SİZE ÇOK ÖNEMLİ BİR MESAJIM VAR:
Hasidik Yahudiler’in siyonist kolu Chabad’lar ile ilgili yayınladığımız belgeselimiz 2 haftada 69 milyon kez izlendi. Bu bizim için bir rekor.
Bu konu daha önce defalarca kez başkaları tarafından çekilmiş olsa da, bizim belgeselimize gösterdiğiniz özel ilgi için teşekkürler.
Ancak geçmiş yıllara ait bazı görüntüler sanki bu belgeselde yaşanmış ve yeni olaylarmış gibi her yerde paylaşılıyor.
Yine bu etkileşimin neticesinde toplumumuzdaki bazı kesimler tarafından adeta abartılarak kahramanlaştırıldığımı da görüyorum.
Ve tüm bunların çok daha önemli bir gerçeği gölgede bırakmasından rahatsızlık duyuyorum.
Bu yüzden şu an sahip olduğum popülerliği işte bu önemli gerçeğe dikkat çekmek için değerlendirmek istiyorum; dünyanın en büyük hapishanesine dönüşen Gazze’ye.
Sadece İstanbul’daki Beykoz ilçesi kadar küçültülmüş bir alanda 2.000.000 milyondan fazla insan yaşam mücadelesi veriyor. Ve ne mizah akımının, ne sahte Amerika karıştı görüntülerinin, ne de benim abartılmamın bu insanlara hiçbir faydası yok.
Bugün daha önce hiç olmadığım kadar gündemdeyim.
Eğer bu kadar büyük bir ilginin, milyonlarca görüntülenmenin ve sosyal medyada oluşan bu enerjinin bir anlamı olacaksa size çağrım şudur.
Filistin’de kaderine terk edilmiş ve yardıma muhtaç yüzbinlerce insan var. Size bir bağış linki vermiyorum. Ama siz de eğer benim gibi düşünüyorsanız, güvendiğiniz yardım kuruluşları aracılığıyla bu insanlara yardım edin. Özellikle çocuklar. Bazıları evini, bazıları ailesini, bazıları geleceğini kaybetti. Bu çocukların sesi yeteri kadar duyulmuyor.
En azından, gündemin ürettiği bu enerjiyi sosyal medyada doğru paylaşımlar yaparak bu çocukların sesi olmaya dönüştürün. Türk Aklını kullanın.
Belgeselini çektiğimiz Hasidik Yahudiler, Chabad-Lubavitch topluluğudur ve ileri düzeyde Siyonisttir.
İsrail yanlısı bu Hasidik Yahudiler, bizim başlangıçta yalnızca kültürel ve yüzeysel bir video çekeceğimizi düşündü. Drew Binsky tarzında; gündelik yaşamı, gelenekleri ve kültürel farklılıkları anlatan daha hafif bir içerik bekliyorlardı.
Kanalımızın popülerliği de, onların bizim çekim talebimize ılımlı yaklaşmasına neden oldu.
Üstelik bu konuyu ilk kez biz çekmiyorduk. Daha önce Tyler Oliveira ve Tommy G gibi içerik üreticileri de benzer videolar hazırlamıştı.
Fakat çekimler ilerledikçe, konunun yalnızca kültürden ibaret olmadığını fark ettik. Aldıkları çeşitli destekleri, İsrail’le kurdukları tarihsel ve ideolojik bağları ve Kudüs’e dair siyasi-dini yaklaşımlarını da keşfettik ve belgeselimizde bunları size aktarmaya çalıştık.
Filistinli çocukları desteklemeyi unutmayın!
Çocuk dediğinizi birey ederseniz;
Katil beslersiniz
Çocuk bildiğinizi feda ederseniz;
Gazze’li, Haseke’li insan yetiştirirsiniz…
Çocuklarınıza sokak köpeği muamelesi yapıp onlarla oynaşmayın, onları bireysel hareket alanlarında yokluğa sürükleyecek derecede varlıkla boğmayın…
İnsan gibi ebeveyn olmadığı ülkede hesabı katilden önce azmettiriciden de sormak lazımdır…
Gençlik bireysel özgürlük kulübesinde vahşi hayvana dönüşüyor…
İstanbul fatih'te bir zat, canı leziz bir yiyecek istediği zaman, sanki yedim deyip, o paraları biriktirip bir cami yaptırmış.
Bediüzzaman hazretleri bu hadiseyi şöyle ifade etmiş.
Lezâiz çağırdıkça “ Sanki yedim ” demeli. “ Sanki yedim ” düstur eden, bir mescidi yemedi. ( ❋ )
( ❋ ) İstanbul’da “ Sanki Yedim ” nâmında bir mescid var. “ Sanki yedim ” diyen adam, hevesinden kurtardığı paralarla bina etmiş.
"Bir kimseyle olan arkadaşlığında, onu üç hâlde görmedikçe güvenme:
- Sana bir sıkıntı isabet ettiğinde,
- Ona bir nimet verildiğinde,
- Aranızda bir soğukluk yaşandığında.
||Ali b. Ebî Tâlib r.a.||
“Bir kimse din kardeşine gizlice öğüt verirse, ona gerçekten nasihat etmiş ve onu değerli kılmış olur.
Fakat öğüdünü açıkta, herkesin önünde verirse; onu utandırmış, küçük düşürmüş ve incitmiş olur.”
İmam Şâfiî
Kalbin kendi sinir ağıyla beyne yön verebilmesi, hissiyat ve hikmetin tek merkezinin akıl olmadığını; sezgi ve dengenin kalpte şekillendiğini tefekkür ettirir.
