Gülse Birsel :
" Abartmıyorum, altın zümrüt içinde yaşayan bir millet olmalıydık. Tamamı cennet, tohumu taşa atsan, taş filizlenir. Yirmiden fazla maden var İncil’deki 7 kilisenin 7’si de burada. Nuh’un gemisinin indiği topraklar. Mezopotamya’nın yanı, Göbeklitepe! Hitit, Bizans, Selçuklu tarihi fışkırıyor.
Yetmezse 3 tarafı deniz ve turizm! Kar, yağmur, güneş nem hepsi var. Cahil ve fakir kalman imkansızken halkın yarısı açlık sınırında.." Sebep?
İki sebebi olmalı:
1) Cehalet
2) İhanet”
@bigitelif0 kız zaten iki hafta sonrasında belli bir kısmını Ödemiş belki parça parça geri kalanı ödeyecektir ya da bunu nasıl ödeyeceği ile ilgili konuştun mu çünkü bu kadın, senin dostun,kocanın değil ve direkt olarak güven ilişkiniz varsa aranızda bunu o kızla beraber sen konuşmalısın
@bigitelif0 Demiş ya, 3 ayda öderim diye. Ama yinede 2 hafta sonra 10 gramı yollamış. (Bu twwitti atan güzel kadın, Mesajını okudum fakat tam olarak kaç gramdı kaç haftaydı onları hatırlamadan şu an kendi algıma göre yazıyorum lütfen rakamları veyahut haftalari mazur görelim)
@dezavntjlipzsyn@mertcangoren Çok güldüm bu yazına çünkü samimiyet ve dürüstlük içerdiğini hissettim, hayat yargılayanlardan ama neyi ve neden yargıladıklarını/ neyi kötü ve neden kötü seçtiklerini anlayamayanlardan ibaret :(
Zamanında Erol Köse’nin ambargosuna ve zorbalığına uğrayan isimlerden biri de Gülşen’di. 2007’de Erol Köse canlı yayında Gülşen’e ilan-ı aşk etmişti; Gülşen’in onun evli olduğunu öğrenip terk etmesi arefesinde hem de. Erol Köse magazin programlarında daha da çirkefleşip Gülşen’in özel hayatının ihlaline kadar gitmişti. Bu kayıtta da Gülşen’in, Erol Köse’nin yakın kankitosu Bülent Ersoy ile olan haklı atışması var. Sonuna kadar kendini savunup, herkesin önünü iliklediği Bülent Ersoy’un gözlerinin içine bakarak “Erol Köse’nin maşasıdır” demesi ayrı bir gurur.
Lise 2'deyken İlber Hoca'nın cep telefonunu internette bulmuş, bir söyleşiye çağırmıştım. Hiçbir detay sormadan kabul etmişti. Heyecandan iki cümleyi bir araya getirmekte zorlanan bir çocuk sesini ciddiye almasına inanamamıştım.
Dört sene sonra üniversitede hocam oldu.
Hiç unutmuyorum, ilk derste "Hz İsa'nın konuştuğu dil neydi?" diye sordu, doğru cevaplamam üzerine beni lisede düzenlediğimiz o söyleşiden hatırladığını söylemişti. İkinci şoku da o zaman yaşamıştım.
Sonra yakından gözlemledikçe, tanıdıkça bu şoku yavaş yavaş atlattım.
İlber Hoca herkesle konuşuyor, herkesin telefonunu açıyor, kimseyi unutmuyor, içinde bulunduğu anı doruğuna kadar yaşıyordu. Birikimi, makamı, şöhreti; onu hayattan koparmamış, aksine çok daha sıkıca tutundurmuştu. Daha önce böyle çok az kişi gördüm.
İlber Hoca'nın kitapları, makaleleri, söyleşileri, tavsiyeleri, dersleri, bildiği dil sayısı, kütüphanesi etkileyiciydi, zihin açıcıydı. Ama farklı görüşten, kimlikten herkesin bir noktada kulak verdiği bir isim olmasının tek sebebi akademik derinliği değildi.
İlber Hoca, bilgiyi insanlara aktarmayı bilen ve seven yaşayan ve hayatın içinde bir entellektüeldi.
Her dönem gençlere seslenmeyi bilen, zamanın ruhunu inanılmaz iyi yakalayan; her ne kadar üstten anlatıyormuş gibi gözükse de aslında göz hizasına geçerek bildiklerini aktaran, popüler kültürü belki küçümse de bilgiyi popülerleştiren biriydi.
Hangi ülkede bir tarih profesörü gençler arasında popüler bir figüre dönüşebilir, sözleri, şakaları sosyal medyada trend olabilirdi ki? Abuk subuk kişilerin gündeme geldiği bir dönemde bunun yaşanması bile acayip ve İlber Hoca'ya özgü bir şeydi bence.
Hoca'nın çalan telefonunu her yerde, her yayında açmasının da sebebi buydu; herkesle konuşan, herkesle angaje olan, herkesi dinleyen ve herkesle paylaşan biriydi. "Ulaşılamayan" "telefonlara çıkmayan" insanların dünyasında, çok rahatlıkla kendisini kapatabileceği "fil dişi kulesine" çıkmayı reddetmişti bence.
Bu yüzden farklı kesimlerle temas kurdu, herkesle konuştu, her yerde konuştu.
Bulunduğu ortamdan, akan hayattan kopuk değildi.
Kitaplarını ortaokulda okumaya başladım, kendisini lisede tanıdım, derslerini üniversitede dinledim. Ama ondan öğrendiğim en büyük şey asla sadece kendisinden ders alma şansına resmen erişmiş küçük bir sınıfın "hocası" olmaması, herkesin hocası olmasıydı.
Büyük ihtimalle bu denli hayatla iç içe, kamusal alanın akışından kopmayan, herkesle diyalog halinde bir aydın, hocayla karşılaşmamız zor olacak.
Çok şey öğrendik, ama benim nezdimde aldığım en büyük ders buydu: Bilginin, makamların ışıltısına kapılıp hayattan azade fildişi kulelerine kapanmamak. Akıştan vazgeçmemek.
Mekanın cennet olsun İlber Hocam.
Allah rahmet eylesin.
20 yıldır piyasadayım. Net söylüyorum: Türkiye'de artık "maaş biriktirerek" ev alınmaz. O devir kapandı.
60K gelir, 1 çocuk, 0 ev. Bu bir finansal acil durumdur. Eğer stratejiniz yoksa, ömür boyu kiracı kalırsınız.
Size aklınızla nasıl ev alacağınızı anlatacağım. 👇
Bu videoda Almanca konuşan bir çocuk ağlayarak şunu söylüyor:
“Çocukları öldürdüler, sonra da yediler. Geriye sadece saçlar, kemikler, dişler ve gözler kaldı.”
İnsanlık bitmiştir.
Çocuklara tecavüz eden, kesip yiyen, kanlarını gençlik iksiri için çeken, her türlü deneye tabi tutan ve karanlık ilişkiler içinde olan bu yapılarla adı anılan güç sahiplerine nasıl hala “sayın”, “dostum”, “stratejik ortak” denilebiliyor?
Aklım almıyor...
Güç sahibi olunca insanlıktan muaf mı olunuyor?
Bir çocuğa bunlar yapılıyorsa orada siyaset üstü bir insanlık sınavı vardır.
Ve bu sınavda tarafsızlık yoktur.
➖Burada tarafsız duran namussuzdur...
Tarih, kimlerin kimlerle tokalaştığını unutmaz.