bunun üzerine iş yapacaklar ve çalışacaklar. Temel işleri bu olacak.
Şimdi dönmüş Kürdistan milli takımı diyorlar. Bunlar ne kadar gereksiz ve zamansız tartışmalar. Kim milli takım kurmuş mesela, Kürt halkının desteklemesi ayrı bir şey Kürdistan milli takımı gibi lanse etmek ayrı bir şey. Şimdi daha temel şeyleri dayatmamız gerekiyor. Gerçeği yansıtmayan şeyleri gündem yapmak doğru değil. Kürt dili kurumları açabilirsin ilkokul anaokulu gibi yerlerde DeFacto eğitimler yapabilirsin.
Amed sporu da başarıya getiren bizim emeğimizdir. Toplum ulusal bilinçle destek veriyor. Bunu farklı kullanıp provokatif bir duruma getirmemeliler. Hep söylüyorum arabayı atın önüne sürmeyin. Bizim derdimiz çok başka, yürütülen gündem başka. 50 yıl çatıştık diyorum ama buna rağmen dili özgürleştirdik. İnançsal, kimliksel, cinsiyet temelli özgürlüklerin önünü açacağız. Kendimi bu yüzden alabildiğine katacağım. Herkesin de kendisini alabildiğine katmasını istiyorum.
Bazı siteler beni ihanetçi ilan etmiş. Darka Mazi denilen bir yayın organıdır. Kesin olmasa da Çürükkaya onlar da bu oluşuma dahildir. Bunlar daha çok provokatif aparatlar. KDP geçen gün Çürükkaya’ya kravat takarak kendi TV kanalı olan Kürdistan TV’ye de çıkartmış. Şimdi bu digital hesapları da bunlar besliyor, bu içerikleri bunlar hazırlıyor. Bunlar fırsatçıdırlar alçaktırlar, her türlü provokasyonu bunlar yapıyor. Bir dönem otobüs meselesi vardı; Çürükkaya onlar organize ettiler. Onat Kutlar olayı olması gerekir. Şimdi ismi hatırlamıyorum. Patlama olmuştu, hepsi onların işiydi. Şimdi adını koyayım Ebubekir, Botan bunlar hepsi norm dışı güçlerin muhataplarıdır. Böylece onları kullanıyor olabilirler.
Okuduğum bir yazının başlığı; Çözüm süreci tıkandı mı? İmralı da neler oluyor? Neleri biliyor neleri bilmiyoruz?’… şeklindedir. Bunlar Kürtçülüğün rantçılarıdır. Rantlarını ellerinden alacağımızı biliyorlar. Evet norm dışı güçler böyle bilgileri bunlar üzerinden yayabilirler ama KDP, Parastin ve MOSSAD tarafından destekleniyor gibiler. Zaten Parastın esas olarak MOSSAD tarafından destekleniyor. Ciddiye alınacak kişilikler değildir.
Alçak Selim Aysel’i kurtarmak için örgütü sattı. Etkili olamayacaklarını ben de biliyorum. Bunlar şebekedir. Tabi KDP’nin etrafında da dolanıyorlar. Evet Selim Avrupa’da. Ama kardeşi Güney’de peşmergelerle mayın temizlerken öldü. Elleri her yerdedir. İşleri güçleri karıştırmak, yeter ki para olsun ucunda her şeyi yaparlar. Bizde kalmışlar, bizden de her şeyi öğrenmişler. Yeteneklerini bizden alıyorlar. Şu konuda dikkatli olmak lazım, bizim boşaltacağımız alanlara başka bir örgüt olarak yerleşebilirler. Bunun parası da MOSSAD kaynaklıdır. Etkileri küçük ama boşluk arıyorlar. Öyle bana hakaret etmelerine izin vermem.
Bunlar dışında belli kesimlerin özellikle Kürt kimliğini kullanarak Kürtlük davası elden gidiyor mu düzeyinde çelişki yaratan tartışmalarla kimi yurtseverleri etkiliyorlarmış. Bu da çalışma yürüten yapılarımızın eksikliğinden kaynaklanıyor. Bizim perspektifler tam uygulanmadığından boşluklar bırakılıyor. Kürt toplumuna beni düzgün anlatmalısınız. Öbür türlü para devreye giriyor, bilmem ne devreye giriyor. Böyle kandırıyorlar toplumu. Bunların hepsi İngilizlerle de ilişkilidir. Tabii biz de ilişkileniriz, o konuda sorun yok. Ama çoğu MOSSAD bağlantılıdır. Bana da Şam’da otur Kürtçülük yap diyorlardı. Hafız Esat’la da bu yüzden geriliyorduk. Ancak benim söylemim de çok netti: Kürtçülüğe evet ama sahte milliyetçiliğe hayır diyordum. Yani o zamanda bu yaklaşımlara karşıydım ve bir tutumum vardı.