💠 Bu, Resûlullah’ın insanın hâlini belirleyen merkezin kalp olduğuna işaret eden hikmetiyle örtüşür
Gönenli Mehmet Efendi,
Sultan Ahmet Camii’ne tayin edilince çevreyi incelemiş.
Fakir ve düşkün kimseleri bulup alâkadar olmak istemiş. O civarda oturan âmâ (kör) bir kimse olduğunu öğrenince ziyaretine gitmiş.
Selâm verip :
– Efendim ben Sultan Ahmet Camii’ne imam geldim. Hem sizi ziyaret etmek hem de üzerime düşen bir vazife varsa onu ifa etmek isterim, demiş.
Âmâ adam:
– Hoş geldiniz Hocaefendi.. Allah razı olsun, demiş.
Hocaefendi:
– Maaşınız falan var mı? diye sormuş.
– Hayır, yok, cevabını vermiş adam.
Hocaefendi:
– Peki, başka yerden geliriniz falan? demiş.
Âmâ adam:
– Hayır, herhangi bir gelirim yok! demiş.
– Peki, neyle geçiniyorsunuz, diye sorunca; âmâ adam öfkelenmiş:
– Bundan size ne efendi?
Bir de imamsınız.
Rızık kimden hoca?
Gidebilirsiniz!. diye terslemiş.
Hocaefendi çıkmak zorunda kalmış.
Lâkin o gece gözüne uyku girmemiş.
Ertesi gün sabah yine gitmiş ve kapıyı çalmış.
Âmâ adam içeriden:
– Kimsin? diye seslenmiş.
Hocaefendi:
– Dün kovduğun yüzsüz imam, cevabını vermiş.
Âmâ adam kapıyı açmış:
–Gene neye geldin? diye söylenmiş.
Hocaefendi:
–Hiç efendim, ziyaretinize geldim. Beni bin defa kovsanız da yine geleceğim demiş.
Âmâ adam:
– Adın ne senin? demiş.
Hocaefendi:
– Adım Mehmet Öğütçü, efendim. Gönenli Hoca diye tanırlar beni, diye karşılık vermiş.
Âmâ adam bunu duyunca:
– Buyur gir içeri, konuşalım, diyerek içeriye buyur etmiş.
Hocaefendi içeri girince âmâ adam:
– Kusura bakma hoca, dün kalbini kırdım.
Hakkını helâl et, demiş.
Hocaefendi:
– Estağfirullah efendim. Sizin gözleriniz görmez, kimsenin yardımına ihtiyaç duymuyorsunuz bu nasıl oluyor.
Sırrınız nedir, meraktayım. deyince
Âma adam :
– Benim sırrım şu Hocaefendi.
Ben her gün kuşluk namazını kıldıktan sonra ;
“Ya Rabbi! Kuşluk senindir, güzellik senindir, nimet ve her şey senindir.
Eğer rızkım gökte ise, yere indir.
Yerde ise, çıkar.
Uzakta ise, yaklaştır.
Haram ise, helâl et.
Dar ise, genişlet ve elime ilet.” diye dua ederim.
Sonra ellerimi yüzüme sürer sürmez, biri gelir sağ dizime vurur. “Aç elini!” der.
O günkü ihtiyacımı verir gider. Kuşluk namazı kıldığım her gün bu böyle devam eder.
Aynı zat bugün de geldi ve sağ dizime vurarak benim kısmetimi verdikten sonra, sol dizime vurarak, “Bunu da Gönenli Mehmet Efendi’ye ver.” dedi.
Al kısmetini!…
Bu sözlerin duyan, Büyük âlim, fakirlerin ve talebelerin mânevî babası Gönenli Hocaefendi “İlâhî ya Rabbi! Hikmetinden sual olunmaz.” diyerek içli içli ağlamaya başlamış..!
Hocaefendi bu hatırasını naklederken şunu ifade etmiştir :
“O âmâ adamdan bu mübarek kısmeti aldıktan sonra ömrü hayatımda hiç darlık ve sıkıntı çekmedim.
Ben hep acınacak insanları gezerdim..
Meğer acınacak o insan benmişim..
Yıllarca Ümmedi Muhammede sohbet eden vaaz eden Gönenli Mehmet Efendi Hz.
Ruhu şad olsun.
Mekanı cennet olsun.
Ceddimizden, özümüzden, kendimizden utanmaya memur edildiğimiz son asrı özetleyen bir kare; galip taraf ile mağlup tarafın fotoğrafı.
Soldakiler Vatikan’ın devlet adamları, sağdakiler Türkiye’nin din adamları.
Solda köklerini koruyan batılılar, asırlardır sürdürdükleri geleneğe uygun tarzda Hristiyan kisveleriyle oturuyor. Sağda mukaddesatından, medeniyetinden, kültüründen, dinlediği müzikten, okuduğu ezandan, kılık kıyafetinden, örfünden adetinden cebren uzaklaştırılmış bir milletin din adamları; takım elbiseli, kıravatlı, “biz daha batılıyız” kisveleriyle oturuyor.
Bu çok trajikomik bir fotoğraf, bize sıradan gelmesi sizi yanıltmasın.“Son iki asır yenildik ve bunu kabullendik” fotoğrafı.
Diyanetimizin güzide mensuplarına şahsi bir eleştirimiz yok, her biri muhakkak kıymetlidir, onların kabahatini değil, 1-2 asırlık sapmanın sonucunda acıklı farkı gösteren “fotofiniş” bu. Ama bu neticeyi beğenmemek mecburiyetindeyiz. Keşke böyle olmasaydı, inşaallah bir gün böyle olmaz.