On yıl emek verdiğimiz arkadaşlar var. Sorun çözmek için çalışmaları gerekirken kendileri bazı sorunlara yol açıyorlar. 30 yıllıklar ve daha önce görev yürütmüşler olarak ayrım yapılmamalıdırlar. Bütünlüklü yaklaşılmalıdır. Yazıyoruz ama anlaşılıyor mu bilmem.
Kendileri de şahit oldu. Burada 50 yıl savaştığımız devlet ile çalışarak bir diyalog geliştiriyoruz iş yapıyoruz. Aşırı merkezileşiyorlar ve bazı sorunlara yol açacak ayrıştırıcı bir dil kullanıyorlar. Basında görüyorum. Bunu böyle yapmamalılar. Mütevazi bir katılım içindeyiz hepimiz.
Cezaevinde Rukiye Fidan arkadaşın ailesinden kayıplar yaşanmıştı. Güçlü biri, toparlanmış olması gerekiyor. Ondan oldukça umutluyuz. Fatma Tokmak hasta olan, çok zulüm gören biri, sağlık sorunları devam ediyor. Ayrıca Zeynep Ölbeci, Zeynep Karaman, Selver Yıldırım, Pervin Oduncu, Leyla Güven, Ayşe Gökhan ve Newroz Bozkurt’un selamları önemliydi. ESP’li tutsaklardan Tanya ve Deniz’in, MLKP’li Muhabbet Kurt’un, Zerrin Yılmaz’ın selamları da demokratik siyaseti geliştirme mücadelesinin parçası olarak ele alınmalı.
Figen de var onları önemsiyorum. Bize dayanmak yerine güçlü bir şekilde ayakta durmalı, birbirlerine güç ve destek vermeli, güçlü olmalılar. Manifesto ellerindedir. Her türlü katkı sunulur. Gelişkin oldukları anlaşılıyor. Fedakârlıkla yıllarını verdiler ama pratik ve teoride mutlaka gelişme sağlanmalıdır. Bu emeklerinin gereğidir aynı zamanda.
Demokratik entegrasyon gerçek bir devrimsel süreçtir. Öylesine bir yaklaşım değildir böyle anlaşılmamalı. O yüzden bu meseleye kafa yormalılar.
Ayrıca Hakkarili Süheyla Taş, Liceli Ardıl Çeşme, Laleş Çeliker, Nurcan Aslan cezaevinden tahliye oluyorlar. Doğru karar vermek ve doğru konumda çalışmak önemlidir. Buna göre yaklaşım belirlemek de önemlidir. Hemen her şeyin merkezine kendilerini koymaları iyi değildir. Onlar gibi tüm arkadaşlara göz kulak olmak, ilgilenmek gerekir. Dışarıya yabancı olduklarından öğretici olmak gerekir. Yeni dönem çalışmamız, yerel demokrasi çalışmasıdır. Dolayısıyla yerelde toplumun sorunlarını esas alan, toplumdan öğrenen ve aynı zamanda topluma yön verecek çalışmalar yürütmeleri gerekir.
Toplumla bağ kuran, toplumdan beslenen ve yine topluma katkı sunan bir öncülük geliştirmeleri önemlidir. Ben de bu anlamda yanlarındayım. Onların topluma vereceği çok şey olmalıdır.
PAJK eğitim devresinden arkadaşlardan mektup aldım. Bir arkadaş şiir yazmıştı bir de şal göndermişdiler. Bayağı hediye gönderenler oldu. Bazıları da küçük de olsa buradan yani bizden hediyeler istiyorlar. Birçok yere hediye göndermeyi düşünüyoruz
4 Nisan’da Amara Kültür Festivali kapsamında Halfeti’de genç kadın voleybol takımı, TJA takımını yenerek madalya almış. Madalyalarını bana göndermişler. Voleybol konusunda en kötü oyuncu benim. Buradaki arkadaşlarla oynuyoruz, ne hileler yapıyorum bir bilseniz.
ABDULLAH ÖCALAN SOSYAL BİLİM AKADEMİSİ
Mayıs 2026
Wan ve Riha’da gerçekleştirdiğimiz “Demokratik Toplumun İnşasında Erkeği Dönüştürme” atölyelerini gerçekleştirdik.
Demokratik ve özgür bir toplumun inşası, erkek egemen zihniyetin değişimi ve kadın özgürlüğü temelinde ortak mücadelenin büyütülmesiyle mümkündür!
Dağda mücadele edenlerden,Zindanlarda tutsak edilene, Avrupa’da sürgün olandan ülkede yarı açık cezaevinde gibi hisseden herkes aynı mücadelenin parçası. Tüm olumsuzluklarına rağmen süreci destekliyor,çıkacak yasaları eksik de olsa olumlu görüyor.
Bakın bu konuşan adam Apocuların en “bilinçli” olanlarından biri. Bu geri zekalı beyinsiz , Selahattin’in Osmanlı’yla uzak yakın alakası olmadığını bile bilmiyor. Bu geri zekalı beyinsiz Selahattin’in kendi devleti olduğunu bile bilmiyor. https://t.co/NKVYG6dSN8